bugün

hayattan olume gecis cizgisi

Yaşamak ve yaşatmak yerine, ölmek ve öldürmek üstüne peteklenmiş; ruhsal açıdan garip bir Şark patolojisinin çocuklarıyız...
Yüz yılı aşkın bir süreden bu yana; ezile sürüne, çatışa göç ede, sonu gelmeyen çilelerle dalaşmaların bataklığında; tek psişik reçetemiz, ortalığı dev aynalarıyla donatmak...
Ve kırıp dökmek normal aynaları. Sonra da ezip yok etmek, normal aynalara sahip çıkmaya çalışanları...
Daha epey yaşanacağa benzer bu süreç...
***
Bir buçuk yıl sonraki cumhurbaşkanlığı seçimleri için, şimdiden başlayan adaylık tartışmaları alevlene dursun...
Geçtiğimiz pazartesi günü öğleden sonra, saat 14 sularında genç bir adam, Levent'te 50 metre yüksekliğindeki otopark binasının tepesine çıkmış, aşağıya atlayarak hayatını noktalamaya hazırlanıyordu...
Aynı saatlerde oradan geçerken bir rastlantı sonucu görmüştük o trajik sahneyi...
Yüksek bir yapının tepesinde, hayattan ölüme geçiş çizgisinin tam üstünde genç bir adam...
***
Bizim gibi olaya tanık olduktan sonra, müdahale de etmiş olan Dr. Kadir Tolga Gök'ten, ayrıntılı bir açıklama geldi:
"...kendisini atmaya hazırlanan gencin çıktığı bina, bizim hemen yanımızda. O gün öğleden sonra arkadaşlarımın uyarısıyla, birinin kendini yan binadan atmaya hazırlandığını öğrendim. Bulunduğum katın balkonuna çıktım. Yukarıya baktım. O sırada o da bana baktı ve hoşça kal dercesine elini salladı. O an çok korktum. Daha bir ay önce babamı da kaybettiğim için, taze bir duyarlılığım vardı ölüm anına karşı.
Hemen aşağı inip, gencin yanına çıkmaya koştum. Kapıdaki polisler önce beni içeri almak istemediler. Ama doktor olduğumu öğrenince, izin verdiler gencin yanına çıkmama.
Tepede 4-5 polis vardı. Beşiktaş Olay Yeri inceleme Amiri Başkomiser Gökhan Karaaslan da oradaydı. Hiç kimseyi dinlemeyen genç, korkulukların üstüne çıkıp demirlere tutunmuş, iki ayağını da aşağıya sarkıtmıştı.
Kendisine, intihar etmekten vazgeçmesini, her derdine çare bulacağımı söyledim.
işsizmiş, çocuğu çok hastaymış. O sabah da ev sahibi, 450 YTL olan birikmiş kirasını ödeyemediği için, evden çıkmasını istemiş.
Çaresizlikten, karar vermiş intihara..."
***
Dr. Kadir Tolga Gök'le, Beşiktaş'ta Başkomiser Gökhan Karaaslan, her sıkıntısını çözeceklerine ikna etmişler genci ve sonunda vazgeçirmişler aşağıya atlayarak, kendini yok etmekten...
***
Voltaire'in pek de sevmediğim bir sözü vardır; "Hiç umut kalmamışsa, intihar bir görev olur" diye...
Çevreden bir yardım elinin uzanması beklentisiyle bile olsa; bir intihar teşebbüsü sahnesi, kolayından benimsenecek bir sahne değil...
Ve dileriz sayıları artmaz bu tür trajik sahnelerin...
***
Çeşitli nedenlerden ötürü, bir türlü ne çağdaş bir burjuva, ne de işçi sınıfı yaratabilmiş bir ülkede, ortalığı dev aynalarıyla donatmak kendi kendini uyutup, sert adımlarla yerinde saymadan ötede, pek bir işe yaramıyor.
Hipnozlanmış beyinleri yönetmek, kolaymış gibi görünse de; evrensel değişimin önünde, mıgır bir duruma düşmek, yine kaçınılmaz oluyor.
***
Ne Hazine'den geçinmeli makam sahipleri, ne de buzlanmış beyinlerinde bir avuntu arayan kesimlerle bireyler; kolayından benimseyebilecek gibi görünüyorlar normal aynaları daha yıllar boyu...
***
Politikacılar, saydamlıktan yana olanların karşısına:
- Ülke çıkarlarına karşı sorumsuz davranma suçlamasıyla dikilirler...
Birkaç hafta önce de, Doğubayazıt'ta kuş gribi kuşkusundan söz eden medya, yine ülke çıkarlarına sorumsuzca aykırı hareket etmek ve kanatlı hayvan ihracatını baltalamaya kalkmakla suçlanmış ve hatta, biraz da azarlanır gibi olmuştu.
***
Neyse ki sonunda Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Doğubayazıt'ta 14 yaşındaki Mehmet Ali Koçyiğit'in, kuş gribinden ölmüş olduğunu resmen açıkladı...
Sahte imajlar ve içi boş demagojiler mi yarar sağlar ülke çıkarlarına, yoksa evrensel bir güvence sigortasını sağlamlaştıran saydamlık mı?
***
Kanatlı hayvan ihracatının frenlenmemesi için, kuş gribi olayını saklasaydık da; dışarıdaki müşteriler keşfetseydi hastalığı, itibarımız çok mu artacaktı?
Yüzü aşkın yıl boyunca ortalığı dev aynalarıyla donatmak, çok mu yüceltti yaşam kalitemizi, çok mu arıttı kirli ülkeler listesindeki ayıplı öncülüğümüzü?
***
Büyük kentlere göçler sürdükçe; kapkaçlar, örgütlü soygunlar ve çaresizliklerin yavruladığı intihar teşebbüsleri azalacak mı, artacak mı?
Saydamlıktan korkulmasa ve bütçeden kimlerin ne pay aldığıyla, son 80 yılda Hazine arazilerinin nasıl yağmalanmış olduğu; kalem kalem kamuoyuna sunulsa, durumumuz çok daha kötüye mi gitmiş olurdu?
AB uzmanları, kendi egemenlerimizin üstünde saltanat kavgasını sürdürüp durduğu, gizli bir iç sömürge görünümünü yeterince düzeltemediğimizden yakınıyor...
***
Saydamlıktan korkan politikalar, gitgide daha çok yaklaştırırlar boyunlarını, evrensel değişimin giyotinine...
ABD Başkanı Bush bile öğrenmeye başladı gibi bunu...
Enseyi karartmayın... Hele hele bayram tatilinde, hayattan ölüme geçiş çizgisinin, özellikle karayollarında taze kurbanlar beklediğini unutmuyorsanız ve "onlar-biz" ayrımından medet umuyorsanız...

çetin altan
© copyright 2005 - 2026