bugün
- ona bir şey söyle6
- kadın ile erkek arasında yaşanacak en güzel şey12
- adını bile bilmediğin bir sözlük kızına aşık olmak13
- tekerlek toplayan cocuk14
- birini unutmak için başkasıyla birliktelik yaşamak11
- arkadaşlar ben birinden fena halde hoslanıyorum15
- gece 1 de 10 birayla gelen kız kanka7
- ilham aliyevin türkiyeye nankörlük yapması7
- kız troller6
- kedilerin yedigi ilginc seyler16
- almanya da yaşasaydınız nerede yaşamak isterdiniz11
- burcunun yükselenini bilen erkek8
- sözlükte devamlı eksileyeceğiniz yazar17
- yazarların anlık durumları9
- afrikada bir ülkede yaşasaydınız nerde yaşardınız7
- zencilerin birbirine nigger demesi6
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi12
- avokado yiyen insan8
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi47
- çocuklar niye sünnet edilir7
- gece sokakta baş belaya girer mi6
- ispanya'nin terör bitirme formülü41
- kalabalığı seviyor musunuz6
- evli bir adama aşık oldum sözlük25
- mafya kızı olma isteği6
- osmanlı mali açıdan zordayken saray yaptırması13
- özel sektör de çalışmak11
- galatasaray büyüklüğü14
- arkadaşlar bakar mısınız14
- kız tavladığım için içerlenen sözlük geyi15
- boğaz ağrısı7
- kedi yada köpeği olmayan kadın4
- şeker hastalığı9
- çiçek abbas2
- feminen erkek davranışları6
- hayatını renklendirmek isteyenlere tavsiyeler6
- uykudan ağlayarak uyanmak4
- ellerim bos gonlum hos14
- bol sucuklu tereyağlı çift yumurta6
- kaslı ve yakışıklı mahalle bakkalı5
- yazarlara sözlükten gelen son mesaj6
- tayt vs mini etek5
- kova ve oğlak burçlarını sözlükten atmak7
- arapçayı kutsal sanan gerzek5
- 3 ekim 2026 hırvatistan ingiltere maçı7
- çamaşır makinesinde yorgan yıkamak7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- eurovision song contest asia4
- memesiz kızlardaki özgüvenin kaynağı17
- söğüşçü aco7
sevdiği entry'ler
o tarihte 8 yaşında yalova'da çocukluğunu yaşayan biriydim. depremden 3 ay önce zattüre oldum ve sonrasında penislin (testlere rağmen) beni komaya sokmuştu. okuldaki 2.sınıfın son 3 ayı bende yok yani. sonra teyzemler geldi istanbul'dan bizde kalacaklardı. ev 2 oda 1 salondu. kuzenlerim yatabilsin diye ben annem ile babamın arasında yatmıştım. uyuduğum sıra bir anda annem beni kucakladı, herkes bağıra bağıra dairenin kapısına oradan da karanlıkta aşağı inmeye başladık. o sıra şunları duyuyordum salondan abim ve eniştemin sesleriyle "vitrin kapının önüne düşmüş,biz onu kaldırıp geliriz siz gidin" dediler. herkes bilinçsiz tabi şimdi düşününce çünkü 5 katlı apartmanın 5.katından dışarı çıkmak üzere herkes paldır küldür bir sağa bir sola sallanarak iniyoruz. bizim kattan aşağı inerken, yanıbaşımdan çatının ara holündeki bir cam parçası geçti ve yerde çatır çutur parçalandı. karanlıkta neyin ne olduğunu görmeden paldır küldür indik aşağı. ben depremin ne olduğunu bilmiyordum. 7 yaşındayken adana depremini tvde izleyip de çocukluk psikolojisiyle "evler pasta gibi olmuş" diye zihnimde kaydetmemden ötürü, 17 ağustos gecesi bir çok patlama sesi duyunca "herhalde savaş oluyor" diye düşündüm. evet savaş oluyordu ama insanlar arasında değil, doğa ile insan arasında.
sonra evin karşısındaki sokağa girdik. o sokağı dümdüz takip edince benim anaokuluma çıkıyordu. ben tabi nereye gitmek için yürüdüğümüzü bilmeden takip ettim bizimkileri. eskiden elektrik telleri dışarda direklerdeydi, onlar devrilmiş teller yerde üstünden atlayarak geçiyorum derken yıllardır önünde çocukluk arkadaşımlarım oyun oynadığım 2 katlı bir evin yıkıllmış olduğunu gördüm. hani her depremzedenin duyduğu bir feryad vardır ya "yetişin,kurtaran yok mu ?" bunu duydum bir erkek sesinden. bizimkilerden biraz geride kaldım bu sözü duyunca, aklıma takıldı içimde bir şeyler cız etti. sonra içimden "abi seni kurtarayım da sonra beni kim kurtaracak" diye içgüdüsel bir hissiyat geçti kafamdan. istemeyerek yola devam ettim bizimkilerin yanına koştum ama aklım o evde kaldı, döndüm geriye baktım o evden yüzü gözü kanlı bir abi çıktı. sonra yürümeye devam ederken sokağın başına bir ev yıkıldığını gördük ve dolayısıyla oradan gidemeyeceğimizi anladık. bu sokağın başına varmadan sağda tek bir sokak var oraya girdik az bir şey yürüyüp ilk sola girdik ve bir kömürcünün açık deposunda oturduk. orada kömürcü vardı normalde. şimdi boş boş,öyle dükkan felan hiçbir şey yok. kuzenimle kaldırıma oturduk. karşımızda 3 katlı bir bina var. bir tane abla o eve girip bir şeyler getireceğim dedi. biz otururken deprem devam etmiyordu ama herkes "dur gitme yine sallanır dur" diye uyardıysa da abla gitti içeriye. 5 dakika sonra geldi ellerinde bir sürü battaniye. bir tanesini ben ve kuzenim kullanalım diye verdi. kuzenle o battaniyeyi paylaşarak üstümüze aldık ve omuz omuza oturduk orada. o sıra tekrar deprem oldu. oturduğumuz kaldırım gitti ve kendimizi yolda otururken bulduk derken tekrar kendimizi kaldırımda oturur halde bulunca afalladık kuzenimle. klasik bir şekilde korkudan çişimiz gelince, oralarda sakin bir yerde tankeri boşalttık. biz ondan sonra tekrar gelip oturunca kuzenimle uyuya kalmışız orada. sabah uyandığımızda anaokulumun bahçesine gideceğimizi öğrendik kuzenimle. battaniyeyi de yanımıza alarak olaraya gittik. tam okulun önüne geldik babam bir arkadaşına rastladı. onlar konuşurken ben okulun yanındaki eve bakıp tekrar adana depremindeki gibi evin pasta şeklindeki görünüşüne takılmıştım ta ki babamın arkadaşı babama "abi kızım enkazın altında kaldı,öldü" diyene dek. saniyeler içinde beynimde ölümün tıpkı "anneannemin gidişi gibi" olduğunu anlamamla kendime kızdım. sanki ben öldürmüşüm gibi hissettim. okulunda karşısında bir ev vardı, bu daha demin öğrendiğimden sonra oradan çıkan dumanları görünce sıyırmak üzereydim. çünkü çok iyi hatırlıyordum ki o binanın altında ekmek fırını vardı. ve şimdi o ev yıkılmış ve oradan dumanlar tütüyor, o insanlar yanıyor muydu diye korkulu paranoyalar eşliğinde okulun bahçesine girdik. kuzenimle bu battaniye yine üstümüzde ama bu sefer yan yana değil karşılıklı oturuyoruz. yine sallanmaya başladık,korkuyla battaniyeyi üstümüze aşırıp altına girip saklandık. tıpkı perdenin arkasına saklanınca görünmeyeceğini sanan çocuklar gibi, sanki battaniyenin altına girince deprem bize bir şey yapmayacak... bu süreçler daha sonra kızılay çadırı,askeri çadır ve nihayetinde çınarcık yolu üzerinde prefabriklere kadar gitti. o aralarda da bir sürü olay oldu da yazmıyorum daha fazla uzamasın diye. buraya kadar ki deprem psikolojim bu şekildeydi. yakınlarını kaybedenlere baş sağlığı diliyorum,tekrar tekrar geçmiş olsun...
sonra evin karşısındaki sokağa girdik. o sokağı dümdüz takip edince benim anaokuluma çıkıyordu. ben tabi nereye gitmek için yürüdüğümüzü bilmeden takip ettim bizimkileri. eskiden elektrik telleri dışarda direklerdeydi, onlar devrilmiş teller yerde üstünden atlayarak geçiyorum derken yıllardır önünde çocukluk arkadaşımlarım oyun oynadığım 2 katlı bir evin yıkıllmış olduğunu gördüm. hani her depremzedenin duyduğu bir feryad vardır ya "yetişin,kurtaran yok mu ?" bunu duydum bir erkek sesinden. bizimkilerden biraz geride kaldım bu sözü duyunca, aklıma takıldı içimde bir şeyler cız etti. sonra içimden "abi seni kurtarayım da sonra beni kim kurtaracak" diye içgüdüsel bir hissiyat geçti kafamdan. istemeyerek yola devam ettim bizimkilerin yanına koştum ama aklım o evde kaldı, döndüm geriye baktım o evden yüzü gözü kanlı bir abi çıktı. sonra yürümeye devam ederken sokağın başına bir ev yıkıldığını gördük ve dolayısıyla oradan gidemeyeceğimizi anladık. bu sokağın başına varmadan sağda tek bir sokak var oraya girdik az bir şey yürüyüp ilk sola girdik ve bir kömürcünün açık deposunda oturduk. orada kömürcü vardı normalde. şimdi boş boş,öyle dükkan felan hiçbir şey yok. kuzenimle kaldırıma oturduk. karşımızda 3 katlı bir bina var. bir tane abla o eve girip bir şeyler getireceğim dedi. biz otururken deprem devam etmiyordu ama herkes "dur gitme yine sallanır dur" diye uyardıysa da abla gitti içeriye. 5 dakika sonra geldi ellerinde bir sürü battaniye. bir tanesini ben ve kuzenim kullanalım diye verdi. kuzenle o battaniyeyi paylaşarak üstümüze aldık ve omuz omuza oturduk orada. o sıra tekrar deprem oldu. oturduğumuz kaldırım gitti ve kendimizi yolda otururken bulduk derken tekrar kendimizi kaldırımda oturur halde bulunca afalladık kuzenimle. klasik bir şekilde korkudan çişimiz gelince, oralarda sakin bir yerde tankeri boşalttık. biz ondan sonra tekrar gelip oturunca kuzenimle uyuya kalmışız orada. sabah uyandığımızda anaokulumun bahçesine gideceğimizi öğrendik kuzenimle. battaniyeyi de yanımıza alarak olaraya gittik. tam okulun önüne geldik babam bir arkadaşına rastladı. onlar konuşurken ben okulun yanındaki eve bakıp tekrar adana depremindeki gibi evin pasta şeklindeki görünüşüne takılmıştım ta ki babamın arkadaşı babama "abi kızım enkazın altında kaldı,öldü" diyene dek. saniyeler içinde beynimde ölümün tıpkı "anneannemin gidişi gibi" olduğunu anlamamla kendime kızdım. sanki ben öldürmüşüm gibi hissettim. okulunda karşısında bir ev vardı, bu daha demin öğrendiğimden sonra oradan çıkan dumanları görünce sıyırmak üzereydim. çünkü çok iyi hatırlıyordum ki o binanın altında ekmek fırını vardı. ve şimdi o ev yıkılmış ve oradan dumanlar tütüyor, o insanlar yanıyor muydu diye korkulu paranoyalar eşliğinde okulun bahçesine girdik. kuzenimle bu battaniye yine üstümüzde ama bu sefer yan yana değil karşılıklı oturuyoruz. yine sallanmaya başladık,korkuyla battaniyeyi üstümüze aşırıp altına girip saklandık. tıpkı perdenin arkasına saklanınca görünmeyeceğini sanan çocuklar gibi, sanki battaniyenin altına girince deprem bize bir şey yapmayacak... bu süreçler daha sonra kızılay çadırı,askeri çadır ve nihayetinde çınarcık yolu üzerinde prefabriklere kadar gitti. o aralarda da bir sürü olay oldu da yazmıyorum daha fazla uzamasın diye. buraya kadar ki deprem psikolojim bu şekildeydi. yakınlarını kaybedenlere baş sağlığı diliyorum,tekrar tekrar geçmiş olsun...
Yakın zamanda çekilmiş hayatını anlattığı hoş bir röportajı olan felsefe profesörü.
Röportajın bir kısmında türk felsefi düşünce tarihine dair radikal tespitler yapmış ve şöyle de bir serzenişini dile getirmiş kendisi:
"Söylemesi çok zor ve ağır bir şey söyleyeceğim şimdi: Kişiler gibi milletlerin de yatkınlıkları vardır. Kısaca söyleyeyim bizim milletçe felsefeye yatkınlığımız yok. Çünkü merak etmiyoruz, merak etmediğimiz için de taklit ediyor, merak etmiş gibi yapıyoruz. ve dolayısıyla hep geriden takip ediyoruz."
https://youtu.be/lJcyPrZ7fiU
Röportajın bir kısmında türk felsefi düşünce tarihine dair radikal tespitler yapmış ve şöyle de bir serzenişini dile getirmiş kendisi:
"Söylemesi çok zor ve ağır bir şey söyleyeceğim şimdi: Kişiler gibi milletlerin de yatkınlıkları vardır. Kısaca söyleyeyim bizim milletçe felsefeye yatkınlığımız yok. Çünkü merak etmiyoruz, merak etmediğimiz için de taklit ediyor, merak etmiş gibi yapıyoruz. ve dolayısıyla hep geriden takip ediyoruz."
https://youtu.be/lJcyPrZ7fiU
görsel
Aha da şu elemandır. Nerede bir lise ya da ona benzer aşklı meşkli diziler türese hep bu oyuncu. Görünce hemen kanalı değiştiriyorum.
Aha da şu elemandır. Nerede bir lise ya da ona benzer aşklı meşkli diziler türese hep bu oyuncu. Görünce hemen kanalı değiştiriyorum.