bugün
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler73
- kolye24
- eskortluk yapan sözlük yazarı28
- karton toplayan cocuk vs yogartiksen14
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- queen ravenna büyücülük okulu20
- bileklik11
- kaplan11
- zürafa13
- yogartiksen35
- kalp14
- aşk9
- aslan9
- goku gel olm muç muç muç2
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek49
- içine cin giren insan nasıl kurtulur5
- souvlaki2
- köpek bakımı2
- heyt bea2
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- türkiye15
- dua5
- sözlüğün tat vermemesi12
- kartal5
- timsah5
- nervio adlı yazara uyarı7
- sinem dedetaş'ın ahında boğulacaksınız20
- güçlü kadın4
- sabah 6 00 da nervionun resmine bakarak rakı içmek2
- amin güzelmiş diyen tip9
- yılmaz güney adamlığı12
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler5
- sözlükteki bölücüler16
- eskorta para verecek kadar düşmek7
- ağlıyorum sözlük20
- sözlüğün artık ciddiyetini yitirmesi9
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı84
- kızlar evlenmeden sakın vermeyin2
- arkadaşlar burçlar yalan çıktı7
- cezaevine girmek için rte'ye hakaret eden adam11
- exlerle arkadaş kalmak8
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı21
- romanya11
- sen farklısın diyen erkek20
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak16
- sözlük kapatılsın9
- beşiktaş12
- amazon com tr5
- ayrıldık36
- fon vurgunu21
entry'ler (2)
sanırım çocukluğumun kafamı en kurcalayan sorularından biridir bu, tanrı olduğunu nasıl anladın?
içinde bulunduğumuz düzen şüphesiz ki bizden en büyük servetimizi çalıyor. Öğrenmek en büyük hedefimiz olmalıyken insan elinden çıkma mevcut bilginin çok az bir kısmına erişim sağlayabiliyoruz. işin kötü yanı bu öyle bir yoksunluk ki bilgiye ihtiyaç duymuyor ve erişemediklerimizin mevcudiyetini dahi fark edemiyoruz.
Pek çoğumuzun bir distopyada yaşadığı sanrısına kapıldığı olmuştur. Bu yaşadığımız sanrıdan öte en karanlık distopya kurgusu olmalı. Aaron Swartz sayesinde bu distopyadan çıkabilmek adına çok büyük adımlar atabildik. Yine de bu büyük mücadelenin böylesine unutuluyor hatta bilinmiyor olması beni çok rahatsız ediyor. Her seferinde beni motive eden bu yazısının paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.
`Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var. Yüzyıllarca dünyanın her yanında, kitaplar ve dergilerde yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor. En ünlü bilimsel sonuçların yayınlandığı makaleleri mi okumak istiyorsunuz? Reed Elsevier gibi yayıncılara muazzam meblağlar göndermeniz gerekecek.
Bu durumu değiştirmek için mücadele edenler de var. Bilim insanları telif haklarını devretmesin, çalışmaların internet üzerinde herkesin erişimine açık olarak yayınlansın diye yiğitçe savaştı. Fakat bu çalışmalar en iyi ihtimalle gelecekte yayınlanacak şeyleri etkileyebilecek. Şimdiye kadarki her şey kaybedilmiş olacak.
Bu kabul edilmez bir bedel. Bir akademisyen, meslektaşlarının çalışmalarını okumak için para vermeye zorlanır mı? Bütün kütüphaneler tarandıysa bunları sadece Google’dakilerin mi okumasına izin verilir? Bilimsel makaleler Birinci Dünya’daki seçkin üniversitelere sağlanır da Küresel Güney’deki çocuklardan esirgenir mi? Bunlar korkunç ve kabul edilmezdir.
“Tamam haklısın” diyor çoğu kişi, “ama ne yapabiliriz? Şirketler telif haklarını ellerinde tutuyor, erişimi ücretlendirerek devasa paralar kazanıyorlar ve bunlar bütünüyle yasal, onları durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.” Fakat yapabileceğimiz, hatta yapılmış olan bir şey var: Karşı saldırıya geçebiliriz.
Bu kaynaklara erişimi olanlar, öğrenciler, kütüphaneciler, bilim insanları; size bir ayrıcalık verildi. Siz bu bilgi ziyafetinden beslenirken dünyanın geri kalanı dışarıda bırakılmış durumda. Bu ayrıcalığı kendinize saklamamalısınız, aslında ahlaken de saklayamazsınız. Bunu dünya ile paylaşma göreviniz var. Ve yaptınız da: meslektaşlarla şifrenizi paylaştınız, arkadaşlarınız için dosya indirdiniz.
Dışarıda bırakılanlar, bu sırada siz de boş durmuyordunuz. Çatlaklardan gözlüyordunuz, çitlerden tırmanıyordunuz ve yayıncıların kilit altına aldığı bilgileri özgürleştirerek arkadaşlarınızla paylaşıyordunuz.
Ama bütün bu eylemler karanlıkta, yeraltında gizlenerek ilerliyordu. Hırsızlık veya korsanlık denildi, sanki bir bilgi hazinesini paylaşmak bir gemiyi soyup mürettebatı öldürmek ile ahlaken eşdeğermiş gibi. Fakat paylaşmak ahlaken yanlış değildir, aksine ahlaki bir buyruktur. Yalnız açgözlülükten gözü dönmüş birisi arkadaşına istediği kopyayı vermez.
Büyük şirketlerin, elbette, açgözlülükten gözleri dönmüştür. Uydukları kanunlar da bunu gerektirir, aksi halde paydaşları isyan eder. Ve satın aldıkları siyasetçiler onlara arka çıkmak için kimin kopya çıkarabileceği üzerinde onlara istisnai haklar veren kanunlar çıkarır.
Adil olmayan yasaları izlemek adaletli olamaz. Aydınlığa çıkmanın, büyük sivil itaatsizlik geleneğimizle, kamusal kültürümüzün şahsi gaspına karşı olduğumuzu ilan etmenin zamanı gelmiştir.
Nerede depolanmış olursa olsun, bilgiyi almalı, kendi kopyalarımızı çıkarmalı ve dünya ile paylaşmalıyız. Telif hakkı biten şeyleri alıp arşive eklemeliyiz. Gizli veritabanlarını satın alıp internete koymalıyız. Bilimsel dergileri indirip dosya paylaşım ağlarına yüklemeliyiz. Gerilla Açık Erişim için savaşmalıyız.
Bütün dünyada yeterince fazla sayıda olursak, yalnızca bilginin özelleştirilmesine karşı güçlü bir mesaj vermekle kalmayacağız, aynı zamanda onu tarihe gömeceğiz. Bize katılıyor musunuz?
Aaron Swartz
Temmuz 2008, Eremo, italya`
Pek çoğumuzun bir distopyada yaşadığı sanrısına kapıldığı olmuştur. Bu yaşadığımız sanrıdan öte en karanlık distopya kurgusu olmalı. Aaron Swartz sayesinde bu distopyadan çıkabilmek adına çok büyük adımlar atabildik. Yine de bu büyük mücadelenin böylesine unutuluyor hatta bilinmiyor olması beni çok rahatsız ediyor. Her seferinde beni motive eden bu yazısının paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.
`Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var. Yüzyıllarca dünyanın her yanında, kitaplar ve dergilerde yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor. En ünlü bilimsel sonuçların yayınlandığı makaleleri mi okumak istiyorsunuz? Reed Elsevier gibi yayıncılara muazzam meblağlar göndermeniz gerekecek.
Bu durumu değiştirmek için mücadele edenler de var. Bilim insanları telif haklarını devretmesin, çalışmaların internet üzerinde herkesin erişimine açık olarak yayınlansın diye yiğitçe savaştı. Fakat bu çalışmalar en iyi ihtimalle gelecekte yayınlanacak şeyleri etkileyebilecek. Şimdiye kadarki her şey kaybedilmiş olacak.
Bu kabul edilmez bir bedel. Bir akademisyen, meslektaşlarının çalışmalarını okumak için para vermeye zorlanır mı? Bütün kütüphaneler tarandıysa bunları sadece Google’dakilerin mi okumasına izin verilir? Bilimsel makaleler Birinci Dünya’daki seçkin üniversitelere sağlanır da Küresel Güney’deki çocuklardan esirgenir mi? Bunlar korkunç ve kabul edilmezdir.
“Tamam haklısın” diyor çoğu kişi, “ama ne yapabiliriz? Şirketler telif haklarını ellerinde tutuyor, erişimi ücretlendirerek devasa paralar kazanıyorlar ve bunlar bütünüyle yasal, onları durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok.” Fakat yapabileceğimiz, hatta yapılmış olan bir şey var: Karşı saldırıya geçebiliriz.
Bu kaynaklara erişimi olanlar, öğrenciler, kütüphaneciler, bilim insanları; size bir ayrıcalık verildi. Siz bu bilgi ziyafetinden beslenirken dünyanın geri kalanı dışarıda bırakılmış durumda. Bu ayrıcalığı kendinize saklamamalısınız, aslında ahlaken de saklayamazsınız. Bunu dünya ile paylaşma göreviniz var. Ve yaptınız da: meslektaşlarla şifrenizi paylaştınız, arkadaşlarınız için dosya indirdiniz.
Dışarıda bırakılanlar, bu sırada siz de boş durmuyordunuz. Çatlaklardan gözlüyordunuz, çitlerden tırmanıyordunuz ve yayıncıların kilit altına aldığı bilgileri özgürleştirerek arkadaşlarınızla paylaşıyordunuz.
Ama bütün bu eylemler karanlıkta, yeraltında gizlenerek ilerliyordu. Hırsızlık veya korsanlık denildi, sanki bir bilgi hazinesini paylaşmak bir gemiyi soyup mürettebatı öldürmek ile ahlaken eşdeğermiş gibi. Fakat paylaşmak ahlaken yanlış değildir, aksine ahlaki bir buyruktur. Yalnız açgözlülükten gözü dönmüş birisi arkadaşına istediği kopyayı vermez.
Büyük şirketlerin, elbette, açgözlülükten gözleri dönmüştür. Uydukları kanunlar da bunu gerektirir, aksi halde paydaşları isyan eder. Ve satın aldıkları siyasetçiler onlara arka çıkmak için kimin kopya çıkarabileceği üzerinde onlara istisnai haklar veren kanunlar çıkarır.
Adil olmayan yasaları izlemek adaletli olamaz. Aydınlığa çıkmanın, büyük sivil itaatsizlik geleneğimizle, kamusal kültürümüzün şahsi gaspına karşı olduğumuzu ilan etmenin zamanı gelmiştir.
Nerede depolanmış olursa olsun, bilgiyi almalı, kendi kopyalarımızı çıkarmalı ve dünya ile paylaşmalıyız. Telif hakkı biten şeyleri alıp arşive eklemeliyiz. Gizli veritabanlarını satın alıp internete koymalıyız. Bilimsel dergileri indirip dosya paylaşım ağlarına yüklemeliyiz. Gerilla Açık Erişim için savaşmalıyız.
Bütün dünyada yeterince fazla sayıda olursak, yalnızca bilginin özelleştirilmesine karşı güçlü bir mesaj vermekle kalmayacağız, aynı zamanda onu tarihe gömeceğiz. Bize katılıyor musunuz?
Aaron Swartz
Temmuz 2008, Eremo, italya`