bugün
- üsküdar belediyesi11
- berhan şimşek'in kadına şiddet faili olması8
- türkiye iran savaşı7
- kargalar4
- eylülde tatil yapmak5
- yeni türkiye yi bir görselle özetle4
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi2
- yalancı su böreği10
- mazotun litresi 90 lira8
- ahmet davutoğlu2
- jd vance3
- arabeski türkiyede küçük hüsamettin bitirdi3
- yaprak dökümü ayşe3
- tanımadığınız birinin sorunlarını önemser misiniz14
- kadın ve erkek yazar arasında nesil farkı önmli mi4
- 5 eylül 2026 türkiye sırbistan voleybol maçı3
- pkklıların kürdü türk'e karşı kışkırtmaları3
- akp türkiyesinden insan manzaraları2
- geç boşalan erkek4
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- sevmediğiniz yazarı eksiler misiniz4
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- kısa ve vurucu yazmak7
- kıçın yarısı açıkta bikinilerin berbatlığı2
- s'i l v'e r m'i s t22
- ekonomi kötüyse neden ekonomimiz büyüyor11
- sobalarında kuru da meşe yanıyor efem2
- papağan pense2
- ata demirer dinin mizahı olmaz3
- anın görüntüsü18
- aleksey batrakov13
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı9
- sarapci koala64
- motorine 8 24 tl zam gelmesi13
- imf den borç almayı zenginlik sanan malum zihniyet7
- habire1221
- bir ateşe attın beni4
- kedilerin ruh hastası olması5
- mantı13
- pkklıların guneydoğu anadolu'ya kürdistan demesi2
- pkklıların türk bayrağını indirmeye çalışması2
- prednol2
- götten bacaklı erkek4
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci9
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- ellerim bos gonlum hos29
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- abd de trump portreli 1 dolar2
- kontrol kalemiyle tornavidayı karıştırmak2
- silver ile evlenecek erkek52
çocuklukla ilgili hayallere dalmış, gözlerini uzaklara yatırmış yazar.
ne kadar özlenirse özlensin; bırakın kişiye geri gelmesini, yeni nesile bile uzaktan yakından uğramayacak olan yaşanılmışlığın ayak izleri. dün gibi hala; neler neler. mesela; beş bin tane misketim vardı benim; iyi de oynardım laf aramızda. kemik, mor, kaflik, minik ve daha bir sürü çeşit.
sertti bizim zamanımızda çocukluk, kırılganlar dışarı çıkmaz, evde annelerinin dizinin dibinde otururdu. boyun eğmeyen ise içinde ezilme ihtimalinin de olduğu saatlerde atardı kendini dışarıya.
kentleşme yeni yeni başlıyordu o zamanlar. bizim mahalledeki bütün evler gecekonduydu neredeyse. kimin kapısına gitsem, açıktı h ırsızlık bin de bir belki.
kimin evi olduğu önemli değil,
+ susadım bir bardak su verir misiniz?
- tabi yavrum bekle geliyorum
iletişim böyleydi bizde, herkesin evinde telefonu yoktu. telefon alman için önce yazılman, sonra da sıranın sana çıkması için beklemen gerekiyordu. 2 sene telefon sırası bekleyenler gördüm ben o yıllarda.
8 yaşındayken köpeğim abata doğdu. dolu dolu 9 sene yaşadık beraber, hiç ayrılmadan. ağladığımda da, güldüğümde de hep o paylaştı psikolojimi, hiç bırakmadı beni. ben de onu ihmal etmedim hiç, öncelik hep onun karnının doymasındaydı benim nezdimde. 9 yaşında çocukluktan 17 yaş ergenliğine kadar geçen onca zaman, psikolojim, yerleşkelerim, anlayış sistemim.
şimdi bu zamanlarda hayvanlarla bu denli iyi bir iletişim içinde olmam bundandır belki de.
o zamanlar kendimizi sokağa attık mı doğru bir sokak ötedeki mezarlığa giderdik. orası bizim ormanımız, oyun alanımız, gizli yer olarak tabir ettiğimiz kimsenin bilmediği deliklerin sahibiydi. ölüm nedir bilmezdik, orada yatanları umursamazdık hiç.
kertenkele avlamak en büyük zevklerimizden biriydi. şimdi yetişkinlerden bile bir sürü insan eliyle tutmaya çekinir o soğuk hayvanları. bizim her yerimizden kertenkele çıkardı neredeyse.
+ oğlum bende kahverengilerden üç tane var, ikisini sana vereyim sen bana bir yeşilbaş ver
- banane lan yeşilbaşlar çok bulunmuyo
bir gün mezarlığın yanındaki sokaktan abata ile beraber yukarı doğru çıkarken mezarlığın iç tarafında, duvarın dibinde 3 tane adamın, ellerinde bıçakla bir şeyler yapmaya çalıştıklarını görmüştüm. hemen duvarın üzerine tırmanıp olaya müdahil olmak için kolları sıvamıştım. ellerinde, kovboy filmlerindeki kayaların kızıllığında, kocaman bir tavşan vardı ve kesmek üzereydiler.
+amca o tavşanı kesip yiyecek misiniz?
içim acımıştı hayvana.
- aslında yemek değil derdimiz, bunu bir arkadaş yakalamış bize verdi, biz de bakacak kimse bulamadık; sen bakar mısın?
şaka olmalıydı bu, böyle anlar yalnız filmlerde olurdu be!
tabi bakarım dedim ve hemen yalanları sıraladım işimi garantiye almak için; ''ben geçen sene bir tane büyüttüm de amcam aldı köye götürdü''
böyle yalanlar atmayı da nereden öğremiştim bilemiyorum. o tavşanı ellerinden aldım ve balkonda beslemeye başladım. yabani bir dağ tavşanıydı ve bildiklerimizden iriydi. bir gün üşümesin diye odama aldım ve zembla adlı tarzan çakması çizgi romanımı okurken onu da yanıma oturttum. bacağımdan ısırdı beni şerefsiz. kulaklarından tutup balkona fırlattım, hava o gece gerçekten de kırıcı soğuktu ve sabah balkona baktığımda bizimki nalları dikmişti.
bunu bugün burda anlatmam belki de suçluluk duygusunu hala atamamış olmamdandır.
derken gecekondular yerlerini apartmanlar bırakmaya başlamıştı ki ceplerimiz daha o yaşlarda iyi paralar görmeye başladı. kofrası sökülüp yıkılmak için hazır hale gelen gecekonduların içlerine girer, bütün elektrik tesisatını çeke çeke çıkarırdık. bakır tel pahalıydı, güzel para yapıyordu laf aramızda. plastik kısmından kurtulabilmek için kocaman bir ateş yakar ve akşama kadar söktüğümüz bütün telleri ateşte yakardık. sonra o simsiyah haliyle soğuduktan sonra sarar top yapar ve bakkal ihsan amcaya tarttırır, yarınki nevaleden gelecek parayı daha bugünden hesaplardık.
rahmetli metin dayı nın terastaki playboy zulasını patlattığımızda kalbimiz duracak gibi olmuştu hatırlıyorum. vay be şimdi düşünüyorum da adam resmen aboneymiş o dergilere. herkes birer tane çalmıştı koynuna sokup:daha sonra sayfaları yapış yapış olmuş okunmaz hale gelmişti hatırlıyorum. koca memeli bir kadın vardı ne fanteziler kurmuştum kendisiyle ilgili.
ilk sahip olduğum kitabım monte kristo'ydu.kırtasiyenin vitrininde duran kitaba aşık olmuştum nerdeyse. alacak parayı biriktirene kadar her önünden geçtiğimde vitrindeki kitaba uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. hala durur kitaplığımda.
ilk sevgilim asla sevgilim olmamıştı mesela.sorarlarsa ''benimki''ydi o, ama ne görüşmüşlüğümüz ne de bir bağımız vardı; çocukluk işte .aşıktım belkide. sonra sonra haber gönderip görüşmesek de aramızda bir bağ olmasını istemiştim. kabul etmişti. düşünüyorum da o zamanlar işler böyle yürüyormuş demek ki. şimdiki çocuklar kesin dalga geçerler bununla. ablasının kırtasiyesi vardı ve doğumgünümde bana bir kalemlik almıştı ordan. içine koyacağı tebrik kartını yazarken ablası yanına yaklaşmış da benim ismim yerine bir kız ismi yazmışmış kimse anlamasın diye. şaşırmıştım. hala saklarım o kalemliği.
hey gidi günler hey! daha akla gelmeyen bir sürü macera var böyle. nerden esti bilmiyorum, yazarken büyük keyif aldım ama.
ne kadar özlenirse özlensin; bırakın kişiye geri gelmesini, yeni nesile bile uzaktan yakından uğramayacak olan yaşanılmışlığın ayak izleri. dün gibi hala; neler neler. mesela; beş bin tane misketim vardı benim; iyi de oynardım laf aramızda. kemik, mor, kaflik, minik ve daha bir sürü çeşit.
sertti bizim zamanımızda çocukluk, kırılganlar dışarı çıkmaz, evde annelerinin dizinin dibinde otururdu. boyun eğmeyen ise içinde ezilme ihtimalinin de olduğu saatlerde atardı kendini dışarıya.
kentleşme yeni yeni başlıyordu o zamanlar. bizim mahalledeki bütün evler gecekonduydu neredeyse. kimin kapısına gitsem, açıktı h ırsızlık bin de bir belki.
kimin evi olduğu önemli değil,
+ susadım bir bardak su verir misiniz?
- tabi yavrum bekle geliyorum
iletişim böyleydi bizde, herkesin evinde telefonu yoktu. telefon alman için önce yazılman, sonra da sıranın sana çıkması için beklemen gerekiyordu. 2 sene telefon sırası bekleyenler gördüm ben o yıllarda.
8 yaşındayken köpeğim abata doğdu. dolu dolu 9 sene yaşadık beraber, hiç ayrılmadan. ağladığımda da, güldüğümde de hep o paylaştı psikolojimi, hiç bırakmadı beni. ben de onu ihmal etmedim hiç, öncelik hep onun karnının doymasındaydı benim nezdimde. 9 yaşında çocukluktan 17 yaş ergenliğine kadar geçen onca zaman, psikolojim, yerleşkelerim, anlayış sistemim.
şimdi bu zamanlarda hayvanlarla bu denli iyi bir iletişim içinde olmam bundandır belki de.
o zamanlar kendimizi sokağa attık mı doğru bir sokak ötedeki mezarlığa giderdik. orası bizim ormanımız, oyun alanımız, gizli yer olarak tabir ettiğimiz kimsenin bilmediği deliklerin sahibiydi. ölüm nedir bilmezdik, orada yatanları umursamazdık hiç.
kertenkele avlamak en büyük zevklerimizden biriydi. şimdi yetişkinlerden bile bir sürü insan eliyle tutmaya çekinir o soğuk hayvanları. bizim her yerimizden kertenkele çıkardı neredeyse.
+ oğlum bende kahverengilerden üç tane var, ikisini sana vereyim sen bana bir yeşilbaş ver
- banane lan yeşilbaşlar çok bulunmuyo
bir gün mezarlığın yanındaki sokaktan abata ile beraber yukarı doğru çıkarken mezarlığın iç tarafında, duvarın dibinde 3 tane adamın, ellerinde bıçakla bir şeyler yapmaya çalıştıklarını görmüştüm. hemen duvarın üzerine tırmanıp olaya müdahil olmak için kolları sıvamıştım. ellerinde, kovboy filmlerindeki kayaların kızıllığında, kocaman bir tavşan vardı ve kesmek üzereydiler.
+amca o tavşanı kesip yiyecek misiniz?
içim acımıştı hayvana.
- aslında yemek değil derdimiz, bunu bir arkadaş yakalamış bize verdi, biz de bakacak kimse bulamadık; sen bakar mısın?
şaka olmalıydı bu, böyle anlar yalnız filmlerde olurdu be!
tabi bakarım dedim ve hemen yalanları sıraladım işimi garantiye almak için; ''ben geçen sene bir tane büyüttüm de amcam aldı köye götürdü''
böyle yalanlar atmayı da nereden öğremiştim bilemiyorum. o tavşanı ellerinden aldım ve balkonda beslemeye başladım. yabani bir dağ tavşanıydı ve bildiklerimizden iriydi. bir gün üşümesin diye odama aldım ve zembla adlı tarzan çakması çizgi romanımı okurken onu da yanıma oturttum. bacağımdan ısırdı beni şerefsiz. kulaklarından tutup balkona fırlattım, hava o gece gerçekten de kırıcı soğuktu ve sabah balkona baktığımda bizimki nalları dikmişti.
bunu bugün burda anlatmam belki de suçluluk duygusunu hala atamamış olmamdandır.
derken gecekondular yerlerini apartmanlar bırakmaya başlamıştı ki ceplerimiz daha o yaşlarda iyi paralar görmeye başladı. kofrası sökülüp yıkılmak için hazır hale gelen gecekonduların içlerine girer, bütün elektrik tesisatını çeke çeke çıkarırdık. bakır tel pahalıydı, güzel para yapıyordu laf aramızda. plastik kısmından kurtulabilmek için kocaman bir ateş yakar ve akşama kadar söktüğümüz bütün telleri ateşte yakardık. sonra o simsiyah haliyle soğuduktan sonra sarar top yapar ve bakkal ihsan amcaya tarttırır, yarınki nevaleden gelecek parayı daha bugünden hesaplardık.
rahmetli metin dayı nın terastaki playboy zulasını patlattığımızda kalbimiz duracak gibi olmuştu hatırlıyorum. vay be şimdi düşünüyorum da adam resmen aboneymiş o dergilere. herkes birer tane çalmıştı koynuna sokup:daha sonra sayfaları yapış yapış olmuş okunmaz hale gelmişti hatırlıyorum. koca memeli bir kadın vardı ne fanteziler kurmuştum kendisiyle ilgili.
ilk sahip olduğum kitabım monte kristo'ydu.kırtasiyenin vitrininde duran kitaba aşık olmuştum nerdeyse. alacak parayı biriktirene kadar her önünden geçtiğimde vitrindeki kitaba uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. hala durur kitaplığımda.
ilk sevgilim asla sevgilim olmamıştı mesela.sorarlarsa ''benimki''ydi o, ama ne görüşmüşlüğümüz ne de bir bağımız vardı; çocukluk işte .aşıktım belkide. sonra sonra haber gönderip görüşmesek de aramızda bir bağ olmasını istemiştim. kabul etmişti. düşünüyorum da o zamanlar işler böyle yürüyormuş demek ki. şimdiki çocuklar kesin dalga geçerler bununla. ablasının kırtasiyesi vardı ve doğumgünümde bana bir kalemlik almıştı ordan. içine koyacağı tebrik kartını yazarken ablası yanına yaklaşmış da benim ismim yerine bir kız ismi yazmışmış kimse anlamasın diye. şaşırmıştım. hala saklarım o kalemliği.
hey gidi günler hey! daha akla gelmeyen bir sürü macera var böyle. nerden esti bilmiyorum, yazarken büyük keyif aldım ama.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar