bugün
- melih gökçek'e soruşturma açılması8
- yaşlı insanlar neden huysuz olur5
- aslında 1999 yılında olmamız4
- şive şakası4
- sözlüğün güzel yer olması3
- aç karnına kahve içmek8
- doğru insanı bulmak3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı2
- ağlama melis2
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı18
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı3
- sarapci koala79
- boğazı yüzerek geçmek3
- bu koyden olsam ne olacak20
- kendinden biz diye bahsetmek5
- sarı torba8
- dövüşlü film izleyip gaza gelmek4
- dün gece sözlükte yaşanan terbiyesiz olay2
- gömü bulmak3
- dinlerin yalan olması17
- sözlükteki botlar4
- gocu23
- nepal'deki sel felaketi6
- sımsıkı sıkı sıkı sıkı sıkı sar beni2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası9
- hayda rinna rinna rinna rinanay3
- otobüsten inerken şoföre teşekkür etmek2
- ekşi sözlük4
- lise yılları kurtlar vadisine denk gelmek3
- toplu taşımada boş koltuk gören ihtiyar2
- güne sporla başlamak3
- uzaylıların sefaköyü istila etmesi3
- online listesi3
- israil'in ateşkese rağmen lübnan'ı vurması3
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- sözlükteki dinsizler2
- trafikte sinirlenip bağırmak7
- tatlı su depresyonu kadınları2
- ölü denizciler kayıp galaksiler2
- hind bint utbe2
- girne'deki gemi faciası3
- çaylak yapın beni11
- şu an hissedilen duygu7
- soğan yiyen kız11
- 31 ağustos 2026 elektrik kesintisi2
- 30 ağustos zafer bayramı19
- ama ben bipolarım10
- rahatsız ettiğim herkesten özür dilerim9
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan34
Beşinci gün yine o koyun sayesinde küçük prensin gizini öğreniverdim. Durup dururken sormuştu; sanki uzun uzun düşünerek çözüm aradığı bir sorununu dile getiriyordu.
"Koyun... Koyun çalıları yiyorsa çiçekleri de yer, değil mi?"
"Koyunlar bulabildikleri her şeyi yerler."
"Dikenli çiçekleri de mi?"
"Evet dikenli çiçekleri de."
"Öyleyse dikenler... Ne işe yararlar ki?.."
Bilmiyordum. O anda motorun sıkışmış bir cıvatasını gevşetmeye çalışıyordum. Endişem artıyordu, çünkü giderek uçağımdaki arızanın son derece ciddi olduğunu fark ediyordum. içme suyum da çok azaldığından endişemde haklıydım.
"Dikenler ne işe yarar?"
Küçük prensin aklı bir şeye takıldı mı asla peşini bırakmıyordu. Benimse aklım cıvatadaydı. Aklıma ilk geleni söyleyiverdim:
"Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler kindarlıklarından dolayı dikenlidirler..."
"Ya!"
Bir anlık bir sessizlik oldu. Sonra küçük prens birden parlayıverdi. Gücenik bir sesle:
"Hayır! Sana inanmıyorum. Çiçekler narin yaratıklardır. Çok masumdurlar. Kendilerini güvencede hissetmek isterler. Dikenlerinin korkunç silahlar olduğuna inanırlar..."
Bir şey söylemedim. O anda aklımda tek bir şey vardı. "Eğer bu cıvata hâlâ gevşemeyecekse çekiçle vurup kopartacağım," diyordum içimden. Küçük prens düşüncelerimi dağıttı yine:
"Demek sen sanıyorsun ki çiçekler..."
"Hayır! Hayır!" diye bağırdım. "Hayır, hiçbir şey sanmıyorum ben. Aklıma ilk geleni söylemiştim yalnızca. Görüyorsun ki çok önemli işlerim var benim!"
"Önemli işler mi?"
Bana bakıyordu. Elimde çekiç, parmaklarım yağdan simsiyah olmuş, ona çok çirkin gözüken bir nesnenin üzerine eğilmiş olan bana...
"Tıpkı büyükler gibi konuşuyorsun!"
Biraz utandım ama o acımasızca sürdürdü:
Her şeyi birbirine karıştırıyorsun, karmakarışık ediyorsun..."
Gerçekten çok kızmıştı. Altın renkli saçları rüzgârda dalgalanıyordu.
"Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!"
"Ne?"
"Mantar!"
Küçük prens şimdi öfkeden bembeyazdı. "Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Milyonlarca yıldır koyunlar dikenli çiçekleri de yiyorlar. Peki bu çiçeklerin hâla dikenleri olsun diye çabalamalarının nedenini anlamaya çalışmak önemli işlerden sayılmıyor. Koyunlarla çiçekler arasındaki bu savaş kırmızı yüzlü adamın topladığı rakamlardan daha mı önemsiz? Hele benim gezegenimde, yalnız benimkinde yaşayabilen bir çiçeğimin olduğunu, bunu koyunun bir ısırışta yok edebileceğini düşün. Bu çok mu önemsiz?"
Şimdi de yüzü al aldı.
"insan bir çiçeği severse, milyonlarca ve milyonlarca yıldızda yalnız tek bir çiçek açarsa, işte o yıldızlara bakarak mutlu olur. Kendi kendine şöyle der: 'işte orada, o yıldızlardan birinde benim çiçeğim.' Ama koyun çiçeği yedi miydi bütün yıldızlar kararıverir... Bu da hiç önemli değil, öyle mi?"
Sözleri hıçkırıklara boğuldu.
Gece olmuştu. Aletlerimi olduğu yere bıraktım. Şu anda çekicin, cıvatanın, susuzluğumun ne önemi vardı? Yıldızlardan, gezegenlerden birinde, benim gezegenim Dünya'da bir küçük prens vardı avutulacak. Kollarıma aldım onu ve başını okşadım.
"Sevgili çiçeğin tehlikede değil, üzülme," dedim ona. "Koyununun ağzına kapamak için bir ağızlık çizerim sana, ya da istersen çiçeğin çevresine bir parmaklık çizerim..."
Ne söyleyeceğimi bilemiyordum aslında. Kendimi toy bir budala gibi hissediyordum. Ona nasıl ulaşabileceğimi, yine eskisi gibi yan yana olmayı nasıl başarabileceğimi bilemiyordum.
Çok gizemli bir ülke şu gözyaşları ülkesi.
"Koyun... Koyun çalıları yiyorsa çiçekleri de yer, değil mi?"
"Koyunlar bulabildikleri her şeyi yerler."
"Dikenli çiçekleri de mi?"
"Evet dikenli çiçekleri de."
"Öyleyse dikenler... Ne işe yararlar ki?.."
Bilmiyordum. O anda motorun sıkışmış bir cıvatasını gevşetmeye çalışıyordum. Endişem artıyordu, çünkü giderek uçağımdaki arızanın son derece ciddi olduğunu fark ediyordum. içme suyum da çok azaldığından endişemde haklıydım.
"Dikenler ne işe yarar?"
Küçük prensin aklı bir şeye takıldı mı asla peşini bırakmıyordu. Benimse aklım cıvatadaydı. Aklıma ilk geleni söyleyiverdim:
"Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler kindarlıklarından dolayı dikenlidirler..."
"Ya!"
Bir anlık bir sessizlik oldu. Sonra küçük prens birden parlayıverdi. Gücenik bir sesle:
"Hayır! Sana inanmıyorum. Çiçekler narin yaratıklardır. Çok masumdurlar. Kendilerini güvencede hissetmek isterler. Dikenlerinin korkunç silahlar olduğuna inanırlar..."
Bir şey söylemedim. O anda aklımda tek bir şey vardı. "Eğer bu cıvata hâlâ gevşemeyecekse çekiçle vurup kopartacağım," diyordum içimden. Küçük prens düşüncelerimi dağıttı yine:
"Demek sen sanıyorsun ki çiçekler..."
"Hayır! Hayır!" diye bağırdım. "Hayır, hiçbir şey sanmıyorum ben. Aklıma ilk geleni söylemiştim yalnızca. Görüyorsun ki çok önemli işlerim var benim!"
"Önemli işler mi?"
Bana bakıyordu. Elimde çekiç, parmaklarım yağdan simsiyah olmuş, ona çok çirkin gözüken bir nesnenin üzerine eğilmiş olan bana...
"Tıpkı büyükler gibi konuşuyorsun!"
Biraz utandım ama o acımasızca sürdürdü:
Her şeyi birbirine karıştırıyorsun, karmakarışık ediyorsun..."
Gerçekten çok kızmıştı. Altın renkli saçları rüzgârda dalgalanıyordu.
"Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!"
"Ne?"
"Mantar!"
Küçük prens şimdi öfkeden bembeyazdı. "Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Milyonlarca yıldır koyunlar dikenli çiçekleri de yiyorlar. Peki bu çiçeklerin hâla dikenleri olsun diye çabalamalarının nedenini anlamaya çalışmak önemli işlerden sayılmıyor. Koyunlarla çiçekler arasındaki bu savaş kırmızı yüzlü adamın topladığı rakamlardan daha mı önemsiz? Hele benim gezegenimde, yalnız benimkinde yaşayabilen bir çiçeğimin olduğunu, bunu koyunun bir ısırışta yok edebileceğini düşün. Bu çok mu önemsiz?"
Şimdi de yüzü al aldı.
"insan bir çiçeği severse, milyonlarca ve milyonlarca yıldızda yalnız tek bir çiçek açarsa, işte o yıldızlara bakarak mutlu olur. Kendi kendine şöyle der: 'işte orada, o yıldızlardan birinde benim çiçeğim.' Ama koyun çiçeği yedi miydi bütün yıldızlar kararıverir... Bu da hiç önemli değil, öyle mi?"
Sözleri hıçkırıklara boğuldu.
Gece olmuştu. Aletlerimi olduğu yere bıraktım. Şu anda çekicin, cıvatanın, susuzluğumun ne önemi vardı? Yıldızlardan, gezegenlerden birinde, benim gezegenim Dünya'da bir küçük prens vardı avutulacak. Kollarıma aldım onu ve başını okşadım.
"Sevgili çiçeğin tehlikede değil, üzülme," dedim ona. "Koyununun ağzına kapamak için bir ağızlık çizerim sana, ya da istersen çiçeğin çevresine bir parmaklık çizerim..."
Ne söyleyeceğimi bilemiyordum aslında. Kendimi toy bir budala gibi hissediyordum. Ona nasıl ulaşabileceğimi, yine eskisi gibi yan yana olmayı nasıl başarabileceğimi bilemiyordum.
Çok gizemli bir ülke şu gözyaşları ülkesi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar