sozluk yazarlarindan oykuler 


/ 2
kapat

  1. (bkz: ben bu yaziyi sana yazdim)
    ..............................(ecayip heyvanlara benziyirsen, 22.08.2007 23:29)

    1 yıl sonra gelen edit: başlığın yazarın üstüne kalması ana fikirli bir öykü yazmayı düşünüyorum. gün olur da yazarsam paylaşıcam.

    tanım: sözlük yazarlarının hayata dair deneyimleri ya da düşüncelerini içeren öykülerdir.
    #2180801 (ecayip heyvanlara benziyirsen, 22.08.2007 23:29 ~ 12.08.2008 08:50)
  2. * julie yatağa uzanmıştı üstünde sadece tangası vardı ve titriyordur... devamlı sayıklıyordu ilk defa yapıcam acıtma n'olur diye...

    mike yavaş yavaş boynunu opmeye başlamıştı julie'nin... eliylede gögüslerini okşuyordu... julie'nin titremesi çoğalmıştı ve derin derin nefes alıyordu... mike ise bu durumdan oldukça memnundu... gögüslerini öpmeye başlamıştı oda da sadece derin derin soluk alışlar duyuluyordu... ikisi de oldukça heyecanlıydı...

    mike julie'den sakso çekmesini istemişti.. julie ise bunu yapamayacağını söylemişsede dayanamamış ve başlamıştır...

    titremeleri geçtikten sonra ikiside hazırdı... julie derin derin inlemeye başladı... mike incitmeden içine giriyordu canını yakmak istemiyordu biricik aşkının... iyice hızlandılar terlemişlerdi ve oldukça hızlı nefes alıp veriyorlardı...

    julie artık kadın olmuştu, mike'in olmuştu... yüzlerini tebessüm kapladı ve bir birlerine sarılarak sevgi sözcükleri arasında uyudular...

    yarın onlar için bambaşka olacaktı artık...

    bir bitirme araci olarak hayat isimli daha basılmamış kitaptan alıntıdır... *
    #2180818 (fatal, 22.08.2007 23:31)
  3. kimi gerçek hayattan alınma kimi hayaller dünyasından ibaret olsa da yazarlara ait öykülerdir

    bir bu kadar daha seviyorum seni
    bölüm-1
    16 temmuz 2006

    09:11

    - alo
    - 112 acil buyrun ..
    - bacım, burada yol kenarında yatan bi adam var.. bizim marketin az ilerisinde trafik lambasının dibine sızmış ..sarhoş mudur nedir .. az önce dükkanı açarken gördüm .. kıpırdamadan yatıyor öyle yüzüstü.. bi ambulans falan neyin gönderirseniz eğer belk..
    - amca nabzına filan baktınız mı ?
    - yo yok bakmadım yani .. kalk diyorum kalkmıyor herif .. burnundan kan gelmiş biraz .. dedim ya geceden kalma sarhoşlardan biridir belki .. telefon açtım işte daha napıyım kızım ..
    - tamam beyfendi adres alabilir miyim ?
    - ııı .. ıhlamur sokak no:14 bu benzinlik filan var orayı geçince kızım .. kızıltoprak mevkiinde
    - peki birazdan orda olur ambulans ..
    - hee iyi o zaman .. iyi günler..
    - iyi günler ..

    09:13
    - levent orda mı ..
    - hangisi ?
    - şöför olan bee .. uff
    - he burada .. dur veriyim
    - acele et biraz
    - efendim
    - levent ıhlamur sokak no 14 benzinliği geçince sağda .. yerde yatan birisi varmış .. nilgün hemşire ordaysa çıkın bi bakın
    - tamam anlaşıldı

    09:14
    - nilgün senin çay yine soğudu .. hadi çıkıyoruz
    - yaa bi dur kahvaltı ediyoz di mi şurda
    - hadi hadi hadi istanbulun sarhoşlarını toplayacaz daha yolda ..
    - üff .. yine mi ya tamam geliyorum

    09:24

    - açsana şu sireni olm
    - açalım di mi
    - bu trafik adamı öldürür valla
    - eheheee kesin ölmüştür o da zaten
    - yaa yok genel olarak dedim ..
    - seni de o sigara öldürür kızım .. görmesinler yakarlar valla beni
    - yok lan bi şe olmaz tırsma
    - lan bunlar da var ya soldan giden bi ambulans görmesinler anında yapışır peşine .. şeytan diyo freni bi koy aklı başına gelsin arkadakinin ..
    - e zeki milletiz vesselam

    10:05

    - ambulans geliyoo
    - hocam açılın biraz da .. çocuklar çekilin siz de ordan
    - yaa ne biçim adamsınız kardeşim burada yatıyor öldü mü kaldı mı iki saatte gelemediniz
    - abicim yollar tıkalı napalım yani uçalım mı .. alla allaaa
    - levent sedyeyi indirin nabzı çok zayıf ..
    - tamam ..

    10:38 / acil servis

    - bilinci kapalı Mehmet bey .. nabız zayıf
    - gözbebekleri tepki vermiyor zaten umarım Concussion yoktur
    - nabız yok .. nabız yokkk .. gidiyor .. hastayı kaybediyoruz
    - ekg ye bağlayın ..
    - tamam ..
    - kardiyopülmonera başlıyorum .. resüsitasyon sonra da cpr deneriz
    - tamam efendim
    - oksijen maskesini takın .. defibrilatorü hazırlayın .. gelmiyor geri
    - hocam Miyokardiyal enfarktüs mü ?
    - kızım sen git koroner yoğun bakım ünitesini hazırlattır işimiz uzun, Hakan debifrilatör hazır mı ?
    - hazır hocam
    - Transtorasik impedans kaldırırsa tamam Asistolide defibrilasyon tamamen götürebilir elektrotları yapıştır göğüs altlarına
    - Tamam efendim
    - Çabuk çabuk
    - ..
    - kızım sen de alkolle temizle ... QRS volümü ayarlayın
    - 200 jul başlıyoruz .. lead selecti paddle a getir .. paddleları jelle .. apexteki charge düğmesine bas .. hadi be olum ..
    - hazır efendim jelleri sürdüm .. buyrun ..
    - 3 deyince şoklayacağım .. biiir ben çekildim .. iki sizler de çekiliiin .. üüç herkes çekilsin
    - VF/VT devam ediyor efendim
    - 0,9 mg adrenalin ver .. Tekrar alıyoruz .. 300 jule çıkar .. bir ben çekildim .. ikii sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin
    - Nabız yok ..
    - 1mg/kg lidokain yap .. Bi kez daha .. 360 julden giriyoruz .. jelle şunları .. hazır şimdi .. bir ben çekildim .. iki sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin ..
    - Döndü ..

    ---
    Flashback : 30.mayıs.2006 14:46 / ilk tanışma

    - Anlamı ne
    - Yeryüzüne en yakın ..
    - sen meteoroloji mi okudun
    - yok işletme
    - hım
    - aslında 2 senelik işletme mesunuyum 4 e tamamladım sonra işte
    - muhasebecilik filan düşünmedin mi
    - aslında önceki işim finansmandı ama bilmiorum çabuk sıkılıorum sanıırm
    - aa Damla geldi
    - selam ben geldim .. Toprak bu Yağmur , Yağmur bu Toprak
    - yaa biz tanışıyoduk zaten
    - e o zaman ben aradan çekileyim Toprak
    - şaka yaptım yaa

    ---
    16 temmuz 2006
    10:45 - koroner yoğun bakım ünitesi

    - hastanın durumu nedir Mehmet bey
    - Toprak Kaya 25 yaşında .. efendim bu sabah getirildi ilk müdahaleyi acilde yaptık .. bilinci yerinde değildi .. sonra I46 hasıl oldu miyokardiuma debifrilatör ile I46.O a getirdik kardiyopulmoner resusitasyonda başarı sağlandı yalnız Kalp ve koroner dolaşımın tanısal görüntülemesinde ortaya çıkan anormal bulgular var.
    - Ekokardiyografi sonuçlarında ne gibi bulgular var ?
    - Doppler ekokardiyografik incelemeye göre Filtreye kan aort kanülüne bağlanmış bir luerli konnektör yoluyla geliyor, ultrafiltreden Amicon, Diafilter 10 sonra bir 33 ile hastaya ya da rezervuara geri dönüyor. işlem için aort kanülünü UF bitene dek yerinde bırakmaktayız; vönez kanülü ise, çekerek aynı yerden filtrasyon sirkuitinin venöz ucunu sağ atriyuma yerleştirdik. Filtreden önce yerleştirilen bir pompa yardımı ile hastanın kanını aortadan sağ atriyuma doğru çevirmekte, ultra filtrasyon ucuna ise 100-150 mmHg'lık bir vakum uygulamaktayız. işlem sırasında arter basıncı, CVP, arter hattı basıncı ve vakum basıncı izlendi. CVP ve arter basıncına bakarak gerektiğinde rezervuar ve oksijenatör sıvı ile yıkanarak içindeki dilüe kan da konsantre edilerek hastaya verildi. Bu şekilde hatlarda kalmış olan tüm kan elemanları hastaya verilebilmekte ve aynı anda hatlar da kristaloid ile dolu tutulabilmektedir. zaten Koroner Anjiografi de bu yönde bilgi veriyor. Defibrilasyon sürecinde 1 mg/kg lidokain verildi. VF devam ettiği için 5 mg/kg bretilyum tosilat bolus olarak verildi. olumlu sonuç verince amiodarone infüzyonu uygulandı. Zaten defibrilasyona başlamadan önce hastaya 0.9 mg 1:10.000 lik solüsyondan 0,7ml adrenalin atropin verilmişti.
    - Keşke 50mg/ml bretilyum tosilat verseydiniz.
    - Hastayı supin pozisyonunda tutamadık efendim ama prematüre atımlara ihtiyacımız vardı. bu yüzden 20mg/ml lidokain daha elverişliydi.
    - Neyse sonuç olarak teşhis nedir Mehmet ?
    - Efendim , kanda bulunan doymamış aşk oranı çok yüksek seviyede. koroner arterlerdeki akut tıkanmalar yüzünden kalp kaslarını zayıflatmış. Sol koldan atardamardan katateri verdik .. kandaki yoğuşma koroner atardamarı tıkamış koroner tromboz oluştuktan sonra bu ardı ardına yineleyince de angina pektoris oluşmuş. Myokard beslenemediğinden haliyle ateroskleroz da kaçınılmaz hale gelmiş. Koroner arterler tıkandığından miyokardiyum hücreleri ölmeye başlıyor ...
    - Hımm .. koroner arter bypass greftleme yapıyoruz o zaman ..
    - Evet efendim . 4 ünite hazır Or rh+
    - 6 yapın onu.. işi tesadüfe bırakmayalım .. bir ömür yetmez sonra ..
    - tamam murat bey

    ---

    flashback 8 haziran 2006 18:59 / msn messenger

    - sayın editör Yağmur hanım bi şey danışcaktım size :P
    - beni bi sen anladın sen de yanlış anladın Toprak .. uff arabesk gibi oldu * arabeske amma da taktım ben de di mi ? sen müslüm’ü dinledin mi son albümü çok güseel .. aşk tesadüfleri sever
    - evet gördüm de indirmedim sana bi danışıyım dedim :P
    - indir indir güzel bi şey
    - bi yorum alayım dedim editör hanımdan
    - tamam apla hemen indiriom
    - indir yavrucum :P
    - du bakim ben de çıkmadan bi dinlim
    - uff 7,69 mb
    - bi şarkı daha vardı bu albümde yaa .. neydi neydi ?
    - bakim ben bi : Affet Ah Oğlum Artakalan Ayrılık Rüzgarı Aşk Bu Aşk Tesadüfleri Sever Bir Ömür Yetmez Döndür Yolumdan Hayat Berbat Kadınım Kış Oldum Nilufer Sebahat Abla istanbula Elveda
    - evveet o .. bir ömür yetmesssssss .. ben kaçim yavaşça aforoz olmiim sonra servisi bekletmekten ..
    - görüşmek üzre

    21:15 / msn messenger

    - noldu çok beklemiş mi servis aforoz olmuş gibisin ?
    - yok az beklemiş * o dizi mi film mi ?
    - hangisi ? kişisel iletide yazan mı ?
    - evt
    - film trt-2 de başlıcak
    - hımpıtı .. konusu neymiş
    - copy paste yapmak gerekirse FELIX VE LOLA - TRT 2 23.00 YÖN.: PATRICE LECONTE OYN.: ALAIN BASHUNG, CHARLOTTE GAINSBOURG Felix, ilk kez gördüğü bir genç kıza âşık olmuştur. Lola adındaki kız çok mutsuz ve hüzünlü görünmektedir. Felix o üzgün gözlerde özel bir şeylerin olduğunu hisseder. Genç adam Lola’yı takip etmeye karar verir. Onu anlamaya ve yardım etmeye çalışacak, yüzüne tebessümü geri getirmek için elinden geleni yapacaktır.
    - Aa . çok güselll ..

    ---
    #2180865 (e fe, 22.08.2007 23:38)
  4. bölüm - 2

    16 temmuz 2006

    11:28 koroner yoğun bakım ünitesi

    - narkoz verildi mi Sibel
    - 11:26 itibariyle verildi hocam.
    - neşter ver
    - neşter
    - Mehmet ben göğüsten sternumu kesip koroner arterlere ulaşıyorum .. sen sol koldan radial arter al .. Filiz kızım sen de göğüsten mamarya internayı çıkar greftileri hazırlayın. Koronerdeki 4 damarı değiştiriyoruz. Aykut sen de sağ bacaktan safeni al toplardamar greftini çıkar. 3lü koroner bypass kurtarır belki. Kalp akciğer makinesi hazır mı ?
    - Hazır hocam .
    - Sol göğüs altından yukarıya doğru göğüs kesişine başlıyorum. yaklaşık 13 cm.
    - Ben de sol koldan başlıyorum.

    /

    11:34
    - Kızım elektrikli testereyi ver
    - Buyrun hocam.
    - Sternumu kesiyorum. Bu kemikler de 6 haftada anca kaynar tabi böyle kesmesi kolay. Sibel sen ne alemdesin kızım
    - Sol koldan atardamar greftini çıkarıyoruz murat bey
    - Mehmet ?
    - Hocam damarı ayırıyoruz
    - Öznur kızım terimi siliver. Bi de benim parçayı çaldırsana ordan
    - Tamam hocam .. Can Atilla mıydı murat bey
    - Evet evet .. Hamamda ilk Gözyaşları var ya onu koy kızım .. yeterince stres olduk zaten burada ..

    ---

    flashback 8 haziran 2006 18:36 / msn messenger

    - pişt Toprak orda mısın ? Can Dündar Beyoğlu D&Rdaymış bak
    - Bugün mü ?
    - Yok cumartesi 16da
    - Sen ne kadar sosyalsin kızım yaa
    - Aslında ben cafe istanbula gitcektim bilio musun sen orayı tahtakalede ama manyak bi yer
    - Yoo bilmiyorum Yağmur
    - Çok güsel hellim peynirli sandviçler yapıolar
    - Ben taksime pek takılmıyorum oranın kalabalığı sanki beni boğuyormuş gibi oluyor böyle nefessiz kalıyorum bi sürü vücutlar arasında. sadece limonlu bahçeyi biliyorum orda
    - Hımmss .. yok bura taksimde değil
    - Açık hava mı
    - Yok ama buraya gitmelisin kesinlikle .. çok eski bir hamam bosuntusu .. sonradan restore edilip kafe yapılmış .. harika ötesi diim ben
    - Yaa .. hamam mıymışmış önceden ?
    - Yaa .. *
    - Nereye bakıyor peki burası piyer loti gibi haliçe mi ?
    - Yok hiç bi yere bakmıyo o uzunçarşı var ya tahtakalede eskiden çok ünlüymüş kağıtçıların olduğu sanırım genelde ..
    - Peki ben kimle gidicem oraya kaybolurum. ben küçüğüm kızım daha :p
    - Hımms .. ben seni götürebilirim .. ama bir cumartesi olması lazım çünküm Pazar günü han kapalı olduğu için onlarda kapalı oluolar. Eminönünden bi şekilde gidiyosun iştem. Arada derede saklıca bir yer.
    - Sen ne kadar çok şey biliyorsun öyle tü tü tüü maşallah
    - Tü tü tü bana *

    ---

    16 temmuz 2006
    12:05 koroner yoğun bakım ünitesi

    - tüü ulan Allah kahretmesin .. pleurodezu yırtıyorduk az kalsın
    - hocam akciğerle ne işin var kalbe gir sen direk
    - oldu canım
    - o değil de murat bey bu zidane olayına ne diyosun herif kafayı koydu çıktı
    - helal olsun diyorum ne diyim .. kariyermiş yıldızmış karizmaymış onlar bi yana onur gurur bi yana Mehmet .. Sibel kerpeteni ver
    - hocam öyle de son maçıydı ama asılsalar biraz daha kupa gelirdi . bi onur için dünya kupasından olmaya değer mi yani .. Filiz gazlı bez hazır mı ?
    - değer Mehmet değer .. ben olsam ben de aynısını yapardım zaten bazıları böyle onuruna ve gururuna düşkün olurlar bi şey söylerseniz gözü görmez artık bıçak gibi keser bitirir her şeyi.
    - Zizu da söyledi zaten ‘ yaptığımla gurur duymuyorum ama pişman da değilim dedi’
    - Aynen öyle işte ..
    - Perikard gözüküyor .. birazdan kesiyorum .. solunumu ve nabzı makineden yaptıracağız .. hazır mı Sibel makine
    - Makine hazır hocam

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 sirkeciye giden tramvayda

    15:38
    - bu makinenin markası ne Yağmur ?
    - bu mu olympus bu
    - dijital di mi ?
    - hı hım evet ama bunun bi büyüğü var e-500 o çok süper çekiyo gerçi profesyonel işi biraz ama öyle yani
    - burada iniyoruz sanırım
    - hım evet
    - sağdan
    - yok soldan burdan gidelim
    - tamam soldan gidelim .. csi ı izler misin
    - a evet gil grissom karakterine bayılıyoruz kardeşimle .. süper rol yapıyor adam.. bi ara csi miami filan da vardı ama tutmadı onlar pek
    - evet *

    16 temmuz 2006
    13:15 koroner yoğun bakım ünitesi

    - sol kol atardamar grefti hazır efendim
    - bacak toplardamar grefti de hazır hocam
    - göğüs damar grefti hazır mı filiz ?
    - hazırlanıyor hocam damara enjekte işlemini yapıyoruz şu anda
    - tamam .. perikardı kesiyorum . birazdan kalp açığa çıkıcak

    flashback 17 haziran 2006 16:14 Cafe istanbul girişi

    - işte geldik .. burası
    - dediğin kadar varmış gerçekten güzel sakin sessiz gizemli
    - en güzel yanı da bu zaten
    - nargile de mi varmış burada
    - hı hım evet
    - şurası nasıl
    - ıı şu tarafa oturalım mı
    - olur
    - yaa burası da çok orta bi yer oldu .. şu arkandaki köşe yer güzelmiş .. adama bak tek başına kapatmış orayı nargile içiyo
    - kalkar mı birazdan acaba
    - bilmem bize oturaduralım burada .. giderse biz oraya geçeriz
    - hoş geldiniz
    - hoş bulduk menüyü alabilir miyiz
    - buyrun
    - hangileri güzel sandviçlerin ?
    - bak bence şöyle yapalım ben hellim peynirli alıyım sen de biftekli söyle sonra birbirimizden otlanırız karışık olur *
    - olur *
    - bize bir hellim peynirli italyan ekmeğine tereyağlı sandviç bi de biftekli
    - içecek olarak ?
    - elmalı kokteyl vardı ya ondan iki tane
    - elmalı kalmadı ama elmamız yok şu anda maalesef ..
    - yaaa .. elmalı çok güzeldi ama .. neyse ossaman havuçlu olsun
    - bi daha ki gelişimizde dışardan elma alıp gelelim .. o kadar övdün merak ettim
    - nargile içen çocuk kalkıyo ordan geçelim mi oraya ?
    - geçelim ..
    - önceden burada servisi yapan güzel bi kız vardı o yok sanırım bu hafta
    - bu kadın da iyi .. yani ortama süper uymuş .. gayet otantik olmuş .. esmerliği filan sanki duvardaki tablolardan birinden çıkmış gelmiş kıyafetleri de güzel *
    - di mi *

    17:05

    - bak ordaki aile de kalkıyo ordan oraya geçelim mi ?
    - geçeliiim .. sanırım akşama kadar sırayla tüm köşeleri dolaşıcaz
    - ama orası daha güzel
    - tamam
    - ayakkabını çıkarmana gerek yok tahta kısıma uzat yeter .. şu minderi de arkana al
    - evet burası daha rahat hem de merkezi her tarafı görebiliyoruz *
    - evet *

    17:38

    - ordaki adam mı buranın sahibi
    - h ıhı
    - adam ne kadar rahattır her gün burada kesin emeklidir bi yerden sonra burayı açmıştır hatta bence Giresunludur *
    - *
    - ben bi lavaboya gidim gelim
    - ..
    - yoo gelmene gerek yok ben gidebilirim
    - aşağıdaydı di mi
    - evet
    - tamam bekliyorum ben burada ( evet eminim artık ben bu kızdan hoşlanıyorum .. evet doğru tanışalı iki üç hafta oldu .. belki çok erken ama napiyim hoşlanıyorum işte .. gerçi söylemişti bana .. unutamadığım birisi var demişti .. ama 3 kez görüşmüşler sadece sonra bitirmişler galiba .. bitirmişler mi .. evet bitirmişler .. emin misin .. emin olmak istiyorum .. işine geldiği için mi .. yoo yaa bi sus sanane sadece hoşlanıyorum işte ben .. söylicek misin kendisine .. bilmem söylesem de kurtulsam mı senden .. benden ? evet senden her gün beynimi yemektense senin yüzünden söyliyim en iyisi .. ama ben senin içgüdünüm benden kurtulamazsın o kadar kolay kolay .. ben onu kaybetmek istemiyorum .. daha kazanmadın ki .. sen hep haklı çıkmak zorunda mısın ? beni dinlesen de dinlemesen de bana yani içgüdüne inanmak zorundasın .. neden ? seni sen yapan benim çünkü ? yine haklısın bravo ? .. ama söyle bence bu sefer .. hayırdır acıdın mı bana bu kez ? .. yok öncekiler aklıma geldi de hep kahrolan sen olmuştun bu kez mutlu olman için yardım etmek istiyorum sana .. bak sen eee sonra ? sonuç olarak diyebilirim ki ilk önce kazan onu .. bu çok zor .. neden .. çünkü onun unutamadığı birisi var ve o beni belki unutamadığı kişiyi anlatıp dertleşip rahatlayacak bi arkadaş olarak görüyor bunu ona yapmaya hakkım yok ? peki napıcaksın ? -mış gibi yaşamaya devam edicem hayatı hani hep seninle beraber yapıyorduk ya ? ağlarken gülermiş gibi aşık iken arkadaşmış gibi hatırladın mı ? evet hatırladım da sen bıkmadın mı hala o oyunlardan ? bıktım .. o zaman söyle bak acele et hızlı ol sen kazanırsın .. şişşt geliyor tamam sus .. söylediklerimi unutma duygularından ben de eminim .. tamam sus artık Yağmur geliyor bak .. yaa çek elini ağzımdan .. sussana olum yaa bir dur dursana dursanaaaaaaaaaaa ..

    ---
    #2180869 (e fe, 22.08.2007 23:39)
  5. bölüm - 3

    16 temmuz 2006
    13:45 koroner yoğun bakım ünitesi

    - kalp duruyor .. perikard kesildi
    - akciğer kalp makinesi hazır
    - solunumu başlatın
    - makineye bağlı solunum ve nabız başlatıldı
    - göğüs grefti hazır damarı kesiyoruz
    - kalp durdu

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 18:01 cafe istanbul

    - bizim hesap ne kadar
    - Toprak lütfen ..
    - yaa tamam bu sefer ben verim bi daha ki sefere sen kapatırsın hesabı ( bi daha hiç gelmeyecektik ki ! )
    - ama ben çağırdım seni buraya
    - abi sen buradan alır mısın .. memleket nere Giresun mu
    - yok Konyalıyım ben
    - yaaa hemşeriymişiz o yüzden buradan alın hesabı hem ben getirdim arkadaşı
    - abla senden alırsak parayı bi daha getirmezsin kimseyi en iyisi biz arkadaştan alalım
    - yaa gördün mü
    - ufff
    ---

    16 temmuz 2006
    13:49 koroner yoğun bakım ünitesi

    - buzlar hazır mı kızım
    - hazır hocam buyrun
    - kalp haznesine ve kalbin etrafına buz yerleştiriliyoruz

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 18:25 mısır çarşısı büfe önü

    - buz mu bunun içindeki .. buzu mikserden geçirip toz gibi yapmış adamlar .. türk ticari zekası işte
    - evet abi
    - pembe olan neli
    - çilekli abla
    - kahverengi de kahveli olmalı
    - evet
    - ben çilekli sevmiyorum
    - bize iki tane kahveli verir misin ?
    - tabi ... buyrun

    18:32 yeni camii arkası

    - bi yere otursak Yağmur ben böyle ayakta .. bunlar elimizde
    - a evet fark ettim .. şuraya oturalım
    - senin kahvenin buzları erimiyor mu
    - yok anca böyle ezmek lazım bak bunu dinlesene bi tak şunu kulağına
    - çok güzel kim söylüyo bunu
    - nada .. şu hani karşı pencere filminde vardı ya soundtrackler .. filmdeki şarkılardan birisi bu
    - güzelmiş
    ---
    16 temmuz 2006
    14:10 koroner yoğun bakım ünitesi

    - koroner artere kesi yapılıyor
    - bacaktan alınan toplardamar grefti artere dikiliyor
    - kızım anastamos açık mı kontrol edin
    - anastomoz açık hocam
    - aman dikkat edin yırtılma olmasın
    - dikiş bağlanıyor
    - diğer koroner arterin kesisine başlandı
    - sol koldan alınan atardamar grefti hazır mı
    - hazır hocam
    - atardamar grefti diğer koroner arter ile birleştiriliyor .. kızım terimi siler misin
    - anastomuzu kontrol edin
    - anastomoz açık

    ---

    flashback 20 haziran 2006 23:19 msn messenger

    - yo hayır hani geçenlerde kötüyüm diyordun ya
    - Yağmur lafı fazla dolaştırmak istemiyorum artık .. bilmem şok mu olursun artık başka bi travma mı geçirirsin benim hoşlandığım kişi sensin
    - ( 4 dk sonra ) uff Toprak naptın sen
    - Yağmur bana karşılık vermek zorunda değilsin bu sadece benim içimden gelen bi şeydi .. sen yine arkadaş kalma moduna da geçebilirsin .. yani nasıl istersen öyle olur .. benimkisi bi teklif değil.. sadece söylemek istedim .. en azından söyleyebilecek kadar cesaretimin olduğunu farkettim bir an için.. bundan sonrası yine senin istediğin gibi devam eder ..
    - Nefret ediyorum bu sözden .. şimdiye kadar benim istediğim şekilde gelişmedi ama şimdi benim istediğim gibi devam edicek öyle mi ? ne ala
    - tercih senin değil mi ? hayat senin değil mi yürüdüğün yol sana ait değil mi ? seni tutup da kolundan çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum istersen benimle beraber yürürsün bu hayat yolunda istersen devam edersin dilediğin gibi dilediğin kişiyle .. nefes alamıyordum nerdeyse ama söyledim söyleyip de rahatlamak için söylemedim sadece bil istedim ..
    - SADECE SANA ii GECELER DILICEKTIM .. çok yorgunum hoşça kal ..
    - iyi geceler ..

    ---
    16 temmuz 2006
    14:58 koroner yoğun bakım ünitesi

    - göğüsten alınan damar en önemli koroner artere dikiliyor
    - kızım anastomozu kontrol et dikişi bağlıyorum .. damarlar çok kötü olmuş .. ah be çocuk kim dedi sana bu kadar sev diye ?
    - hocam hazır mı
    - birazdan Mehmet
    - makineyi de kontrol edin kalbi çalıştırıyoruz yeniden
    - kalp yeniden çalıştırılıyor
    - makine off konumuna getirildi
    - kalp çalışıyor
    - tamam şimdi ana atardamara delik açıp greftlerin diğer uçlarını buraya dikiyoruz kızım
    - nabız 90
    - kalp normal seyrine geçiyor
    - hadi geçmiş olsun çocuklar ..

    ---

    flashback

    2 temmuz pazar 2006 18:14 sultanahmet havuzun karşısındaki banklar

    - evet alalım ifadenizi beyefendi
    - ( alalım ifadenizi diyo yaa ne desem ki beni yargıla hüküm ver sonra da ister as ister kes sen de ben de kurtulalım mı desem acaba ? .. dur sakin ol şimdi başla ) ıııı .. eo benim söyliceklerim geçen ki sana attığım smslerle aynı şeyler .. yani duygularımı biliyosun artık .. ben sadece seviyorum .. ama senin yorumladığın gibi yani zamandan dolayı çok hızlı olması ve beni yeterince samimi bulmayışın açıkçası umurumda değil ..ben içimdeki hisleri ispat etmek zorunda değilim burada görüşmemizin ana sebebi de yüzyüze olması içindi zaten ( evet iyi bi girişti tebrik ederim seni .. saol içgüdüsüm )
    - ben anlamıyorum yaa daha dün bir bugün iki ..
    - ( abi ne diyor bu kız yaa .. dur olum sakin ol .. şimdi gözlerinin içine bak seni seviyorum de .. bakamıyorum gözlerinin içine .. niye .. yaa arkasında güneş batıyor gözümü alıyor o da .. saçmalama lan hadi çabuk .. yok ben sultanahmete bakarak söylicem .. ama o senin gözlerinin içine bakıyor bak konuşurken .. hadi yaa .. valla .. ya belki ayasofyaya doğru bakıyordur o da .. ne halin varsa gör bee .. tamam söylüyorum ) evet zaman konusunda yani zamanın kısalığı konusunda haklısın ama bu kişiden kişiye değişir parmak izi gibi yani .. belki benim norönlarımda bi eksiklik vardır .. belki bu yüzden sabırsızım .. ama yıllar geçse sen 3 çocuklu dul bi kadın da olsan ben seni yine bu kadar severdim ( neeee 3 çocuklu dul kadın mı puhahha .. gülmesene olum ne diyecektim ya .. neyse sen içinden geldiği gibi devam et ben biraz geziyim şu havuzun kenarında .. yaa dursana olm hani beni ben yapan sendin yardım etmicek misin .. ya ederdim valla da şimdi bu kızı beklerken bi saattir çalıştığımız yerler vardı yaa .. eee ? .. işte çalıştığımız yerlerden sormuyor o yüzden biraz yokum ben sana kolay gelsin .. satıcısın .. evet ama korkma ucuza gitmiyorsun )

    ---

    16 temmuz 2006
    15 : 22 koroner yoğun bakım ünitesi

    - Bu nedenle, kalp kasının birbirinden elektriksel olarak ayrılmış ventrikül ve atrium bölümleri kendi içlerinde bütün olarak uyarılırlar. Kalp kasının bu özelliği "hep ya da hiç kanunu" olarak bilinir. Bunu da not alın ..
    - Tamam hocam

    ---
    tekrar
    Sultanahmet 18:22

    - bu nedenle Yağmur ben seninle arkadaş olarak kalamam ..
    - anlıyorum .. ama sana söylemiştim .. unutamadığım birisi var demiştim .. hayır demiştim .. ama sen ısrarla msnden yazıp sms atıyorsun .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme ..
    - ( içgüdüm nerdesin yaa .. Topraaakk burdayım olm havuzda, su çok güzel gelsene .. işin yoksa şu yeri yarsan da bi içine girsem dicektim neyse boşver ) peki tamam aramam bi daha bundan sonra olabildiğince resmi oluruz ..
    - sigaraya başlamışsınız Toprak bey
    - evet .. içsen de aynı içmesen de .. sadece belli bi süre sonra aldığın nefes yetmiyor o kadar
    - bi fırt çeksene sigarandan .. gölgenin resmini çekicem
    - olympustu di mi o
    - hı hhım evet ..ben şu tarafa doğru geçicem bi kaç fotoğraf çekmek istiyorum
    - peki olur .. ben de kalkıyordum zaten ( yalanını yiyim bre yalansız dönmüyor dünya .. evet aşksız da dönmüyor )
    - sana iyi günler haftalar aylar yıllar
    - size de iyi günler Yağmur hanım
    - bil mukabil
    - ( hayır bil mukabil değil çünkü ben sadece iyi günler dedim devamını söylemedim .haftalar aylar ve yıllar da günlerden oluşmuyor mu zaten ) hoşçakal ..

    ( içgüdü gidiyoruz hadi gel .. geldim geldim e noldu anlatsana .. bitti bitirdik .. neyi .. güzel soru hiç bi şeyi yani hiç bi şey başlamamıştı ama bitti işte gördüğün gibi gidiyorum acaba arkamı dönüp baksam mı son kez .. laaaaaan ! önüne bak taksi geliyor .. hayy aksi taksi .. tamam önüme bakıyorum )

    bugün 15 temmuz 2006 cumartesi ; cafe istanbula gidiyorum tek başıma .. beklemiyorum tabi ki gelmesini de .. iki bardak elmalı kokteyl söylerim ama her ihtimale karşı şu manavdan 4 tane elma alayım belki elmaları yoktur .. o esmer kadın sorarsa niye iki bardak diye ben de arkadaş yolda gelcek birazdan derim .. 3 saat beklesem yeter .. 15:00 den 18:00 e kadar .. 3 saatte öldürürüm zaten içimdeki hislerin hepsini .. evet 3 saat yeterli ..
    #2180873 (e fe, 22.08.2007 23:39)
  6. (bkz: kısa öykü denemeleri)
    #2180875 (meister writer, 22.08.2007 23:39)
  7. bölüm - 4
    cafe istanbul

    nargile içen çocuk yok bu sefer oraya oturuyum en iyisi ..

    - beyefendi kapatıyoruz
    - ne kapatıyor musunuz
    - evet saat 8e geliyor
    - aa harbiden saat 20:00 olmuş
    - neyse ben de kalkıyım
    - kokteylleri içmemişsiniz
    - a evet hiç içmedim onların tadını bilmek istemiyorum eminim ki gerçekten çok güzeldir çok lezzetlidir .. ama içmicem .. ilerde bi gün olurda buna benzer bi şeyler içersem bugünleri hatırlamaktan korkuyorum .. kusura bakmayın
    - pardon anlayamadım da .. önemli değil
    - sorun değil iyi akşamlar
    - güle güle

    karşıya geçiyorum Anadolu yakasına .. acaba o da hiç binmiş midir Paşabahçe vapuruna .. bindiyse nereye oturmuştur .. şu yerdeki delikten hoplayıp dibime düşen deniz suyu gibi birden karşıma çıksa yanıma otursa ..

    taksiiii ..
    - hayırlı işler
    - eyvallah abi ne tarafa
    - sen sür ben söylerim
    - tamam abi
    - şunun sesini açabilir misin biraz
    - ne demek abi sen de sever misin müslüm babayı
    - yo yaa .. yani bu şarkısı güzel aşk tesadüfleri sever-miş
    - öyle be abi
    - sağda inebilir miyim
    - tamam abi
    - neresi burası
    - kızıltoprak tarafı abi
    - eyvallah hayırlı işler

    kızıltoprak .. yürü yürü bitmez .. hayat gibi yürü yürü tökezle düşmek üzereyken bi el uzansın sana ittirsin seni ki sağlam düş .. saat gecenin 12sini geçmiş sabaha kadar yürümek istiyorum .. başım dönüyor .. kalbimde bi ağrı var .. gece gibi karanlıkta kalmış hislerim .. en çok geceleri seviyorum diye bi hikaye vardı biz ortaokul-2 de iken .. yazarın anafikri çünkü gece her pisliğin üstünü örtüyordu .. ama gözyaşları parlıyor işte karanlıkta bile olsa .. kalbim .. kalbim .. kim dedi sana bu kadar sev diye .. sabah ezanı okunuyor .. sanki birisi bana mı bağırıyor .. büyük binalar gece bir başka güzel .. kim der ki şu ışıl ışıl yanan yer siyami ersek kalp ve göğüs hastalıkları hastanesi içinde onlarca inleyen hasta var ama sanki alanyada bir 5 yıldızlı otel .. trafik lambaları da gece daha güzelmiş ama .. şu karşımdaki gibi kırmızı bir yanıyor bir sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. sönüyor sönüyor

    16 temmuz 2006

    09:11

    -alo
    -112 acil buyrun ..

    9 yıl sonra

    22 temmuz 2015

    - kızım kapı çalıyo .. baban geldi
    - bakıyorum anneee
    - hoş geeeldin baba
    - aman da kapıyı kim açmış benim minik kızım açarmış
    - yoo annem açtı mutfağa gitti sona
    - hımm
    - baba bugün benim doğum günüm ne aldın söyle hadi
    - kaç yaşına bastın sen bakim söyle ben de ne aldığımı söylicem
    - 6 yı bitiriyorum hooop 7 ye giriyorum
    - aferin sana kocaman olmuş benim kızım
    - evet büyüdüm artık ben hem bugün Fatma teyze de söyledi
    - yaa ne dedi Fatma teyze
    - dedi ki Yağmur sen artık büyüdün kocaman kız oldun .. okula ne zaman gidiceksin dedi ben de eylülde dedim çünküm annem önceden öyle söylemişti banaa
    - aferin kızıma benim
    - ee söylemicek misin ne aldığını
    - al hadi .. aç bakalım ne varmış içinde
    - aa ne güsel .. anneee fotorap çekme makinesi almış babam banaaa
    - ee hani öpücük
    - babaaaa
    - yaa tamam 3 tane bi bu yanaktan bi bu yanaktan bi de gıdıktan
    - ama bıyıkların batıyo senin yaa
    - o zaman gıdıklarım ben de
    - yaa ya ya baba yaa .. tamam öptürcem ta tamama ahahaaa
    - hooop kucağaaa .. canım biz bahçeye çıkıyoruz
    - tamam hayatım .. Yağmur un üstüne bi şeyler giydir hava kapalı yağdı yağacak
    - tamam

    - baba bu ağacın ismi ne
    - bu mu .. bu çınar ağacı
    - ne kadar büyük di mii
    - evet kızım ..
    - insanlar niye bu kadar büyük olamaz
    - çünkü bizi böyle yaratmış Allah
    - baba senin ellerin kocaman .. benim ellerim de bu kadar büyük olur mu
    - hayır canım bayanların eli minik olur böyle
    - kolundaki çizgi ne baba
    - hangisi
    - yaa bu işte .. saatinin olduğu kolundaki .. upuzun .. baaak
    - haa bu mu bu şey .. bi kere karanlıkta yolda yürürken düşmüştüm .. ondan sonra olmuştu
    - yaa .. canın yandı mı düşünce
    - evet kızım
    - ağladın mı peki
    - evet Yağmur .. çok ağlamıştım çok
    - yaa
    - sen burda otur biraz kızım ben şu masanın örtüsünü alayım yağmur geliyor ..
    - peki babişko

    yağmur geliyor .. evet yağmur geliyor .. ben bu sözü bi yerden hatırlıyorum .. ben de içgüdüm .. o zaman zorla ağzımı kapatmıştın sus artık yağmur geliyor bak demiştin .. evet lavaboya gitmişti ordan geliyordu .. şimdi ? .. şimdi de gökyüzünden geliyor yavaş yavaş .. yine ağzımı kapatıcak mısın .. hayır .. susmamı istiyor musun .. hayır .. dinle o zaman .. dinliyorum.. kaç yıl geçti .. dokuz yıl .. unutabildin mi .. hayır .. peki sana ne demişti .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme demişti .. kolundaki izi görüyor musun .. evet görüyorum .. dokununca acıyor mu .. bilmiyorum .. hayır biliyorsun sen 9 yıl önce hak vermiştin herkese zamanla unutursun bu da geçer diyenlere .. evet hak vermiştim ama bi bu kadar daha birini sevemeyeceğimi söylemiştim onlara .. söyledin biliyorum yanındaydım ama sen ne yaptın .. ne yapmışım ben .. daha doğrusu ne yapmadın demeliydim .. ne diyosun yaa .. neden peşinden gitmedin neden üstüne düşmedin neden ısrarcı olmadın zamanında .. ben kimsenin peşinden gitmem kovalamam bunu sen de biliyordun aylarca bir adım atmadan bekledim gelir mi diye ama peşinden gitmedim çünkü hep ama hep içinden gelsin istedim kendi isteği ile olsun dedim .. aferin iyi yaptın şimdi mutlu musun .. mutluyum lan mutluyum .. ha ha haa sinirlenince pek bi şeker yalan söylüyorsun .. sus lütfen sus artık .. niye yağmur mu geliyor .. burnum kanıyor ..

    - babaaaa
    - ...
    - baba kalksana yerden yağmur yağıyo bak ıslanıyosun
    - ...
    - hem sonra annem sana da kızar hasta olursan
    - ...
    - baba burnun kanıyoooo
    - ...
    - anneeeee anneeee

    - anneeeee .. anneeeeee
    - efendim kızım
    - babam yere yatmış uyuyoo kolundan çekiyorum ama konuşmuyo benimle .. burnu da kanamış .. hem üstü de ıslandı yağmur yüzünden hasta olucak... baba baba dedim konuşmadı benimle .. kalk diyorum kalkmıyooooo ..

    gerçek hayata dönüş :

    13 temmuz 2006 11:56 bakırköy askerlik şubesi

    - birader burnun kanıyor
    - ha ne ? aa evet ya dalmışım ben de pardon .. daha ne kadar bekliyoruz sıramız gelmedi mi halen
    - Toprak Kaya ..
    - Geliyorum bi saniye ..
    - Sıradan iki kişi daha gelsin
    - Evraklarınız hazır mı ?
    - Evet 2 ay önce sağlık muayenesine girdim taksim gümüşsuyunda .. herhangibir sağlık sorunum yok
    - Peki askerliğinizi uzun dönem mi kısa dönem mi yapmak istiyorsunuz
    - Kısa dönem
    - Tamam işaretledim şurdaki kodları buraya buraya ve şuraya geçer misiniz kurşun kalemle
    - Peki
    - 1-2-3 ağustos Tuzla piyade okul komutanlığında sınava giriyorsunuz test ve mülakat merkezinde .. sınavdan sonra sonuçları http://www.msb.org den öğrenebilirsiniz .. 12 ağustosta birliğinize teslim oluyorsunuz .. askerlik görevinizde başarılar dilerim
    - teşekkür ederim .. iyi günler haftalar aylar yıllar ..

    son *
    #2180876 (e fe, 22.08.2007 23:40)
  8. (bkz: sozlukte erotik hikayeler anlatmak)

    (bkz: sözlükte seks)
    #2201388 (fatal, 26.08.2007 10:22)
  9. yürüyordum sonra o geldi... ben durdum... o yanımda durdu... ve hediye gibi geldi... hoş geldi...
    #2201534 (fatal, 26.08.2007 11:20)
  10. (bkz: copy paste cilginligi)
    #2201614 (ecayip heyvanlara benziyirsen, 26.08.2007 11:43)
  11. dün ve bugünün öyküsü
    akşam vakti yine dün, bugün ve yarın bir araya gelmişlerdi.
    yarın tutamadı kendisini ve başladı her zamanki gibi söylenmeye:
    -dün yapmalıydın bu işleri, bugüne bırakmamalıydın. nasıl yetiştirecek bugün bunca şeyi. işte akşam oldu yine.her keresinde bunu yapıyorsun. sonra yarından, gelecekten bahsediyorsunuz. herşeyi bana bırakıyorsunuz. sorumluluk sizde, beni siz şekillendiriyorsunuz oysa ki. boşuna mı diyorlar bugünün işin yarına bırakma diye.
    dün en sonunda tutamadı kendini:
    -herşeyin sorumlusu ben mi oldum şimdi? ben geçmişim. geçmişten ders alamamanız benim suçum değil.ben tarihim senin tarihinim. aynı hataları tekrar eden, yapacağını söylediğin şeyleri yapmayan bugündür. bugün yapmalıdır. bugün de, yarın da dün olacaksa eğer ve bilinen bir dün varsa ortada sana diyeceğim o ki önce suçu kendinizde arayın. dünü görüp bugününü ve yarınını planlıyamıyorsa insanlık, bu beni neden ilgilendirsin.
    bugün sessiz sessiz oturuyordu bir köşede ve konuşulanları dinliyordu sadece. sakinliği ve huzuru kaçmıştı sanki konuşulanlardan.
    yarın, bugüne döndüğünde cevap beklediğini gösteren bir ifade vardı yüzünde.
    halbuki bugünün konuşmak gibi bir niyeti yoktu. anlamsız bakışlarıyla düne ve yarına sonra da saatine baktı. teslim alacağı, teslim edeceği işler ve yine tüm günün yorgunluğu vardı üzerinde.
    yarın çıldırmış gibi bağırmaya başladı bir anda:
    -cevap versene, hep sessiz kalıyorsun.hiç konuşmuyorsun. cevap ver bugün ne yaptın?
    dün destek çıktı yarına ve alaycı bir tavırla:
    -söylesene, hesap versene. zaman denilen kıymetli hazineni nasıl harcadın bakalım bugün?
    bugün gülümsedi, yerinden kalktı ve yatağına yöneldi. uyku vakti çoktan gelmişti zaten.
    #2284680 (mincirma, 08.09.2007 21:55)
  12. Sabahın ilk ışıkları...
    Evi çok katlı bir binada, kendisi cam önündeki sandalyede oturuyor, odanın içinde uçuşan tozlara bakıyordu.
    Hani olur öyle insanlar, güzellikleri değil çirkinlikleri görmek büyük bir şeydir onlara göre ya da görebiliyor olmak. Sabahın ilk ışıklarının vurduğu odanın içindeki tozların her bir tanesini seçebiliyor olmak.
    O her tanenin beyninde yarattığı sıkıntı duygusu, bitmek bilmeyen, aksine yoğunlaşıp duran stres ve kalbinin gitgide yavaşlıyor olmasının verdiği etkiyle henüz yaşlanmadan bunaklamak. Kaşlarını çatıp oturan bunaklar gibi orada oturmak.
    Zevk mi alıyordu? O da bilmiyordu ki.
    Şimdi yine bunları düşünmek istemiyordu, onları her saat başı düşünüyordu zaten. Şimdi tozlara vermişti kendini, nefes almak güçleşiyor gibi oluyordu onlar arasında. En nefret ettiği şeyler.
    En nefret ettiği şey tam olarak neydi?
    Dün de karşısındaki tablodan nefret etmişti. En nefret ettiğim demişti, hafif sağa kayıktı. Bakıcıya düzelttirmişti sonunda çağırıp, kızmıştı bir dolu da nasıl göremezsin diye.
    Kalbi sıkışır gibi oldu, koltuğun kenarındaki zili çaldı. Pencerenin açılması iyi olurdu. Temiz hava iyi gelecekti.
    Aylardır aynı koltukta ve aynı pencerenin önünde oturup, kalp hastası olarak yaşamak ve minik bir pencereden giren temiz havaya bağlı kalmak güzel değil mi?
    "Doktorlar" diye söylenmeye başladı. "Dışarı çıkıp dolaşmam, kendimi evimden uzaklaştırmam lazımmış. peh!"
    Zile tekrar bastı...
    "Dışarı çıkıp dolaşsam ne olacakmış! Damarlarım mı açılacakmış!"
    Tekrar tekrar bastı...
    Sustu. Bir süre bekledi sessizce. Gözleri açıldı, dudakları inceldi. Derin bir nefes aldı.
    Zile tekrar bastı. Tekrar tekrar, ara vermeden, beklemeden.
    Kalbi hiç olmadığı kadar sıkışıyordu, taşla eziyordu sanki biri. Kalkmaya çalıştı. Camı açsa yeterdi. Ama kalkamıyordu, hareket dahi edemiyordu. Kapana kısılmış gibiydi. Havada uçuşan, dışarı çıkmayan tozlar gibi. Tozların her bir tanesi gibi.
    Çığlık atacak gibi oldu. Atamadı ama, daha da sıkıştı kalbi.
    Boğazını hissediyordu, tüm damarları ordaki, teker teker. Kalbi hala taşla eziliyordu. Ayaklarında buz gibi soğukluk, ellerinde de öyle. Gözleri kararmaya başladı, dudakları titremeye başladı, kasılmış parmaklarını oynatamıyordu şimdi de. Son bir hamle. Boğazında hafif bir ses gerisini hatırlamıyordu.
    #2665761 (kneelie, 05.12.2007 19:14)
  13. (bkz: lost dizisinden aşırı etkilenen insan)
    (bkz: uyandıktan sonra 100 fırça darbesi)
    (bkz: 300 filminden aşırı etkilenen insan)
    (bkz: apandisit çalan organ mafyası)
    #2665773 (pezzo-soprano, 05.12.2007 19:17)
  14. Ve birden gökyüzü mavi-pembe aydınlık bir renge büründü.Oysa bunun şimdi olması imkansızdı,çünkü saat henüz sabahın 3'üydü.Ne oluyordu? acaba bu rüya mıydı? Evet evet...bir rüya olmalıydı.Gerçeğe , akla ..herşeye aykırıydı bu saatteki berrak , pırıl pırıl ,aydınlık masmavi gökyüzü.Üstelik baktıkça içini huzurla dolduruyordu.Yüzünde anlatılması imkansız bir mutluluk vardı.Dudakları tarifsiz bir gülümsemeyle dolu,yüz kasları gevşemişti.
    uyanmak istedi.Kendisini çimdikledi.Uyanıktı...Lavaboya gidip yüzünü yıkadı.Uyanmak istiyordu.Bunların rüya olduğunu kendisi de biliyordu.Uyanınca her şey normale dönecekti.Böyle anlatımsız mutluluklar ancak rüyada yaşanırdı.Normal değildi bu yaşanan.Yüzünü yıkadı.Mutfağa gidip kendisine sıcak bir kahve yaptı.Kahvesini bitirdikten sonra diğer odaya geçti.Artık uyanmıştı.Pencereye yaklaştı ve az önce gördüklerini yalanlamak istercesine perdeyi açtı.Aman Tanrım...Gökyüzü öncekinden daha canlı renklere bürünmüştü.hala pırıl pırıl idi ve üstelik şimdi yıldızları da görüyordu.uzansa elleriyle yaklayacak gibiydi.Kayan yıldızları seyrediyordu , sanırsın ki havaii fişek gösterisi vardı.
    Saatine baktı.Şimdi sabahın dördü olmuştu.Yaşadıklarını unutmak istiyordu , çünkü hala inananmıyordu.Herşey normale dönmeliydi.Normale...Günlük stresli yaşamdı normalden kastı.Ve yaşamın olağan sıkıntıları.Böyle abartılı mutluluklara yer olmamalıydı yaşamda.Daha önce hiç tatmadığı bu tuhaf , iç huzuru veren ,anlam yükleyemediği duygular,bu güzel gökyüzü nasıl olurdu?

    Bir süre daha seyretti gökyüzünü.Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladı.Güneş doğuyordu.Banyoya gitti , traş oldu.Takım elbisesini giyinip, kravatını taktı.Karısı ve çocukları hala uyuyordu.Önce hanımını uyandırmadan usulca alnından öptü.Çocuklarını birer birer öpüp kokladı.Az önce yaşadıklarının etkisindeydi ve içi huzur doluydu.Yavaşça kapıdan çıktı ve işine gitti.
    #2753052 (ulubilgekisi, 27.12.2007 13:30)
  15. küçük bir topum vardı benim. dokuz katlı, mor renkli. her haftasonu babamla japon kale oynardık, tek vuruş. hep yenerdim babamı. attığım her golden sonra üzerimdeki hayali formayı çıkarır, okul bahçesinin buz gibi asfaltının üzerine serer, otururdum. kendimce bir sevinç gösterisiydi işte, gösterişsiz, şaşasız...

    ancak gerçek...

    babam bana hiç gol atamazdı. topa çok kötü vururdu, ben üzerime gelecek diye beklerken top genellikle dikenli tellerin arkasındaki hacının bahçesine kaçardı. allahtan hacıyla babam arkadaşlardı da, topumu kesmezdi sakallı amca.

    bir gün kaleye bir şut çektim, top yine hacının bahçesine kaçtı. sakallı ihtiyar sinirle çıktı, "senin" dedi,

    "yeter bu top sevdan. bahçemde gül kalmadı. keseyim topunu da gör ananın örekesini."

    koştum, koştum, tıkanana kadar koştum. ancak yetişemedim. kesti topumu taş kalpli hacı. gözlerim doldu, hırsımdan ağlamak üzereydim. etrafa bakındım. koşup sarılabileceğim, hacıyı şikayet edebileceğim birilerini aradım.

    kimse yoktu...

    üstelik kale de boştu.

    babam yoktu...

    ağlayarak eve döndüm. üstüm başım kir içindeydi, annem kızdı.

    "yine mi top oynadın, doğru banyoya..." dedi.

    anneme baktım, sinirliydi ancak üzgün değildi. nedenini anlayamadım, salona gidip çizgi filmimin çıkıp çıkmadığına bakacaktım ki, kalabalık bir uğultu çalındı kulaklarıma. salon kalabalıktı. üst komşu neriman teyze, halamlar, teyzemler, konu komşu, herkes salondaydı. garipsemedim, herhalde komşu gezmesine gelmişlerdi. ancak dikkatimi çeken bir şey vardı:

    mahalle de anlamını bilmediğim bir şekilde, "hafif kadın" denilen perihan abla da dahil herkesin başında başörtüsü vardı. mutfağa gittim, anneme baktım. tabaklara bir şeyler koyuyordu. "anne acıktım." dedim, "üstünü başını temizle, odana geç, ben getiririm sana pilav." dedi. ses etmedim. geçtim odama.

    babamı sormak geçti aklımdan, vazgeçtim. yedi gün olmuştu eve gelmeyeli. yedi gün... gerçi kime sorsam, "gelecek." diye geçiştiriyorlardı ancak gelmiyordu. gelmiyordu işte, babam gelmiyordu.

    bunalmıştım. en sonunda kirli üst başla odamdan çıktım, salona daldım. herkes acır gibi baktı bana, anlamadım. "babam nerde?" diye sordum. bir hıçkırık, ardından da bir feryat işittim. ne demiştim, anlamadım ki. neden ağlamıştı halam ben konuştuktan sonra?

    annem yetişti arkamdan, sinirlice kolumdan tutup odama attı beni. ona kızmıyordum. anneye kızılır mıydı hiç? ama bir yandan da babamı sormak istiyordum. inatla odanın kapısını tekrar açtım, mutfağa yöneldim.

    tüh, annem telefonla konuşuyordu. karşısındaki her kimse, ona ağlayarak, "nazif in yedisini okutuyoruz." diyordu. yedi...

    yani benim yaşım. ben yedi yaşımdayım.

    babam dört kere on yaşındaydı, yedi nereden çıkmıştı ki?

    yedisini okutmak ne demek?
    #2801565 (gulce, 07.01.2008 03:16)
  16. - dede dede, aşkım çorapların da ıslandı mı öyküsünü bir daha anlatsana.
    + şimdi yavrum, bu hem masal hem öykü, bundan yıllar evvel, cunda adası vardı, şimdi küre ısındı, sular antenleri bile aştı amma vardı işte.
    - nasıl bir adaydı anlatsana?
    + tropikal bir adaydı yavrum, elma, kavun, karpuz, muz, tütün, buğday, kardelen, zeytin, peynir, avokado, brokoli, yeşil çay, meyve aromalı çay, soğuk çay ne ararsan yetişirdi. hiçbir bitki de bir diğerine terbiyesizlik yapmaz, hepsi kardeşçe yaşardı. bölücüler kalleşti. hayvanların kimisi uçardı, kimisi kaçardı, arılar da arı gibi sokardı. aslanlar, kaplanlar, canavarlar, çin ejderhaları vardı.
    - gerçekten mi?
    + he yaa, gerçek.
    - insanlar da var mıydı dede?
    + vardı yavrum. yani bir vardılar bir yoktular, masal olduğu için.
    - anlıyorum, bence bu klişelere başvurma dede, ben olayların farkındayım.
    + seni gidi bilmiş. bir gün cunda adası'nın mahzun prensesi gülden (buradan itibaren mış lı zamanlara yelken açıyorum) ozan diye bir gençle tanışmış. gülden'in babası kral 12. elizabeth, gülden'e yasak koymuş, gülden de yasağı çiğnemiş, çiğnemiş, şekeri bitince tükürmüş.
    - anlamadım.
    + anlarsın ilerde. gülden ne yapıp edip ozan ile çıkmaya karar vermiş. babasının savaşa gitmesini fırsat bilip bir gün ozan ile buluşmuş. seyyar satıcılar o zaman ucuza ipod satıyormuş cunda adası'nda. iki tane ipod almışlar, kabuğunu soyup ruhlarının gıdası olan müziği yemişler. kuru kuru yemişler o yüzden, kabuğunu da sokağa atmışlar. o zamanlar cunda adası'nda müthiş bir hijyen manyaklığı var, yere tükürenin suratına tükürüyor halk, o kadar yani. bunlar da kabukları atınca, halktan tepki görmüşler. tabii, prenses olunca milletin bi tarafı yememiş, kurtulmuşlar. ozan demiş ki "gülden" demiş, "seni" demiş, "bir arkadaşımla, veyahut da birkaç arkadaşımla" demiş, "tanıştırayım mı?" demiş. gülden de demiş, "neden olmasın" demiş. işte öyle deyişip yola düşmüşler. yola düşünce üzerleri hep çamur olmuş, zira o zamanlar amerika cunda adası'nda yağmur bombası patlatıyor, millet boğulsun diye, artık vahşetin doruğu, kurşun sıkmak kesmiyor adamları. çamur olunca üzerleri, hemen atalarımızı hatırlamışlar, çünkü çamurun izi kalmış üzerlerinde. ama bu onları yollarından döndüremezmiş, çünkü gittikleri yol tek yönmüş.
    - masalın kurgusu süper dede ya.
    + kurgunu yesinler, maşşallah bu 2050'nin bebeleri de şerefsizm zeka küpü. ondan sonra tabii kız prenses, nazlı, bir eli soya yağında, öbürü çam balında, alışmış lüks hayat, şatolar, yatlar, katlar, burc el araplar, dayanamamış yola. ozan da sinir olmuş da çaktırmıyor. araları hafif limoni olmuş, yüzleri buruşmuş ekşiden. gülden demiş, "ozan" demiş, "ilişkimiz çok monoton, hep aynı yolda, aynı yönde yürüyoruz" demiş, "biraz heyecan katalım, sos katalım hayatımıza" demiş. sonra o bildiğin kurbağa prens hikayesi oluyor işte bir zaman periyodunda, onu anlatmayacağım, gülden ozan'ı öpmüş, tabii dudağı siğil olmuş hep, kurbağa öpülür mü. ama heyecan işte, kadınları anlamak mümkün mü?
    - sen dublaj yaparsın değil mi dede?
    + yaparım canını yediğim. işte evladım bunlar, bakmışlar aşağıdan, bakmışlar yukarıdan, yolun sonu görüküyor. demişler biz bu yolu gidelim. orada zerre kadar gamı olmayan bir arkadaşıyla tanıştırmış ozan, gülden'i. neyse ortama akacaklar, bir bara gitmişler, kapıdaki görevli demiş, "gamsız girilmez". ozan da arkadaşı olmadan girmemiş, karakterli çocuk. sahile gitmişler, işte içiyorlar, meyve suyudur, fayrouz'dur, alkolsüz rakıdır, red bull'dur, burn'dür, yanıyor ortalık. ozan powerade de içiyor onu da söyleyeyim. sonra bir cia ajanı ozan'ı denize itmez mi? görünmez bir ajan bu. kimse de görmemiş zaten onu hayat boyu, hatta o kendisini aynada bile görmemiş, öyle bir ajan yani. ozan denize düşmüş, tabii, gençlik, arkadaşlık ortamı, gülüşmeler, ee, biz de genç olduk yavrum biliriz. ozan'ı çıkarmışlar karaya, ozan karaya vurmuş, beyaza vurmamış, ırkçıymış ozan biraz. sonra gülden, sevdiği insan tabii, demiş, "ozanım" demiş, "çorapların da ıslandı mı?" demiş. ozan da artık dayanamamış, prensen mrenses, "denize düştüm salak karı" deyivermiş. herkes pohahahhahahahah şeklinde gülmüş. aslında hadise komik ama, o zamanlar türkiye'de öyle bir sistem var, sözlüklerin formatları filan var. sonra bunun üzerine bu olaya benim gibi gerizekalılar yorumlar yazıp durmuş.

    oyyy, evladım uyumuş, gülden (kızımın adını gülden koydum evet) kızım, al torunumu yatır yatırına.

    gülden: 78 yaşında, mutlu bir hayat geçirdi, uludağ sözlük'te kendisiyle alakalı yazılanlardan 74 yaşında haberdar oldu.
    ozan: entry giren her insan evladını öldürmeye yemin etti, ama "yeminimi bozdum ulen" diyerek 82 yaşında moderatörlük görevinden istifa etti.
    zerrekadargamıolmayanadam: hala gamsız, kendisine saygılar sunuyorum.
    #3078147 (aklini kullanan gerizekali, 01.03.2008 04:35)
  17. - bi gün yine maç yapıyoruz. karşıdan böyle kısa boylu kavruk biri geliyo...
    + kim geliyo?
    - pele! *
    #3078170 (rakimalboga, 01.03.2008 04:44)
  18. (#2700833) and (#2700835)

    (#1584744) and (#1584746)
    #3147529 (zargana, 16.03.2008 12:16)
  19. UZAKTAN SEVMEK
    Hani öykülerde hep gerçek üstü şeyler vardır ya, hani öykülerde aslında yalan da yoktur ya, hani öykülerde sadece olması istenen hayaller vardır ya.işte bu da gerçek olması beklenmeyen ama istenen bir öykü gibidir. Elini uzatsan tutabileceğini sanırsın ama işin aslı öyle değildir. Elini uzatırsın ama bilirsin ki tutmaman gerekir. Dokunmaman gerekir. Çünkü yasaktır, çünkü engel olur bildiklerin, gördüklerin. Halbuki sorgulamadan inandıkların her zaman mutlu etmemiştir ve yetmemiştir. Ama ya elimi uzattığımda dokunduğumda incitirsem ya kırarsam dersin. Kıyamazsın dokunamazsın ve uzaktan seversin.

    iki kişi adına da sonradan duyulacak pişmanlıklar ve oluşacak sıkıntılar adına alınmış bu haklı kararı düşünürken, birden zaman durur.Durur mu? Tabiki durmaz. sadece durdu sanırsın. Halbuki eriyip gitmektedir ama alamazsın kendini ve kapılırsın zamana.Konuşurken, gülerken, bakarken ve düşünürken derken bir bakmışsın zaman gelmiş hem de ayrılık vakti gelmiş. Peki ayrılır mısınız? Tabiki ayrılmazsınız. Ayrıykende düşünürsünüz, her zaman olmasa da kesik kesik, ara sıra, bazen, sık sık ve bir bakmışsınız ki aslında ayrılmamışsınız. Eh madem düşüncede buluşmuşsunuz, madem emeksiz ve zahmetsiz, madem hem hayal hem gerçek o zaman hayran olunacak kadar özgürdür uzaktan sevmek.

    Saygılarımla,
    KiRPi
    #3341403 (mincirma, 01.05.2008 00:21)
  20. (bkz: battal amca ve nihilist eşek)
    #3348646 (chazsmyr dhuunyl, 02.05.2008 19:53)
  21. uzaktan sevmeye devam

    Elbet özgürdür, hem de ne birbirinden beklenti vardır, ne hayal kırıklığı ne de birbirine yetememe durumu. Malum kaybetme korkusuyla çırpınmakta yoktur.Ütopik bir şeydir.hem hayal hem gerçektir ve erişemeyeceğin kadar uzaktadır bazen.eşsiz bir tabloya bakarsın kaçamak bakışlarla ama bu heyecanlanmana engel değildir.yani heyecanlanmak için dokunmana yada gerçekliğini hissetmene gerek yoktur.nedir eksik olan?paylaşım mı yoktur? Paylaşımı rüyalar sağlar, sonra gündüz düşleri.bir bakmışsın mekandan bağımsız olarak; aynı araçta uzun bir yolcluğa çıkmışsınız, beraber film izliyorsunuz, sonra pistte dans ediyorsunuz.o anda neyin hayalini ve özlemini hissediyorsan gerçek oluyor bir anda.özlemek istiyorsan: niye beraber değiliz, niye gerçek değil herşey diyorsun.sonra arabesk ruh halini atar atmaz üstünden yalnızlığı tercih ettiğin böyle zamanların acısını çıkarıyorsun.kaldığın yerden yine ara sıra onu düşünmeye başlıyorsun, böylece barışmış oluyorsunuz hiç küsmeden.hiç laçka olmuyor. çünkü saygısızlaşmıyorsunuz, çünkü sınırlarınızı koruyorsunuz hep.ne suçlama var, ne kıyaslama.çünkü ortada suç unsuru yok, bildiğin başka bir hayali sevgilide.sanki kalbinin odacıklarından birine kiitlemişsindir onu.beyninin hafızayla ilgili kısmı onu gördüğü an sadece ona çalışır.başlar film gösterimi, anılar bir bir geçer gözlerinin önünden. öylece kalır izlersin.çünkü bu film en sevdiğin filmken, nasıl kanal değiştirebilirsin?
    #3349242 (mincirma, 02.05.2008 22:06)
  22. ..
    Yavaş yavaş yaklaştım yanına. Başımı öne eğip, elimi göğsüme koyarak selamımı verdim. O da ağır ağır başını sallayarak aldı selamımı. Önünde bir kasa, kasanın üstünde ikiye bölünmüş bir ekmek, elinde birkaç domates; hızlı hızlı yemekteydi.
    Bir iki dakika sonra: Kusura bakma gardaş, yen mi? Sormayı unuttum, kusura kalma. diyerek bölünmüş ekmeği tekrar ikiye ayırarak uzattı bana.Yok, kardeş sağ olasın, tokum. dedim.
    Seyfi önündeki ekmeğiyle domatesini yemeğe koyuldu yeniden. Öyle bir yemesi vardı ki; sanki elinden kapıp götüreceklerdi.
    Bir tuğla çekip altıma, oturdum. Süzmeye başladım, bu perişan kılıklı adamı. Eli yüzü toz toprak; üstü başı kir içinde. Alnı kat kat olmuş, yanakları kırışmış, gözlerine bir mahzunluk çökmüş, göğsünün kılları beyazlamış, eli yara bere içinde&
    Yiyeceklerini bitirmiş, eliyle üstünü silkeliyordu. Uzakta duran birine: Hemşerim bir bardak su da şu gardaşına getirsene! diye bağırdı. Uzaktaki amele geldi, bir bardak suyu Seyfi'ye uzattı. Suyu bir dikişte içerek:''Baban canına sağlık, yiğidim!' dedi tebessümle.
    Birkaç metre ötemizde; son model, lüks, siyah bir otomobil durdu. içinden güneş gözlüğü takmış, top sakallı, marka tişört ve pantolon giyinmiş, ayakkabıları da sivri burun olan züppe kılıklı biri indi. Pis pis sırıttıktan sonra gözlüğünü hafif kaldırarak: ''Beş dakika sonra iş başı, sallanmayın!'' dedi laubali bir biçimde. Patronun oğlu olmalıydı.
    Karşımda duran, üstü kirden görünmez hale gelmiş, bu sıcak günlerde karın tokluğuna çalışan, iki büklüm olmuş, amele arkadaşıma baktım; bir de şu ihtişamlı arabadan inen, karnı tok, sırtı pek, rahat gence baktım. Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor mısralarını hatırladım.
    Seyfi titrek bir sesle: ''Komşu hayrola, senle de ilgilenemedim, sen buralara gelmezdin, ne oldu? Bir işin mi var inşaatla ilgili?'' dedi. Gelen gençten korkmuş, çekinmiş olacaktı ki; bir an önce işini bıraktığı yerden devam ettirmek niyetindeydi. Biraz durakladım, nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. '' Şey, Seyfi'' diyebildim. Buyur gardeş söyle; dedi. Kendimi tutacak gücüm kalmamıştı, son bir gayretle: Oğlun Samet'e kapının önünde araba çarptı, hastaneye kaldırdılar. deyiverdim kısık bir sesle.
    Seyfi dört kat olmuştu. Kalktığı yere tekrar çöküverdi. Önümüzde duran, Seyfi'nin oğlu yaşlarındaki genç: ''Hadi babalık işine, zaten topalsın, ağır ağır iş görüyorsun, hadi! Bu adamı niye işe aldılarsa'' dediği an Seyfi bir şamar daha yemiş gibi oldu, sarsıldı. Ayağı kalktı, birkaç adım topalladı. Yılların verdiği yorgunlukla, bitkinlikle; boş bir çuval gibi taşlı zemine yığıldı...
    #3349258 (goodboy, 02.05.2008 22:10 ~ 22:14)
  23. Saat çoktan gece yarısını geçmişti, o gece de onu uyku tutmuyordu, içindeki sıkıntı onu yiyip bitiriyordu. Elinde ardı ardına yakıp söndürdüğü sigaraların bitmiş paketi, cebinde sabaha ulaşmak bilmeyen bir köstekli saat, televizyonda saatlerce karşısında olmasına rağmen tek bir kare bile hatırlamadığı bir film, küçük bir odada sabaha kalan saatleri sayıyordu. Aslında uyuyabilmeyi o da beklemiyordu ama en azından bir kaç saat uyuklayabilse sabaha daha rahat ulaşabilecekti.

    Saat dört olmuştu, saatlerdir anlamsız gözlerle izlediği filmden fayda gelmeyeceğini anladı, televizyonu kapattı, "belki çıkıp biraz dolaşsam iyi olacak" diye düşündü. Evden çıkmadan arka odaların birinde uyuyan kızına bir babanın kızına bakabileceği en acıklı gözlerle baktı, hala mışıl mışıl uyuyordu. Zavallıcık her şeyden habersiz, kendi dünyasına çekilmiş gördüğü pembe rüyaların keyfini sürüyordu, belki de televizyonda gördüğü çizgi filmlerin birinin içersindeydi, belki Tweaty belki Bugs Bunny'yi oynuyordu.

    Çıkmadan ceketini, anahtarlarını aldı. Arabaya bindiğinde en az araba kadar kendiside nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Arabanın camlarını açtı sonra boğaziçine doğru sahil yolunda ilerlemeye başladı, araba ilerledikçe boğaz havası daha da hissedilir hale geliyordu, galiba birazda üşümüş olacak ki camı hafif kapattı, radyoyu açtı, kanallar arasında en acıklı şarkıları çalanı bulmaya çalışıyordu, belkide oturup ağlamaya ihtiyacı vardı.

    Arabasını park edebileceği bir yer buldu, arabadan inip boş bir banka oturdu, saat dört buçuğa geliyordu ama hala deniz kıyısında tek tük de olsa insanlar vardı bir de içip içip nara atan sarhoşlar tabi. Bir açık büfe bulup bir paket sigara aldı, içinden bir tane sigara çekti. "Acaba bu sigara da benim gibi en şanssız olduğunu düşünüyor mudur?" diye kendine sordu. Sigarayı yaktı, kendisini biraz daha çabuk öldürmesini ister gibi derin soluklar çekerek içiyordu.

    Arkasında bir gölge hissetti, sanki ona dokunacakmış, arkasına dönerse ona deli gibi sarılacakmış gibi bakan bir kadının gölgesiydi bu, aniden arkasına döndü ama kimse yoktu, zaten bu tip olaylar son günlerde çok olmaya başlamıştı. Sanki arkasını döndüğünde ona kavuşacakmış gibi hissetmeye başlamıştı. Kafasını ellerinin arasına alıp oturduğu banka kapanmıştı ve artık kendini tutabilecek gücü kalmamıştı gözlerinden ona nehirler dolusu gibi gelen gözyaşları fışkırıyordu. Gözlerini kapalıydı. Ama akan gözyaşlarına engel olamıyordu. içinde, derinliklerde bir ses "kurtar kendini Kaan" diye haykırıyordu ve bu ses o kadar güçlü çıkıyordu ki beyninin içerisinde dalga dalga yankılanıyordu ve galiba artık dayanabilecek gücü kalmamıştı.

    Kafasını kaldırdı, ayağa kalktı, bir kaç adım attı, önünde kim bilir kaç kişinin dertlerini paylaştığı Boğaz'ın soğuk suları duruyordu. Kendisini kurtuluşa çok yakın hissediyordu, bir kaç adım daha yaklaştı ölüme ve sadece iki adım bırakmıştı, cesaretini topladı ve son iki adımı da atmak üzereyken arkasından belki karşı kıyıdan bile duyabilecek kadar yüksek bir ses duydu. "Baba yapma" diye haykırıyordu minik bir kız. Sesi duyduğu an arkasına döndü, kapkaranlık bir boşluk etrafta ne bir büfe ne de insanlar vardı yalnızca sarı elbisesiyle ışıklar saçan minik bir kız çocuğu duruyordu. Kızıydı bu, küçük Gizem'iydi. "Baba yapma" diye hıçkırıyordu minik kız "hadi evimize gidelim, korkutuyorsun beni diyordu".

    Birden omzuna vuran bir elle irkildi. Gözlerini açamayacak kadar yorgundu. Gücünü toplayıp gözlerini hafif aralayarak karşısında duran, sarı yağmurluk giyen temizlik işçisini gördü.
    "Hemşerim yağmur yağıyor, kalk bankta uyuya kalmışsın."
    Temizlik işçisinin dediklerinin birçoğunu anlamadı. Kafasını toplamaya çalıştı. Sonra doğruldu, her tarafı ağrıyordu. Ayağa kalkamadı, sakalını ve yüzünü eliyle sildi, sırılsıklamdı. Rüyasında gördüklerini hatırlamaya çalıştı. Kafasında rüyadan tek arda kalan kızının "Baba yapma" sözleriydi. Birden aceleyle kalktı, kızı evde yalnızdı, hızla arabasına koştu.

    Evin kapısını büyük bir aceleyle açtı. Neyse ki geldiğinde kızı hala uyanmamıştı. Odasına gitti kurulanıp, temiz elbiseler giydi. Bu sırada içeriden pembe pijamalı bir kız koşarak geldi, babasının kucağına çıktı, öptü, sonra kızını yere indirdi, kahvaltıyı hazırladı beraber kahvaltı yaptılar. Küçük kız televizyonun başına koştu, çoktan kedi Slwester, Tweaty'nin peşinden koşmaya başlamıştı. Kaan için ise yine sıkıntı dolu uzun bir gün ilk saatleriydi.
    #3536941 (asprinick, 14.06.2008 13:41 ~ 13:44)
  24. sözlük yazarlarının ergen ergen yazdıkları öykülermişdir. üşenmedim aradım buldum ekledim benimkini. gerçekten çok feciymiş.

    Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt

    **Olum kalk saatin çalıyo
    *Tamam ya anneeaaaaa offff
    *Off o ne salak bi rüyaydı neyse.

    Uyandı galiba. Yine okula gitmesi gerek. Ağır bi sıkıntıyla kurşun gibi katılaşmış yatakta. Karanlık gece, rüyasına gölgelerden çamurlar uzatmış. Evet evet uyandı. Kahvaltı bile yapmadı. 2 tane bisküvi aldı yanına. Yüzünü yıkadı mı mı hiç hatırlamadı bile. Ama aynadakini görünce bu ben değilim diye bildi sessizce. Yüzünde kandırılmış, aldatılmış, üstüne işenmiş bir adamın sureti duruyor gibiydi. Salak salak güldü aynadakine. Geri zekalı işte herkese inanıyor dedi. Ama o da haklı, insan kendine inanmayacak da kime inanacaktı.

    Kapıdan çıktı, hayır yuvarlandı. Çorabın biri başka diğeri başka renkteydi, ayakkabıları bağlarken farkına vardı. Lanet bağcıkları da tam bağlanmayacak zamanı bulmuşlardı. Bağlanmıyorlardı işte. Bağlanmazsanız yerlerde sürünürsünüz dedi başladı onları süründürmeye. Bisküvinin birini azına götürdü, bir iki azında dolandırdı daha yutmadan bi sigara yaktı. Azında sigara merdivenleri süpüren kapıcıyla karşılaştı. Kapıcı, azındakine baktı, kapıcının elindekine baktı devam etti. Sokak kapısının önünde ayakkabıları bağladı. Rüyanın tesiriyle ellerini dişlerini sıkıyordu. Biri bir şey dese kavga çıkaracak yürüyecek üstüne, gözler kan çanağı nemli buğulu, dokunsalar ağlayacak böle bir hali vardı. Zaten ardarda sınavlar gelmiş çakılmıştı günlerin arkasına.

    Evin etrafı yemyeşil mazılar serviler Allahım bu ne diye düşündü. Her yer yemyeşil. Diğer bloğun arasında yeşiller içinde kan kırmız bir gül. Ne kadar da çirkin. Hava masmavi bulut pek az, berbat bir gündü işte. Sitenin çıkışına ilerledi. Köşeyi döndü ama zengin olamadı. Çiçekçideki gece bekçisinin görüş alanına girdi. "Hala okulu bitiremedin mi" dedi. Pis pis sırıtarak "Günaydın ismail amca" dedi. Dün gece görmüştü uyuyordu hayvan. Hızlı adımların sahibi olarak ilerliyordu ileri doğru. Bekçinin hilkat garibesi ufak köpeği koştu yanına. Dizlerinin üstüne çöktü kafasını okşadı, köpek ellerni yaladı. Cebinden son bisküviyi çıkardı. Kapıp kaçtı terbiyesiz siyah şey. Çok oyalanmıştı otobüsü kaçıracaktı hızlanmalıydı. 1-2-3-4 ve 5. adımın sonrasında bir fren sesiydi son hatırladığı.

    Burası da neresi. Sanki bura çokların dünyasıydı. Her şey biraz daha mı fazla sanki. Sol yanda sonsuz bir nehirde akıp giden bi su. Sağ tarafta başı sonu görülmeyen bi duvar. Karşıda sadece içeriden açılabilen uzun bir kapı. Yerde gökyüzü, gökte yeryüzü. Kapı çokca kırmızı, kendine çekiyor ayaktaki ruhsuzu.

    Kapının altından 2 tane su damlası sızdı ve dikildi kahramanın gözlerinin önüne. Galiba sorular sorudu, kahraman cevapladı.

    .................................
    **Hatırlayamıyorum bile. Belki bir masanın üstünde, yada bir kapının ardında. Ama ayaktaydı sanırım.

    ...........................
    **Hayır ilk gördüğümde değil söylediği ilk sözde, zekanın çekiciliği cezbeder beni.

    ...................................
    **Yok değilim. Sadece onurlu bir gururun sahibiyim.

    ..........................
    **Çok saçma, herşeyde sebep aramam. Hiçbir zaman neden diye sormadım, sormamda. Nedenler insanı üzmekten başka ne işe yaramıştır ki. Nedenleri bilmenin hiçbir getirisi yoktur kaybedenlere.

    ........................
    **Belki. Belki de değil. insanı üzen olaylar zaman karşısında hep mağlup olmuştur. Evet evet üzücü olaylar hatıralar arasındaki yerini aldığında tüm kötülüğünü yitirir.

    ..........................................
    **Galiba. Aslında iyi yada kötü, hatıra sahibine hep ızdırap vermiştir. Ama bu ızdırabında kendine göre bi tadı var. insan üzülmesi gerekiyorsa üzülmelidir ağlaması gerekiyorsa ağlamalıdır ve bunların tadını çıkarmalıdır. Bunların ekşi buruk ve özlenen bi tatları vardır.

    ...............................
    **Yo yo bu tanıdığım suratlardan hiç birisi beni tanımaz, belki bende onları. En iyiside budur belki. Kimse kimseyi tanıyamaz zatem. Adını bildiğim herkesten sorumlu olmak sıkıntı vermiştir bana. Bırakalımda kimse kimseyi tanımasın, tanıdığını zannetmesin.

    ..............................
    **Gördüm. Yaşamı gibi, ölümü de güzeldi.

    .............................................
    ** Bilmem ağlayamadım. O karalar giymiş insanlar, o gözlerinden durmadan akan yaşların sahipleri yada yüzlerdeki bezgin ifadeler bendeki ızdırabı anlatamaz. Gerçekten bunlar gözükür, bunlar taklide elverişli hareketledir. Bende bu gösterişi aşan bişi var. Bunlar ızdırabın süslü takıntıları, belkide yalandırlar.

    ...............................
    ** Hiç bir şey yapamadım. Devam ettim yaşamaya. Hem yaşamak ölmek demek değil mi zaten.

    ..............................
    ** Dur bakalım sen nesin ki bana soru sorma hakkını kendinde buluyorsun. Varlığı bile şüpheli olan bi şeye neden cevap vereyim. Hadi şimdi olması gereken olsun ve açılacaksa açılsın kızıl kapı. Yada açılmamacasına kapansın son kez yüzüme.

    Su damlaları buhar olur bu sefer kapının ardından gri sis sızar. Kahraman ürker ilkin. Kapı yarım aralanır.

    **kimsin sen,?
    *ben tüccarım? Sözlerimi kesmeden dinleyeceksin beni. Zaman seçim zamanı. Sana 3 seçeneğim var dikkatle dinle ve karar ver.

    Birincisi şu önünde olduğun yarısı aralanan kapıdır. Burada her zaman yarıyarıya şansın vardır. Burada herşey, iyi-kötü, güzel-çirkin, acı-tatlı, mutluluk-ızdırap ... arasında gider gelir.
    Bu kapının ardını seçersen sana camdan bir para veririm. Her yol ayrımında yazı tura atıp yolunu çizersin. Burası şanslıların yurdudur, şanslı olan huzurlu olur şanssız olan cezaya çarptırılır.
    Buraya giren umut ve ümitlerini geride bırakır, hatırladığı herşeyi unutur. Hiç yaşamamış gibi varolup camdan parayı atıp ilerler ve ne olursa olsun sonucuna razı olur. Aslında burada sınırsız bir özgürlük vardır.

    Diğeri şu sağındaki tuğlalarının arasında kara ışıklar sızan uzun ve yüksek duvardır. Burası doğmamışların yeridir yurdudur. Burada varlığın yokluğu değil, yokluğun varlığı vardır. Senin şu an bilmediğin salt bir yokluk.
    Bu duvarın ardını seçersen sana kalem ucu kadar bi kapı açarım. Kapının yanına yaklaşırsın, yutulur ve yok olursun. Burayı seçmek cesaretten fazlasını ister, sonucuna katlanmama lüksün elinden alınmıştır. Burdan geri dönüş yoktur.

    Sonuncusu solundaki sonsuz sığ nehirdir. Nehir seni umutlarına götürür. Ulaştığın yada ulaşamadın. Yani geldiğin yere cehennetine, dünyana. Burada umutların gerçekleşip gerçekleşmemesi sadece sana bağlı değildir. Çok çabalaman gerekir.
    Burada ölene kadar yaşarsın. Burayı seçersen sana sürekli çalan bi saat veririm. Bununla nehirde dolanır durursun ölene kadar. Taki ölüp tekrar buraya gelene kadar. Ve ben sana yine 3 seçenek sunarım. Aslında burada kimsenin farkında olmadığı sınırsız bir esaret vardır. Şimdi seç.

    Yokluk çok ağır gelir bana, sonumu olasılıkların tayin etmesinden de hoşlanmadım. Umutlarımızdan kurtularak özgürleşeceğimizin de farkındayım ama bu sonuncusu beni daha çok cezbediyor. Hadi şimdi ver bana çalar saati.

    Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt, Dı dı dı dıt

    **Olum kalk saatin çalıyooooo
    *Tamam ya anneeaaaaa offff
    *Off o ne salak bi rüyaydı neyse.

    Uyandım galiba. Yine okula gitmem gerek. Ağır bi sıkıntıyla kurşun gibi katılaşmışım yatakta. Karanlık gece, rüyama gölgelerden çamurlar uzatmış. Evet evet uyandım...........
    #3537016 (no leaf clover, 14.06.2008 14:03 ~ 22.01.2009 21:39)
  25. - Oğlunuzun gözünüze batan sorunları var mıydı? Onu bu karara iten bir sebep olmalı mutlaka.
    + Hayır, oğlum hep gülerdi. Hayatı sever, hep mutlu görünürdü.
    - Demek ki mutlu görünmesi mutlu olduğunu göstermiyormuş..
    + Ne olur rahat bırakın beni. Oğlum bunu yapmış olamaz.

    ****

    Caner boşlukta süzülüyordu. Annesine kendisini intihara sürükleyen sebebin ne olabileceğini soran polisi, hıçkırığa boğulmuş annesini, ilk defa başı eğik gördüğü babasını izliyordu. Odanın ortasında yatan cansız bedenine baktı. Kestiği bileğinden akan kan parkenin eğimli bölümünde birikmişti. Kendi kanına baktı, kesilmiş bileğinden akan kana. Annesinin gözyaşları kendi kanının birikintisine damlıyordu. Annesinin gözyaşları, kendi kanı ile birleşiyordu. Öldükten sonra görmek istemediği türden bir şeydi bu. Fakat görüyordu. 'Geçerli sebeplerim vardı.' dedi. 'Hiçbirinizin anlayamayacağı geçerli sebeplerim...' Ağlayan annesine son bir kez baktı ve yukarıya doğru çekildiğini hissetti. Sonu gelmeyecekmiş gibi görünen boşluğa..

    ****

    Caner istanbul Üniversitesi'nde işletme öğrencisiydi. Çevresinde sevilir, çevresini severdi. Babası emekli bir devlet memuru, annesi emektar bir ev hanımıydı. Evin tek çocuğu olduğu için el üstünde büyütülmüştü. Hayatı, insanları, yaşamayı seviyordu. iki yıl sonra mezun olacak, o çok istediği tekstil işini kuracaktı. 'insanları ben giydireceğim' diyordu. 'Çıplak gezmelerine gönlüm razı değil.' Evet, ölmeden önce gülüyor, güldürüyordu Caner. intihar etmek fikri, ömrünün hiçbir anında aklından bile geçmemişti. Son gecesinde gördüğü rüyaya kadar..

    ****

    Bir çocuk gördüm. Mavi kundağı, tombul elleri, açamadığı gözleri ile karşımdaydı. 'Sen kimsin?' diye sordum. 'An-ne' diye cevapladı. Konuşamıyordu. O sırada odaya koşarak iki insan girdi. Esmer tenli, gözlüklü, bıyıklı bir adam. Babası olmalıydı. Ve yine esmer tenli, beline kadar uzun saçları ve parlak kahverengi gözleri ile elleri hamurlu bir kadın. Annesi de buydu galiba. Babası 'konuştu, oğlumuz konuştu Nazan' diyordu. Annesi 'Evet Nedim, ah yerim ben şunun gülüşüne bak.' dedi. Benim babamın adı da Nedimdi. Annemin adı da Nazandı. Bunları düşünürken baba 'Caneer, hanimiş benim oğlum' diye sevmeye başladı çocuğu. O an anladım, benim ailemdi bu. Mavi kundaktaki bebek de bendim. Hiçbir şeyden habersiz, öylece gülümsüyordum.
    Sonra bir şey oldu ve etraf göz kamaştırıcı bir şekilde aydınlandı. Bir sınıftaydım. Saçları grileşmiş, geniş yüzlü bir adam 'Caner kalk sen çöz bakalım şu soruyu' diye sesleniyordu en ön sıradaki esmer, bodur çocuğa. O çocuk bendim. Kalktım ve soruyu çözdüm. Ödül olarak defterime bir yıldızlı pekiyi verdi öğretmenim.
    O aydınlık yine belirdi. Evimdeydim. Annesine aldığı yıldızlı pekiyi'yi sevinçle gösteren çocuğu gördüm. Annesi 'aferim benim oğluma' diye seviyordu çocuğu.
    Artık alışmaya başladığım ışık tekrar göründü. Ve beni bir grup çocuğun arasına götürdü. 10-12 yaşlarında olmalıydılar. En ortadaki esmer, kahverengi gözlü oğlanı tanıdım. Caner. Etrafına harıl harıl bir şeyler anlatıyordu. Onu dinleyenler de kafalarını sallayarak onayladıklarını belirtiyorlardı. Bir anda ayağa kalktılar ve koşmaya başladılar. Bir bakkala girdiler. Kızıl saçlı, çilli bir oğlan bakkala 'amca şunlar kaç para' diye sorarken, diğerleri tezgahın alt kısmındaki bisküvilerden teker teker alıp ceplerine dolduruyorlardı. Ne konuştuklarını anlamıştım. Hırsızlık planı. Cepleri daha fazla bisküvi alamaz hale gelinceye kadar bisküvi aldıktan sonra hızla dükkandan uzaklaştılar. Bir apartmanın kapısına oturup çaldıkları gıdaları tükettiler. Pişman görünmüyorlardı.
    Işık, eskisi kadar parlak değil. Bu sefer bir grup gencin arasındayım. Ortalarındaki esmer, düzgün vücutlu genci tanıyorum. Ergen bıyıkları çıkmaya başlamış.. Bir şeyler konusunda münakaşa ettikten sonra ayağa kalktılar ve yoldan geçen bir genci çevirdiler. Esmer olanı çocuğun cebindeki paraları çıkarmasını istedi. Gasp.. Çocuk bir süre direndi, son gördüğüm hepsinin aynı anda çocuğun üzerine çullanışıydı...
    Işık, giderek parlaklığı azalıyor. Evimdeyim. Esmer çocuk biraz daha büyümüş. Babasının pantolonunun cebinden para aşırıyor. Köşe başındaki büfeden bir Winston Box alıyor, pakedi cebine atıp yoluna devam ediyor. Sigaraya başlamış bizim Caner..
    Işık artık yok. Gözüm biraz karardı, açtığımda sessiz bir salondaydım. Bir sürü öğrenci, eğilmiş bir şeyler yazıyorlardı. En arka sıradaki esmer çocuğu tanıdım. Diğerleri kağıtlarının üzerine eğilmiş ter dökerken o gayet rahat çevresini izliyordu. Ayağa kalktı, tuvalete gitmek için izin istedi. Salon görevlisinden izni aldıktan sonra tuvalete gitti. Kilodunu çıkardı. Kilodun üst kısmına koli bandı yapıştırılmıştı. Onu açtı, okudu. Tüm dikkatini o kağıda vererek okudu. Kilodunu giydi ve sınıfa döndü. Yanına yaklaştım. Elindeki kağıdın ÖSYM A Kitapçığı yazıyordu. Az önce okuduğu, ezberine aldığı şeylerden soru aramaya başladı. Buldu da.. Çıkacak soruları gayet iyi tahmin etmişti anlaşılan. 3 dakika önce ezberine aldığı şeyleri zorlanmadan sınav kitapçığında buldu ve işaretledi.
    Karanlık sardı. Etraf aydınlandığında büyük bir coşku ile karşılaştım. Memur baba, ev hanımı anne ve üniversiteyi kazandığını öğrenen oğulun coşkusu. 'istanbul Üniversitesi işletme baba!' diyordu. Sınavı emeğiyle kazanmış gibi seviniyordu..
    Yine aynı karanlık. Esmer oğlan üniversite kampüsünde bir şeyler çeviriyordu yine. Birkaç arkadaşı da ona katılmıştı. Gülüp eğleniyorlardı. 'Hayatı seviyorum hocu' dedi Caner. 'Bir sürü salak var, onları sömürmek kadar eğlenceli bir şey yok.' Gülüyorlardı. Hayat görüşünü salak diye nitelendirdiği insanların üzerinden asalak bir yaşam sürmek olarak şekillendirmişti anlaşılan.
    Kör edici bir karanlık ve ardından ışık.. Okulu bitirememişti. Çalışmıyor, dolandırıyordu. Okuldan atılırken bile aynı şeyleri söylüyordu 'hayat güzel hocu, yolunacak kaz her yerde var.'
    Okuldan atıldığını annesine ve babasına hiç söylemedi. Her gün evden çıkıyor, pisliğe daha fazla karışıyordu. Tekstil işine girip insanları giydireceğim lafı ile sadece ebeveynlerini avutuyordu. Fazlası değil.
    Karanlık ve ardından gelen karanlık. Işık artık yoktu. O zaman anlamıştım neler döndüğünü. Yaşamım boyunca kirlenişim an be an gözümün önündeydi işte. Son gördüğüm şey 50 li yaşlarda, esmer bir adamın bir sokağın ordasında sırtında bir bıçak ile cansız yattığıydı. En karanlık an.. Oysa çocukken ışığım göz kamaştırıcıydı. Büyüdüm, kirlendim, ışığımı kaybettim.
    Babamı şarap parası için öldürdüğümü gördüm, 10 yıl hapiste yattığımı hissettim. 60 yaşındaki annemi bana para getirsin diye temizliğe yolladığımı gördüm. Karardım, karardıkça çirkinleştim, çirkinleştikçe kendimden nefret ettim. Hayat artık güzel değildi.
    Bu kararı o an verdim. Ölecektim, dünya bir pislikten arınacaktı. Kendime bir şans verebilirdim elbet, bu kadar yanlışın üzerine bir doğru ile gidebilir, hayatımı düzene sokabilirdim. Ama ÖSS'yi kiloduna koli bandıyla yapıştırdığı kopya ile kazanmış birisi için bir hayatı baştan yaşamak ızdırapların en büyüğüydü. Bu sorumluluğu kaldıracak kadar güçlü değildim. Ölmeyi seçtim
    ****
    Caner sonsuz boşlukta yanında süzülen saydam nesneye böyle anlatmıştı rüyasını. Saydam nesne onun gibi bedeninden ayrılmış bir ruh olmalıydı. Hikayesini dinledikten sonra buharlaşır gibi dağılmaya başladı.
    - Neler oluyor?
    + Hiçbir şey anlamıyorsun salak. Sen bakkalda bisküvi çalarken bakkalı oyalayan o kızıl saçlı çocuk kim hiç düşündün mü?
    - Olamaz, o sensin!
    + Haha, hala gerizekalısın. Seninle birlikte bisküvi çalan hıyarlar şimdiye kadar çoktan geberdi. Çoğu kendini öldürdü. Birkaçı kendini öldürmeye çalışmadan öldürüldü. Lanet olası bir herif bizimle oyun oynadı. Hepimize aynı rüyayı gösterdi. Senin gibi salaklar hemen kirleneceğini kabullendi ve kendini öldürdü. Evet, kirleneceksiniz. Ne bekliyorsunuz ki? Hiç insan gibi yaşamayı denediniz mi? Hayır. Bir asalak gibi yaşadınız, bir asalak gibi öldünüz. Dünyayı bir pislikten kurtarmak ayağına kendinizi dünyadan kurtardınız. Bunu kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Ölünüz bile işe yaramaz bebeğim. Sizler losersınız.
    - Peki sen? Sen niye öldün?
    + Ben kendimi bıçaklattırdım. O rüyayı uzun bir süre gördüm. Kendimi öldürecek kadar cesur değildim. Beni öldürecek birini buldum, son şarap şişesini kırdım ve sinirlenip beni bıçaklamasını izledim. Benim rüyamın sonu seninkinden çok daha korkunç bitiyordu. Dünyada daha fazla kalamazdım.
    - Bunların sadece bir rüyaydı ve biz bir rüya için kendimizi öldürdük.
    + Hayır, bunlar yaşanacaktı. Yaşanmalıydı. Seçtiğin yol bunu gerektiriyordu.
    - ...

    ****

    - Hayır benim oğlum kendini öldüremez. O okulunu bitirip işadamı olacaktı. O hayatı seviyordu. O, o, tertemiz bir gençti..
    + Biz de bunun nedenini araştıracağız bayım.
    - Hayır Nazan, benim oğlumun, benim evladımın bu yaptığını kaldıramam.
    * Yaptı Nedim. Tertemiz bir hayatı kararttı.

    ****

    Sonsuz göğün en sonunda, bir ışık kendisine doğru yaklaşan saydam nesneleri izliyordu. Yıllar önce bisküvilerini çalan, hayatını karartan gençlerin ruhlarını.. Onlar için üzülmüyordu. Aksine, acıyla geçen bir hayattan kendilerini kurtardıklarını bildiği için seviniyordu. Rüyalarına girmesi, onları geçmişe götürmesi, acı çekecekleri fikrini benimsetmesi kolay olmuştu. Şimdi onları sonsuz bir azap, helal edilmeyen bir hak bekliyordu. Saydam nesneler yaklaşıyordu..

    ****

    O sırada bir büfede bir çocuk bakkala 'amca bu kaç para' diyordu. Arkasındaki 3 çocuk ceplerini doldurmakla meşguldüler. Dünyanın hiçbir zaman temizlenemeyecek pisliğine inat, pisliğe batıyorlardı..

    rüyamda görmüştüm buna benzer bir kurgu. öyküleştireyim dedim. gidip intihar mı etsem lan?!
    #3803031 (7th son of a 7th son, 11.08.2008 15:55)
/ 2
Copyright © 2009 - uludağ sözlük

sozluk yazarlarindan oykuler başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. sozluk yazarlarindan oykuler ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu sozluk yazarlarindan oykuler nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about sozluk yazarlarindan oykuler. Copyrights of the articles are belong to their authors.