bugün
- ben geldim naneler18
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek14
- ferdi özbeğen9
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması18
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek5
- örgüt evlerinde vurduran dhkp c li kız2
- sözlükte flörtleşmek18
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı4
- cristiano ronaldo dos santos aveiro2
- sevgiliyle sevişirken akla ilyas salmanın gelmesi3
- devlet kim lan7
- çok çişi gelen insan5
- kız arkadaşıma hediye edeceğim araba için öneriler11
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği5
- pandela43
- menekşe moru oje4
- kaçak bey kullanmayan elektrik5
- erkekler olarak sokakta donla dolaşmak istiyoruz6
- hem entelektüel hem sikici hem yakışıklı erkek8
- pandela tarzı entry gir6
- neden entry girmiyorsunuz nereye kayboldunuz3
- rus edebiyatı vs türk edebiyatı3
- anın görüntüsü20
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- gay oğlunu sevgilisiyle basan baba2
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak5
- wednesdayin annesi8
- sözlüğün zıvanadan çıkması4
- ispanyol erkeklerini türk erkekleriyle takas etmek4
- 35 yaşında ölmek4
- ince ruhlu erkek olmak2
- gargamel deki akıllara zarar mantık hatası2
- renkli gözün türkiyede çok yaygınlaşması5
- mmm pandela poposu kocaman5
- yazarlara verilmiş lakaplar3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları7
- annenin ölmesi5
- pandela1bukentay3
- tai lung ile revani yemek4
- zoey2
- güne bir şarkı bırak2
- aylık 409 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl8
- izlenmiş en kusursuz film8
- azgın türbanlı10
- alain delon vs cüneyt arkın5
- 20263
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması17
- burcu yüzünden bir kızı reddeden erkek2
- sevmek2
entry'ler (3559)
ünlü fransız yazar georges perec'in hiç 'e' harfi kullanmadan yazdığı "la disparition" (kayboluş) adlı romandir, hiç 'e' harfi kullanılmadan türkçe'ye çevrilmiştir. cemal yardımcı'nın çevirisi ayrıntı yayınlarının 400. kitabı olarak yayımlandı.
57 bin 2 sözcük, 370 bin 430 harf bulunan "kayboluş"ta hiç "e" yok.
57 bin 2 sözcük, 370 bin 430 harf bulunan "kayboluş"ta hiç "e" yok.
Ünlü Fransız yazar Georges Perec'in hiç 'e' harfi kullanmadan yazdığı "La Disparition" (Kayboluş) adlı romanDIR, hiç 'e' harfi kullanılmadan Türkçe'ye çevrilMiŞTiR. Cemal Yardımcı'nın çevirisi Ayrıntı Yayınlarının 400. kitabı olarak yayımlandı.
57 bin 2 sözcük, 370 bin 430 harf bulunan "Kayboluş"ta hiç "e" yok.
57 bin 2 sözcük, 370 bin 430 harf bulunan "Kayboluş"ta hiç "e" yok.
Tıbben mümkün olmasıyla şaşırtan haberdir. Haber aynen şöyle. Alıntıdır.
Huang'ın karnındaki bebek 1948 yılında karnın içindeyken ölmüştü. Doktorlar teşhisi koymuştu, ancak kadının cenini aldıracak kadar parası yoktu. O da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmeye karar verdi. içindeki bebek 60 yıl sonra çıkarıldığında ise taşlaşmıştı.
Royal Society of Medicine dergisine gore tıp tarihine kaydı geçmiş 290 litopediyon vakası var.
Huang'ın karnındaki bebek 1948 yılında karnın içindeyken ölmüştü. Doktorlar teşhisi koymuştu, ancak kadının cenini aldıracak kadar parası yoktu. O da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmeye karar verdi. içindeki bebek 60 yıl sonra çıkarıldığında ise taşlaşmıştı.
Royal Society of Medicine dergisine gore tıp tarihine kaydı geçmiş 290 litopediyon vakası var.
Dikkat, siyasî yazı değildir!
Sayın Başbakanım,Sen diyeceğim şimdi sana. Çünkü siz-biz yok aramızda. Başımızda isen, sen bize, biz sana.
Bana gelince. Sicilim belli. Kırık dallara ağlamak, elde ilâç, hasta köpeklerin arkasından koşmak, vurgun yemiş kedilerin yarasını sağaltmak, en çiçekli zamanında balta yiyerek yere serilmiş ağaçlara dertlenmekle geçti benim ömrüm. Zannım o ki herkese yetecek kadar gözyaşı herkese yetecek kadar da tebessümün sahibiyim. insanlığın ilk şartı olarak empatiyi bilirim ve onu da Komşusu açken uyuyan bizden değildir hadisinin sırrında aşikâr edebilirim. Siyaseti hiç sevmem. Böyle bir yazı yazması beklenecek belki de son kişiyim. Ama aldanmamalı, 12 Eylül öncesini iyi bilirim. Belki o mide bulantısındandır böyleliğim. Anneyim. Daha önemlisi, son otuz yılım yaşları on yedi ilâ yirmi bir arasında değişen gençler ile iç içe geçti. Sınıfı iyi tanırım. Sorsalar, sınıfta, kürsüde ölmek isterim. Bu hafta bir Kudüs yazısı yayımlayacaktım aslında. Her şey olup biterken çok uzaktaydım. Ama yanan ağaçlardan utandım. Yazmadan edemedim. Peşinen söyleyeyim. Ben. Gayet saf. Bu işin bahçesindeyim. Anneler gözüyleyim.
Sayın Başbakanım,
Ben aklımı siyaset dışı bırakalı uzun yıllar oldu. Dedim ya, mide bulantım mazeretimdir. Umarım ilk ve son olur bu yazı. Zaten bu da siyasî bir yazı olmayacak, sadece insanî. Demem o ki. Elbette. Malum ki. Muhakkak ki. Ve belki. Bu işin tek değil çok katmanı var. Masumu kadar, durumdan vazife çıkaranı, fırsat kollayanı, saman altından su yürüteni, aba altından sopa göstereni, son ucu zorlayanı, kışkırtıcısı, iç mihrakı, dış oyunu, daha bilmem nesi var. Hepsine de eyvallah. Ama hepsinin üzerinde insan var.
Şimdi şu yangın yerinde Tek masumun acı çektiği yerde diye başlasam, kargalar gülecek belki üzerime. Arka plan hesapları hesaba katmak elbette senin üzerine vazife. Ama uyarmak da benim. Çünkü anneyim ve ağaçları yerli yerinde severim. Bilirim ki birbirine diş bilese bile o hummalı kalabalığın tekmili, gazdan gözleri kör olan kedi ve kökleri açıkta bekleyen ağaçlar da, hepsi, hepsi senin emanetin. Sen ki Dicle kıyısında bir kuzuyu kurt yese bununla dertlenen Hz. Ömerle aynı ümmettensin. Adalet mefsedete göre hükmetmez, malum. Yani kırk kişilik bir gemide otuz dokuz suçlu ve tek masum olsa, o masumun yüzü suyu hürmetine o gemi batırılmaz. Bunu benden iyi bilirsin.
Ayıran ayırsın bırak. Yerin geniş, sen bizim oraların tabiriyle darlanma. Sen-ben olarak kalalım, aramıza siz-biz sokma. Lütfen. Safları sıklaştır, ayırma. Ağaçlar yürüyemez belli, sen bir adım at onlara. Var sayalım ki bu iş üç-beş ağaçtan çıktı, dallanıp budaklandı. Ama zevahire bir bak. Mahşer günü üç-beş ağacın tanıklığını göz ardı etme. O kıyamette bu gölgeyi ihmal etme. Çok mu zor Tamam, ağaçlar yerinde demek? Ağaçlar için geri dönen bir başbakan olmak senden bir şey azaltmaz. Bunu taviz sayma. Olsa bile, bir taviz başka tavizlerin kapısını açmaz. Gör bakalım o zaman senin kazancın bildik terazilerle ölçülebilir mi? O zaman, yeri geldiğinde rücu etmesini bilen bilge, daha zenginleşmez mi? Haklıysan haklılığını göster. Bir adım at. Bu fırtına o zaman bak nasıl diner ansızın bir tebessüm eli değmişçesine.
Sayın Başbakanım,
Ben kaygılıyım. Kurunun arasında yaşın yanmasından değil sadece kaygım. Kurunun yanmasından da korkarım. Çünkü bu gençlerin hepsi bizim. Alev saçanlar bile başkasının değil, bizim. Ve gençlerden başka gidecek bir yerimiz yok, bilirsin. Lâkin kaygıyla bulansam da yine de ümitliyim.
Olağanüstü başarılara imza attığına, tökezleyen bir gelenekten demokratik bir toplum çıkardığına, söyleyenlerin yalancısı değil, bizatihi ben şahidim. Bu gün meydanlara dökülenler de bir bakıma senin eserin. Onca ileri ittiğin şeyin arkasında kalma. Tebessüm et. Kucakla. Bak nasıl yakışacak o tebessüm sana.
Bu yazıyı yazabilmiş kalemi sapasağlam kişi. insan üstü bir zeka. Hayran olmamak elde değil.
Sayın Başbakanım,Sen diyeceğim şimdi sana. Çünkü siz-biz yok aramızda. Başımızda isen, sen bize, biz sana.
Bana gelince. Sicilim belli. Kırık dallara ağlamak, elde ilâç, hasta köpeklerin arkasından koşmak, vurgun yemiş kedilerin yarasını sağaltmak, en çiçekli zamanında balta yiyerek yere serilmiş ağaçlara dertlenmekle geçti benim ömrüm. Zannım o ki herkese yetecek kadar gözyaşı herkese yetecek kadar da tebessümün sahibiyim. insanlığın ilk şartı olarak empatiyi bilirim ve onu da Komşusu açken uyuyan bizden değildir hadisinin sırrında aşikâr edebilirim. Siyaseti hiç sevmem. Böyle bir yazı yazması beklenecek belki de son kişiyim. Ama aldanmamalı, 12 Eylül öncesini iyi bilirim. Belki o mide bulantısındandır böyleliğim. Anneyim. Daha önemlisi, son otuz yılım yaşları on yedi ilâ yirmi bir arasında değişen gençler ile iç içe geçti. Sınıfı iyi tanırım. Sorsalar, sınıfta, kürsüde ölmek isterim. Bu hafta bir Kudüs yazısı yayımlayacaktım aslında. Her şey olup biterken çok uzaktaydım. Ama yanan ağaçlardan utandım. Yazmadan edemedim. Peşinen söyleyeyim. Ben. Gayet saf. Bu işin bahçesindeyim. Anneler gözüyleyim.
Sayın Başbakanım,
Ben aklımı siyaset dışı bırakalı uzun yıllar oldu. Dedim ya, mide bulantım mazeretimdir. Umarım ilk ve son olur bu yazı. Zaten bu da siyasî bir yazı olmayacak, sadece insanî. Demem o ki. Elbette. Malum ki. Muhakkak ki. Ve belki. Bu işin tek değil çok katmanı var. Masumu kadar, durumdan vazife çıkaranı, fırsat kollayanı, saman altından su yürüteni, aba altından sopa göstereni, son ucu zorlayanı, kışkırtıcısı, iç mihrakı, dış oyunu, daha bilmem nesi var. Hepsine de eyvallah. Ama hepsinin üzerinde insan var.
Şimdi şu yangın yerinde Tek masumun acı çektiği yerde diye başlasam, kargalar gülecek belki üzerime. Arka plan hesapları hesaba katmak elbette senin üzerine vazife. Ama uyarmak da benim. Çünkü anneyim ve ağaçları yerli yerinde severim. Bilirim ki birbirine diş bilese bile o hummalı kalabalığın tekmili, gazdan gözleri kör olan kedi ve kökleri açıkta bekleyen ağaçlar da, hepsi, hepsi senin emanetin. Sen ki Dicle kıyısında bir kuzuyu kurt yese bununla dertlenen Hz. Ömerle aynı ümmettensin. Adalet mefsedete göre hükmetmez, malum. Yani kırk kişilik bir gemide otuz dokuz suçlu ve tek masum olsa, o masumun yüzü suyu hürmetine o gemi batırılmaz. Bunu benden iyi bilirsin.
Ayıran ayırsın bırak. Yerin geniş, sen bizim oraların tabiriyle darlanma. Sen-ben olarak kalalım, aramıza siz-biz sokma. Lütfen. Safları sıklaştır, ayırma. Ağaçlar yürüyemez belli, sen bir adım at onlara. Var sayalım ki bu iş üç-beş ağaçtan çıktı, dallanıp budaklandı. Ama zevahire bir bak. Mahşer günü üç-beş ağacın tanıklığını göz ardı etme. O kıyamette bu gölgeyi ihmal etme. Çok mu zor Tamam, ağaçlar yerinde demek? Ağaçlar için geri dönen bir başbakan olmak senden bir şey azaltmaz. Bunu taviz sayma. Olsa bile, bir taviz başka tavizlerin kapısını açmaz. Gör bakalım o zaman senin kazancın bildik terazilerle ölçülebilir mi? O zaman, yeri geldiğinde rücu etmesini bilen bilge, daha zenginleşmez mi? Haklıysan haklılığını göster. Bir adım at. Bu fırtına o zaman bak nasıl diner ansızın bir tebessüm eli değmişçesine.
Sayın Başbakanım,
Ben kaygılıyım. Kurunun arasında yaşın yanmasından değil sadece kaygım. Kurunun yanmasından da korkarım. Çünkü bu gençlerin hepsi bizim. Alev saçanlar bile başkasının değil, bizim. Ve gençlerden başka gidecek bir yerimiz yok, bilirsin. Lâkin kaygıyla bulansam da yine de ümitliyim.
Olağanüstü başarılara imza attığına, tökezleyen bir gelenekten demokratik bir toplum çıkardığına, söyleyenlerin yalancısı değil, bizatihi ben şahidim. Bu gün meydanlara dökülenler de bir bakıma senin eserin. Onca ileri ittiğin şeyin arkasında kalma. Tebessüm et. Kucakla. Bak nasıl yakışacak o tebessüm sana.
Bu yazıyı yazabilmiş kalemi sapasağlam kişi. insan üstü bir zeka. Hayran olmamak elde değil.
Akıcı bir romandır. Yalnız okumaya başlayınca sarsıcı bir son bekliyorsunuz. Ama yok. sade bir son da olsa tavsiye edilebilen bir kitaptır.
Bir cariye nin farelere diktiği kıyafeti anlatmak gibi renkli ama padişahın tek kurtuluşunun çocuklarını öldürmek kadar acı olduğu roman. Okunmalıdır. Kesinlikle zaman kaybı değildir.
Eskiden padişahlık zamanlarıyla günümüzün uyarlaması. Yalnız çok şey değişmiş olduğundan dolayı Erdoğan ı destekleyenler kadar desteklemeyenlerin de bu ülkenin dış faydalarından yararlanmaya hakkı vardır.
''zira bugün madem sevmiyorsun yaptığı yoldan yürüme'' diyen biri oldu hayatımda.
''zira bugün madem sevmiyorsun yaptığı yoldan yürüme'' diyen biri oldu hayatımda.
Devlet Erdoğan ve ailesinin ortak malıdır dan dolayı oluşan durumdur. Gerekmiyorsa nefes dahi almayarak yaranmak gerekir.
Burası Recep tayyip Erdoğan ın ülkesi olduğu kadar eşit miktarda diğer insanlarında ülkesi olduğundan dolayı devlet başbakanın ve ailesinin malı olmadığından dolayı anlaşılamayan tespit. Kinayedir diye düşünüyorum. Zira bunu bir beyin mantıklı olarak düşünüyorsa işlevselliğini yitirmiştir kanaatindeyim.
Polisi arayıp başına birşey gelmesinden endişeleniyorum diyecek kadar alıştırmış olduğundan insanı vazifedir duyulan merak. *
Küçükken musluğun birinden kurbağa bacağı sarktığını duyunca vazgeçilendir. *
Değer vermektir. Vefanın bir semt adı olmadığını belki Atatürk e artık kanıtlayamazsın ama vicdanına kanıtlayabilirsin böylece.
#20380512 böyle bir entrye sahip yazar. Zeki insanları severim. O da onlardan denilesi. ''Kinaye yapan yerlerin dert görmesin e mi'' demek istenen ayrıca.
ironinin dibidir. Suudi arabistan da kaldığım bir otel de arap garsonun telefonunun melodisiydi ayrıca. *
Kibar küfürdür.
Sonuçta feriha gibi bir kızın olduğunu düşün. Boşver ya da böyle bir acıya gerek yok akşam üstü akşam üstü. *
Sonuçta feriha gibi bir kızın olduğunu düşün. Boşver ya da böyle bir acıya gerek yok akşam üstü akşam üstü. *
Hamilelerdir. Çizgi film izlerken bile ağladıkları görülmüştür.
''harbiden varmış olum'' kelimesini sarfedilebilitesi yüksek olan söz gruplarıdır.
Özgün bir tarzı olan okurken de gülmenin mümkün olduğunu gösteren yazar.
son 80 sayfada ağlatan kitap.
jojo moyes ilginç bir konuya değinmiş aslında. kesinlikle sıradan bir aşk hikayesi değil.
Kitap bittiğinde Will e kızmamak elde değildir vesselam. Kesinlikle okunmalıdır listesindedir.
jojo moyes ilginç bir konuya değinmiş aslında. kesinlikle sıradan bir aşk hikayesi değil.
Kitap bittiğinde Will e kızmamak elde değildir vesselam. Kesinlikle okunmalıdır listesindedir.
iyi bir hatip olduğu aşikar olduğundan dolayı böyle bir durum var ne yazık ki. yalnızca enteresan olan kendi kendini yalanlarken bile inandırıcı olmasıdır. zira Mehmet Ali Birand la yaptığı bir programda gönlümde başkanlık sistemi var diyor. Birand Gönlümde başkanlık sistemi var dediniz dediğinde hayır demedim dedi. öyle bir demedim diyor ki vesselam video olmasa inanırsın.
Her zaman da iyi olmayan bir şey bu hitabet gücü. sonuçta kitleleri iyi bir şey için arkasına takabildiği gibi talihsiz düşünceler içinde peşinden sürükleyebiliyor insanları.
Her zaman da iyi olmayan bir şey bu hitabet gücü. sonuçta kitleleri iyi bir şey için arkasına takabildiği gibi talihsiz düşünceler içinde peşinden sürükleyebiliyor insanları.