bugün
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- sözlüğün götü en güzel yazarı7
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği10
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- kürt fıkraları6
- gözünü am bürümek6
- silikon memenin patlaması5
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- sözlüğün kalitesinin bu aralar biraz düzelmesi8
- lahburger4
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- iyi dostlar biriktirdim5
- 90 larda ayak fetişi diye bişe yoktu5
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması6
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- salat namaz değildir8
- yazarların akşama dair planları9
- nervio23
- 2 milyar lira eft yapmak2
- hayat7
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya6
- waffle3
- pandela3
- caz dinleyen erkek9
- fiziği güzel sözlük kızları48
- ali kırca nerede3
- andropoz amca6
- recep tayyip erdoğan27
- babanne evi2
- lahmacun vs hamburger2
- fatma betül sayan kaya59
- süper babaanne2
- judas'ın mezarına toprak atar mısınız5
- pandela'nın soğuk şakaları2
- van gogh kulağını neden kesti5
- judas'ın kulakları5
- nokia 11002
- ayak fetişi olması ama el fetişi olmaması2
- nokia nın nokia olduğu zamanlar2
- queen ravenna ile mezar komşusu olmak4
- sapık yaşlı5
- çizme giyen kız2
- kıvırcık ali nin kıvırcık saçlı olmaması sorunsalı2
- sayın ismet brez ismet biji ismet2
- slut shaming2
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- türkler taşı oyup ona tapmayan tek millettir4
- fatih terim'in tff başkanı olması5
---olası spoiler ibaresi---
kubrick' in william makepeace thackeray'ın romanından uyarladığı filmi. genel itibariyle tam bir rise and fall türü filmdir. zaten kubrick' te filmi hemen hemen yarısından ikiye böler açıkça. ilk kısım kanımca daha güzeldir. izleyen herkesin söyleyebileceği gibi romantik dönem bir edebiyat eseri okuyormuşsunuz hissi verir. yapay ışık yerine mum kullanma hadisesi elbette dahiyane bir fikir ve izleyeni filmin içine daha bir sokar. filmin görsel olarak mükemmel olduğunu söyleyebilirim. zaten kubrick' in en başarılı noktası da budur.(filmdeki yolda faytonların geçtiği kısa bir sahne edward dayes' in queen squere adlı 1786 tarihli tablosuyla neredeyse birebir gibidir.)
döngüsel bir kurgu izlenir barry lyndon' da. zira orta sınıf bir irlandalı olarak başlayan edmond onca debdebeden sonra yine başladığı yere döner. filmin başında tutkulu ve cesur bir gençtir fakat tüm yaşadıkları sonucu yitik ve kaybetmiş biri olarak bulur kendini.
edmond' un ilk aşkı vesilesiyle kötülük kavramıyla tanışması tüm yaşamını etkileyen olaylar zincirinin ilk halkasıdır. bundan sonra o çevresini çevresi de onu etkiler ve bu ihtiras tüm yaşamını aslında boşa harcadığını görmesini engeller. bu tabi biraz renklerin kirlenme yarışında birinciliğin beyazın olması klişesi gibi bişey...
sevdiği kadın için yüzbaşıyla düello yapan saf genç ile savaştaki kocasını aldatan kadınla birlikte olurken üzerindeki üniforma karşıtlığı karakterin dönüşümünü haber verirken; kötürüm lordun eşini elinden alan barry' nin filmin sonunda bacağının kesilmesi analojisi ise yine döngüsel kurguya işaret eder. bu biraz lumpen bir bakışla yuva yıkanın yuvası olmaz diye nitelenebilir(abkz: swh)
yine babasız büyüyen edmond' un oğluna düşkünlüğü çöküşünü katmerler iken, üvey oğlunun annesiyle ilişkisi sinemacıların klasik oedipus kompleksi göndermelerindendir.
ikinci kısımda filmin heyecanının biraz gittiğini itiraf etmek gerekir. onun haricinde müzik kullanımı, orijinal iç mekan çekimleri, dönemin aristokrat yapısını yansıtışı, savaş sahneleri ile kart oyunları sahneleri analojisi ve iyi oyunculuklar filmin güzelliğini katlar. unutmadan barry karakteri nedense bana hep dorian gray' i hatırlattı. aynı çöküş falan. be biliim...
tüm bunların haricinde elbette başyapıt payesini hakeden bir filmdir barry lyndon. fakat filmin konu ve alt metinlerinin kitabın yazarının mahareti olduğunu düşünürsek kubrick' in dehası yine sadece görselliktedir. ve sinefillerin alevli oklarına maruz kalsam da kubrick' in anlatacak bir hikayesi olmayan, dolayısıyla auteur olmayan bir yönetmen olduğu, bunun yanında görsel açıdan tartışılamayacak olduğu konusunda ayak diremekteyim.(ne var olum dürüstüm en azından)
---olası spoiler ibaresi---
kubrick' in william makepeace thackeray'ın romanından uyarladığı filmi. genel itibariyle tam bir rise and fall türü filmdir. zaten kubrick' te filmi hemen hemen yarısından ikiye böler açıkça. ilk kısım kanımca daha güzeldir. izleyen herkesin söyleyebileceği gibi romantik dönem bir edebiyat eseri okuyormuşsunuz hissi verir. yapay ışık yerine mum kullanma hadisesi elbette dahiyane bir fikir ve izleyeni filmin içine daha bir sokar. filmin görsel olarak mükemmel olduğunu söyleyebilirim. zaten kubrick' in en başarılı noktası da budur.(filmdeki yolda faytonların geçtiği kısa bir sahne edward dayes' in queen squere adlı 1786 tarihli tablosuyla neredeyse birebir gibidir.)
döngüsel bir kurgu izlenir barry lyndon' da. zira orta sınıf bir irlandalı olarak başlayan edmond onca debdebeden sonra yine başladığı yere döner. filmin başında tutkulu ve cesur bir gençtir fakat tüm yaşadıkları sonucu yitik ve kaybetmiş biri olarak bulur kendini.
edmond' un ilk aşkı vesilesiyle kötülük kavramıyla tanışması tüm yaşamını etkileyen olaylar zincirinin ilk halkasıdır. bundan sonra o çevresini çevresi de onu etkiler ve bu ihtiras tüm yaşamını aslında boşa harcadığını görmesini engeller. bu tabi biraz renklerin kirlenme yarışında birinciliğin beyazın olması klişesi gibi bişey...
sevdiği kadın için yüzbaşıyla düello yapan saf genç ile savaştaki kocasını aldatan kadınla birlikte olurken üzerindeki üniforma karşıtlığı karakterin dönüşümünü haber verirken; kötürüm lordun eşini elinden alan barry' nin filmin sonunda bacağının kesilmesi analojisi ise yine döngüsel kurguya işaret eder. bu biraz lumpen bir bakışla yuva yıkanın yuvası olmaz diye nitelenebilir(abkz: swh)
yine babasız büyüyen edmond' un oğluna düşkünlüğü çöküşünü katmerler iken, üvey oğlunun annesiyle ilişkisi sinemacıların klasik oedipus kompleksi göndermelerindendir.
ikinci kısımda filmin heyecanının biraz gittiğini itiraf etmek gerekir. onun haricinde müzik kullanımı, orijinal iç mekan çekimleri, dönemin aristokrat yapısını yansıtışı, savaş sahneleri ile kart oyunları sahneleri analojisi ve iyi oyunculuklar filmin güzelliğini katlar. unutmadan barry karakteri nedense bana hep dorian gray' i hatırlattı. aynı çöküş falan. be biliim...
tüm bunların haricinde elbette başyapıt payesini hakeden bir filmdir barry lyndon. fakat filmin konu ve alt metinlerinin kitabın yazarının mahareti olduğunu düşünürsek kubrick' in dehası yine sadece görselliktedir. ve sinefillerin alevli oklarına maruz kalsam da kubrick' in anlatacak bir hikayesi olmayan, dolayısıyla auteur olmayan bir yönetmen olduğu, bunun yanında görsel açıdan tartışılamayacak olduğu konusunda ayak diremekteyim.(ne var olum dürüstüm en azından)
---olası spoiler ibaresi---
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar