bugün
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri23
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- insan olmaya ceyrek kala15
- enayimiknatisii10
- sözlük kızlarını kıskanan asosyal tipler5
- kombin atılınca kuduran erkek yazar5
- bik bik'in usuldan herkese sallaması4
- kombin atıp kudurmamızı bekleyen kadın yazar5
- arkadaşlar döner mi yesem schnitzel mi9
- tarla satıp son model lüks araba almak5
- sevgiliyle aynı iş yerinde çalışmak8
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- esas kimliğini meyveli soda içerek gizleyen yazar5
- ahmet davutoğlu'na soruşturma açılması6
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi13
- hanımlar4
- ben sizin anonim3
- geçen sözlükte yaşanan kudurtan olay3
- masklavi'nin biraz gergin olması10
- rakipleri gözaltına alıp seçim kararı almak12
- sarapci koala sözlüğe dönsün mü2
- gammaz çeteleri9
- kira sözleşmesinde'e devlet dönemi5
- dindarların çoğunun fakir olması15
- fıstık2
- tuğberk imamoğlu gemisinin denizde kaza yapması4
- 6 kişi öldü diye yas ilan edilmez6
- yandaş basını okumak7
- truenun 2157 gündür cevap aradığı soru3
- vatanseverliği askerlik yapmaya indirgemek3
- sözlük açsanız ismi ne olurdu11
- sude sendromu10
- wywtom ile kitap saati2
- 2027 asgari ücret tahmin yarışması7
- meyveli soda içen erkek2
- herkes işiyle ilgili bir bilgi versin3
- mavi3
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi17
- kız kıza sevişmek4
- yagmurcu6
- ismet gürbüz6
- ismet birader neden koşturmuyor sorunsalı5
- nervio hamferdi11
- 2027 hedefleri2
- kadıköy de kara gece3
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci3
- arkadaşlar kızarmış ekmek isteyen var mııı4
- günümüz çocuklarının ana babayı saymaması5
- silver ile evlenecek erkek52
- kemal kılıçdaroğlu6
ağlayan bir ses vardı telefonun diğer ucunda...
güçlükle, "hamileyim" dedi.
buz gibi bir mantıkla,"doğurmayı düşünmüyorsun herhalde!" dedim.
hıçkırıkları arasında "karnımda canımdan bir parça var! ben ondan nasıl vazgeçerim?" diyordu...
sessizlik oldu...
o, o sessizlikte parçalanıyordu... köşeye sıkışmış yaralı bir kedi yavrusu çaresizliğinde kıvranıyor, acı çekiyordu.
bense, içim delice sızlasa da, hayatına yeni parmaklıklar getirip, onu bir daha asla kurtulamayacağı zindana kilitleyecek olan kararından vazgeçirmeye çalışıyordum.
evet minicik bir can vardı karnında. tüm masumiyetiyle can buluyordu oracıkta. bense en sevdiğim arkadaşıma onu öldürmesini öneriyordum. o an için ben de ölmek istedim. hayat ne kadar da acımasızdı.
keşke büyük bir sevinçle, "yaşasın! yeniden teyze mi oluyorum? tebrik ederim tatlım!" diye neşeyle şakıyabilseydim...
keşke,
yeni güne uyuşturucu kullanarak başlayan,
bir önceki evliliğinden olan oğlunun yüzünü görmeyi arada sırada yapılması gereken bir mecburiyet olarak gören,
"evine gel" dediği için, bir süre önce hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz verdiği eşini döven,
kazandığı üç kuruşu sokak fahişelerine yediren,
onu haketmeyen bir adam olmasaydı keşke!
bu her şeyden habersiz anneciğinin karnında hayat bulan masum miniğin babası...
arada sırada uğradığı evine bir gün sarhoş gelip, içki kokan ağzı ve uyuşturucudan sersemlemiş bedeniyle sahip olmuştu karısına. ve bu masum ruh o gün düşmüştü bu yüzü gülmeyen kadının rahmine. ne acı!
onu öldürmesini öneriyordum en sevdiğim arkadaşıma. küretajdı adı bu vahşi cinayetin. aldırmalısın diyordum. sanki kuaföre gidip kaşlarını aldıracakmışcasına...
peki ya yaşaması?
o daha günah değil miydi?
5 yaşındaki yavrusuna, bin bir parasızlık, bazen moraran gözler ve evine uğramayan bir kocayla bakan kadına yazık günah değil miydi?
aklı erdiğinde ilgilenmeyecek, rol model olarak şiddeti, uyuşturucuyu öğretecek bir babayla yaşam bulmak, gözü yaşlı çaresiz bir anneyle yaşamak, nasıl bir yere geleceğinden habersiz bu minik meleğe günah değil miydi?
ne zor bir karardı...
işe yaramayacak saçma teselli cümleleriyle cinayet önerimi karıştırıp cümleleri uç uca eklerken kanıyordum...
o, canından bir parçayı mezara mı, yoksa bu mezardan beter yaşamamı göndereceğini düşünüyordu...
med cezirlerde sürüklendik.
mucize bekledik. her şey düzelsin istedik. ama mucizeler yalnızca masalarda oluyordu ve biz masal kahramanı değildik.
yedi gün yedi gece düğün yapmamışlardı,
sonsuza dek mutlu da yaşamayacaklardı,
bu bebek de birbirini çok seven prensesle prensin aşk meyvesi değildi.
sarhoş ve uyuşuk bir spermin mecburi açılan bacaklar arasında kendine bulduğu adresti...
masalda değildik. masum meleğin yaşamı, yaşama başladığı gibi olacaktı.
aşikardı...
ağladık...
içinden çıkamadığımız kör bir kuyuydu telefon konuşmamız.
daha da derine sürüklenerek kapattık...
güçlükle, "hamileyim" dedi.
buz gibi bir mantıkla,"doğurmayı düşünmüyorsun herhalde!" dedim.
hıçkırıkları arasında "karnımda canımdan bir parça var! ben ondan nasıl vazgeçerim?" diyordu...
sessizlik oldu...
o, o sessizlikte parçalanıyordu... köşeye sıkışmış yaralı bir kedi yavrusu çaresizliğinde kıvranıyor, acı çekiyordu.
bense, içim delice sızlasa da, hayatına yeni parmaklıklar getirip, onu bir daha asla kurtulamayacağı zindana kilitleyecek olan kararından vazgeçirmeye çalışıyordum.
evet minicik bir can vardı karnında. tüm masumiyetiyle can buluyordu oracıkta. bense en sevdiğim arkadaşıma onu öldürmesini öneriyordum. o an için ben de ölmek istedim. hayat ne kadar da acımasızdı.
keşke büyük bir sevinçle, "yaşasın! yeniden teyze mi oluyorum? tebrik ederim tatlım!" diye neşeyle şakıyabilseydim...
keşke,
yeni güne uyuşturucu kullanarak başlayan,
bir önceki evliliğinden olan oğlunun yüzünü görmeyi arada sırada yapılması gereken bir mecburiyet olarak gören,
"evine gel" dediği için, bir süre önce hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz verdiği eşini döven,
kazandığı üç kuruşu sokak fahişelerine yediren,
onu haketmeyen bir adam olmasaydı keşke!
bu her şeyden habersiz anneciğinin karnında hayat bulan masum miniğin babası...
arada sırada uğradığı evine bir gün sarhoş gelip, içki kokan ağzı ve uyuşturucudan sersemlemiş bedeniyle sahip olmuştu karısına. ve bu masum ruh o gün düşmüştü bu yüzü gülmeyen kadının rahmine. ne acı!
onu öldürmesini öneriyordum en sevdiğim arkadaşıma. küretajdı adı bu vahşi cinayetin. aldırmalısın diyordum. sanki kuaföre gidip kaşlarını aldıracakmışcasına...
peki ya yaşaması?
o daha günah değil miydi?
5 yaşındaki yavrusuna, bin bir parasızlık, bazen moraran gözler ve evine uğramayan bir kocayla bakan kadına yazık günah değil miydi?
aklı erdiğinde ilgilenmeyecek, rol model olarak şiddeti, uyuşturucuyu öğretecek bir babayla yaşam bulmak, gözü yaşlı çaresiz bir anneyle yaşamak, nasıl bir yere geleceğinden habersiz bu minik meleğe günah değil miydi?
ne zor bir karardı...
işe yaramayacak saçma teselli cümleleriyle cinayet önerimi karıştırıp cümleleri uç uca eklerken kanıyordum...
o, canından bir parçayı mezara mı, yoksa bu mezardan beter yaşamamı göndereceğini düşünüyordu...
med cezirlerde sürüklendik.
mucize bekledik. her şey düzelsin istedik. ama mucizeler yalnızca masalarda oluyordu ve biz masal kahramanı değildik.
yedi gün yedi gece düğün yapmamışlardı,
sonsuza dek mutlu da yaşamayacaklardı,
bu bebek de birbirini çok seven prensesle prensin aşk meyvesi değildi.
sarhoş ve uyuşuk bir spermin mecburi açılan bacaklar arasında kendine bulduğu adresti...
masalda değildik. masum meleğin yaşamı, yaşama başladığı gibi olacaktı.
aşikardı...
ağladık...
içinden çıkamadığımız kör bir kuyuydu telefon konuşmamız.
daha da derine sürüklenerek kapattık...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar