bugün
- forma7
- ırak5
- umman4
- metamfetamin7
- sinek as'ın sözlüğe vedası22
- uludağ sözlük bacıları geleneksel kongresi3
- büreyde3
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek11
- sözlüğün kralı4
- sözlüğün kraliçesi4
- insan sevmemek2
- yalnız yaşamak2
- ayağı şiir kokan kadın6
- aç uyumak10
- sevgi vs aşk9
- pazar gecesi son huzurlu uyku6
- gece gece kokoreç gömmek7
- betray me6
- karpuzcu libos panda2
- filistin5
- nervio'nun ateist ve ayakçı erkekle evlenmesi6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- orospum2
- ilhan irem dinleyen erkek6
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar9
- sevgilinin ayağından sigara içmek3
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum10
- hamile fotoğrafı5
- özerhisar ayran3
- salçalı makarna10
- çin9
- geçmişe götüren şarkılar5
- bir günde 1500 kalori almak4
- sandalet ayak bikinisidir4
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak10
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler10
- moralin çok bozuk olması3
- beyoğlu4
- jose mourinho götün yiyorsa çıkar arda yı2
- silamınnn aleyykiiiimmm genşşlerr6
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- açlıktan bayılmak4
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek16
- yarın sabah işe gidecek olmak5
- evrende hareket nasıl oluyor5
- ben bu yazıyı sana yazdım2
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek7
- rojin hevin berivan rojda gülizar rojbin gülistan5
- kocasakal'ın istanbul barosu başkanlığı3
- çok mutsuzum sözlük2
entry'ler (2)
ölüme yakın deneyim, nde (near death experience) ya da geçiş ölüm diye bilinen, teistler felsefe yaparken en çok ilgi duydukları ve inançlarını çıplaktıktan koruyan esrarengiz olay.
ölüme yakın deneyim; bazı insanların ölürken halüsinasyon görmesi olayıdır. bu halüsinasyonun aşamaları vardır. bu aşamalar şöyledir;
*ölen kişi önce bedeninden ayrıldığını hisseder. mesela ilk yardım ekibinin cansız bedenine ulaştığını görebilir.
*karanlık bir tünele girdiğini hisseder. bazen burada ölmüş yakınlarını görür. tünelin sonunda yoğun bir ışık onu karşılar.
*tanıklıklara göre bu ışığın bir gücü var. kişi anlatılmaz bir sevgi ve merhamet duygusuyla dolduğunu hisseder. kimi zaman bu duygu o denli hoş, o denli baş döndürücüdür ki cansız beden ölümü kabul eder. genellikle o anda bir ses, daha vaktin gelmedi diyerek onu ikaz eder ve geri döndürür. böylece hasta bilince kavuşur.
*uyandığında, kişi yaptığı bu yolculuğu eksiksiz hatırlar. dünyayı algılama biçimi değişmiştir. her şey den önce artık ölümden korkmuyordur. sonra çevresindekilere sevgiyle, gönül yüceliğiyle, anlayışla yaklaşmaya başlar.
*bütün tanıklarda bileşkeler hep aynı ama dini yan anlamlar ve kişinin kökenine ve kültürüne göre farklılık gösteriyor. batı kültüründe bu ışık isa'yla özdeşleştirilir, merhamet ve ışığın mükemmel uyumu. aslında bu deneyim "tibet ölüler kitabı"nda da tanımlanmıştır. ölümden sonrayı hatırlama. bu yolculuk ayrıntılarıyla planton'un cumhuriyet adlı eserinde anlatılmıştır.
bu deneyimler dünyanın her yerinde yaşandı, yaşanıyor. her geçen gün reanimasyon tekniklerinin gelişmesi sayesinde binlerce kişi ölümden döndürülüyor ve bu da deneyimlerin sayısını artırıyor. kalp krizi geçiren ve komaya giren her beş kişiden biri nde yaşıyor.
nde bir de negatif olanı var. çok ender de olsa, kişinin güçlü bir sıkıntı ve korku duyduğu deneyimler de vardır. gördüklerinden ürker, ölüme yaklaşmak onu korkutur ve bu deneyimlerden yıpranmış ve korkmuş olarak çıkar. bu deneyimler içinde, küçük bir grup bilinen klasik nde'nin tam tersini bile yaşar. kişi vücudundan ayrıldığını hisseder, ancak tünelin sonunda ışık yoktur. sadece kızılımsı bir karanlık. gördüğü yüzler de tanıdıkları değildir, acı çeken, inleyen, biçimsiz figürlerdir. sevgi ve merhamete gelince, onların yerini, korku, sıkıntı ve düşmanlık almıştır. hasta uyandığında, kişiliği tamamıyla değişmiştir. kaygılı, agresif ve tehlikeli.
böyle bir deneyimin metafizik anlamı söz konusu değildir. geri dönenler beyaz ışığı değil, tam zıddını gördüklerine inanıyorlar. şeytanla karşılaştıklarını düşünüyorlar. araf'ın derinliklerinde.
fransız polisiye/gerilim romanı yazarı jean-christophe grange, şeytan yemini kitabında, papalığın bu tip düşünceleri yüzyıllardan beri gizlemeye gayet sarf ettiğini ifade etmiştir. bunun sebebini ise şeytan'a yeniden itibar kazandırmak istememelerine bağlıyor.
işıksızlar da bu "araf'ta yaşayanlar" oluyorlar. antik çağ'dan bu yana negatif olarak hayata geri dönenlerin ismi: işıksızlar!
kitapta geçen agostina gedda isimli karakterin hikayesini anlatmanın yeridir:
agostina, sicilya'nın katanya kentinde, çocuk yaşlarında yüksek bir yerden düşmüş ve bilincini kaybetmiştir. ailesi ve çevresi onun bu durumuna üzülmüş ve onu unital6 adında, hac seyahatleri düzenleyen bir hristiyan kuruluşunun düzenlediği bir seyahatle kaplıcalara göndermişlerdir. agostina burada soğuk suya sokulmuş ve o şokla hemen geri çıkmıştır. seyahatten birkaç hafta sonra eski haline geri dönmüş, sağlıklı ve iyiliksever birisi olmuştur. evlenmiş ve hemşire olmuş, bölgede ne kadar yardıma muhtaç insan varsa koşmuş ve yardımcı olmaya çalışmıştır. ama bir gün gidip kocasını feci bir şekilde öldürmüş ve hapse konmuştur.
kitabın ana karakteri yüzbaşı mathieu durey agostina gedda'yı hapishanede ziyaret edip sorguladığında kocasının çocukken onun yüksekten düşmesini sağlayan kişi olduğunu ve ondan intikam aldığını söylemiştir. mathieu durey, madem kocası onu ittiyse, neden büyüdüğünde onunla evlendiğini sorduğunda, unuttuğunu, şokun etkisiyle hiçbir şey hatırlamadığını söylemiştir. yapılan araştırmalara göre onu kocasının ittiği de doğrudur. mathieu ona neden, kitaptaki seri cinayet serisinde olduğu gibi, kocasını öldürdüğünü sorduğunda trans halinde bunu şeytanın emrettiğini belirten söylemler sarf etmiştir.
işıksızlar da, şeytan'ın koruduğu, ruhunu nde sırasında, yaşama karşılığında şeytana satan ve ona kesin bir şekilde itaat eden kimselerdir.
daha detaylı bilgi için jean-christophe grange'nin "şeytan yemini" kitabına baş vurulabilir.
ölüme yakın deneyim; bazı insanların ölürken halüsinasyon görmesi olayıdır. bu halüsinasyonun aşamaları vardır. bu aşamalar şöyledir;
*ölen kişi önce bedeninden ayrıldığını hisseder. mesela ilk yardım ekibinin cansız bedenine ulaştığını görebilir.
*karanlık bir tünele girdiğini hisseder. bazen burada ölmüş yakınlarını görür. tünelin sonunda yoğun bir ışık onu karşılar.
*tanıklıklara göre bu ışığın bir gücü var. kişi anlatılmaz bir sevgi ve merhamet duygusuyla dolduğunu hisseder. kimi zaman bu duygu o denli hoş, o denli baş döndürücüdür ki cansız beden ölümü kabul eder. genellikle o anda bir ses, daha vaktin gelmedi diyerek onu ikaz eder ve geri döndürür. böylece hasta bilince kavuşur.
*uyandığında, kişi yaptığı bu yolculuğu eksiksiz hatırlar. dünyayı algılama biçimi değişmiştir. her şey den önce artık ölümden korkmuyordur. sonra çevresindekilere sevgiyle, gönül yüceliğiyle, anlayışla yaklaşmaya başlar.
*bütün tanıklarda bileşkeler hep aynı ama dini yan anlamlar ve kişinin kökenine ve kültürüne göre farklılık gösteriyor. batı kültüründe bu ışık isa'yla özdeşleştirilir, merhamet ve ışığın mükemmel uyumu. aslında bu deneyim "tibet ölüler kitabı"nda da tanımlanmıştır. ölümden sonrayı hatırlama. bu yolculuk ayrıntılarıyla planton'un cumhuriyet adlı eserinde anlatılmıştır.
bu deneyimler dünyanın her yerinde yaşandı, yaşanıyor. her geçen gün reanimasyon tekniklerinin gelişmesi sayesinde binlerce kişi ölümden döndürülüyor ve bu da deneyimlerin sayısını artırıyor. kalp krizi geçiren ve komaya giren her beş kişiden biri nde yaşıyor.
nde bir de negatif olanı var. çok ender de olsa, kişinin güçlü bir sıkıntı ve korku duyduğu deneyimler de vardır. gördüklerinden ürker, ölüme yaklaşmak onu korkutur ve bu deneyimlerden yıpranmış ve korkmuş olarak çıkar. bu deneyimler içinde, küçük bir grup bilinen klasik nde'nin tam tersini bile yaşar. kişi vücudundan ayrıldığını hisseder, ancak tünelin sonunda ışık yoktur. sadece kızılımsı bir karanlık. gördüğü yüzler de tanıdıkları değildir, acı çeken, inleyen, biçimsiz figürlerdir. sevgi ve merhamete gelince, onların yerini, korku, sıkıntı ve düşmanlık almıştır. hasta uyandığında, kişiliği tamamıyla değişmiştir. kaygılı, agresif ve tehlikeli.
böyle bir deneyimin metafizik anlamı söz konusu değildir. geri dönenler beyaz ışığı değil, tam zıddını gördüklerine inanıyorlar. şeytanla karşılaştıklarını düşünüyorlar. araf'ın derinliklerinde.
fransız polisiye/gerilim romanı yazarı jean-christophe grange, şeytan yemini kitabında, papalığın bu tip düşünceleri yüzyıllardan beri gizlemeye gayet sarf ettiğini ifade etmiştir. bunun sebebini ise şeytan'a yeniden itibar kazandırmak istememelerine bağlıyor.
işıksızlar da bu "araf'ta yaşayanlar" oluyorlar. antik çağ'dan bu yana negatif olarak hayata geri dönenlerin ismi: işıksızlar!
kitapta geçen agostina gedda isimli karakterin hikayesini anlatmanın yeridir:
agostina, sicilya'nın katanya kentinde, çocuk yaşlarında yüksek bir yerden düşmüş ve bilincini kaybetmiştir. ailesi ve çevresi onun bu durumuna üzülmüş ve onu unital6 adında, hac seyahatleri düzenleyen bir hristiyan kuruluşunun düzenlediği bir seyahatle kaplıcalara göndermişlerdir. agostina burada soğuk suya sokulmuş ve o şokla hemen geri çıkmıştır. seyahatten birkaç hafta sonra eski haline geri dönmüş, sağlıklı ve iyiliksever birisi olmuştur. evlenmiş ve hemşire olmuş, bölgede ne kadar yardıma muhtaç insan varsa koşmuş ve yardımcı olmaya çalışmıştır. ama bir gün gidip kocasını feci bir şekilde öldürmüş ve hapse konmuştur.
kitabın ana karakteri yüzbaşı mathieu durey agostina gedda'yı hapishanede ziyaret edip sorguladığında kocasının çocukken onun yüksekten düşmesini sağlayan kişi olduğunu ve ondan intikam aldığını söylemiştir. mathieu durey, madem kocası onu ittiyse, neden büyüdüğünde onunla evlendiğini sorduğunda, unuttuğunu, şokun etkisiyle hiçbir şey hatırlamadığını söylemiştir. yapılan araştırmalara göre onu kocasının ittiği de doğrudur. mathieu ona neden, kitaptaki seri cinayet serisinde olduğu gibi, kocasını öldürdüğünü sorduğunda trans halinde bunu şeytanın emrettiğini belirten söylemler sarf etmiştir.
işıksızlar da, şeytan'ın koruduğu, ruhunu nde sırasında, yaşama karşılığında şeytana satan ve ona kesin bir şekilde itaat eden kimselerdir.
daha detaylı bilgi için jean-christophe grange'nin "şeytan yemini" kitabına baş vurulabilir.
Ölüme yakın deneyim, NDE (Near Death Experience) ya da Geçiş Ölüm diye bilinen, teistler felsefe yaparken en çok ilgi duydukları ve inançlarını çıplaktıktan koruyan esrarengiz olay.
Ölüme yakın deneyim; bazı insanların ölürken halüsinasyon görmesi olayıdır. Bu halüsinasyonun aşamaları vardır. Bu aşamalar şöyledir;
*Ölen kişi önce bedeninden ayrıldığını hisseder. Mesela ilk yardım ekibinin cansız bedenine ulaştığını görebilir.
*Karanlık bir tünele girdiğini hisseder. Bazen burada ölmüş yakınlarını görür. Tünelin sonunda yoğun bir ışık onu karşılar.
*Tanıklıklara göre bu ışığın bir gücü var. Kişi anlatılmaz bir sevgi ve merhamet duygusuyla dolduğunu hisseder. Kimi zaman bu duygu o denli hoş, o denli baş döndürücüdür ki cansız beden ölümü kabul eder. Genellikle o anda bir ses, daha vaktin gelmedi diyerek onu ikaz eder ve geri döndürür. Böylece hasta bilince kavuşur.
*Uyandığında, kişi yaptığı bu yolculuğu eksiksiz hatırlar. Dünyayı algılama biçimi değişmiştir. Her şey den önce artık ölümden korkmuyordur. Sonra çevresindekilere sevgiyle, gönül yüceliğiyle, anlayışla yaklaşmaya başlar.
*Bütün tanıklarda bileşkeler hep aynı ama dini yan anlamlar ve kişinin kökenine ve kültürüne göre farklılık gösteriyor. Batı kültüründe bu ışık isa'yla özdeşleştirilir, merhamet ve ışığın mükemmel uyumu. Aslında bu deneyim "Tibet Ölüler Kitabı"nda da tanımlanmıştır. Ölümden sonrayı hatırlama. Bu yolculuk ayrıntılarıyla Planton'un Cumhuriyet adlı eserinde anlatılmıştır.
Bu deneyimler dünyanın her yerinde yaşandı, yaşanıyor. Her geçen gün reanimasyon tekniklerinin gelişmesi sayesinde binlerce kişi ölümden döndürülüyor ve bu da deneyimlerin sayısını artırıyor. Kalp krizi geçiren ve komaya giren her beş kişiden biri NDE yaşıyor.
NDE bir de Negatif olanı var. Çok ender de olsa, kişinin güçlü bir sıkıntı ve korku duyduğu deneyimler de vardır. Gördüklerinden ürker, ölüme yaklaşmak onu korkutur ve bu deneyimlerden yıpranmış ve korkmuş olarak çıkar. Bu deneyimler içinde, küçük bir grup bilinen klasik NDE'nin tam tersini bile yaşar. Kişi vücudundan ayrıldığını hisseder, ancak tünelin sonunda ışık yoktur. Sadece kızılımsı bir karanlık. Gördüğü yüzler de tanıdıkları değildir, acı çeken, inleyen, biçimsiz figürlerdir. Sevgi ve merhamete gelince, onların yerini, korku, sıkıntı ve düşmanlık almıştır. Hasta uyandığında, kişiliği tamamıyla değişmiştir. Kaygılı, agresif ve tehlikeli.
Böyle bir deneyimin metafizik anlamı söz konusu değildir. Geri dönenler beyaz ışığı değil, tam zıddını gördüklerine inanıyorlar. Şeytanla karşılaştıklarını düşünüyorlar. Araf'ın derinliklerinde.
Fransız Polisiye/Gerilim romanı yazarı Jean-Christophe Grange, Şeytan Yemini kitabında, Papalığın bu tip düşünceleri yüzyıllardan beri gizlemeye gayet sarf ettiğini ifade etmiştir. Bunun sebebini ise Şeytan'a yeniden itibar kazandırmak istememelerine bağlıyor.
Işıksızlar da bu "Araf'ta yaşayanlar" oluyorlar. Antik çağ'dan bu yana negatif olarak hayata geri dönenlerin ismi: Işıksızlar!
Kitapta geçen Agostina Gedda isimli karakterin hikayesini anlatmanın yeridir:
Agostina, Sicilya'nın Katanya kentinde, çocuk yaşlarında yüksek bir yerden düşmüş ve bilincini kaybetmiştir. Ailesi ve çevresi onun bu durumuna üzülmüş ve onu Unital6 adında, Hac seyahatleri düzenleyen bir Hristiyan kuruluşunun düzenlediği bir seyahatle kaplıcalara göndermişlerdir. Agostina burada soğuk suya sokulmuş ve o şokla hemen geri çıkmıştır. Seyahatten birkaç hafta sonra eski haline geri dönmüş, sağlıklı ve iyiliksever birisi olmuştur. Evlenmiş ve hemşire olmuş, bölgede ne kadar yardıma muhtaç insan varsa koşmuş ve yardımcı olmaya çalışmıştır. Ama bir gün gidip kocasını feci bir şekilde öldürmüş ve hapse konmuştur.
Kitabın ana karakteri Yüzbaşı Mathieu Durey Agostina Gedda'yı hapishanede ziyaret edip sorguladığında kocasının çocukken onun yüksekten düşmesini sağlayan kişi olduğunu ve ondan intikam aldığını söylemiştir. Mathieu Durey, madem kocası onu ittiyse, neden büyüdüğünde onunla evlendiğini sorduğunda, unuttuğunu, şokun etkisiyle hiçbir şey hatırlamadığını söylemiştir. Yapılan araştırmalara göre onu kocasının ittiği de doğrudur. Mathieu ona neden, kitaptaki seri cinayet serisinde olduğu gibi, kocasını öldürdüğünü sorduğunda trans halinde bunu şeytanın emrettiğini belirten söylemler sarf etmiştir.
Işıksızlar da, Şeytan'ın koruduğu, ruhunu NDE sırasında, yaşama karşılığında şeytana satan ve ona kesin bir şekilde itaat eden kimselerdir.
Daha detaylı bilgi için Jean-Christophe Grange'nin "Şeytan Yemini" kitabına baş vurulabilir.
Ölüme yakın deneyim; bazı insanların ölürken halüsinasyon görmesi olayıdır. Bu halüsinasyonun aşamaları vardır. Bu aşamalar şöyledir;
*Ölen kişi önce bedeninden ayrıldığını hisseder. Mesela ilk yardım ekibinin cansız bedenine ulaştığını görebilir.
*Karanlık bir tünele girdiğini hisseder. Bazen burada ölmüş yakınlarını görür. Tünelin sonunda yoğun bir ışık onu karşılar.
*Tanıklıklara göre bu ışığın bir gücü var. Kişi anlatılmaz bir sevgi ve merhamet duygusuyla dolduğunu hisseder. Kimi zaman bu duygu o denli hoş, o denli baş döndürücüdür ki cansız beden ölümü kabul eder. Genellikle o anda bir ses, daha vaktin gelmedi diyerek onu ikaz eder ve geri döndürür. Böylece hasta bilince kavuşur.
*Uyandığında, kişi yaptığı bu yolculuğu eksiksiz hatırlar. Dünyayı algılama biçimi değişmiştir. Her şey den önce artık ölümden korkmuyordur. Sonra çevresindekilere sevgiyle, gönül yüceliğiyle, anlayışla yaklaşmaya başlar.
*Bütün tanıklarda bileşkeler hep aynı ama dini yan anlamlar ve kişinin kökenine ve kültürüne göre farklılık gösteriyor. Batı kültüründe bu ışık isa'yla özdeşleştirilir, merhamet ve ışığın mükemmel uyumu. Aslında bu deneyim "Tibet Ölüler Kitabı"nda da tanımlanmıştır. Ölümden sonrayı hatırlama. Bu yolculuk ayrıntılarıyla Planton'un Cumhuriyet adlı eserinde anlatılmıştır.
Bu deneyimler dünyanın her yerinde yaşandı, yaşanıyor. Her geçen gün reanimasyon tekniklerinin gelişmesi sayesinde binlerce kişi ölümden döndürülüyor ve bu da deneyimlerin sayısını artırıyor. Kalp krizi geçiren ve komaya giren her beş kişiden biri NDE yaşıyor.
NDE bir de Negatif olanı var. Çok ender de olsa, kişinin güçlü bir sıkıntı ve korku duyduğu deneyimler de vardır. Gördüklerinden ürker, ölüme yaklaşmak onu korkutur ve bu deneyimlerden yıpranmış ve korkmuş olarak çıkar. Bu deneyimler içinde, küçük bir grup bilinen klasik NDE'nin tam tersini bile yaşar. Kişi vücudundan ayrıldığını hisseder, ancak tünelin sonunda ışık yoktur. Sadece kızılımsı bir karanlık. Gördüğü yüzler de tanıdıkları değildir, acı çeken, inleyen, biçimsiz figürlerdir. Sevgi ve merhamete gelince, onların yerini, korku, sıkıntı ve düşmanlık almıştır. Hasta uyandığında, kişiliği tamamıyla değişmiştir. Kaygılı, agresif ve tehlikeli.
Böyle bir deneyimin metafizik anlamı söz konusu değildir. Geri dönenler beyaz ışığı değil, tam zıddını gördüklerine inanıyorlar. Şeytanla karşılaştıklarını düşünüyorlar. Araf'ın derinliklerinde.
Fransız Polisiye/Gerilim romanı yazarı Jean-Christophe Grange, Şeytan Yemini kitabında, Papalığın bu tip düşünceleri yüzyıllardan beri gizlemeye gayet sarf ettiğini ifade etmiştir. Bunun sebebini ise Şeytan'a yeniden itibar kazandırmak istememelerine bağlıyor.
Işıksızlar da bu "Araf'ta yaşayanlar" oluyorlar. Antik çağ'dan bu yana negatif olarak hayata geri dönenlerin ismi: Işıksızlar!
Kitapta geçen Agostina Gedda isimli karakterin hikayesini anlatmanın yeridir:
Agostina, Sicilya'nın Katanya kentinde, çocuk yaşlarında yüksek bir yerden düşmüş ve bilincini kaybetmiştir. Ailesi ve çevresi onun bu durumuna üzülmüş ve onu Unital6 adında, Hac seyahatleri düzenleyen bir Hristiyan kuruluşunun düzenlediği bir seyahatle kaplıcalara göndermişlerdir. Agostina burada soğuk suya sokulmuş ve o şokla hemen geri çıkmıştır. Seyahatten birkaç hafta sonra eski haline geri dönmüş, sağlıklı ve iyiliksever birisi olmuştur. Evlenmiş ve hemşire olmuş, bölgede ne kadar yardıma muhtaç insan varsa koşmuş ve yardımcı olmaya çalışmıştır. Ama bir gün gidip kocasını feci bir şekilde öldürmüş ve hapse konmuştur.
Kitabın ana karakteri Yüzbaşı Mathieu Durey Agostina Gedda'yı hapishanede ziyaret edip sorguladığında kocasının çocukken onun yüksekten düşmesini sağlayan kişi olduğunu ve ondan intikam aldığını söylemiştir. Mathieu Durey, madem kocası onu ittiyse, neden büyüdüğünde onunla evlendiğini sorduğunda, unuttuğunu, şokun etkisiyle hiçbir şey hatırlamadığını söylemiştir. Yapılan araştırmalara göre onu kocasının ittiği de doğrudur. Mathieu ona neden, kitaptaki seri cinayet serisinde olduğu gibi, kocasını öldürdüğünü sorduğunda trans halinde bunu şeytanın emrettiğini belirten söylemler sarf etmiştir.
Işıksızlar da, Şeytan'ın koruduğu, ruhunu NDE sırasında, yaşama karşılığında şeytana satan ve ona kesin bir şekilde itaat eden kimselerdir.
Daha detaylı bilgi için Jean-Christophe Grange'nin "Şeytan Yemini" kitabına baş vurulabilir.