bugün
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek23
- şu an ne isterdin10
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat37
- açım aç6
- cinler4
- dincilere laf anlatmakta çalışmak19
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- dilekçeye nasıl başlanır9
- sözlükteki yakışıklı olgun erkekler14
- fon vurgunu54
- gaddar kerim2
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur9
- kaçak çay18
- from gold from dust34
- borsa istanbul19
- galatasaray vs akp12
- bir beden küçük kıyafet almak5
- bicepsleriyle dalga geçilen yuzır dayanışması9
- halloween'e cadılar bayramı diyen keko5
- cin çarpmasına maruz kalmak7
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- bira içerken dinlenebilecek şarkılar6
- whatsapp grubundan çıkarılmak10
- nas suresini duyunca cinler4
- cin düğününde geline takı olarak ne takılmalı5
- nişanlının eski sevgilisiyle buluşması9
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası11
- kolye119
- edep sen ne güzel şeysin3
- sözlük kızlarının bicepsleri18
- alper mestçi vs hasan karacadağ2
- en karizmatik ve çekici sözlük erkeği7
- iltica20
- kürk mantolu madonna6
- berat albayrak'a iftira atılması11
- tavuklu pilav13
- en iyi çakmak markası10
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- çilekli pasta yiyen erkek7
- ryan gossling e yakışıklı diyen bana demesin4
- ordu borazanı sesi çıkaran kezo3
- mekke kutsal mıdır sorunsalı10
- muslettin amca tarzı entry girmek5
- gündüz uyukunun gelmesi gece gelmemesi3
- yapay zekanın kod yazması2
- rivayetlerin sınırsız bollukla sunulması3
- kalvinci misin piskoposçu musun3
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
ben deli değilim,
benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar.
insanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir! sanırdım, yanılmışım. delirmeye bile hakkınız yok burada. tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? değilmiş. insan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. elektroşoklar tersini söylüyor bunun. hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.
hayatım boyunca kendim olabileceğim bi yer aradım. bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdüyen mavi kaosunda eritmekle gözlerimi. ama yetmedi bunlar. sonuna kadar kendim olmak istedim, evreni kanatlamak pahasına. sanatı denedim; otoriteye karşı çıkanların birbirlerine karşı imgelerle iktidar olma çabası. polis olun efendim, daha saygın.
insanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir! dedim sonra, insan yalnızken kendisidir! diye de uzattım. ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor sevgilim beni ne kadar çok seviyorsunlar, felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsinler,insanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun lar vb. insanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu isaya hem edip cansevere, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?
hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. insanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta tanrım. bense beceriksizliğim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. beklide bunu anladım. bir ofiste çalışıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım.
beni kimin delirttiğini gerçekten merak ediyorum. babam olabilir diyorum, çocukluğumda az dövmedi beni sözcüklerle. lisede beni derste kuşumla oynarken yakalayan son osmanlı ayselde olabilir beni delirten.(kaltak dediğime bakmayın, kızgınlığımdan söylüyorum, yağmurda ıslanmış bir köpek kadar aşıktım ona.) tek tek beni kimin delirttiğini hesabını yapmak zor, kısaca beni insanlar delirtti diyebilirim. beni insanların çıldırtmasındansa gökyüzünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım.
önemsiz deliliklerimi saymayacağım, beni buraya kapattıran son çılgınlığımı anlatacağım. intihar fikri yine tanrım olmuştu, aynadaki yüzüme tükürüp silahımı aldım ve mahallemizdeki büyük çukurca camisine gittim. girdim içeri. caminin tavanına iki el ateş edip namazı böldüm. haklı olarak üzerime saldıran bir dindarı bacağından vurup suküneti sağladım. gerginlik caminin duvarını çatlatacak kadar büyüktü. fazla vaktinizi almayacağım dedim. ve perulu şair cesar mendozanın acı çekene saygı şiirini okumaya başladım.
aci çekene saygi
tanrıyla aynı fikirde değilim
intihar edenlerin
cehenneme gideceği konusunda
kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum
intihar edeceğim bende
denenmemiş bir yolla
ben ateist değilim, babasıymış gibi
tanrıya küsen bir çocuğum
eğer tanrı intihar edenleri ve nietcheyi
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim bende
tanrının hayal gücünü beğenmiyorum
ben tanrı olsam
peygamberler göndermez
direk konuşurdum insanlarla
ben tanrı olsam intihar ederdim
insanlarla birlikte
acı çekmeyi öğrenemediğim için
sessizlik ağır bir kaya gibi hepimizin üzerine çökmiüştü. cemaat beni linç etmek için fırsat kolluyordu, seziyordum bunu. tabancam tek dostumdu o anda. o sırada cemaatten yaşlıca bir adam bana doğru yürümeye başladı. dur diye bağırdım, dur , yoksa dinlemedi yavaş yavaş ağır çekimde yanıma kadar geldi gözlerinde diğerlerinde ki gibi öfke değil,merhamet gibi bir şey vardı. tanımıştım, babamın arkadaşı ahmet abiydi. dinle beni, allahın- kendin; olduğunu anlayıncaya kadar hep acı çekeceksin dedi usulca. ellerim titremeye başlamıştı, bu sözler dikenli bir çalı gibi saplanmıştı içime ama acıtmıyordu. silahımı aldı, beni linç etmek isteyen kalabalığı ve zamanı bir el hareketiyle durdurdu.
sonrası,sonrası buradayım işte. o yaşlı adamın ahmet abinin sözünü hatırladığımda sakinleşir gibi, içimdeki bir sırra erer gibi oluyorum ama izin vermiyor insanlar ve anılar kendim olmamama, içimin sularına bir balık gibi dalaraktan. dışarıdayken bir söz vermiştim kendime:onlar ne yaparsa ben tersini yapacağım! diye. onlar yalan mı söylüyor, ben doğruyu söyleyeceğim. onlar boyun mu eğiyor, ben isyan edeceğim. hem de her şeye. onlar sanattan nefret mi ediyor, ben inadına mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracam, 7. mühürü, sonbaharı ve seven 7 ı izleyeceğim. onlar paraya mı tapıyor, ben yağmurda ıslanmaya tapacam . onlar statünün getirdiği saygınlığa mı inanıyor, ben serseriliğe ve kaybetmişliğe sokak olacağım. sonuç: insanın tanrıya inancının kaybetmesinden daha kötü olan bir şey varsa o da insanlığa inancını kaybetmesidir. siz insansanız ben insan olmayı reddediyorum. deli olmam güllerle birlikte açmama, zamanın dışına taşmama engel değil; tam tersine bunlara açılan kapı.
bu arada delilerin söz söyleme özgürlüğünden bol bol yararlanıyorum. geçen gün bağırmaya başladım:sizin sığınacak bir allahınız var, benim yok. benim sığınacak yalnızca kelimelerim var. deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim, tımarhanedeyim. güldüler.aklın fazlası cehennem. dedim, güldüler. her çocuk tanrının gönderdiği bir peygamberdir. ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. gider bir öğretmen oluruz, işçi, pezevenk,mühendis, memur.dedim, güldüler. şehir cereyanına bağladılar beni. güldüler siktir çektiler, kalbimin içinde çarpan kalplere. çirkinleştireni her yerde, ey dünyayı kutsallaştıran çılgınlık nerdesin? dedim. güldüler. öyle bir şekilde yan yana getirelim ki sözcükleri, herkesin orospu olmaktan kurtaralım onları.dedim ,güldüler.
zaman geçti. artık çıplakken bir şey söyleyemiyorum insanlara, kişiliklerim birbirleriyle yaşamayı öğrendi, gidecek başka bir bedenleri olmadığını anladı en sonunda. ilaçlarımı düzenli kullanıyorum, sigarayı azalttım. buradan çıkmama az kaldı doktorum alper bey söyledi. geçende kendi kendime cemal dedim cemal! ismim cemal bu arada-: hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin: insanı! buna kendini sevmekle başlayabilirsin. hak verdim cemale. güzel konuşuyordu, inandım ona. cemale borcumu ödeyeceğim. yeryüzünde insanlar tarafından kanatılmamış hiçbir aşık olmayı yeniden deneyeceğim. cemale borcumu ödeyeceğim. az kaldı, bekleyin beni.
benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar.
insanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir! sanırdım, yanılmışım. delirmeye bile hakkınız yok burada. tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir? değilmiş. insan tımarhanede bile delirme hakkını elde edemiyorsa ölsün daha iyi. ben size ve kendime rahatça dil çıkarabilmek için burada değil miyim, bunun için kapatmadınız mı beni buraya. elektroşoklar tersini söylüyor bunun. hastabakıcının suratını görmem elektroşoka girmeme yetiyor da artıyor bile. şehir cereyanını boşa harcamayınız efendim.
hayatım boyunca kendim olabileceğim bi yer aradım. bu yer bazen bir insanın yüzü oldu, bazen sevdiğim bir kitapta altını çizdiğim cümle, bazen ölüler gibi haftalarca susmanın saltanatını yaşamak, bazen de denizin köpürdüyen mavi kaosunda eritmekle gözlerimi. ama yetmedi bunlar. sonuna kadar kendim olmak istedim, evreni kanatlamak pahasına. sanatı denedim; otoriteye karşı çıkanların birbirlerine karşı imgelerle iktidar olma çabası. polis olun efendim, daha saygın.
insanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir! dedim sonra, insan yalnızken kendisidir! diye de uzattım. ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor sevgilim beni ne kadar çok seviyorsunlar, felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsinler,insanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun lar vb. insanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu isaya hem edip cansevere, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?
hepimiz deliyiz, akıllı taklidi yapmayı bıraktığımız anda tımarhaneye kapatılırız. insanlar akıllı taklidi yapmakta ne kadar da usta tanrım. bense beceriksizliğim bu konuda, daha doğrusu akıllı taklidi yapmaktan bıktım. normal olmaya çalışmak deli olmaktan daha zor. beklide bunu anladım. bir ofiste çalışıyordum, deli gömleğimin (seçkin bir markaydı) üzerine kravat takmayı bıraktım.
beni kimin delirttiğini gerçekten merak ediyorum. babam olabilir diyorum, çocukluğumda az dövmedi beni sözcüklerle. lisede beni derste kuşumla oynarken yakalayan son osmanlı ayselde olabilir beni delirten.(kaltak dediğime bakmayın, kızgınlığımdan söylüyorum, yağmurda ıslanmış bir köpek kadar aşıktım ona.) tek tek beni kimin delirttiğini hesabını yapmak zor, kısaca beni insanlar delirtti diyebilirim. beni insanların çıldırtmasındansa gökyüzünün çıldırtmasını isterdim, karanlık yağmurun, müziğin beni çıldırtma hakkını insanların elinden almalıyım.
önemsiz deliliklerimi saymayacağım, beni buraya kapattıran son çılgınlığımı anlatacağım. intihar fikri yine tanrım olmuştu, aynadaki yüzüme tükürüp silahımı aldım ve mahallemizdeki büyük çukurca camisine gittim. girdim içeri. caminin tavanına iki el ateş edip namazı böldüm. haklı olarak üzerime saldıran bir dindarı bacağından vurup suküneti sağladım. gerginlik caminin duvarını çatlatacak kadar büyüktü. fazla vaktinizi almayacağım dedim. ve perulu şair cesar mendozanın acı çekene saygı şiirini okumaya başladım.
aci çekene saygi
tanrıyla aynı fikirde değilim
intihar edenlerin
cehenneme gideceği konusunda
kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum
intihar edeceğim bende
denenmemiş bir yolla
ben ateist değilim, babasıymış gibi
tanrıya küsen bir çocuğum
eğer tanrı intihar edenleri ve nietcheyi
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim bende
tanrının hayal gücünü beğenmiyorum
ben tanrı olsam
peygamberler göndermez
direk konuşurdum insanlarla
ben tanrı olsam intihar ederdim
insanlarla birlikte
acı çekmeyi öğrenemediğim için
sessizlik ağır bir kaya gibi hepimizin üzerine çökmiüştü. cemaat beni linç etmek için fırsat kolluyordu, seziyordum bunu. tabancam tek dostumdu o anda. o sırada cemaatten yaşlıca bir adam bana doğru yürümeye başladı. dur diye bağırdım, dur , yoksa dinlemedi yavaş yavaş ağır çekimde yanıma kadar geldi gözlerinde diğerlerinde ki gibi öfke değil,merhamet gibi bir şey vardı. tanımıştım, babamın arkadaşı ahmet abiydi. dinle beni, allahın- kendin; olduğunu anlayıncaya kadar hep acı çekeceksin dedi usulca. ellerim titremeye başlamıştı, bu sözler dikenli bir çalı gibi saplanmıştı içime ama acıtmıyordu. silahımı aldı, beni linç etmek isteyen kalabalığı ve zamanı bir el hareketiyle durdurdu.
sonrası,sonrası buradayım işte. o yaşlı adamın ahmet abinin sözünü hatırladığımda sakinleşir gibi, içimdeki bir sırra erer gibi oluyorum ama izin vermiyor insanlar ve anılar kendim olmamama, içimin sularına bir balık gibi dalaraktan. dışarıdayken bir söz vermiştim kendime:onlar ne yaparsa ben tersini yapacağım! diye. onlar yalan mı söylüyor, ben doğruyu söyleyeceğim. onlar boyun mu eğiyor, ben isyan edeceğim. hem de her şeye. onlar sanattan nefret mi ediyor, ben inadına mozart dinleyeceğim, ölü yazarlarla dostluk kuracam, 7. mühürü, sonbaharı ve seven 7 ı izleyeceğim. onlar paraya mı tapıyor, ben yağmurda ıslanmaya tapacam . onlar statünün getirdiği saygınlığa mı inanıyor, ben serseriliğe ve kaybetmişliğe sokak olacağım. sonuç: insanın tanrıya inancının kaybetmesinden daha kötü olan bir şey varsa o da insanlığa inancını kaybetmesidir. siz insansanız ben insan olmayı reddediyorum. deli olmam güllerle birlikte açmama, zamanın dışına taşmama engel değil; tam tersine bunlara açılan kapı.
bu arada delilerin söz söyleme özgürlüğünden bol bol yararlanıyorum. geçen gün bağırmaya başladım:sizin sığınacak bir allahınız var, benim yok. benim sığınacak yalnızca kelimelerim var. deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim, tımarhanedeyim. güldüler.aklın fazlası cehennem. dedim, güldüler. her çocuk tanrının gönderdiği bir peygamberdir. ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. gider bir öğretmen oluruz, işçi, pezevenk,mühendis, memur.dedim, güldüler. şehir cereyanına bağladılar beni. güldüler siktir çektiler, kalbimin içinde çarpan kalplere. çirkinleştireni her yerde, ey dünyayı kutsallaştıran çılgınlık nerdesin? dedim. güldüler. öyle bir şekilde yan yana getirelim ki sözcükleri, herkesin orospu olmaktan kurtaralım onları.dedim ,güldüler.
zaman geçti. artık çıplakken bir şey söyleyemiyorum insanlara, kişiliklerim birbirleriyle yaşamayı öğrendi, gidecek başka bir bedenleri olmadığını anladı en sonunda. ilaçlarımı düzenli kullanıyorum, sigarayı azalttım. buradan çıkmama az kaldı doktorum alper bey söyledi. geçende kendi kendime cemal dedim cemal! ismim cemal bu arada-: hayatı güzelleştiren şey tehlikeyi sevmektir. hayatı güzelleştirmek istiyorsan dünyanın en tehlikeli şeyini sevmeyi öğrenmelisin: insanı! buna kendini sevmekle başlayabilirsin. hak verdim cemale. güzel konuşuyordu, inandım ona. cemale borcumu ödeyeceğim. yeryüzünde insanlar tarafından kanatılmamış hiçbir aşık olmayı yeniden deneyeceğim. cemale borcumu ödeyeceğim. az kaldı, bekleyin beni.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar