bugün
- hikayeyi devam ettir50
- mezoterapi9
- pilot bir erkekle sevgili olmak7
- sözlükte polemiğe girmek istemeyen yazar4
- gammaz nedir nasıl olunur4
- sokakta kavga teknikleri13
- askerdeki otomat4
- ismet gurbuz 20245
- mehdi kim sorunsalı3
- pkk türk sanatını davar güder gibi güdüyor13
- queen feristah12
- at3
- belediye maaşının polis asker maaşını geçmesi2
- bir yazarın zekasına hayran olmak8
- vietnam savaşı3
- yazarların okuduğu bölümler6
- motosikletten düşüp dans etmeye başlamak3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası34
- özelde çalışmak5
- boğaz'a dördüncü köprü2
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri9
- ev işlerinde eşine yardım eden erkek9
- allah a güvenmek4
- sözlük kızlarıyla tekne turuna çıkmak10
- kel erkeklerin karizması5
- katates'in yanlışlıkla ismini yazması8
- şampuan8
- beyzbol2
- pişi vs revani5
- yul brynner2
- tekne turu11
- üniversite arkadaşlıkları geçicidir2
- yeni parti53
- nickten isim tahmini yapmak72
- ceng'i ali2
- pişisel gelişim5
- filenin sultanları5
- pişi yapmasını bilen sözlük kızı5
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı14
- true'nin çaylak olması7
- benkimki6
- islam medeniyeti diye bir şey yoktur8
- sözlük kızlarının çok sinirli olması4
- sapık olduğu için çaylak olan insan9
- ulu sözlük muhteşem yüzyıl fun club2
- günde 90 litre su içmek2
- askeri ücretle evlenebilir mi6
- sözlükte hissedilen femboy yazar eksikliği4
- kafede çalışan üniversiteli2
- gammaz çetesi9
başka bedenlerde ararken yitirdiklerimi, haberini aldım yaşadığım tek aşkın bir ömür bağlanmaya yelken açtığının.
pencerenin önünde onu bekliyordum. hava kapalıydı. birazdan tüm kasvetini insanların üzerine kusacak gibi bir hali vardı bulutların. meğer aynam kesilmiş hava, akşam dökeceğim yaşların habercisiymiş. oysa içimdeki sıkıntıyı ona yormamıştım ben. sebebi başka yerlerde aramayı bırakalı çok oluyordu. artık kanıksamıştım ruh halimi.
tanışalı çok zaman geçmemişti. niyetimi açık açık dile getirdiğimde hemen kabul görmüştüm. artık oyalanacak, sürüncemede bırakacak yüreğim yoktu. bu tip oyunlara atacak jetonları tüketmiştim. "game over, insert coin" yazısı değil miydi her seferinde karşıma çıkan? sıkılmıştım tekrarlardan. istiyordum, alıyordum. alamadığımı bırakıyordum kendi haline. kapalıydı kapılarım "benim için uğraşması gerek" diyenlere. hiçbir emeğin karşılığı verilmemişti çünkü şimdiye kadar.
zıt kutuplar birbirini çeker ilkesini yerle yeksan etmiştim. hissizliğim etrafıma benim gibi kadınları çekiyordu. defalarca darbe almış, ümidini kaybetmiş, hasar içinde gördüğü her barınakta soluklanmaya çalışan... anlık korunmalara muhtaç, çıktığı seferde yolunu ve hatta kendini kaybetmiş bir şekilde şuursuzca savrulan o kadınları çekmeye başlamıştım. taraflar sessiz kalarak varıyorlardı ortak mutabakata. saklı alanlara tecavüz etmeden, sormadan, sorgulamadan... geçerken uğrayan bu hayaletler ele geçirmeye çalışmıyorlardı diğerinin ruhunu, kaybettikleri ruhlarının ne kadar acı verdiğini bildiklerinden başkalarında da huzur bulamayacaklarına eminlerdi.
kapı çaldığında dağıttım aklımdaki sisleri. her zamanki görüntüme büründüm aniden. hafif bir gülümseme yüzde ve delici bakışlarla ilk anda etkilemek isteyerek karşı tarafı, kabul ettim evime yeni bir bedeni.
kimsesizliğimize bulduğumuz geçici çözüme sığındık bir süre sonra, birkaç kadehin verdiği sahte yumuşamayla. oysa sertti herkes. acımasızdı. birleştiğinde tenler ve düşünceler havalandığında zihnimizden, işte o saniyelerde buluyorduk belki de gerçek huzuru. bir anlığına da olsa... çok kısa bir anlığına... huzursuzluğa neden olan ne varsa rahat bırakıyordu bizi.
hissizliğin nirvanasıydı belki de aradığımız.
yatağa yığıldığımda telefon çaldı. tek arkadaşımdı arayan. lafa girdi nasıl olduğumu bile sormadan. "ayşe nişanlanıyor bu gece." yutkundum, kapandı telefon, vereceğim karşılık beklenmeden. yoktu söyleyecek sözüm zaten. gök gürledi tam da o an. kusmaya başladı birden. ve ben rahat bıraktım göz yaşlarımı. yanağımdan süzülürken damlalar, adını hatırlayamadığım o kadın kalktı sessizce yanımdan. ve terk etti odayı hiç sorgulamadan.
dolaşırken bir başka tende ne aradığımı bilmeden, kaybetmişken benliğimi ve hatta en dipteyken belki de, aynı saatlerde atıyordu ilk adımını adanmışlığa ve düzenli hayata umudumu yitirmeme sebep olan...
ağlarken gürledi bir kez daha gök. haykırıyordu adeta bana, "onun ebediyen gitmesine değil, kalpsizliğine ağlıyorsun sen."
pencerenin önünde onu bekliyordum. hava kapalıydı. birazdan tüm kasvetini insanların üzerine kusacak gibi bir hali vardı bulutların. meğer aynam kesilmiş hava, akşam dökeceğim yaşların habercisiymiş. oysa içimdeki sıkıntıyı ona yormamıştım ben. sebebi başka yerlerde aramayı bırakalı çok oluyordu. artık kanıksamıştım ruh halimi.
tanışalı çok zaman geçmemişti. niyetimi açık açık dile getirdiğimde hemen kabul görmüştüm. artık oyalanacak, sürüncemede bırakacak yüreğim yoktu. bu tip oyunlara atacak jetonları tüketmiştim. "game over, insert coin" yazısı değil miydi her seferinde karşıma çıkan? sıkılmıştım tekrarlardan. istiyordum, alıyordum. alamadığımı bırakıyordum kendi haline. kapalıydı kapılarım "benim için uğraşması gerek" diyenlere. hiçbir emeğin karşılığı verilmemişti çünkü şimdiye kadar.
zıt kutuplar birbirini çeker ilkesini yerle yeksan etmiştim. hissizliğim etrafıma benim gibi kadınları çekiyordu. defalarca darbe almış, ümidini kaybetmiş, hasar içinde gördüğü her barınakta soluklanmaya çalışan... anlık korunmalara muhtaç, çıktığı seferde yolunu ve hatta kendini kaybetmiş bir şekilde şuursuzca savrulan o kadınları çekmeye başlamıştım. taraflar sessiz kalarak varıyorlardı ortak mutabakata. saklı alanlara tecavüz etmeden, sormadan, sorgulamadan... geçerken uğrayan bu hayaletler ele geçirmeye çalışmıyorlardı diğerinin ruhunu, kaybettikleri ruhlarının ne kadar acı verdiğini bildiklerinden başkalarında da huzur bulamayacaklarına eminlerdi.
kapı çaldığında dağıttım aklımdaki sisleri. her zamanki görüntüme büründüm aniden. hafif bir gülümseme yüzde ve delici bakışlarla ilk anda etkilemek isteyerek karşı tarafı, kabul ettim evime yeni bir bedeni.
kimsesizliğimize bulduğumuz geçici çözüme sığındık bir süre sonra, birkaç kadehin verdiği sahte yumuşamayla. oysa sertti herkes. acımasızdı. birleştiğinde tenler ve düşünceler havalandığında zihnimizden, işte o saniyelerde buluyorduk belki de gerçek huzuru. bir anlığına da olsa... çok kısa bir anlığına... huzursuzluğa neden olan ne varsa rahat bırakıyordu bizi.
hissizliğin nirvanasıydı belki de aradığımız.
yatağa yığıldığımda telefon çaldı. tek arkadaşımdı arayan. lafa girdi nasıl olduğumu bile sormadan. "ayşe nişanlanıyor bu gece." yutkundum, kapandı telefon, vereceğim karşılık beklenmeden. yoktu söyleyecek sözüm zaten. gök gürledi tam da o an. kusmaya başladı birden. ve ben rahat bıraktım göz yaşlarımı. yanağımdan süzülürken damlalar, adını hatırlayamadığım o kadın kalktı sessizce yanımdan. ve terk etti odayı hiç sorgulamadan.
dolaşırken bir başka tende ne aradığımı bilmeden, kaybetmişken benliğimi ve hatta en dipteyken belki de, aynı saatlerde atıyordu ilk adımını adanmışlığa ve düzenli hayata umudumu yitirmeme sebep olan...
ağlarken gürledi bir kez daha gök. haykırıyordu adeta bana, "onun ebediyen gitmesine değil, kalpsizliğine ağlıyorsun sen."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar