bugün
- damarsız tüysüz manisa yaprağı10
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi20
- tutmayan başlık açma rehberi6
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- hristolojiye göre kıyamet alametleri5
- sırrı süreyya önder28
- askerlik anıları5
- elinin içine hapşıran insan5
- sözlüğe yalan söylemek yalandan sayılır mı3
- dünyanın yuvarlak olması saçmalığı4
- koreli erkeklerin türk kızlarından güzel olması2
- az veren candan cok veren maldan5
- sözlükteki linç tayfa6
- bizim uygulamamız bu şekilde4
- silver ile evlenecek erkek53
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- deccaliyet çağı6
- sözlükteki linç kültürü12
- uykusuzluk2
- büyük boy çilekli milkshake 85 tl2
- herkesin kendini zeki sanması4
- dün gece ne oldu12
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları4
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- komşunu kendin gibi sev düşmanını da5
- arap eli öpmek dudak karartmaz3
- abdülhamit han dönemi çözüm süreci fotoğrafı2
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- popüler olanı eleştiren ezik entel2
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- ad hominem icat oldu mertlik bozuldu2
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz8
- sarapci koala59
- alman turistlere turist rehberliği4
- sedef hastalığı4
- sözlüğün kendini tekrar etmeye başlaması4
- yeni bir bilgi paylaşamamak3
- true giderse sözlükte yürüyen cinsellik kim olacak12
- insan olmaya çeyrek kala8
- güne bir şarkı bırak3
- supernatural3
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması8
- stt geçmiş kremle intihar etmek4
- isa2
- bazı şarkıları dinlemekten korkmak2
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- gocu35
- insan olmaya ceyrek kala4
son zamanlarda gerilen türkiye-israil ilişkilerine ali bulaç'ın güzel yazısıyla değinmiş gazete.
--spoiler--
israil'le gerilen ilişkilere paralel Türkiye'nin karşı hamle yapması akla şu soruyu getiriyor: Türkiye liderliğe mi soyundu?
ilkin belirtmek gerekir ki, israil'le gerilen ilişkilerin görünmez boyutu var: Türkiye, israil'le ilişkilerini kâtipler seviyesine indirirken NATO radar uyarı sistemine onay veriyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü sistemin onayıyla ilgili, "Bu sistem herhangi bir ülkeye karşı değil, NATO alanının savunulmasına yöneliktir" diyor. Kimseye inandırıcı gelmeyen bir açıklama bu.
Sormak lazım: NATO'nun kuruluş amaçları arasında bu bölge var mıydı? Bölge ülkesi olarak Türkiye, sisteme onay verirken, iran, Suriye ve Akdeniz'de sahili olan ülkeler, Kafkaslar bu naif açıklama ile tatmin bulacaklar mı? Belli ki sistem bütünüyle iran ve islam âlemini tarassut altında tutmak üzere kurgulanmış ve birinci derecede güvenliği korunması hedeflenen ülke israil'den başkası değil. Meselenin aslı böyle olunca, israil'le süren gerginliğin söz konusu sisteme verilen onayı perdeleme, gündemden düşürme gibi fonksiyonel bir değeri de ortaya çıkmış oluyor. Üstelik sistem öyle kritik bir bölgede (Diyarbakır veya Malatya-Muş) kurulmak isteniyor ki, bu, büyük resme bakıp düşündüğümüzde, 1 Mart tezkeresiyle durdurulan Amerikan planının 65 bin askeri mühimmatıyla Mardin'de yerleştirilmesi ve çevresinde bin km'yi sıkı bir biçimde denetleyebilmesi kadar tehlikeli.
Türkiye'nin siparişini verip parasını ödediği insansız Hava Aracı teslim edilmiş değildir, edilse bile kodları israil'in elinde olacaktır. Ondan aldığın silahlarla israil'e kafa tutmakta bir gariplik olmalı.
Türkiye, onlarca ülkenin ısrarlı uyarılarına rağmen OECD üyeliğini onaylarken de israil'le gerilimli ilişkiler içindeydi. Kimse, Türkiye'nin niçin veto hakkını kullanmadığını anlayamadı.
Bunlar günün politikasıyla ilgili. Daha uzun vadeden bakıldığında hem içeride hem dışarıda birilerinin Türkiye'yi sonu belirsiz bir maceraya sürüklemek istediğine ilişkin bazı emarelere rastlıyoruz. Bizim görevimiz bunlara dikkat çekmek.
Belirtmek gerekir ki, bir devlet liderliğe soyunduğu bir bölgede eğer salt kendi başına nüfuz ve üstünlük sağlamak üzere harekete geçiyorsa, dünyanın küresel kabadayıları da ona karşı harekete geçer. Türkiye'nin böyle bir eğilim ve tutum içinde olmadığı açık. En gerilimli görünen israil politikasının gerisinde ABD ve AB'nin belli çevrelerinin onayı var. Korkum o ki, Türkiye'yi israil'e karşı bölgede güç gösterisine teşvik eden bu çevrelerin, iş fiili çatışmaya dönüştüğünde Türkiye'yi yalnız bırakmalarıdır. Her zaman bu kötü niyetle de olmaz. Mesela diyelim ki Obama ve ekibi israil'i bölgede daha mutedil sınırlar dahilinde yeni bir tutum almaya zorluyor ve bu konuda Türkiye'nin gücüne ihtiyaç hissediyor. Ama iş ciddiye bindiğinde bakarsınız ki israil ve Yahudi lobileri öyle baskın çıkar ki, Obama ve ekibi anında desteğini çeker, Türkiye kendi başına ortada kalır.
Bölge ülkeleri de kendi başına liderliğe soyunan ülkeyi rahat bırakmaz. Çünkü haklı olarak kimse bir başkasının liderliğini kabul etmek zorunda değil. Bu yüzden bir anda bölge ülkeleri arasında rekabet ve çatışmalar çıkar. Bu ise islam birliğini bozan önemli amil olur.
Türkiye'yi bölgede liderlik rolüne bazı bölge ülkeleri de teşvik ediyor, hatta büyük mali-ekonomik destekler vaat ediyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin saplantı haline getirdiği iran ve Şiilik taassubu bu ülkelerin Türkiye'yi sahaya sürmelerinin başlıca sebeplerinden biridir.
Türkiye'yi bölgesel liderliğe teşvik eden içerideki güçler ise geçen yazıda işaret ettiğim kesimler: Bölge üzerinde hak iddia eden milliyetçiler, milliyetçi-dindarlar, milliyetçiliğinin üstünü "Yeni Osmanlıcılık sosu"yla örtmüş sağcı muhafazakârlar, kendilerine "postmodern sömürge arayan islamcı aydınlar" vs.
Hayır, bunların tümü yanlış ve tehlikeli. Bir ulus devlet, bir ülke, bir mezhep, bir kavim liderliğe kalkışırsa, diğerleri de hemen karşısında yer alır ve bu sonu gelmez çatışmaları besler.
Tek başına ve sadece kendi çıkarına değil, hep beraber ve kardeşçe!
--spoiler--
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1025
--spoiler--
israil'le gerilen ilişkilere paralel Türkiye'nin karşı hamle yapması akla şu soruyu getiriyor: Türkiye liderliğe mi soyundu?
ilkin belirtmek gerekir ki, israil'le gerilen ilişkilerin görünmez boyutu var: Türkiye, israil'le ilişkilerini kâtipler seviyesine indirirken NATO radar uyarı sistemine onay veriyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü sistemin onayıyla ilgili, "Bu sistem herhangi bir ülkeye karşı değil, NATO alanının savunulmasına yöneliktir" diyor. Kimseye inandırıcı gelmeyen bir açıklama bu.
Sormak lazım: NATO'nun kuruluş amaçları arasında bu bölge var mıydı? Bölge ülkesi olarak Türkiye, sisteme onay verirken, iran, Suriye ve Akdeniz'de sahili olan ülkeler, Kafkaslar bu naif açıklama ile tatmin bulacaklar mı? Belli ki sistem bütünüyle iran ve islam âlemini tarassut altında tutmak üzere kurgulanmış ve birinci derecede güvenliği korunması hedeflenen ülke israil'den başkası değil. Meselenin aslı böyle olunca, israil'le süren gerginliğin söz konusu sisteme verilen onayı perdeleme, gündemden düşürme gibi fonksiyonel bir değeri de ortaya çıkmış oluyor. Üstelik sistem öyle kritik bir bölgede (Diyarbakır veya Malatya-Muş) kurulmak isteniyor ki, bu, büyük resme bakıp düşündüğümüzde, 1 Mart tezkeresiyle durdurulan Amerikan planının 65 bin askeri mühimmatıyla Mardin'de yerleştirilmesi ve çevresinde bin km'yi sıkı bir biçimde denetleyebilmesi kadar tehlikeli.
Türkiye'nin siparişini verip parasını ödediği insansız Hava Aracı teslim edilmiş değildir, edilse bile kodları israil'in elinde olacaktır. Ondan aldığın silahlarla israil'e kafa tutmakta bir gariplik olmalı.
Türkiye, onlarca ülkenin ısrarlı uyarılarına rağmen OECD üyeliğini onaylarken de israil'le gerilimli ilişkiler içindeydi. Kimse, Türkiye'nin niçin veto hakkını kullanmadığını anlayamadı.
Bunlar günün politikasıyla ilgili. Daha uzun vadeden bakıldığında hem içeride hem dışarıda birilerinin Türkiye'yi sonu belirsiz bir maceraya sürüklemek istediğine ilişkin bazı emarelere rastlıyoruz. Bizim görevimiz bunlara dikkat çekmek.
Belirtmek gerekir ki, bir devlet liderliğe soyunduğu bir bölgede eğer salt kendi başına nüfuz ve üstünlük sağlamak üzere harekete geçiyorsa, dünyanın küresel kabadayıları da ona karşı harekete geçer. Türkiye'nin böyle bir eğilim ve tutum içinde olmadığı açık. En gerilimli görünen israil politikasının gerisinde ABD ve AB'nin belli çevrelerinin onayı var. Korkum o ki, Türkiye'yi israil'e karşı bölgede güç gösterisine teşvik eden bu çevrelerin, iş fiili çatışmaya dönüştüğünde Türkiye'yi yalnız bırakmalarıdır. Her zaman bu kötü niyetle de olmaz. Mesela diyelim ki Obama ve ekibi israil'i bölgede daha mutedil sınırlar dahilinde yeni bir tutum almaya zorluyor ve bu konuda Türkiye'nin gücüne ihtiyaç hissediyor. Ama iş ciddiye bindiğinde bakarsınız ki israil ve Yahudi lobileri öyle baskın çıkar ki, Obama ve ekibi anında desteğini çeker, Türkiye kendi başına ortada kalır.
Bölge ülkeleri de kendi başına liderliğe soyunan ülkeyi rahat bırakmaz. Çünkü haklı olarak kimse bir başkasının liderliğini kabul etmek zorunda değil. Bu yüzden bir anda bölge ülkeleri arasında rekabet ve çatışmalar çıkar. Bu ise islam birliğini bozan önemli amil olur.
Türkiye'yi bölgede liderlik rolüne bazı bölge ülkeleri de teşvik ediyor, hatta büyük mali-ekonomik destekler vaat ediyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin saplantı haline getirdiği iran ve Şiilik taassubu bu ülkelerin Türkiye'yi sahaya sürmelerinin başlıca sebeplerinden biridir.
Türkiye'yi bölgesel liderliğe teşvik eden içerideki güçler ise geçen yazıda işaret ettiğim kesimler: Bölge üzerinde hak iddia eden milliyetçiler, milliyetçi-dindarlar, milliyetçiliğinin üstünü "Yeni Osmanlıcılık sosu"yla örtmüş sağcı muhafazakârlar, kendilerine "postmodern sömürge arayan islamcı aydınlar" vs.
Hayır, bunların tümü yanlış ve tehlikeli. Bir ulus devlet, bir ülke, bir mezhep, bir kavim liderliğe kalkışırsa, diğerleri de hemen karşısında yer alır ve bu sonu gelmez çatışmaları besler.
Tek başına ve sadece kendi çıkarına değil, hep beraber ve kardeşçe!
--spoiler--
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1025
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar