sozluk yazarlarindan oykuler 


/ 2
kapat
  1. (bkz: ben bu yaziyi sana yazdim)
    ..............................(ecayip heyvanlara benziyirsen, 22.08.2007 23:29)

    1 yıl sonra gelen edit: basligin yazarin ustune kalmasi ana fikirli bir öykü yazmayı düşünüyorum. gün olur da yazarsam paylaşıcam.

    tanım: sözlük yazarlarının hayata dair deneyimleri ya da düşüncelerini içeren öykülerdir.
    #2180801 (ecayip heyvanlara benziyirsen, 22.08.2007 23:29 ~ 12.08.2008 08:50)
  2. * julie yatağa uzanmıştı üstünde sadece tangası vardı ve titriyordur... devamlı sayıklıyordu ilk defa yapıcam acıtma n'olur diye...

    mike yavaş yavaş boynunu opmeye başlamıştı julie'nin... eliylede gögüslerini okşuyordu... julie'nin titremesi çoğalmıştı ve derin derin nefes alıyordu... mike ise bu durumdan oldukça memnundu... gögüslerini öpmeye başlamıştı oda da sadece derin derin soluk alışlar duyuluyordu... ikisi de oldukça heyecanlıydı...

    mike julie'den sakso çekmesini istemişti.. julie ise bunu yapamayacağını söylemişsede dayanamamış ve başlamıştır...

    titremeleri geçtikten sonra ikiside hazırdı... julie derin derin inlemeye başladı... mike incitmeden içine giriyordu canını yakmak istemiyordu biricik aşkının... iyice hızlandılar terlemişlerdi ve oldukça hızlı nefes alıp veriyorlardı...

    julie artık kadın olmuştu, mike'in olmuştu... yüzlerini tebessüm kapladı ve bir birlerine sarılarak sevgi sözcükleri arasında uyudular...

    yarın onlar için bambaşka olacaktı artık...

    bir bitirme araci olarak hayat isimli daha basılmamış kitaptan alıntıdır... *
    #2180818 (fatal, 22.08.2007 23:31)
  3. kızın kalbi narindi, saf değildi ama inanmak istiyordu. piçin biri kızın kalbini kırdı. kız paramparça oldu, oracıkta öldü. the end.
    #2180828 (meviq, 22.08.2007 23:33)
  4. kimi gerçek hayattan alınma kimi hayaller dünyasından ibaret olsa da yazarlara ait öykülerdir

    bir bu kadar daha seviyorum seni
    bölüm-1
    16 temmuz 2006

    09:11

    - alo
    - 112 acil buyrun ..
    - bacım, burada yol kenarında yatan bi adam var.. bizim marketin az ilerisinde trafik lambasının dibine sızmış ..sarhoş mudur nedir .. az önce dükkanı açarken gördüm .. kıpırdamadan yatıyor öyle yüzüstü.. bi ambulans falan neyin gönderirseniz eğer belk..
    - amca nabzına filan baktınız mı ?
    - yo yok bakmadım yani .. kalk diyorum kalkmıyor herif .. burnundan kan gelmiş biraz .. dedim ya geceden kalma sarhoşlardan biridir belki .. telefon açtım işte daha napıyım kızım ..
    - tamam beyfendi adres alabilir miyim ?
    - ııı .. ıhlamur sokak no:14 bu benzinlik filan var orayı geçince kızım .. kızıltoprak mevkiinde
    - peki birazdan orda olur ambulans ..
    - hee iyi o zaman .. iyi günler..
    - iyi günler ..

    09:13
    - levent orda mı ..
    - hangisi ?
    - şöför olan bee .. uff
    - he burada .. dur veriyim
    - acele et biraz
    - efendim
    - levent ıhlamur sokak no 14 benzinliği geçince sağda .. yerde yatan birisi varmış .. nilgün hemşire ordaysa çıkın bi bakın
    - tamam anlaşıldı

    09:14
    - nilgün senin çay yine soğudu .. hadi çıkıyoruz
    - yaa bi dur kahvaltı ediyoz di mi şurda
    - hadi hadi hadi istanbulun sarhoşlarını toplayacaz daha yolda ..
    - üff .. yine mi ya tamam geliyorum

    09:24

    - açsana şu sireni olm
    - açalım di mi
    - bu trafik adamı öldürür valla
    - eheheee kesin ölmüştür o da zaten
    - yaa yok genel olarak dedim ..
    - seni de o sigara öldürür kızım .. görmesinler yakarlar valla beni
    - yok lan bi şe olmaz tırsma
    - lan bunlar da var ya soldan giden bi ambulans görmesinler anında yapışır peşine .. şeytan diyo freni bi koy aklı başına gelsin arkadakinin ..
    - e zeki milletiz vesselam

    10:05

    - ambulans geliyoo
    - hocam açılın biraz da .. çocuklar çekilin siz de ordan
    - yaa ne biçim adamsınız kardeşim burada yatıyor öldü mü kaldı mı iki saatte gelemediniz
    - abicim yollar tıkalı napalım yani uçalım mı .. alla allaaa
    - levent sedyeyi indirin nabzı çok zayıf ..
    - tamam ..

    10:38 / acil servis

    - bilinci kapalı Mehmet bey .. nabız zayıf
    - gözbebekleri tepki vermiyor zaten umarım Concussion yoktur
    - nabız yok .. nabız yokkk .. gidiyor .. hastayı kaybediyoruz
    - ekg ye bağlayın ..
    - tamam ..
    - kardiyopülmonera başlıyorum .. resüsitasyon sonra da cpr deneriz
    - tamam efendim
    - oksijen maskesini takın .. defibrilatorü hazırlayın .. gelmiyor geri
    - hocam Miyokardiyal enfarktüs mü ?
    - kızım sen git koroner yoğun bakım ünitesini hazırlattır işimiz uzun, Hakan debifrilatör hazır mı ?
    - hazır hocam
    - Transtorasik impedans kaldırırsa tamam Asistolide defibrilasyon tamamen götürebilir elektrotları yapıştır göğüs altlarına
    - Tamam efendim
    - Çabuk çabuk
    - ..
    - kızım sen de alkolle temizle ... QRS volümü ayarlayın
    - 200 jul başlıyoruz .. lead selecti paddle a getir .. paddleları jelle .. apexteki charge düğmesine bas .. hadi be olum ..
    - hazır efendim jelleri sürdüm .. buyrun ..
    - 3 deyince şoklayacağım .. biiir ben çekildim .. iki sizler de çekiliiin .. üüç herkes çekilsin
    - VF/VT devam ediyor efendim
    - 0,9 mg adrenalin ver .. Tekrar alıyoruz .. 300 jule çıkar .. bir ben çekildim .. ikii sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin
    - Nabız yok ..
    - 1mg/kg lidokain yap .. Bi kez daha .. 360 julden giriyoruz .. jelle şunları .. hazır şimdi .. bir ben çekildim .. iki sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin ..
    - Döndü ..

    ---
    Flashback : 30.mayıs.2006 14:46 / ilk tanışma

    - Anlamı ne
    - Yeryüzüne en yakın ..
    - sen meteoroloji mi okudun
    - yok işletme
    - hım
    - aslında 2 senelik işletme mesunuyum 4 e tamamladım sonra işte
    - muhasebecilik filan düşünmedin mi
    - aslında önceki işim finansmandı ama bilmiorum çabuk sıkılıorum sanıırm
    - aa Damla geldi
    - selam ben geldim .. Toprak bu Yağmur , Yağmur bu Toprak
    - yaa biz tanışıyoduk zaten
    - e o zaman ben aradan çekileyim Toprak
    - şaka yaptım yaa

    ---
    16 temmuz 2006
    10:45 - koroner yoğun bakım ünitesi

    - hastanın durumu nedir Mehmet bey
    - Toprak Kaya 25 yaşında .. efendim bu sabah getirildi ilk müdahaleyi acilde yaptık .. bilinci yerinde değildi .. sonra I46 hasıl oldu miyokardiuma debifrilatör ile I46.O a getirdik kardiyopulmoner resusitasyonda başarı sağlandı yalnız Kalp ve koroner dolaşımın tanısal görüntülemesinde ortaya çıkan anormal bulgular var.
    - Ekokardiyografi sonuçlarında ne gibi bulgular var ?
    - Doppler ekokardiyografik incelemeye göre Filtreye kan aort kanülüne bağlanmış bir luerli konnektör yoluyla geliyor, ultrafiltreden Amicon, Diafilter 10 sonra bir 33 ile hastaya ya da rezervuara geri dönüyor. işlem için aort kanülünü UF bitene dek yerinde bırakmaktayız; vönez kanülü ise, çekerek aynı yerden filtrasyon sirkuitinin venöz ucunu sağ atriyuma yerleştirdik. Filtreden önce yerleştirilen bir pompa yardımı ile hastanın kanını aortadan sağ atriyuma doğru çevirmekte, ultra filtrasyon ucuna ise 100-150 mmHg'lık bir vakum uygulamaktayız. işlem sırasında arter basıncı, CVP, arter hattı basıncı ve vakum basıncı izlendi. CVP ve arter basıncına bakarak gerektiğinde rezervuar ve oksijenatör sıvı ile yıkanarak içindeki dilüe kan da konsantre edilerek hastaya verildi. Bu şekilde hatlarda kalmış olan tüm kan elemanları hastaya verilebilmekte ve aynı anda hatlar da kristaloid ile dolu tutulabilmektedir. zaten Koroner Anjiografi de bu yönde bilgi veriyor. Defibrilasyon sürecinde 1 mg/kg lidokain verildi. VF devam ettiği için 5 mg/kg bretilyum tosilat bolus olarak verildi. olumlu sonuç verince amiodarone infüzyonu uygulandı. Zaten defibrilasyona başlamadan önce hastaya 0.9 mg 1:10.000 lik solüsyondan 0,7ml adrenalin atropin verilmişti.
    - Keşke 50mg/ml bretilyum tosilat verseydiniz.
    - Hastayı supin pozisyonunda tutamadık efendim ama prematüre atımlara ihtiyacımız vardı. bu yüzden 20mg/ml lidokain daha elverişliydi.
    - Neyse sonuç olarak teşhis nedir Mehmet ?
    - Efendim , kanda bulunan doymamış aşk oranı çok yüksek seviyede. koroner arterlerdeki akut tıkanmalar yüzünden kalp kaslarını zayıflatmış. Sol koldan atardamardan katateri verdik .. kandaki yoğuşma koroner atardamarı tıkamış koroner tromboz oluştuktan sonra bu ardı ardına yineleyince de angina pektoris oluşmuş. Myokard beslenemediğinden haliyle ateroskleroz da kaçınılmaz hale gelmiş. Koroner arterler tıkandığından miyokardiyum hücreleri ölmeye başlıyor ...
    - Hımm .. koroner arter bypass greftleme yapıyoruz o zaman ..
    - Evet efendim . 4 ünite hazır Or rh+
    - 6 yapın onu.. işi tesadüfe bırakmayalım .. bir ömür yetmez sonra ..
    - tamam murat bey

    ---

    flashback 8 haziran 2006 18:59 / msn messenger

    - sayın editör Yağmur hanım bi şey danışcaktım size :P
    - beni bi sen anladın sen de yanlış anladın Toprak .. uff arabesk gibi oldu * arabeske amma da taktım ben de di mi ? sen müslüm’ü dinledin mi son albümü çok güseel .. aşk tesadüfleri sever
    - evet gördüm de indirmedim sana bi danışıyım dedim :P
    - indir indir güzel bi şey
    - bi yorum alayım dedim editör hanımdan
    - tamam apla hemen indiriom
    - indir yavrucum :P
    - du bakim ben de çıkmadan bi dinlim
    - uff 7,69 mb
    - bi şarkı daha vardı bu albümde yaa .. neydi neydi ?
    - bakim ben bi : Affet Ah Oğlum Artakalan Ayrılık Rüzgarı Aşk Bu Aşk Tesadüfleri Sever Bir Ömür Yetmez Döndür Yolumdan Hayat Berbat Kadınım Kış Oldum Nilufer Sebahat Abla istanbula Elveda
    - evveet o .. bir ömür yetmesssssss .. ben kaçim yavaşça aforoz olmiim sonra servisi bekletmekten ..
    - görüşmek üzre

    21:15 / msn messenger

    - noldu çok beklemiş mi servis aforoz olmuş gibisin ?
    - yok az beklemiş * o dizi mi film mi ?
    - hangisi ? kişisel iletide yazan mı ?
    - evt
    - film trt-2 de başlıcak
    - hımpıtı .. konusu neymiş
    - copy paste yapmak gerekirse FELIX VE LOLA - TRT 2 23.00 YÖN.: PATRICE LECONTE OYN.: ALAIN BASHUNG, CHARLOTTE GAINSBOURG Felix, ilk kez gördüğü bir genç kıza âşık olmuştur. Lola adındaki kız çok mutsuz ve hüzünlü görünmektedir. Felix o üzgün gözlerde özel bir şeylerin olduğunu hisseder. Genç adam Lola’yı takip etmeye karar verir. Onu anlamaya ve yardım etmeye çalışacak, yüzüne tebessümü geri getirmek için elinden geleni yapacaktır.
    - Aa . çok güselll ..

    ---
    #2180865 (e fe, 22.08.2007 23:38)
  5. bölüm - 2

    16 temmuz 2006

    11:28 koroner yoğun bakım ünitesi

    - narkoz verildi mi Sibel
    - 11:26 itibariyle verildi hocam.
    - neşter ver
    - neşter
    - Mehmet ben göğüsten sternumu kesip koroner arterlere ulaşıyorum .. sen sol koldan radial arter al .. Filiz kızım sen de göğüsten mamarya internayı çıkar greftileri hazırlayın. Koronerdeki 4 damarı değiştiriyoruz. Aykut sen de sağ bacaktan safeni al toplardamar greftini çıkar. 3lü koroner bypass kurtarır belki. Kalp akciğer makinesi hazır mı ?
    - Hazır hocam .
    - Sol göğüs altından yukarıya doğru göğüs kesişine başlıyorum. yaklaşık 13 cm.
    - Ben de sol koldan başlıyorum.

    /

    11:34
    - Kızım elektrikli testereyi ver
    - Buyrun hocam.
    - Sternumu kesiyorum. Bu kemikler de 6 haftada anca kaynar tabi böyle kesmesi kolay. Sibel sen ne alemdesin kızım
    - Sol koldan atardamar greftini çıkarıyoruz murat bey
    - Mehmet ?
    - Hocam damarı ayırıyoruz
    - Öznur kızım terimi siliver. Bi de benim parçayı çaldırsana ordan
    - Tamam hocam .. Can Atilla mıydı murat bey
    - Evet evet .. Hamamda ilk Gözyaşları var ya onu koy kızım .. yeterince stres olduk zaten burada ..

    ---

    flashback 8 haziran 2006 18:36 / msn messenger

    - pişt Toprak orda mısın ? Can Dündar Beyoğlu D&Rdaymış bak
    - Bugün mü ?
    - Yok cumartesi 16da
    - Sen ne kadar sosyalsin kızım yaa
    - Aslında ben cafe istanbula gitcektim bilio musun sen orayı tahtakalede ama manyak bi yer
    - Yoo bilmiyorum Yağmur
    - Çok güsel hellim peynirli sandviçler yapıolar
    - Ben taksime pek takılmıyorum oranın kalabalığı sanki beni boğuyormuş gibi oluyor böyle nefessiz kalıyorum bi sürü vücutlar arasında. sadece limonlu bahçeyi biliyorum orda
    - Hımmss .. yok bura taksimde değil
    - Açık hava mı
    - Yok ama buraya gitmelisin kesinlikle .. çok eski bir hamam bosuntusu .. sonradan restore edilip kafe yapılmış .. harika ötesi diim ben
    - Yaa .. hamam mıymışmış önceden ?
    - Yaa .. *
    - Nereye bakıyor peki burası piyer loti gibi haliçe mi ?
    - Yok hiç bi yere bakmıyo o uzunçarşı var ya tahtakalede eskiden çok ünlüymüş kağıtçıların olduğu sanırım genelde ..
    - Peki ben kimle gidicem oraya kaybolurum. ben küçüğüm kızım daha :p
    - Hımms .. ben seni götürebilirim .. ama bir cumartesi olması lazım çünküm Pazar günü han kapalı olduğu için onlarda kapalı oluolar. Eminönünden bi şekilde gidiyosun iştem. Arada derede saklıca bir yer.
    - Sen ne kadar çok şey biliyorsun öyle tü tü tüü maşallah
    - Tü tü tü bana *

    ---

    16 temmuz 2006
    12:05 koroner yoğun bakım ünitesi

    - tüü ulan Allah kahretmesin .. pleurodezu yırtıyorduk az kalsın
    - hocam akciğerle ne işin var kalbe gir sen direk
    - oldu canım
    - o değil de murat bey bu zidane olayına ne diyosun herif kafayı koydu çıktı
    - helal olsun diyorum ne diyim .. kariyermiş yıldızmış karizmaymış onlar bi yana onur gurur bi yana Mehmet .. Sibel kerpeteni ver
    - hocam öyle de son maçıydı ama asılsalar biraz daha kupa gelirdi . bi onur için dünya kupasından olmaya değer mi yani .. Filiz gazlı bez hazır mı ?
    - değer Mehmet değer .. ben olsam ben de aynısını yapardım zaten bazıları böyle onuruna ve gururuna düşkün olurlar bi şey söylerseniz gözü görmez artık bıçak gibi keser bitirir her şeyi.
    - Zizu da söyledi zaten ‘ yaptığımla gurur duymuyorum ama pişman da değilim dedi’
    - Aynen öyle işte ..
    - Perikard gözüküyor .. birazdan kesiyorum .. solunumu ve nabzı makineden yaptıracağız .. hazır mı Sibel makine
    - Makine hazır hocam

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 sirkeciye giden tramvayda

    15:38
    - bu makinenin markası ne Yağmur ?
    - bu mu olympus bu
    - dijital di mi ?
    - hı hım evet ama bunun bi büyüğü var e-500 o çok süper çekiyo gerçi profesyonel işi biraz ama öyle yani
    - burada iniyoruz sanırım
    - hım evet
    - sağdan
    - yok soldan burdan gidelim
    - tamam soldan gidelim .. csi ı izler misin
    - a evet gil grissom karakterine bayılıyoruz kardeşimle .. süper rol yapıyor adam.. bi ara csi miami filan da vardı ama tutmadı onlar pek
    - evet *

    16 temmuz 2006
    13:15 koroner yoğun bakım ünitesi

    - sol kol atardamar grefti hazır efendim
    - bacak toplardamar grefti de hazır hocam
    - göğüs damar grefti hazır mı filiz ?
    - hazırlanıyor hocam damara enjekte işlemini yapıyoruz şu anda
    - tamam .. perikardı kesiyorum . birazdan kalp açığa çıkıcak

    flashback 17 haziran 2006 16:14 Cafe istanbul girişi

    - işte geldik .. burası
    - dediğin kadar varmış gerçekten güzel sakin sessiz gizemli
    - en güzel yanı da bu zaten
    - nargile de mi varmış burada
    - hı hım evet
    - şurası nasıl
    - ıı şu tarafa oturalım mı
    - olur
    - yaa burası da çok orta bi yer oldu .. şu arkandaki köşe yer güzelmiş .. adama bak tek başına kapatmış orayı nargile içiyo
    - kalkar mı birazdan acaba
    - bilmem bize oturaduralım burada .. giderse biz oraya geçeriz
    - hoş geldiniz
    - hoş bulduk menüyü alabilir miyiz
    - buyrun
    - hangileri güzel sandviçlerin ?
    - bak bence şöyle yapalım ben hellim peynirli alıyım sen de biftekli söyle sonra birbirimizden otlanırız karışık olur *
    - olur *
    - bize bir hellim peynirli italyan ekmeğine tereyağlı sandviç bi de biftekli
    - içecek olarak ?
    - elmalı kokteyl vardı ya ondan iki tane
    - elmalı kalmadı ama elmamız yok şu anda maalesef ..
    - yaaa .. elmalı çok güzeldi ama .. neyse ossaman havuçlu olsun
    - bi daha ki gelişimizde dışardan elma alıp gelelim .. o kadar övdün merak ettim
    - nargile içen çocuk kalkıyo ordan geçelim mi oraya ?
    - geçelim ..
    - önceden burada servisi yapan güzel bi kız vardı o yok sanırım bu hafta
    - bu kadın da iyi .. yani ortama süper uymuş .. gayet otantik olmuş .. esmerliği filan sanki duvardaki tablolardan birinden çıkmış gelmiş kıyafetleri de güzel *
    - di mi *

    17:05

    - bak ordaki aile de kalkıyo ordan oraya geçelim mi ?
    - geçeliiim .. sanırım akşama kadar sırayla tüm köşeleri dolaşıcaz
    - ama orası daha güzel
    - tamam
    - ayakkabını çıkarmana gerek yok tahta kısıma uzat yeter .. şu minderi de arkana al
    - evet burası daha rahat hem de merkezi her tarafı görebiliyoruz *
    - evet *

    17:38

    - ordaki adam mı buranın sahibi
    - h ıhı
    - adam ne kadar rahattır her gün burada kesin emeklidir bi yerden sonra burayı açmıştır hatta bence Giresunludur *
    - *
    - ben bi lavaboya gidim gelim
    - ..
    - yoo gelmene gerek yok ben gidebilirim
    - aşağıdaydı di mi
    - evet
    - tamam bekliyorum ben burada ( evet eminim artık ben bu kızdan hoşlanıyorum .. evet doğru tanışalı iki üç hafta oldu .. belki çok erken ama napiyim hoşlanıyorum işte .. gerçi söylemişti bana .. unutamadığım birisi var demişti .. ama 3 kez görüşmüşler sadece sonra bitirmişler galiba .. bitirmişler mi .. evet bitirmişler .. emin misin .. emin olmak istiyorum .. işine geldiği için mi .. yoo yaa bi sus sanane sadece hoşlanıyorum işte ben .. söylicek misin kendisine .. bilmem söylesem de kurtulsam mı senden .. benden ? evet senden her gün beynimi yemektense senin yüzünden söyliyim en iyisi .. ama ben senin içgüdünüm benden kurtulamazsın o kadar kolay kolay .. ben onu kaybetmek istemiyorum .. daha kazanmadın ki .. sen hep haklı çıkmak zorunda mısın ? beni dinlesen de dinlemesen de bana yani içgüdüne inanmak zorundasın .. neden ? seni sen yapan benim çünkü ? yine haklısın bravo ? .. ama söyle bence bu sefer .. hayırdır acıdın mı bana bu kez ? .. yok öncekiler aklıma geldi de hep kahrolan sen olmuştun bu kez mutlu olman için yardım etmek istiyorum sana .. bak sen eee sonra ? sonuç olarak diyebilirim ki ilk önce kazan onu .. bu çok zor .. neden .. çünkü onun unutamadığı birisi var ve o beni belki unutamadığı kişiyi anlatıp dertleşip rahatlayacak bi arkadaş olarak görüyor bunu ona yapmaya hakkım yok ? peki napıcaksın ? -mış gibi yaşamaya devam edicem hayatı hani hep seninle beraber yapıyorduk ya ? ağlarken gülermiş gibi aşık iken arkadaşmış gibi hatırladın mı ? evet hatırladım da sen bıkmadın mı hala o oyunlardan ? bıktım .. o zaman söyle bak acele et hızlı ol sen kazanırsın .. şişşt geliyor tamam sus .. söylediklerimi unutma duygularından ben de eminim .. tamam sus artık Yağmur geliyor bak .. yaa çek elini ağzımdan .. sussana olum yaa bir dur dursana dursanaaaaaaaaaaa ..

    ---
    #2180869 (e fe, 22.08.2007 23:39)
  6. bölüm - 3

    16 temmuz 2006
    13:45 koroner yoğun bakım ünitesi

    - kalp duruyor .. perikard kesildi
    - akciğer kalp makinesi hazır
    - solunumu başlatın
    - makineye bağlı solunum ve nabız başlatıldı
    - göğüs grefti hazır damarı kesiyoruz
    - kalp durdu

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 18:01 cafe istanbul

    - bizim hesap ne kadar
    - Toprak lütfen ..
    - yaa tamam bu sefer ben verim bi daha ki sefere sen kapatırsın hesabı ( bi daha hiç gelmeyecektik ki ! )
    - ama ben çağırdım seni buraya
    - abi sen buradan alır mısın .. memleket nere Giresun mu
    - yok Konyalıyım ben
    - yaaa hemşeriymişiz o yüzden buradan alın hesabı hem ben getirdim arkadaşı
    - abla senden alırsak parayı bi daha getirmezsin kimseyi en iyisi biz arkadaştan alalım
    - yaa gördün mü
    - ufff
    ---

    16 temmuz 2006
    13:49 koroner yoğun bakım ünitesi

    - buzlar hazır mı kızım
    - hazır hocam buyrun
    - kalp haznesine ve kalbin etrafına buz yerleştiriliyoruz

    ---

    Flashback 17 haziran 2006 18:25 mısır çarşısı büfe önü

    - buz mu bunun içindeki .. buzu mikserden geçirip toz gibi yapmış adamlar .. türk ticari zekası işte
    - evet abi
    - pembe olan neli
    - çilekli abla
    - kahverengi de kahveli olmalı
    - evet
    - ben çilekli sevmiyorum
    - bize iki tane kahveli verir misin ?
    - tabi ... buyrun

    18:32 yeni camii arkası

    - bi yere otursak Yağmur ben böyle ayakta .. bunlar elimizde
    - a evet fark ettim .. şuraya oturalım
    - senin kahvenin buzları erimiyor mu
    - yok anca böyle ezmek lazım bak bunu dinlesene bi tak şunu kulağına
    - çok güzel kim söylüyo bunu
    - nada .. şu hani karşı pencere filminde vardı ya soundtrackler .. filmdeki şarkılardan birisi bu
    - güzelmiş
    ---
    16 temmuz 2006
    14:10 koroner yoğun bakım ünitesi

    - koroner artere kesi yapılıyor
    - bacaktan alınan toplardamar grefti artere dikiliyor
    - kızım anastamos açık mı kontrol edin
    - anastomoz açık hocam
    - aman dikkat edin yırtılma olmasın
    - dikiş bağlanıyor
    - diğer koroner arterin kesisine başlandı
    - sol koldan alınan atardamar grefti hazır mı
    - hazır hocam
    - atardamar grefti diğer koroner arter ile birleştiriliyor .. kızım terimi siler misin
    - anastomuzu kontrol edin
    - anastomoz açık

    ---

    flashback 20 haziran 2006 23:19 msn messenger

    - yo hayır hani geçenlerde kötüyüm diyordun ya
    - Yağmur lafı fazla dolaştırmak istemiyorum artık .. bilmem şok mu olursun artık başka bi travma mı geçirirsin benim hoşlandığım kişi sensin
    - ( 4 dk sonra ) uff Toprak naptın sen
    - Yağmur bana karşılık vermek zorunda değilsin bu sadece benim içimden gelen bi şeydi .. sen yine arkadaş kalma moduna da geçebilirsin .. yani nasıl istersen öyle olur .. benimkisi bi teklif değil.. sadece söylemek istedim .. en azından söyleyebilecek kadar cesaretimin olduğunu farkettim bir an için.. bundan sonrası yine senin istediğin gibi devam eder ..
    - Nefret ediyorum bu sözden .. şimdiye kadar benim istediğim şekilde gelişmedi ama şimdi benim istediğim gibi devam edicek öyle mi ? ne ala
    - tercih senin değil mi ? hayat senin değil mi yürüdüğün yol sana ait değil mi ? seni tutup da kolundan çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum istersen benimle beraber yürürsün bu hayat yolunda istersen devam edersin dilediğin gibi dilediğin kişiyle .. nefes alamıyordum nerdeyse ama söyledim söyleyip de rahatlamak için söylemedim sadece bil istedim ..
    - SADECE SANA ii GECELER DILICEKTIM .. çok yorgunum hoşça kal ..
    - iyi geceler ..

    ---
    16 temmuz 2006
    14:58 koroner yoğun bakım ünitesi

    - göğüsten alınan damar en önemli koroner artere dikiliyor
    - kızım anastomozu kontrol et dikişi bağlıyorum .. damarlar çok kötü olmuş .. ah be çocuk kim dedi sana bu kadar sev diye ?
    - hocam hazır mı
    - birazdan Mehmet
    - makineyi de kontrol edin kalbi çalıştırıyoruz yeniden
    - kalp yeniden çalıştırılıyor
    - makine off konumuna getirildi
    - kalp çalışıyor
    - tamam şimdi ana atardamara delik açıp greftlerin diğer uçlarını buraya dikiyoruz kızım
    - nabız 90
    - kalp normal seyrine geçiyor
    - hadi geçmiş olsun çocuklar ..

    ---

    flashback

    2 temmuz pazar 2006 18:14 sultanahmet havuzun karşısındaki banklar

    - evet alalım ifadenizi beyefendi
    - ( alalım ifadenizi diyo yaa ne desem ki beni yargıla hüküm ver sonra da ister as ister kes sen de ben de kurtulalım mı desem acaba ? .. dur sakin ol şimdi başla ) ıııı .. eo benim söyliceklerim geçen ki sana attığım smslerle aynı şeyler .. yani duygularımı biliyosun artık .. ben sadece seviyorum .. ama senin yorumladığın gibi yani zamandan dolayı çok hızlı olması ve beni yeterince samimi bulmayışın açıkçası umurumda değil ..ben içimdeki hisleri ispat etmek zorunda değilim burada görüşmemizin ana sebebi de yüzyüze olması içindi zaten ( evet iyi bi girişti tebrik ederim seni .. saol içgüdüsüm )
    - ben anlamıyorum yaa daha dün bir bugün iki ..
    - ( abi ne diyor bu kız yaa .. dur olum sakin ol .. şimdi gözlerinin içine bak seni seviyorum de .. bakamıyorum gözlerinin içine .. niye .. yaa arkasında güneş batıyor gözümü alıyor o da .. saçmalama lan hadi çabuk .. yok ben sultanahmete bakarak söylicem .. ama o senin gözlerinin içine bakıyor bak konuşurken .. hadi yaa .. valla .. ya belki ayasofyaya doğru bakıyordur o da .. ne halin varsa gör bee .. tamam söylüyorum ) evet zaman konusunda yani zamanın kısalığı konusunda haklısın ama bu kişiden kişiye değişir parmak izi gibi yani .. belki benim norönlarımda bi eksiklik vardır .. belki bu yüzden sabırsızım .. ama yıllar geçse sen 3 çocuklu dul bi kadın da olsan ben seni yine bu kadar severdim ( neeee 3 çocuklu dul kadın mı puhahha .. gülmesene olum ne diyecektim ya .. neyse sen içinden geldiği gibi devam et ben biraz geziyim şu havuzun kenarında .. yaa dursana olm hani beni ben yapan sendin yardım etmicek misin .. ya ederdim valla da şimdi bu kızı beklerken bi saattir çalıştığımız yerler vardı yaa .. eee ? .. işte çalıştığımız yerlerden sormuyor o yüzden biraz yokum ben sana kolay gelsin .. satıcısın .. evet ama korkma ucuza gitmiyorsun )

    ---

    16 temmuz 2006
    15 : 22 koroner yoğun bakım ünitesi

    - Bu nedenle, kalp kasının birbirinden elektriksel olarak ayrılmış ventrikül ve atrium bölümleri kendi içlerinde bütün olarak uyarılırlar. Kalp kasının bu özelliği "hep ya da hiç kanunu" olarak bilinir. Bunu da not alın ..
    - Tamam hocam

    ---
    tekrar
    Sultanahmet 18:22

    - bu nedenle Yağmur ben seninle arkadaş olarak kalamam ..
    - anlıyorum .. ama sana söylemiştim .. unutamadığım birisi var demiştim .. hayır demiştim .. ama sen ısrarla msnden yazıp sms atıyorsun .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme ..
    - ( içgüdüm nerdesin yaa .. Topraaakk burdayım olm havuzda, su çok güzel gelsene .. işin yoksa şu yeri yarsan da bi içine girsem dicektim neyse boşver ) peki tamam aramam bi daha bundan sonra olabildiğince resmi oluruz ..
    - sigaraya başlamışsınız Toprak bey
    - evet .. içsen de aynı içmesen de .. sadece belli bi süre sonra aldığın nefes yetmiyor o kadar
    - bi fırt çeksene sigarandan .. gölgenin resmini çekicem
    - olympustu di mi o
    - hı hhım evet ..ben şu tarafa doğru geçicem bi kaç fotoğraf çekmek istiyorum
    - peki olur .. ben de kalkıyordum zaten ( yalanını yiyim bre yalansız dönmüyor dünya .. evet aşksız da dönmüyor )
    - sana iyi günler haftalar aylar yıllar
    - size de iyi günler Yağmur hanım
    - bil mukabil
    - ( hayır bil mukabil değil çünkü ben sadece iyi günler dedim devamını söylemedim .haftalar aylar ve yıllar da günlerden oluşmuyor mu zaten ) hoşçakal ..

    ( içgüdü gidiyoruz hadi gel .. geldim geldim e noldu anlatsana .. bitti bitirdik .. neyi .. güzel soru hiç bi şeyi yani hiç bi şey başlamamıştı ama bitti işte gördüğün gibi gidiyorum acaba arkamı dönüp baksam mı son kez .. laaaaaan ! önüne bak taksi geliyor .. hayy aksi taksi .. tamam önüme bakıyorum )

    bugün 15 temmuz 2006 cumartesi ; cafe istanbula gidiyorum tek başıma .. beklemiyorum tabi ki gelmesini de .. iki bardak elmalı kokteyl söylerim ama her ihtimale karşı şu manavdan 4 tane elma alayım belki elmaları yoktur .. o esmer kadın sorarsa niye iki bardak diye ben de arkadaş yolda gelcek birazdan derim .. 3 saat beklesem yeter .. 15:00 den 18:00 e kadar .. 3 saatte öldürürüm zaten içimdeki hislerin hepsini .. evet 3 saat yeterli ..
    #2180873 (e fe, 22.08.2007 23:39)
  7. (bkz: kısa öykü denemeleri)
    #2180875 (meister writer, 22.08.2007 23:39)
  8. bölüm - 4
    cafe istanbul

    nargile içen çocuk yok bu sefer oraya oturuyum en iyisi ..

    - beyefendi kapatıyoruz
    - ne kapatıyor musunuz
    - evet saat 8e geliyor
    - aa harbiden saat 20:00 olmuş
    - neyse ben de kalkıyım
    - kokteylleri içmemişsiniz
    - a evet hiç içmedim onların tadını bilmek istemiyorum eminim ki gerçekten çok güzeldir çok lezzetlidir .. ama içmicem .. ilerde bi gün olurda buna benzer bi şeyler içersem bugünleri hatırlamaktan korkuyorum .. kusura bakmayın
    - pardon anlayamadım da .. önemli değil
    - sorun değil iyi akşamlar
    - güle güle

    karşıya geçiyorum Anadolu yakasına .. acaba o da hiç binmiş midir Paşabahçe vapuruna .. bindiyse nereye oturmuştur .. şu yerdeki delikten hoplayıp dibime düşen deniz suyu gibi birden karşıma çıksa yanıma otursa ..

    taksiiii ..
    - hayırlı işler
    - eyvallah abi ne tarafa
    - sen sür ben söylerim
    - tamam abi
    - şunun sesini açabilir misin biraz
    - ne demek abi sen de sever misin müslüm babayı
    - yo yaa .. yani bu şarkısı güzel aşk tesadüfleri sever-miş
    - öyle be abi
    - sağda inebilir miyim
    - tamam abi
    - neresi burası
    - kızıltoprak tarafı abi
    - eyvallah hayırlı işler

    kızıltoprak .. yürü yürü bitmez .. hayat gibi yürü yürü tökezle düşmek üzereyken bi el uzansın sana ittirsin seni ki sağlam düş .. saat gecenin 12sini geçmiş sabaha kadar yürümek istiyorum .. başım dönüyor .. kalbimde bi ağrı var .. gece gibi karanlıkta kalmış hislerim .. en çok geceleri seviyorum diye bi hikaye vardı biz ortaokul-2 de iken .. yazarın anafikri çünkü gece her pisliğin üstünü örtüyordu .. ama gözyaşları parlıyor işte karanlıkta bile olsa .. kalbim .. kalbim .. kim dedi sana bu kadar sev diye .. sabah ezanı okunuyor .. sanki birisi bana mı bağırıyor .. büyük binalar gece bir başka güzel .. kim der ki şu ışıl ışıl yanan yer siyami ersek kalp ve göğüs hastalıkları hastanesi içinde onlarca inleyen hasta var ama sanki alanyada bir 5 yıldızlı otel .. trafik lambaları da gece daha güzelmiş ama .. şu karşımdaki gibi kırmızı bir yanıyor bir sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. sönüyor sönüyor

    16 temmuz 2006

    09:11

    -alo
    -112 acil buyrun ..

    9 yıl sonra

    22 temmuz 2015

    - kızım kapı çalıyo .. baban geldi
    - bakıyorum anneee
    - hoş geeeldin baba
    - aman da kapıyı kim açmış benim minik kızım açarmış
    - yoo annem açtı mutfağa gitti sona
    - hımm
    - baba bugün benim doğum günüm ne aldın söyle hadi
    - kaç yaşına bastın sen bakim söyle ben de ne aldığımı söylicem
    - 6 yı bitiriyorum hooop 7 ye giriyorum
    - aferin sana kocaman olmuş benim kızım
    - evet büyüdüm artık ben hem bugün Fatma teyze de söyledi
    - yaa ne dedi Fatma teyze
    - dedi ki Yağmur sen artık büyüdün kocaman kız oldun .. okula ne zaman gidiceksin dedi ben de eylülde dedim çünküm annem önceden öyle söylemişti banaa
    - aferin kızıma benim
    - ee söylemicek misin ne aldığını
    - al hadi .. aç bakalım ne varmış içinde
    - aa ne güsel .. anneee fotorap çekme makinesi almış babam banaaa
    - ee hani öpücük
    - babaaaa
    - yaa tamam 3 tane bi bu yanaktan bi bu yanaktan bi de gıdıktan
    - ama bıyıkların batıyo senin yaa
    - o zaman gıdıklarım ben de
    - yaa ya ya baba yaa .. tamam öptürcem ta tamama ahahaaa
    - hooop kucağaaa .. canım biz bahçeye çıkıyoruz
    - tamam hayatım .. Yağmur un üstüne bi şeyler giydir hava kapalı yağdı yağacak
    - tamam

    - baba bu ağacın ismi ne
    - bu mu .. bu çınar ağacı
    - ne kadar büyük di mii
    - evet kızım ..
    - insanlar niye bu kadar büyük olamaz
    - çünkü bizi böyle yaratmış Allah
    - baba senin ellerin kocaman .. benim ellerim de bu kadar büyük olur mu
    - hayır canım bayanların eli minik olur böyle
    - kolundaki çizgi ne baba
    - hangisi
    - yaa bu işte .. saatinin olduğu kolundaki .. upuzun .. baaak
    - haa bu mu bu şey .. bi kere karanlıkta yolda yürürken düşmüştüm .. ondan sonra olmuştu
    - yaa .. canın yandı mı düşünce
    - evet kızım
    - ağladın mı peki
    - evet Yağmur .. çok ağlamıştım çok
    - yaa
    - sen burda otur biraz kızım ben şu masanın örtüsünü alayım yağmur geliyor ..
    - peki babişko

    yağmur geliyor .. evet yağmur geliyor .. ben bu sözü bi yerden hatırlıyorum .. ben de içgüdüm .. o zaman zorla ağzımı kapatmıştın sus artık yağmur geliyor bak demiştin .. evet lavaboya gitmişti ordan geliyordu .. şimdi ? .. şimdi de gökyüzünden geliyor yavaş yavaş .. yine ağzımı kapatıcak mısın .. hayır .. susmamı istiyor musun .. hayır .. dinle o zaman .. dinliyorum.. kaç yıl geçti .. dokuz yıl .. unutabildin mi .. hayır .. peki sana ne demişti .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme demişti .. kolundaki izi görüyor musun .. evet görüyorum .. dokununca acıyor mu .. bilmiyorum .. hayır biliyorsun sen 9 yıl önce hak vermiştin herkese zamanla unutursun bu da geçer diyenlere .. evet hak vermiştim ama bi bu kadar daha birini sevemeyeceğimi söylemiştim onlara .. söyledin biliyorum yanındaydım ama sen ne yaptın .. ne yapmışım ben .. daha doğrusu ne yapmadın demeliydim .. ne diyosun yaa .. neden peşinden gitmedin neden üstüne düşmedin neden ısrarcı olmadın zamanında .. ben kimsenin peşinden gitmem kovalamam bunu sen de biliyordun aylarca bir adım atmadan bekledim gelir mi diye ama peşinden gitmedim çünkü hep ama hep içinden gelsin istedim kendi isteği ile olsun dedim .. aferin iyi yaptın şimdi mutlu musun .. mutluyum lan mutluyum .. ha ha haa sinirlenince pek bi şeker yalan söylüyorsun .. sus lütfen sus artık .. niye yağmur mu geliyor .. burnum kanıyor ..

    - babaaaa
    - ...
    - baba kalksana yerden yağmur yağıyo bak ıslanıyosun
    - ...
    - hem sonra annem sana da kızar hasta olursan
    - ...
    - baba burnun kanıyoooo
    - ...
    - anneeeee anneeee

    - anneeeee .. anneeeeee
    - efendim kızım
    - babam yere yatmış uyuyoo kolundan çekiyorum ama konuşmuyo benimle .. burnu da kanamış .. hem üstü de ıslandı yağmur yüzünden hasta olucak... baba baba dedim konuşmadı benimle .. kalk diyorum kalkmıyooooo ..

    gerçek hayata dönüş :

    13 temmuz 2006 11:56 bakırköy askerlik şubesi

    - birader burnun kanıyor
    - ha ne ? aa evet ya dalmışım ben de pardon .. daha ne kadar bekliyoruz sıramız gelmedi mi halen
    - Toprak Kaya ..
    - Geliyorum bi saniye ..
    - Sıradan iki kişi daha gelsin
    - Evraklarınız hazır mı ?
    - Evet 2 ay önce sağlık muayenesine girdim taksim gümüşsuyunda .. herhangibir sağlık sorunum yok
    - Peki askerliğinizi uzun dönem mi kısa dönem mi yapmak istiyorsunuz
    - Kısa dönem
    - Tamam işaretledim şurdaki kodları buraya buraya ve şuraya geçer misiniz kurşun kalemle
    - Peki
    - 1-2-3 ağustos Tuzla piyade okul komutanlığında sınava giriyorsunuz test ve mülakat merkezinde .. sınavdan sonra sonuçları http://www.msb.org den öğrenebilirsiniz .. 12 ağustosta birliğinize teslim oluyorsunuz .. askerlik görevinizde başarılar dilerim
    - teşekkür ederim .. iyi günler haftalar aylar yıllar ..

    son *
    #2180876 (e fe, 22.08.2007 23:40)
  9. (bkz: sozlukte erotik hikayeler anlatmak)

    (bkz: sözlükte seks)
    #2201388 (fatal, 26.08.2007 10:22)
  10. kadının biri ayakkabı bakmak için ayakkabıcının birine girmiş. dükkanda güzel bir ayakkabı görmüş. denemiş, ayağına da tam oturmuş. hemen almak istemiş. gitmiş dükkan sahibini bulmuş. (k-kadın, e-dükkan sahibi)
    k- merhaba ben bu ayakkabıyı çok beğendim almak istiyodum fiyatı ne kadar acaba?
    e- 120 lira hanfendi.
    k- ama bunun altında size 36 yazıyor.
    e- bir bakabilirmiyim? aa hakikaten size 36 yazıyor. Tamam bakalım size 36 olsun.
    k- teşekkür ederim paketleyebilir misiniz?
    e- tabi hanfendi...
    (Gerçek hikaye)
    #2201521 (jackthegreat, 26.08.2007 11:15)
  11. yürüyordum sonra o geldi... ben durdum... o yanımda durdu... ve hediye gibi geldi... hoş geldi...
    #2201534 (fatal, 26.08.2007 11:20)
  12. (bkz: copy paste cilginligi)
    #2201614 (ecayip heyvanlara benziyirsen, 26.08.2007 11:43)
  13. dün ve bugünün öyküsü
    akşam vakti yine dün, bugün ve yarın bir araya gelmişlerdi.
    yarın tutamadı kendisini ve başladı her zamanki gibi söylenmeye:
    -dün yapmalıydın bu işleri, bugüne bırakmamalıydın. nasıl yetiştirecek bugün bunca şeyi. işte akşam oldu yine.her keresinde bunu yapıyorsun. sonra yarından, gelecekten bahsediyorsunuz. herşeyi bana bırakıyorsunuz. sorumluluk sizde, beni siz şekillendiriyorsunuz oysa ki. boşuna mı diyorlar bugünün işin yarına bırakma diye.
    dün en sonunda tutamadı kendini:
    -herşeyin sorumlusu ben mi oldum şimdi? ben geçmişim. geçmişten ders alamamanız benim suçum değil.ben tarihim senin tarihinim. aynı hataları tekrar eden, yapacağını söylediğin şeyleri yapmayan bugündür. bugün yapmalıdır. bugün de, yarın da dün olacaksa eğer ve bilinen bir dün varsa ortada sana diyeceğim o ki önce suçu kendinizde arayın. dünü görüp bugününü ve yarınını planlıyamıyorsa insanlık, bu beni neden ilgilendirsin.
    bugün sessiz sessiz oturuyordu bir köşede ve konuşulanları dinliyordu sadece. sakinliği ve huzuru kaçmıştı sanki konuşulanlardan.
    yarın, bugüne döndüğünde cevap beklediğini gösteren bir ifade vardı yüzünde.
    halbuki bugünün konuşmak gibi bir niyeti yoktu. anlamsız bakışlarıyla düne ve yarına sonra da saatine baktı. teslim alacağı, teslim edeceği işler ve yine tüm günün yorgunluğu vardı üzerinde.
    yarın çıldırmış gibi bağırmaya başladı bir anda:
    -cevap versene, hep sessiz kalıyorsun.hiç konuşmuyorsun. cevap ver bugün ne yaptın?
    dün destek çıktı yarına ve alaycı bir tavırla:
    -söylesene, hesap versene. zaman denilen kıymetli hazineni nasıl harcadın bakalım bugün?
    bugün gülümsedi, yerinden kalktı ve yatağına yöneldi. uyku vakti çoktan gelmişti zaten.
    #2284680 (mincirma, 08.09.2007 21:55)
  14. Sabahın ilk ışıkları...
    Evi çok katlı bir binada, kendisi cam önündeki sandalyede oturuyor, odanın içinde uçuşan tozlara bakıyordu.
    Hani olur öyle insanlar, güzellikleri değil çirkinlikleri görmek büyük bir şeydir onlara göre ya da görebiliyor olmak. Sabahın ilk ışıklarının vurduğu odanın içindeki tozların her bir tanesini seçebiliyor olmak.
    O her tanenin beyninde yarattığı sıkıntı duygusu, bitmek bilmeyen, aksine yoğunlaşıp duran stres ve kalbinin gitgide yavaşlıyor olmasının verdiği etkiyle henüz yaşlanmadan bunaklamak. Kaşlarını çatıp oturan bunaklar gibi orada oturmak.
    Zevk mi alıyordu? O da bilmiyordu ki.
    Şimdi yine bunları düşünmek istemiyordu, onları her saat başı düşünüyordu zaten. Şimdi tozlara vermişti kendini, nefes almak güçleşiyor gibi oluyordu onlar arasında. En nefret ettiği şeyler.
    En nefret ettiği şey tam olarak neydi?
    Dün de karşısındaki tablodan nefret etmişti. En nefret ettiğim demişti, hafif sağa kayıktı. Bakıcıya düzelttirmişti sonunda çağırıp, kızmıştı bir dolu da nasıl göremezsin diye.
    Kalbi sıkışır gibi oldu, koltuğun kenarındaki zili çaldı. Pencerenin açılması iyi olurdu. Temiz hava iyi gelecekti.
    Aylardır aynı koltukta ve aynı pencerenin önünde oturup, kalp hastası olarak yaşamak ve minik bir pencereden giren temiz havaya bağlı kalmak güzel değil mi?
    "Doktorlar" diye söylenmeye başladı. "Dışarı çıkıp dolaşmam, kendimi evimden uzaklaştırmam lazımmış. peh!"
    Zile tekrar bastı...
    "Dışarı çıkıp dolaşsam ne olacakmış! Damarlarım mı açılacakmış!"
    Tekrar tekrar bastı...
    Sustu. Bir süre bekledi sessizce. Gözleri açıldı, dudakları inceldi. Derin bir nefes aldı.
    Zile tekrar bastı. Tekrar tekrar, ara vermeden, beklemeden.
    Kalbi hiç olmadığı kadar sıkışıyordu, taşla eziyordu sanki biri. Kalkmaya çalıştı. Camı açsa yeterdi. Ama kalkamıyordu, hareket dahi edemiyordu. Kapana kısılmış gibiydi. Havada uçuşan, dışarı çıkmayan tozlar gibi. Tozların her bir tanesi gibi.
    Çığlık atacak gibi oldu. Atamadı ama, daha da sıkıştı kalbi.
    Boğazını hissediyordu, tüm damarları ordaki, teker teker. Kalbi hala taşla eziliyordu. Ayaklarında buz gibi soğukluk, ellerinde de öyle. Gözleri kararmaya başladı, dudakları titremeye başladı, kasılmış parmaklarını oynatamıyordu şimdi de. Son bir hamle. Boğazında hafif bir ses gerisini hatırlamıyordu.
    #2665761 (kneelie, 05.12.2007 19:14)
  15. (bkz: lost dizisinden aşırı etkilenen insan)
    (bkz: uyandıktan sonra 100 fırça darbesi)
    (bkz: 300 filminden aşırı etkilenen insan)
    (bkz: apandisit çalan organ mafyası)
    #2665773 (pezzo-soprano, 05.12.2007 19:17)
  16. Ve birden gökyüzü mavi-pembe aydınlık bir renge büründü.Oysa bunun şimdi olması imkansızdı,çünkü saat henüz sabahın 3'üydü.Ne oluyordu? acaba bu rüya mıydı? Evet evet...bir rüya olmalıydı.Gerçeğe , akla ..herşeye aykırıydı bu saatteki berrak , pırıl pırıl ,aydınlık masmavi gökyüzü.Üstelik baktıkça içini huzurla dolduruyordu.Yüzünde anlatılması imkansız bir mutluluk vardı.Dudakları tarifsiz bir gülümsemeyle dolu,yüz kasları gevşemişti.
    uyanmak istedi.Kendisini çimdikledi.Uyanıktı...Lavaboya gidip yüzünü yıkadı.Uyanmak istiyordu.Bunların rüya olduğunu kendisi de biliyordu.Uyanınca her şey normale dönecekti.Böyle anlatımsız mutluluklar ancak rüyada yaşanırdı.Normal değildi bu yaşanan.Yüzünü yıkadı.Mutfağa gidip kendisine sıcak bir kahve yaptı.Kahvesini bitirdikten sonra diğer odaya geçti.Artık uyanmıştı.Pencereye yaklaştı ve az önce gördüklerini yalanlamak istercesine perdeyi açtı.Aman Tanrım...Gökyüzü öncekinden daha canlı renklere bürünmüştü.hala pırıl pırıl idi ve üstelik şimdi yıldızları da görüyordu.uzansa elleriyle yaklayacak gibiydi.Kayan yıldızları seyrediyordu , sanırsın ki havaii fişek gösterisi vardı.
    Saatine baktı.Şimdi sabahın dördü olmuştu.Yaşadıklarını unutmak istiyordu , çünkü hala inananmıyordu.Herşey normale dönmeliydi.Normale...Günlük stresli yaşamdı normalden kastı.Ve yaşamın olağan sıkıntıları.Böyle abartılı mutluluklara yer olmamalıydı yaşamda.Daha önce hiç tatmadığı bu tuhaf , iç huzuru veren ,anlam yükleyemediği duygular,bu güzel gökyüzü nasıl olurdu?

    Bir süre daha seyretti gökyüzünü.Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladı.Güneş doğuyordu.Banyoya gitti , traş oldu.Takım elbisesini giyinip, kravatını taktı.Karısı ve çocukları hala uyuyordu.Önce hanımını uyandırmadan usulca alnından öptü.Çocuklarını birer birer öpüp kokladı.Az önce yaşadıklarının etkisindeydi ve içi huzur doluydu.Yavaşça kapıdan çıktı ve işine gitti.
    #2753052 (ulubilgekisi, 27.12.2007 13:30)
  17. küçük bir topum vardı benim. dokuz katlı, mor renkli. her haftasonu babamla japon kale oynardık, tek vuruş. hep yenerdim babamı. attığım her golden sonra üzerimdeki hayali formayı çıkarır, okul bahçesinin buz gibi asfaltının üzerine serer, otururdum. kendimce bir sevinç gösterisiydi işte, gösterişsiz, şaşasız...

    ancak gerçek...

    babam bana hiç gol atamazdı. topa çok kötü vururdu, ben üzerime gelecek diye beklerken top genellikle dikenli tellerin arkasındaki hacının bahçesine kaçardı. allahtan hacıyla babam arkadaşlardı da, topumu kesmezdi sakallı amca.

    bir gün kaleye bir şut çektim, top yine hacının bahçesine kaçtı. sakallı ihtiyar sinirle çıktı, "senin" dedi,

    "yeter bu top sevdan. bahçemde gül kalmadı. keseyim topunu da gör ananın örekesini."

    koştum, koştum, tıkanana kadar koştum. ancak yetişemedim. kesti topumu taş kalpli hacı. gözlerim doldu, hırsımdan ağlamak üzereydim. etrafa bakındım. koşup sarılabileceğim, hacıyı şikayet edebileceğim birilerini aradım.

    kimse yoktu...

    üstelik kale de boştu.

    babam yoktu...

    ağlayarak eve döndüm. üstüm başım kir içindeydi, annem kızdı.

    "yine mi top oynadın, doğru banyoya..." dedi.

    anneme baktım, sinirliydi ancak üzgün değildi. nedenini anlayamadım, salona gidip çizgi filmimin çıkıp çıkmadığına bakacaktım ki, kalabalık bir uğultu çalındı kulaklarıma. salon kalabalıktı. üst komşu neriman teyze, halamlar, teyzemler, konu komşu, herkes salondaydı. garipsemedim, herhalde komşu gezmesine gelmişlerdi. ancak dikkatimi çeken bir şey vardı:

    mahalle de anlamını bilmediğim bir şekilde, "hafif kadın" denilen perihan abla da dahil herkesin başında başörtüsü vardı. mutfağa gittim, anneme baktım. tabaklara bir şeyler koyuyordu. "anne acıktım." dedim, "üstünü başını temizle, odana geç, ben getiririm sana pilav." dedi. ses etmedim. geçtim odama.

    babamı sormak geçti aklımdan, vazgeçtim. yedi gün olmuştu eve gelmeyeli. yedi gün... gerçi kime sorsam, "gelecek." diye geçiştiriyorlardı ancak gelmiyordu. gelmiyordu işte, babam gelmiyordu.

    bunalmıştım. en sonunda kirli üst başla odamdan çıktım, salona daldım. herkes acır gibi baktı bana, anlamadım. "babam nerde?" diye sordum. bir hıçkırık, ardından da bir feryat işittim. ne demiştim, anlamadım ki. neden ağlamıştı halam ben konuştuktan sonra?

    annem yetişti arkamdan, sinirlice kolumdan tutup odama attı beni. ona kızmıyordum. anneye kızılır mıydı hiç? ama bir yandan da babamı sormak istiyordum. inatla odanın kapısını tekrar açtım, mutfağa yöneldim.

    tüh, annem telefonla konuşuyordu. karşısındaki her kimse, ona ağlayarak, "nazif in yedisini okutuyoruz." diyordu. yedi...

    yani benim yaşım. ben yedi yaşımdayım.

    babam dört kere on yaşındaydı, yedi nereden çıkmıştı ki?

    yedisini okutmak ne demek?
    #2801565 (gulce, 07.01.2008 03:16)
  18. - dede dede, aşkım çorapların da ıslandı mı öyküsünü bir daha anlatsana.
    + şimdi yavrum, bu hem masal hem öykü, bundan yıllar evvel, cunda adası vardı, şimdi küre ısındı, sular antenleri bile aştı amma vardı işte.
    - nasıl bir adaydı anlatsana?
    + tropikal bir adaydı yavrum, elma, kavun, karpuz, muz, tütün, buğday, kardelen, zeytin, peynir, avokado, brokoli, yeşil çay, meyve aromalı çay, soğuk çay ne ararsan yetişirdi. hiçbir bitki de bir diğerine terbiyesizlik yapmaz, hepsi kardeşçe yaşardı. bölücüler kalleşti. hayvanların kimisi uçardı, kimisi kaçardı, arılar da arı gibi sokardı. aslanlar, kaplanlar, canavarlar, çin ejderhaları vardı.
    - gerçekten mi?
    + he yaa, gerçek.
    - insanlar da var mıydı dede?
    + vardı yavrum. yani bir vardılar bir yoktular, masal olduğu için.
    - anlıyorum, bence bu klişelere başvurma dede, ben olayların farkındayım.
    + seni gidi bilmiş. bir gün cunda adası'nın mahzun prensesi gülden (buradan itibaren mış lı zamanlara yelken açıyorum) ozan diye bir gençle tanışmış. gülden'in babası kral 12. elizabeth, gülden'e yasak koymuş, gülden de yasağı çiğnemiş, çiğnemiş, şekeri bitince tükürmüş.
    - anlamadım.
    + anlarsın ilerde. gülden ne yapıp edip ozan ile çıkmaya karar vermiş. babasının savaşa gitmesini fırsat bilip bir gün ozan ile buluşmuş. seyyar satıcılar o zaman ucuza ipod satıyormuş cunda adası'nda. iki tane ipod almışlar, kabuğunu soyup ruhlarının gıdası olan müziği yemişler. kuru kuru yemişler o yüzden, kabuğunu da sokağa atmışlar. o zamanlar cunda adası'nda müthiş bir hijyen manyaklığı var, yere tükürenin suratına tükürüyor halk, o kadar yani. bunlar da kabukları atınca, halktan tepki görmüşler. tabii, prenses olunca milletin bi tarafı yememiş, kurtulmuşlar. ozan demiş ki "gülden" demiş, "seni" demiş, "bir arkadaşımla, veyahut da birkaç arkadaşımla" demiş, "tanıştırayım mı?" demiş. gülden de demiş, "neden olmasın" demiş. işte öyle deyişip yola düşmüşler. yola düşünce üzerleri hep çamur olmuş, zira o zamanlar amerika cunda adası'nda yağmur bombası patlatıyor, millet boğulsun diye, artık vahşetin doruğu, kurşun sıkmak kesmiyor adamları. çamur olunca üzerleri, hemen atalarımızı hatırlamışlar, çünkü çamurun izi kalmış üzerlerinde. ama bu onları yollarından döndüremezmiş, çünkü gittikleri yol tek yönmüş.
    - masalın kurgusu süper dede ya.
    + kurgunu yesinler, maşşallah bu 2050'nin bebeleri de şerefsizm zeka küpü. ondan sonra tabii kız prenses, nazlı, bir eli soya yağında, öbürü çam balında, alışmış lüks hayat, şatolar, yatlar, katlar, burc el araplar, dayanamamış yola. ozan da sinir olmuş da çaktırmıyor. araları hafif limoni olmuş, yüzleri buruşmuş ekşiden. gülden demiş, "ozan" demiş, "ilişkimiz çok monoton, hep aynı yolda, aynı yönde yürüyoruz" demiş, "biraz heyecan katalım, sos katalım hayatımıza" demiş. sonra o bildiğin kurbağa prens hikayesi oluyor işte bir zaman periyodunda, onu anlatmayacağım, gülden ozan'ı öpmüş, tabii dudağı siğil olmuş hep, kurbağa öpülür mü. ama heyecan işte, kadınları anlamak mümkün mü?
    - sen dublaj yaparsın değil mi dede?
    + yaparım canını yediğim. işte evladım bunlar, bakmışlar aşağıdan, bakmışlar yukarıdan, yolun sonu görüküyor. demişler biz bu yolu gidelim. orada zerre kadar gamı olmayan bir arkadaşıyla tanıştırmış ozan, gülden'i. neyse ortama akacaklar, bir bara gitmişler, kapıdaki görevli demiş, "gamsız girilmez". ozan da arkadaşı olmadan girmemiş, karakterli çocuk. sahile gitmişler, işte içiyorlar, meyve suyudur, fayrouz'dur, alkolsüz rakıdır, red bull'dur, burn'dür, yanıyor ortalık. ozan powerade de içiyor onu da söyleyeyim. sonra bir cia ajanı ozan'ı denize itmez mi? görünmez bir ajan bu. kimse de görmemiş zaten onu hayat boyu, hatta o kendisini aynada bile görmemiş, öyle bir ajan yani. ozan denize düşmüş, tabii, gençlik, arkadaşlık ortamı, gülüşmeler, ee, biz de genç olduk yavrum biliriz. ozan'ı çıkarmışlar karaya, ozan karaya vurmuş, beyaza vurmamış, ırkçıymış ozan biraz. sonra gülden, sevdiği insan tabii, demiş, "ozanım" demiş, "çorapların da ıslandı mı?" demiş. ozan da artık dayanamamış, prensen mrenses, "denize düştüm salak karı" deyivermiş. herkes pohahahhahahahah şeklinde gülmüş. aslında hadise komik ama, o zamanlar türkiye'de öyle bir sistem var, sözlüklerin formatları filan var. sonra bunun üzerine bu olaya benim gibi gerizekalılar yorumlar yazıp durmuş.

    oyyy, evladım uyumuş, gülden (kızımın adını gülden koydum evet) kızım, al torunumu yatır yatırına.

    gülden: 78 yaşında, mutlu bir hayat geçirdi, uludağ sözlük'te kendisiyle alakalı yazılanlardan 74 yaşında haberdar oldu.
    ozan: entry giren her insan evladını öldürmeye yemin etti, ama "yeminimi bozdum ulen" diyerek 82 yaşında moderatörlük görevinden istifa etti.
    zerrekadargamıolmayanadam: hala gamsız, kendisine saygılar sunuyorum.
    #3078147 (aklini kullanan gerizekali, 01.03.2008 04:35)
  19. - bi gün yine maç yapıyoruz. karşıdan böyle kısa boylu kavruk biri geliyo...
    + kim geliyo?
    - pele! *
    #3078170 (rakimalboga, 01.03.2008 04:44)
  20. (#2700833) and (#2700835)

    (#1584744) and (#1584746)
    #3147529 (zargana, 16.03.2008 12:16)
  21. isim: şirin erotizmi

    (#2843295)
    #3165320 (jansoldier, 20.03.2008 00:37)
  22. silik bir üniversite öğrencisi...

    dersliğin önüne geldiğinde nefes nefese kalmıştı. yine geç kalmıştı derse, neyse ki bu dersin hocası geç kalan öğrencilere karşı toleranslıydı. gece tam zamanında yatmıştı ve sabah, çalar saati her zamanki gibi tam zamanında çalmıştı... o da -yine her zaman ki gibi alarmı duyduğu anda uyanmıştı. fakat uyku o kadar tatlı geliyordu ki sıcacık yorganın altında kendi ter kokusunu hissederken; neredeyse bir aydır yıkanmamış çamaşırlarını giyip evinden yirmi dakika uzaklıktaki okula yürümek ve sıkıcı derslikte, rahatsız edici bir sıraya oturup içi geçmiş bir bunağı dinlemek...bunları düşünürken alarmı on dakika sonraya kurdu ve yüzünü duvara döndü...

    "on dakika daha... sadece on dakika..."

    bugün de her zaman ki gibi uykusunu defalarca onar dakika ileriye alarak derse geç kalmayı başarabilmişti. kapıyı yavaşça tıklatıp "girin" sesini beklemeden içeriye girdi. sanki içerideki herkes onun kapıyı çalıp gelmesini bekliyordu. hafif bir baş işaretiyle ve kendisinin bile duyamayacağı kısık bir sesle özrünü dudaklarının arasından fısıldayarak derse katılma izni istedi. profesör yüzüne bile dönüp bakmadan eliyle geçmesini işaret etti. arka sıralardan birine oturdu.

    "imza atıldı mı?"
    "Selam söyle..."
    "konu ne?"
    "Ne yapacan? Yat uyu işte..."

    öyle ya, konu çok da umurunda değildi. aslında, okulu da fazla umursamıyordu. şimdiye kadar okula gitmek ona hep angarya gelmişti. okul, eğer sabah kalkıp gittiğinde seni iki şeyden biri bekliyorsa katlanılır hale gelebilirdi. birincisi kafa dengi bir arkadaş çevresi, ikincisi ise -genellikle platonik duygular beslediğin- aşık olduğun bir kız. eğer ikisi de yoksa işte o zaman hayatın bomboş demektir, amaçsız uyanıyorsundur sabah, amaçsız geliyorsundur okula, amaçsız gidiyorsundur eve, amaçsız dalıyorsundur gece uykuya... zaten dolu dolu yaşadığı bir günü bile olmamıştı onun. tek sosyal çevresi sınıf arkadaşları olmuştu şimdiye kadar ve hayatı, ailesi ve sınıf arkadaşlarının yüzünü görmekle geçmişti. bir kez sevgilisi olmuştu sadece; ortaokulda iken mahallelerine yeni taşınan güzel bir kız gelip kendisine çıkma teklifi etmişti. fazla uzun sürmedi, -sürse nereye kadar sürecekti ki, daha ortaokuldaydılar- birkaç ay sonra kıza "orospu" deyip ondan ayrılmıştı. ayrıldıklarından kısa süre sonra kız kendisine yaşça daha büyük ve belalı bir tip bulup onu eski sevgilisinden intikamını alması için kışkırtmıştı. yediği sağlam dayak yüzünden her geçen gün kızlara yaklaşmaktan daha da korkar olmuştu. artık platonik aşkların adamıydı o.

    şimdi ise ne kafa dengi bir arkadaş çevresi vardı üniversitede, ne de -platonik bile olsa- aşık olduğu bir kız. zevk aldığı tek şey ise ders aralarında sigara içmekti. sigaranın damağında ve parmaklarında bıraktığı acı kokuya bayılıyordu. öyle ki sigarayı içerken sanki onunla sevişiyormuş gibi haşat ederdi izmariti dişleriyle ve salyalarıyla.

    "ders bitse de sigara içsek" diye geçirdi içinden, kafasını dayadığı sıranın üzerinden yarı uykulu bakışlarla sınıfa göz gezdirerek, "Daha kahvaltı bile yapmadım..."

    henüz birinci sınıfta oldukları için bütün hocaları meslekleri ve gelecekteki planlarıyla ilgili nutuk çekerdi onlara. kimisi;sanki bütün meslektaşlarının vicdanıymış gibi- öğrencilere adayı oldukları mesleğin saygınlığından bahsederdi, kimisi de kusurlarından ve hak ettiği değeri alamamasından yakınırdı. fakat hiç birisi delikanlının umurunda değildi, diplomasını alacağı mesleği yapmak istemiyordu o.

    "çocuklar hepimiz biliyoruz ki birçoğunuz bu mesleği yapmak istediği için seçmedi bu okula gelmeyi... aranızdan kaç kişi isteyerek tercih etti, el kaldırsın..."

    beş-on kişi parmak kaldırdı. o ise hala kafası sıranın üzerinde, sınıfta olup bitenleri izliyordu.

    "kaçınız okulu bitirince bu mesleği yapmak istiyor?"
    bu kez sayı daha da fazlaydı, sınıfın yarısı el kaldırmıştı, diğer yarısı da uyuyor olmalıydı kendisi gibi.

    "peki, içinizde üniversiteyi bitirdikten sonra farklı bir meslek edinmek isteyen kaç kişi var?"

    birden eli havaya kalktı, düşünmemişti bile, kafası hala sıranın üzerindeydi. bilinçsizce yaptığı sazanlıktan pişmanlık duyup elini geri çekti. sınıfta ondan başka kimse el kaldırmamıştı.

    "sen! ayağa kalk bakalım!"
    "hasstr... neyse, yedik bi halt, katlanacağız..." diye düşünerek, patavatsızca ayağa kalktı.
    "söyle bakalım, buraya gelmek senin tercihin miydi?"
    "hayır, tercih listesini ablam doldurdu, puanım nereyi tutuyorsa yazmış..."
    bütün sınıf gülmeye başladı, profesör sükuneti sağlayıp sorgusuna devam etti:

    "peki, neden bu mesleği yapmak istemiyorsun? başka bir planın varsa eğer daha yolun başındayken bırak bence okulu..."
    "veterinerlik bana göre değil, ben hayvanlarla uğraşamam..."
    "neyle uğraşmak istiyorsun öyleyse?"
    "... ."
    "sana soruyorum! ayakta mı uyuyorsun? soruma cevap ver!"

    delikanlı profesörün sorusuna cevap veremedi. o an o kadar çok şey gelmişti ki aklına, düşüncelerinin hiçbirini toparlayıp adamakıllı bir cümleye dönüştüremedi. bütün sınıf alaycı sırıtışlarla en arka sırada yalı kazığı gibi dikilen kendisine bakıyordu. herkesin karşısında rezil olmuştu.

    "oturabilirsin. bu nasıl bir sınıf ha! üniversiteye gelmişsiniz, hala iki cümle kurmayı, kendinizi ifade etmeyi beceremiyorsunuz. acınacak haldesiniz çocuklar, silkelenin biraz, kendinize gelin. şimdi mola verelim, on dakika sonra kaldığımız yerden devam ederiz."

    nerede kalmıştı? neden hiçbir şey söylememişti? söyleyecek hiç bir şeyi yok değildi; aksine o kadar çok şey vardı ki! o kadar çok hayali vardı ki gelecek hakkında, hayat hakkında o kadar çok düşüncesi vardı ki... tek kelime edemeden rezil bir halde oturmuştu yerine. içinden ağız dolusu küfür etti profesöre, ayaklarının titrediğini, yüzünün sıcakladığını hissetti. herkes ona bakıyormuş gibi geliyordu, halbuki sınıfın çoğu sanki günün ilk dersine hiç girmemiş, okula yeni gelmiş gibi davranıyordu. artık sigara içmek de istemiyordu. tuvalete yüzünü yıkamaya gitti.

    neden kaldırmıştı ki elini? söyleyecek bir şeyleri mi vardı? biraz önce söyleyemediği bir çok şey kalmıştı içinde, fakat onun hayallerinden diğer insanlara neydi? neden bunları anlatmak istiyormuş gibi; hiç de anlatmak istemezdi aslında- elini kaldırıp söz hakkı istemişti? tuvalette aynaya bakıp bakıp küfrediyordu; kendine, profesöre, sınıftakilere... bu insanların kendisiyle ne alıp veremedikleri var bir türlü anlamıyordu. kendi halinde bir insandı o, kimseye zararı dokunmazdı. fakat bugün hem profesör hem de sınıftakiler onu fazlaca üzmüşlerdi. nefesinde bir ekşilik hissediyordu, açlıktan olsa gerek... ciğerlerinin birleştiği yerde bir şey kıpırdıyordu, nefes almasını engelliyor ve yüreğine batıyordu. yakıyordu içini bu şey; hareket ettikçe varlığı delikanlının bütün zerrelerine dağılıyor ve titremeyle havaya karışıyordu. kendine geldikten sonra hızla profesörün odasına doğru koşmaya başladı. bir planı mı vardı? hayır...

    odaya vardığında profesör ikinci derse gitmek için kapıdan çıkmıştı bile. saygıyla yanına kadar geldi ve konuşmaya başladı:

    "özür dilerim hocam, derste size cevap veremedim. verecek cevabım olmadığından değil. benim gerçekten de gelecekle ilgili çok farklı hayallerim var."

    "boş ver çocuk, hayallerin sende kalsın. hem bir yerde haklıydın, bu melsek sana göre değil ve sen başka bir meslek bulacaksın. fakat dahiyane fikirlerin ve muazzam hayallerin olduğu için değil, Hayal dünyasında yaşıyorken benim dersimde kalkıp hiç bir şey söyleyemeden geri oturacak ve sonra da odama gelecek kadar aptal olduğun için."
    #3286508 (octavio, 18.04.2008 15:20 ~ 15:23)
  23. kesik kolun öyküsü

    soğuk camın kestiği yaradan oluk oluk akan kanı izlerken kolundaki uyuşuk sızının beynine doğru tırmandığını hissetti, yüz kaslarını müsvedde kağıdı gibi buruşturup dişlerinin arasından sızlayarak derin nefesler almaya başladı. bileğinde pantolon cebi büyüklüğünde bir yarık açılmıştı ve hala bunu ne halt yemeğe yaptığını bilmiyordu, "gittik bok yoluna" diye düşündü, tüyleri diken diken olmuştu, hayatında artık hiçbir değeri ve azıcık bir yeri bile olmayan bir kadına sinirlenip elini kapının camından dışarıya fırlatıvermişti, gözleri karıncalanmaya başladığında ölmek üzere olduğunun farkına varıp bayılmadan önce son kelimelerini söyledi;

    "siz kadınlar, hepiniz aşağılanmayı hak ediyorsunuz!"

    yere yığıldığında konuşamıyordu ve karıncalanan gözleriyle zar zor görebiliyordu haftalardır sık sık birlikte olduğu ve yataktan kalkıp üzerini giyinmesinden beri gitmemesi, kendisiyle kalması için kafasını şişirip, sinir krizi geçirmesine neden olan kadını, bilincini yitirmeden önce duyduğu son
    sözlerdi, kadının "kocama selam söyle" demesi.

    yağmurlu bir gecede eve gitmek için taksi beklerken karşılaşmıştı ilk kez, o gece ölümün kıyısından dönerken sinirlendiği, sarı saçları yaşlılığını gizlemesi için boyanmaktan yıpranmış, -yıllar önce fransa yı seyahat etmesinden olsa gerek- fransız kadınları gibi sert sigara ve acı kahve içmeye bayılan ve bakkala bile giderken çok sevdiği eflatun fularını ince omzuna dolamayı unutmayan, ömrünün yarısını şiir yazmakla geçirmiş olan orta yaşlardaki kadınla. saat sabahın üçünü gösterirken bir sonraki taksiyi bekleyemeyecek kadar sarhoş olduğu için onunla aynı taksiye binmeyi tercih etmişti , kendisi de şiir tutkunu bir insan olduğu için gideceği yere kadar hayatında ilk kez gördüğü bu çakır gözlü kadınla üniversiteden beri tanışıyormuşçasına muhabbet etmişti, kendisi gibi sarhoş olan ve adının süreyya olduğunu ancak gün ağarana kadar seviştikten sonra öğrendiği kadını bu rastlantısal buluşmanın üzerine evine kahve içmeye davet etmişti.

    o gün akşama kadar birlikte uyuduktan sonra içki ve sigaranın midelerine çektirdiği işkenceden bir nebze de olsa kurtulmak için oturduğu sokağın köşesindeki çorbacıya gittiklerinde birbirlerini yeni yeni tanımaya başlamışlardı, genç ve yakışıklı bir psikolog olmasının verdiği özgüvenle süreyya ile şimdiye kadar flört ettiği bütün kadınlarla konuştuğu gibi konuşmuştu, sohbet aralarında kadının hoşuna gidecek komik olmayan ince espriler ve aslında kendi narsist duygularını pekiştiren ufak tefek iltifatlarla, karşısındaki kendisinden yaşlı olan fakat yaşının kararlığını üzerinde adeta ince işlenmiş pahalı bir kolye gibi taşıyan, düzgün vücut hatlarına sahip genç görünümlü güzel kadının görmüş geçirmiş olgunluğundan eser olmayan çocuksu kalbini çalmayı başarmıştı.

    o günden sonra süreyya ile, -üniversiteyi bitirdikten sonra ilk iş olarak açtığı- kliniğinden iş bitiminde çıkmasından, ertesi gün sabahındaki ilk randevusuna kadar sahip olduğu tüm vaktini birlikte geçirir olmuştu, on iki yaş daha büyük olmasına rağmen kendisine yaşlı olduğunu hissettiren, çocuksu gülümsemeleri ve duygusallığı ile liseden sonra büyüyememiş, içinde hala gençliğin verdiği aşk duygusunu ve heyecan açlığıyla yanıp tutuşan canlılığını saklayan ruhunu kendisine açan bu dul kadınla vakit geçirmek, bütün gün hastalarından üzerine bulaşan üzücü, yılgın ve vasat havayı üzerinden atmasına yardımcı oluyordu.

    haftalardır kısa süreden beri sadece hafta sonları- birlikte vakit geçiriyorlardı, ve artık süreyya nın evinde sevişiyorlardı geceleri , her boşalmadan sonra biraz daha genç olduğunu anımsıyordu adam ve her vedadan sonra biraz daha yaşlılığına dönüyordu süreyya, artık daha az gülümsüyordu ve birlikte geçirdikleri her geceyi farklı bir deneyimle yaşamayı kararlaştırdıkları için ortaya attığı uçuk fikirler gün geçtikçe azalır olmuştu, artık evden dışarıya adım atmıyorlar, hiç konuşmadan birlikte yemek hazırlayıp yiyorlar, sonra da genç adamın üniversitedeki sevgilisinin son albümünü hediye etmesinden sonra müptelası olduğu kitaro nun şarkıları eşliğinde saatlerce birbirlerini tanımıyormuş gibi oturup kitap okuyorlar ve bardağında beklemekten sıkılan buzu erimiş viskilerini yudumluyorlardı.

    genç adam yeni hastalarından biriyle flört etmeye başlamıştı, iş günlerinde onunla vakit geçirir olmuştu ve bu ihmalkarlığın karşısında daha ciddi tavır takınmaya başlamıştı süreyya, adamın kendisini aldattığını bildiği halde, haftanın sadece iki günü, doğru dürüst konuşmadan vakit geçirip sabaha kadar sevişiyor olsa bile ondan bir türlü kopamıyordu. zamanın her anına meydan okumuş hareketli ve mutlu yaşamındaki bütün canlılık yok olup gitmişti, yıllar önce talihsiz bir maganda kurşunuyla kaybettiği kocasının ardından bile bu kadar çok mutsuzluğa gömülmemişti, yüzündeki kırışıklıklar artmış, göz altları çukurlaşmaya başlamıştı, yıllardır direndiği zamandan sanki ölümcül bir darbe alıp yere yığılmış gibi hızla yaşlanıyordu, kısa sürede olduğundan daha yaşlı görünen huysuz bir kadına dönüşmüştü.

    ölümün kıyısından kesik bir kolla dönmeyi başardığı o gece, orgazmdan sonra vakit kaybetmeden yataktan kalkıp üzerini giyinirken artık kendisi ile görüşmek istemediğini, yeni ve süreyya dan, hatta kendisinden bile genç olan- sevgilisiyle yaşamak istediğini söylemişti süreyya ya. kadın hemen yataktan fırlayıp yalvarmaya ve ağlamaya başlamıştı, tartışmaya başlamışlardı ve sürekli birbirlerine hakaret ediyorlardı, kadın adama ondan nefret ettiğini, takside tanıştıkları o yağmurlu geceye lanet okuduğunu defalarca söylemişti, yaşanmışlıklarının hatırına biraz olsun saygıyı ve sevgiyi hak ettiğini söyleyip duruyordu sürekli.

    "eşekte saygıyı hak ettiğini sanar" demişti adam,

    "sen de git eşekleri becer o zaman, ben sanmıyorum; hak ediyorum ve sen eşşekle mi siftah yaptın ne, yattığın her kadını eşek sanıyorsun. bana saygı göstermeyeceksen defol! git ahırındaki eşekleri becer! insan müsveddesi seni!"

    bu sözün üzerine, tartışmaya başladıkları ilk andan beri gerilen sinirleri son haddine ulaşmıştı, çıkmak üzere olduğu yatak odası kapısının camına bir anlık öfkeyle hızlıca yumruğunu savurdu, cam hiç direnmeden kırılıp binlerce parçaya ayrıldı ve elini geri çektiğinde bileğinde pantolon cebi büyüklüğünde bir yarık olduğunu fark etti.
    gözleri karıncalanmaya başladığında ölmek üzere olduğunun farkına varıp bayılmadan önce son kelimelerini söyledi;

    "siz kadınlar, hepiniz aşağılanmayı hak ediyorsunuz!"
    süreyya kendisinden yıllardır muhafaza ettiği gençliğini çalan ve kadınlık gururunu aşağılayıp kendisine hayvan muamelesi yapan genç adamdan tanrı;nın intikam aldığını düşünerek umursamaz tavrıyla gülümsemeye başladı.

    "kocama selam söyle."
    #3286819 (octavio, 18.04.2008 16:49 ~ 16:52)
  24. köpeklerin kehaneti

    gece uyudu ve karanlık büyüler ortaya çıkmaya başladı sessizliğin emriyle. işıklar küstü geceye; uykuya açtılar dertlerini, kara yağmur bulutları gibi içlerini döktüler.
    gece uyudu ve soğuktan rengi solmuş sokaklar, şehrin yeni efendilerine kaldı, vahşi ataları kadar tehlikeli olmasalar da, hâkimiydiler çamuru donmuş sokakların.
    gece uyudu ve köpekler atalarının geleneklerini sürdürmeye koyuldular yalan yanlış, ışık söndü ve çakmak gibiydi hepsinin gözleri. şehrin av zamanıydı; çöp karıştırma, bulup buluşturma, havlayıp inleme ve kök tengri ye şükranlarını sunmak için ulumak zamanı idi üşüyen dolunaya.
    gece uyudu ve soğuktu hava, sokak meşaleleri yanalı çok olmuştu insan kavminin, evleri ise uyudu büsbütün, geceyle birlikte. gruplar toplandı, sefer başladı, çöpler karıştırıldı, bazen paylaşıldı, çoğunda anlaşmazlık çıktı. yürekliler aldı büyük payı dolunaydan, zayıflar kaldırımın bir parçası oldu kimi zaman; kimi zaman da sadece biraz şanslı...

    ******************************

    bir gece daha uyumuştu, fakat bu sefer farklıydı; dolunay kan çanağına döndü, karanlık büyüler etkisini gösterdi, kehanet yerini buldu. insan kavmi, avını sakladı köpeğin, onları yerin altına ve kapaklı metalin içine hapsetti. izmaritli sokaklar temizdi artık, çöp yığıntıları yok olmuştu; av bitmişti.
    öfkeli kalabalık toplandı neden sonra, gece uykusunda. yürekliler vahşileşti, zayıflar ümidi kesti. iniltili bir "hızlı ölüm" daha görüldü geniş, ziftli otobanda, et ve kemik birbirine karıştı.
    köpek uyandı ve düşünmeye koyuldu. bir birlerini mi yiyeceklerdi? otobandan kardeşlerinin cesetlerini kazıyarak mı doyacaklardı? nasıl devam edecekti bu hastalıklı nesil? kehaneti nasıl kırabilirlerdi ki?
    köpek uyandı ve düşünmeye başladı, nasıl oluyordu da insan kavmi, "sokak"lı kuşun ve kedinin üzerine titreyip, onlara yem ve ekmek verirken, asil atasının kanını taşıyan gecelerin efendisi- köpeğe zehirli et yediriyordu? sevimsiz ve tehlikeli yaratıklar değillerdi; hatta birçok soylu akrabaları insanla çok iyi anlaşırdı. fakat onlar sokak eşkıyalarıydılar; yasaları çiğniyorlardı ve yasalarda yaşamaya hakları yoktu.
    kedi ve kuş şanslıydı, belki de atalarına daha çok saygı duyuluyordu. birisi bozkırların kralı ile akrabaydı, diğerinin soyu tükenmiş atalarının fosilleri bile insanı ürkütmeye yetiyordu. çöpleri dağıtıp sokakları kirleten, arabaların kaportalarına pisleyen onlardı hakikatte, - sanki köpek yapıyordu bütün bunları. kedi ve kuşa mutlaka yiyecek ve şefkatle yaklaşan bir insan olurdu her zaman; köpek ise sadakatinin cezasını taşlanarak, aç bırakılarak ve sonunda zehirlenerek öderdi.
    köpek uyandı! atalarından kalan son miras mıydı acaba bunun nedeni, kuvvetli çenelerinin üzerinde taşıdıkları inci kadar beyaz, elmas gibi keskin dişlerimiydi onlara "cüzamlı" muamelesi yaptırtan? eğer öyleyse kuduzdu insanın korkusu, lakin kedide de vardı aynı illet veba, kuşlarında vardı pekala gribi?
    gece uyudu, köpek uyandı ve kehanet yerini dolunayın çıkmasıyla buldu. çakmak gözler alev aldı, tırnaklar bilendi, ağızlar köpürdü.
    kara büyü tüm kenti sardı, artık ataları kadar tehlikeliydiler; sokak lambalarının altında, her tarafı kapalı olduğu için "saklanmanın" imkansız olduğu yeni çöp tenekelerinin etrafında avlanmaya başladılar, kedileri, sıçanları, kirpileri, köpek olmayan her canlıyı, -evet- "insanı" bile avlamaya başladılar, önce dişler bilendi ve gırtlaklar temizlendi, sonra kovaladılar, etrafını çevrelediler ve elmastan dişlerini göstererek hırladılar.
    gecenin ölü soğuğunda kefenine sarılmış dolunay kana bulandı. çamuru donmuş sokaklar, uyuyan gecede uyanma gafletini gösteren insanların mezarlığı oldu, kedi leşleriyle kaplı kaldırımlar ise mezar taşları. gün ağardığında, ufuktan daha kızıldı kentin sokakları, kehanet yerini bulmuştu, kara büyüleri kaçıramadı güneş tanrısı, baş edemedi "sabah ayazı", taze kan kokusuyla; köpeklerin kehaneti yerini bulmuştu çünkü.
    insan öfkeyle kalktı yatağından sabah olanda, her vahşetin seyrinde olduğu gibi, gözü döndü yine "kabil" in, dehşet saçıp intikam kanını akıtmaya çıktı sokağa. ve bir gece daha uyumadan, "gecenin efendileri"nden geriye, donmuş çamura bulanan kanlarından başka hiçbir şey kalmadı, izmaritli sokaklar artık tertemizdi, kentte kuşların dışında- sokak hayvanı kalmamıştı; kehanet yerini bulmuştu.
    ve bir gece daha uyudu...

    not: istanbul buyuksehir belediyesinin, sokaklara emniyet kapaklı yeni çöp tenekeleri getirmesinden esinlenilmiştir.
    #3292331 (octavio, 19.04.2008 20:24 ~ 20:25)
  25. boktan bir öykü

    aşırı stresten ayaklarını titretmeye başlamıştı seri tonda, bağırsaklarının olduğu yerde, kaldırılan taşın altında yaşayan böcekler geziniyordu sanki oradan oraya, berbat bir duyguydu bu, yıllardır ayaklarından soğuk alıp ishal olmamak için dikkatli bir özen gösterir, yazın sıcak günlerinde bile çorap giymeyi ihmal etmezdi; ne var ki sevişmek söz konusu olduğunda, her iki eş de anadan doğma olmadıkça bir türlü rahat edemezdi, nihayetinde çoraplarını çıkarmayı göze aldığı ve her saniyesi ateşli geçen tüm gece boyunca, yine amansız bir ishale yakalanmıştı, sabahtan bu yana yediği her şeyin ondan intikam alıyormuşçasına- sıkıştırdığı yetmiyormuş gibi, hanımıyla yattığı "evin sayın kocası" çıkagelmiş, öfkeden kapıyı tekmeleyerek derhal dışarıya çıkmasını söylüyordu garip ses tonuyla gırtlağındaki bir yırtıktan hava kaçırıyormuş gibi geliyordu sesi, anlayacağınız çok boktan bir durumdayken basılmıştı; hangi açıdan düşünürseniz artık...

    bağırmaya, küfürler savurmaya devam ediyordu adam, arada bir "lütfen yapma, yalvarırım sakin ol" gibi feryatlarla kendini paralayan karısına dönüp tuvaletteki piç kurusunun kim olduğunu soruyordu, kadından cevap alamayınca da, annesinden tutup, kız kardeşinin ve ya -kendisininki gibi- gözü dışarıda bir karısının olabileceğini hesaba katarak, banyodaki herifin hayatındaki bütün kadınlara neler yapacağını sıralıyordu öfkeyle, üzerine atılıp onu sakinleştirmeye çalışan karısını da arada bir tokatlıyordu fakat fazla ileri gitmiyordu, sıra ona da gelecekti her nasılsa, önce banyodaki haşereyi ezmeliydi.

    oysa eve gelirken böyle şaibeli bir manzarayla karşılaşacağı aklının ucundan bile geçmezdi, her zamanki peyzaj projelerinden birinin hak edişini almak için iki günlüğüne şehir dışına çıkmış, fakat proje sahibi şirkete sunumunu aynı gün yapıp parasını alınca, henüz altı ay önce evlendiği eski karısından daha genç ve güzel olan- yeni eşini yalnız bırakmamak için bir an önce evin yolunu tutmuştu, ancak gece yarısı eve vardığından, herhalde uyumuştur diye düşündüğü karısını uyandırmamak için gürültü yapmadan içeriye girmiş, önce banyonun ışığını açık görünce sevinmişti, fakat uzun yolun yorgunluğunu atmak için gittiği yatak odasında, eşinin saçını başını düzeltip makyaj yaptığını görerek ilk şaşkınlığını yaşamıştı, fark edildiğinde ise karısının ilk tepkisinin boynuna atlamak yerine, komodinin üzerindeki kullanılmış prezervatifleri saklamaya çalışması, onu -şimdiden- delirtmeye yetmişti.

    peyzaj mimarıydı adam, yıllar önce ufak çaplı bir peyzaj şirketi bile vardı, fakat şirketin gelir giderlerine bakan eski karısının umursamazlığı ve disiplinsizliği yüzünden her zaman onu suçlu bulmuştu- şirket, en parlak dönemlerinde batmıştı. aslında yapımını üstlendiği çok büyük birkaç projeden, yumuşak yüzlülüğü nedeniyle, bir de dostluklara güvenip senet imzalatmadığından, tek kuruş alamadığı için şirket krize girmişti, yine de kendi bildiği gibi düşünmesi karısıyla boşanmasını ve akrabalarının kendisine hak vermesini kolaylaştırmıştı. her ne kadar kapanmak bilmeyen bir çeneye sahip, çirkef bir kadın olsa da, boşanmalarının iki yıl öncesinden beri onu birçok kadınla aldattığı halde, yine de yirmi yılını paylaştığı eski karısı bir kez olsun namusuna leke sürmemiş, kocasının erkekliğine laf ettirmemişti, üstelik sancılı geçen son iki yıl boyunca onunla ilişkiye girmemesine rağmen.

    elbette, kadınların da doyurulması gereken birer şehveti vardı; fakat yıllardır yapmadığı kadar çok seks yapmıştı, kendisinden yirmi yaş daha genç olan yeni karısıyla, yine de bir türlü doymak bilmeden, her gece farklı tecrübeler yaşamak istiyordu bu körpe kadın, öyle ki ilaçlara ve iktidar gücü veren özel karışımlara başvuruyordu sıklıkla, güzel "europa" sının enerjisine yetişebilmek için, şimdi ise güvendiği "çınar"ın dallarından zehirli yılanlar sarkmaya başlamıştı ve ilk evliliğinde hiç bulamadığı mutluluğu ve zevki, ikinci evliliğinde tahmin ettiğinden çok daha erken ve utanç verici bir şekilde kaybediyordu. eski karısı geliyordu aklına banyonun kapısını yumruklarken; zamane kadınları ne doymak bilmez yaratıklardı böyle?

    dışarıdaki adam bütün kuvvetiyle kapıyı dövedursun, klozete yapışıp kalmıştı sanki delikanlı, sancıları bir türlü dinmek bilmiyordu, tam da -nihayet- işkencenin bittiğini düşünüyordu ki, yeni bir gök gürültüsüyle sağanak bastırıyordu yine, şu ishalden bir paçayı kurtarabilseydi! stresten ve akşam boyunca aldığı alkolden kızaran gözlerini banyonun küçük penceresine dikti, sıska bir insanın bile oradan geçmek için yardıma ihtiyacı olurdu, pencereden çıksa bile uçamazdı hoş ya; sıkışıp kaldığı daire apartmanın dördüncü katındaydı.

    en az kapının önünde küfürler yağdıran adam kadar kendisi de dışarıya çıkmak istiyordu fakat ishali ona bir türlü aman vermiyordu. üniversitede, yurtta kaldığı yıllarda, kötü şakalara maruz kalmamak için edindiği banyoyu kilitleme alışkanlığına dualar ediyordu durmadan, zira bir yandan ishalle boğuşurken, öbür yandan da sinirli kocanın tekmelerine maruz kalabilirdi.

    başka yolu yoktu, o kapıyı dışarıdaki herif kırmazsa eğer, er ya da geç açacaktı bir şekilde, fakat içine düşeceği boktan durum midesini bulandırıyordu ve çektiği acılar daha da keskinleşiyordu; ne diyebilirdi ki? utancından deliğin içine girecekti neredeyse - bunu kendisi yapmasa da koca bir şekilde sokacaktı delikanlının kafasını bu bok çukuruna- nasıl bir aptallık yaptığını, kendisini ne diye böyle bir felaketin içine soktuğunu anlayamıyordu, klozetin üzerinde çaresizce otururken; dışarıda binlerce bekâr kız varken, arzulaması gereken son kadınla yatması şart mıydı sanki? yine de tenine tam oturan kilosuyla, pürüzsüz vücut hatlarına sahip, geniş kalçası ve yer çekimine meydan okuyan dolgun göğüsleriyle, daha kıyafetleri üzerinde iken bir erkeği orgazma ulaştırabilecek güzellikte bir kadındı, belirgin âşık kemiklerinin üzerinde uzanan kibar boynu bile insanı tahrik etmeye yetiyordu, bu güzelliğin üzerine işlenmiş kusursuz yüz hatları ise makyajsız haliyle bile ancak tapılası bir tanrıçaya dönüştürüyordu kadını, bu güzellikteki bir tanrıça nasıl oluyordu da kart bir öküzün oyununa gelip, koynuna girebiliyordu? of, tanrım! şimdi bunları düşünecek zaman mı, dışarı da bir düzine açıklama bekleyen sinirli bir adam vardı ve kendine hâkim olamayıp açıklamayı dinlemeden delikanlının canını alabilirdi, yine de keşke kapıyı açar açmaz otomatik bir tüfekle beynini patlatıp, suratını annesinin bile tanıyamayacağı hale getirseydi, açıklama yapmaktan da kurtulmuş olurdu böylece.

    nihayet ecel terleri dökmeyi bırakmıştı, bağırsaklarında ne var ne yoksa boşalmıştı artık, ne yazıktır ki dışarıdaki adamın kendisine hiç bir şey yapmayacağını biliyordu, keşke aksi olsaydı; bir araba sopa yeseydi ya da geberip gitseydi de, açıklama yapmak zorunda kalmasaydı, üzerinde tek kıyafet bile yoktu, rektal temizliğini yaptı, ellerini yıkadı. aynaya uzun uzun baktı; ne olacaksa olacaktı, artık geri dönüşü yoktu.

    "çık dışarıya orospu çocuğu!"
    "laflarına dikkat et!"
    "etmezsem nolur lan piç kurusu!"
    "dil uzattığın kadın senin kardeşin; benim dayı, yeğenin murat... kapıyı açmayacağım, boşuna paralama kendini. şimdi; ne yapacaksın bana?"

    adam bir anda bağırıp çağırmayı kesti, sıkmaktan birbirine yapışan parmaklarını açıp kolunu yere indirdi, soğuk terler dökerek karısına baktı. kadın ağlamaktan bitkin düşmüş halde yere çökmüş, başını utancından kaldıramıyordu, doğru olup olmadığını sordu kocası bütün bunların, sessizce başını sallamakla yetindi kadın, akabinde "ben ne yaptım böyle" der gibi sağa sola sallamaya başladı kafasını pişmanlıkla, hıçkırığı tutmuştu ağlamaktan, dudağını ısırıp duruyordu gözlerinden iri yaşlar dökülürken, kurban bayramlarındaki çaresiz koyunlar gibi eli kolu bağlı- yana devrildi, cenin gibi kıvrılarak ellerini yüzüne kapadı, salya sümük ağlamaya, hıçkırıklara boğulmaya devam etti.

    buz kütlesi gibi kaskatı kesilmişti adam, düşünceleri, öfkesi, üzüntüsü, kederi... hepsi silindi ve soğuk bir boşluk kapladı zihnini, yapacak bir şey yoktu, kapıya yönelip ayakkabılarını giydi yavaşça ve oğlu gibi sevdiği yeğeniyle, tapındığı karısını geride bırakarak, girdiği sessizlikte yine kapıdan dışarı çıktı.

    murat, kendisini teşhir etmesi nihayetinde oluşan sessizliğe bir süre kulak kabarttı, tedbirli davranmak için dışarıya çıkmakta acele etmedi, bu sırada birkaç kez daha sancı bastırdı, klozete seğirtip ıkınmaya devam etti. çeyrek saat sonra kilidi açıp antreye çıktı, kadın hala yerde cenin gibi kıvrılmış yatıyordu; artık ağlamıyor, sadece arada burnunu çekip kesik ve düzensiz nefesler almaya çalışıyordu. murat, kadının üzerine doğru eğilerek dağınık saçlarını okşadı usulca, "üzgünüm" dedi, derinden gelen bir sesle.

    "defol..."

    sadece bunu söyleyebildi kadın, birazcık daha gücü kalmış olsaydı, evliliğini mahveden bu haysiyetsiz herifi, olmadık küfürler ederek, yaka paça dışarıya atardı, ne var ki - o an için sadece uyumak istiyordu; uyumak ve bir daha uyanmamak...

    delikanlı kıyafetlerini basmakalıp giydiği gibi sokağa attı kendini. bu olay hakkında bir daha tek bir kelime bile konuşulmadı.

    31 ocak 2008 cuma
    saat: 04.51
    not: tuvalette iken kurgulanan bir öyküdür...
    #3292583 (octavio, 19.04.2008 21:32 ~ 21:33)
/ 2
© 2008 - uludağ sözlük

sozluk yazarlarindan oykuler başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. sozluk yazarlarindan oykuler ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu sozluk yazarlarindan oykuler nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» this cold black » celil oker » elif safak » versus » recep tayyip erdogan in 3 cocuk yapma cagrisi » across the rainbow bridge » yeni tanisilan kizla gece yolculugu yapmak » sabri sarioglu nun gercek mevkisi » shaqmarion » su cilgin tikiler a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games