bugün

"ulusalcı", hem de "solcu" olmanın dayanılamaz ağırlığı...

bu kavramı ilk defa bir yüzleşme derneği toplantısında bir arkadaşım kullandı. fakat kamu önünde, yazı ve konuşmalarında benden başka kullanan oldu mu, bilemiyorum. çok da önemli değil. önemli olan bu "ucube" kavramın kendisi... zira kavramın kendisi kadar ifade ettiği durum da "ucube"...

malum, ülkemizde bir "milliyetçilik" var, bir de "ulusalcılık". ikisi de aslında aynı anlamı ifade ediyor olmasına karşın "milliyetçilik" daha çok "sağ", "ulusalcılık" ise daha çok "sol" bir kökenden gelmiş olmaya işaret ediyor.

sağ'ı bilmem, ama bu "ulusalcılık" ya da "milliyetçilik" durumunun "sol" ile ilişkili olarak bu denli gündem olması, oldukça "enteresan" bir tablo arz ediyor.

zira en genel manasında sol evrenselci bir dünya görüşüne tekabül ediyor ve devlet, ulus, ulus-devlet gibi konularda rahatlıkla ilkesel denilebilecek bir tutumu var.

işin teorik evveliyatına fazlaca girmeden şu kadarını söyleyeyim ki sol, sosyalist düşüncenin konuyla ilgili temel görüşü, ulusalcılığın kapitalist sistemle birlikte ortaya çıkan bir "aşama" olduğudur. ve ulus-devletlerin, burjuvazinin kendi pazarına hakim olma isteğinin sonucu ortaya çıktığı belirtilir. emperyalist dönemde ise, açık işgale dayalı klasik sömürgeciliğe karşı genellikle milli burjuvazinin öncülük ettiği ulusal kurtuluş savaşlarına destek vermek gerektiği savunulur. millici burjuvazinin zayıf olduğu yerlerde, bu görev, sonrasında sosyalizmi inşa etmek kaydıyla "proleterya partisi"nin görevi olur. ve nihai olarak devlet ve bürokrasinin giderek "sönümleneceği", ulusal çitlerin ortadan kaldırılacağı bir çizgide yürümek gerektiği vurgulanır. çünkü yinelemek gerekirse, ulus-devlet bir burjuva kategorisidir ve aşılması gerekmektedir...
© copyright 2005 - 2026