bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey10
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- sözlüğün yeni tasarımı22
- tinto brass12
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- samsak döveci8
- aponun villası8
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- opel vectra b2
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- galatasaray amed operasyonu3
- kötü bir insan mıyım ben5
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- paranın mutluluk getirmemesi7
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- açık beğen2
- sözlüğün en ılık yazarı3
- hababam sınıfı3
- uludede ile hacca gitmek2
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- yaban arılarının ekstra stok yapması2
- kaçak akım rölesi3
- küfürlü atasözleri4
- kasım ayı indirimleri2
- allah ın selamını bile almayan vicdansız sabuha2
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- günaydın kızlar4
- türban mağduriyetinden türban zenginliğine2
- ajan berber2
- terhis oluyorum sözlük21
- aşk16
- ucuz atlatmak2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- fatma betül sayan kaya28
- gece gelen yemek yapma isteği8
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- süvari kahvesi3
- kaçak akım2
- kendi popona şaplak atmak2
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- bebeksi cilt için tavsiyeler2
yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. çıldırmanın beni ne kadar ilgilendirdiğini bilmiyorum, bu yüzden onu kendi kafamda ve beynimde yaşamaya kalktım. akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı sözcüklerle nasıl anlatabilirim. beyin, düşünce kendini özgürleştiriyor, fırlıyor, bir roket gibi evrene, boşluğa, sonsuz boşluğa. onunla birlikte gövde de. ya da gövde kalıyor da, düşünce gövdeyi koparıp sonsuz boşluğa doğru uçmaya başlıyor. acı veren bir şey bu. çok acı veren. ürküten. hem de nasıl ürküten! çılgınlığı bilmeden aklın sınırları son derece can sıkıcı. kabul edilemez. yetersiz. aklın dünyası dışında başka şeyler olmalıydı. ben çılgınlık dünyasının en derin, en uzun, en sonsuz yolculuğunu yaptım.
en acı veren yolculuğu. tüm öbür acılar, akıldan çılgınlığa geçişle karşılaştırıldığında kabul edilir. çılgınlık yoluyla kurtuluşumu ne büyük bir cesaretle tamamladım, tüm acılardan, tüm gövdelerden, güneşlerden, ana-babalardan ve çocuklardan, güvenden ve güvensizlikten, tüm düzenlerden.
düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur- artık hiçbir yerdesin.
tüm raylardan git, denizin her türlü grisinin tadını çıkart. çılgınlığın boyutları yok. sallanan, boyutsuz bir boşluk. orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. oluşumunu yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında geçirdiğin ayları, orada kalıp gün ışığı görmek istemeyişini. çılgınlığın evreninde yükselmeye başladığın anlar ne büyük acı verir. gövdenin ayrıdığı anlar.
otuz yaşım ile kırk arasında ne akıllı ne de çılgındım. bu ikisinin ötesinde kalıp olup bitene seyirci oldum ve dünyayı kavradığımı sandım. i̇lk kez gördüm denizlerini. i̇lk kez güneşin altında yattım. gecelerinde dolaştım. bir çocuk bile doğurdum, benim anneme yabancı olduğum gibi o da bana yabancı. evet dünyayı kavradığımı sandım. politikası, toplumsal yapıları, sömürenleri, sömürülenleri ile ilgilendim.ben ne sömüren ne de sömürülendim. kırk yaşımda başlamam ya da bitirmem gerekeni bitirdiğimi sanıyordum. bir insan yaşamı kırk yıl da olabilir olmalı.
bir ölüm özlemi değil bu. özlemlerim kalmadı. ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum.. bu yüzden özlemlerim yok. yalnız bir kavrama bu. bütünselliğin kavranması. bitirilmişliğin. bir yolculuğun sonu. başlangıcı olmayan yatay bir yolculuğun sonu. kendi yuvarladığım çevresinde dönen bir yolculuğun. şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. yenmiş yemekleri yeniden yiyiyorum. sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum. şimdi açlığımla yeniden acıkıyorum.şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum.şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umarsamazlıkla dolaşıyorum.tartışmaları biliyorum. duyguları. korkuları. sözcükleri. her dili anlıyorum. anlıyor ama kavrayamıyorum.
tezer özlü
berlin 31 ekim 19
en acı veren yolculuğu. tüm öbür acılar, akıldan çılgınlığa geçişle karşılaştırıldığında kabul edilir. çılgınlık yoluyla kurtuluşumu ne büyük bir cesaretle tamamladım, tüm acılardan, tüm gövdelerden, güneşlerden, ana-babalardan ve çocuklardan, güvenden ve güvensizlikten, tüm düzenlerden.
düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur- artık hiçbir yerdesin.
tüm raylardan git, denizin her türlü grisinin tadını çıkart. çılgınlığın boyutları yok. sallanan, boyutsuz bir boşluk. orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. oluşumunu yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında geçirdiğin ayları, orada kalıp gün ışığı görmek istemeyişini. çılgınlığın evreninde yükselmeye başladığın anlar ne büyük acı verir. gövdenin ayrıdığı anlar.
otuz yaşım ile kırk arasında ne akıllı ne de çılgındım. bu ikisinin ötesinde kalıp olup bitene seyirci oldum ve dünyayı kavradığımı sandım. i̇lk kez gördüm denizlerini. i̇lk kez güneşin altında yattım. gecelerinde dolaştım. bir çocuk bile doğurdum, benim anneme yabancı olduğum gibi o da bana yabancı. evet dünyayı kavradığımı sandım. politikası, toplumsal yapıları, sömürenleri, sömürülenleri ile ilgilendim.ben ne sömüren ne de sömürülendim. kırk yaşımda başlamam ya da bitirmem gerekeni bitirdiğimi sanıyordum. bir insan yaşamı kırk yıl da olabilir olmalı.
bir ölüm özlemi değil bu. özlemlerim kalmadı. ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum.. bu yüzden özlemlerim yok. yalnız bir kavrama bu. bütünselliğin kavranması. bitirilmişliğin. bir yolculuğun sonu. başlangıcı olmayan yatay bir yolculuğun sonu. kendi yuvarladığım çevresinde dönen bir yolculuğun. şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. yenmiş yemekleri yeniden yiyiyorum. sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum. şimdi açlığımla yeniden acıkıyorum.şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum.şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umarsamazlıkla dolaşıyorum.tartışmaları biliyorum. duyguları. korkuları. sözcükleri. her dili anlıyorum. anlıyor ama kavrayamıyorum.
tezer özlü
berlin 31 ekim 19
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com