bugün
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz16
- and the oscar goes to5
- kızları en güzel olan şehir13
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi13
- affetmenin gücü6
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- akrostişli şiir6
- silver ile evlenecek erkek52
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- sırrı süreyya önder28
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- en sevdiğiniz sayı3
- ilişki yapmaya üşenmek6
- mauro icardi12
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- de niro vs pacino3
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- 30 yaşına girmek4
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- hristiyanlık7
- sarapci koala58
- cinlerin özünde iyi insanlar olması4
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- sözlük açsanız ismi ne olurdu4
- kadın nefreti4
- dün gece ne oldu13
- sözler köşkü6
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- sözlükteki satranç taşları4
- arabaları yan yana park edip öpüşmek3
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- açtığı parantezi kapatmayan insan2
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- burcu akrep olan birini akrep sokması4
- 50 bin liraya sabah 10'a kadar uyumadan durmak3
- euro 20162
- her cümlesinin sonuna açıkçası koyan insan2
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- şikeci amedspor5
- arabada son ses dinlenecek şarkılar3
- sözlüğü annesi gibi gören insan3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- nazilerin haklı olan yanı2
- tutmayan başlık açma rehberi7
- sıpsıkıcı olmanız4
entry'ler (144)
dini bütün bir kişi.
30 dk içinde biletlerinin tükendiği maçtır. gerçek taraftar dediğin böyle olur.
bok, bok, bok.
insan öğütmek konusunda üstüne olmayan parti. bildiğin alıyorlar adamı soldan soğutup bırakıyorlar. misal, hepsi gençtir bunların üniversiteden sonra mücadeleye devam edenine pek sık rastlanmaz.
düşünenlerinin beyinsiz başlarına şu hadisenin gelmesini istediğimdir;
mevsimlerden kış, soğuk bir ayaz günü, bilmediğin bir yoldan geçiyorsun kıçın dona dona, burnunu çeke çeke, hastasın da zaten burnundaki sümükler durmuyor aniden selpağının bittiğini farkedersin, sümük de ağzına girmek üzere, hemen bir bakkal gördün gir içeri ama dur ya kürtse neyse önce bi'sor bakalım kürt müsün selpak alacam ona göre diye, sonra siksin seni bi'güzel, hakettin.
mevsimlerden kış, soğuk bir ayaz günü, bilmediğin bir yoldan geçiyorsun kıçın dona dona, burnunu çeke çeke, hastasın da zaten burnundaki sümükler durmuyor aniden selpağının bittiğini farkedersin, sümük de ağzına girmek üzere, hemen bir bakkal gördün gir içeri ama dur ya kürtse neyse önce bi'sor bakalım kürt müsün selpak alacam ona göre diye, sonra siksin seni bi'güzel, hakettin.
sigaramın dumanına sarsam saklasam seniii...
doğru önerme, mesela ben hiç pink floyd dinleyen kalitesiz görmedim.baştan oksimoron olurdu zaten. led zeppelin, deep purple, black sabbath üçlüsünü dinleyen adamdan zarar gelmez. valla bak. heavy metale doğru geçmeye başladığında azıcık endişe edebilirsin.
tarifsiz duygular bırakan, mallığın alası olmaya aday hadisedir.
(bkz: evlat acısı)
(bkz: evlat acısı)
bu tercihi yapmış tip hakkında olumsuz düşünen insanlara "ee nolmuş yani" dedirten adamdır.**
ayrıca;
(bkz: adam homofobik beyler)
ayrıca;
(bkz: adam homofobik beyler)
david gilmouru getirtin mezarımda smile çalsın. yapın bunu lan n'olur.
alınık kaş, valla bak.
o barışma süreci, türk toplumunda yüzyıllardır bastırılan cinselliğin açığa çıkmasıyla, uzunca bir süre seks faaliyetlerine dayanacak, doyuma ulaştıktan sonra normal seviyede cinsel dürtü içeren kadın-erken ilişkisine erişecektir. velhasıl, baya uzun bir süreçtir.
her sabah duymaktan bıktığım, bitsin artık bu çile dediğim anonstur. bir de ingilizce dilinde ayrı bir azap çektirir. taksim is the törmınıl steyşın. sonrasında gelen, yine iki dilde işkence eden "kabataş yönüne geçmek isteyen yolcular, finükiler hattını kullanabilirler" cümlesi kusmukların son noktasını getirir. en azından kayıt değiştirilse, ses tonu daha değişik insanlar tarafından seslendirilse, ne bilim arka fona müzik konsa, hüzünlü mod için final cut, neşeli mod için the final countdown gibi...ulaşım sistemi çok monoton, hiç entegre değil zaten, kentler çok monoton, hayat zaten zor...neyse kent pilancısı çıkınca halledecem bunların hepsini.
--spoiler--
insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. en sahicisi de bu üçüncüdür. olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.
ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.
kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. berduşlara ve kör kedilere bakarsın. gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.
Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. bir kokuya sarılma isteğini. bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.
gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.
--spoiler--
insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. en sahicisi de bu üçüncüdür. olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.
ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.
kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. berduşlara ve kör kedilere bakarsın. gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.
Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. bir kokuya sarılma isteğini. bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.
gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.
--spoiler--