bugün

bana uzun zaman aradan sonra, şu sanal ortamda, siyasi içerikli bir entry yazdırma başarısını gösterdiği için, evvela tebrik ettiğim sosyalisttir.
*
nedense bunların sahteleri sadece bizim ülkemizde yaşar, bizim ülkemiz derken, 'bizim, sizin değil' demek istemiyorum, yanlış anlaşılmasın, bu ülke hepimizin ve hepimize yeter, yanına bir yenisini kurmak oldukça gereksiz!

evet ne diyorduk, bu sahte sosyalistlerin alayı bizim ülkemizde nedense, neye inandığını bilmeyen, inandığını sandığı şeyin, asıl mantığından bihaber, 80 sonrası nesilden ne kadar sosyalist olursa, ancak o kadar olan birtakım tuhaf insanlar.

özellikle de son birkaç yıldır, sosyalizmi, türkiye'nin doğusunda başka bir ülke kurma hakkı ve bu hakkı savunanlar derneğinin resmi adı zannetmeleri, üzerinde uzun uzun düşünülmesi ve tartışılması gereken bir hadisedir.

dilinden düşürmediği das kapital'i, okumak şöyle dursun, adını zar zor yazabilen ve hatta, 68 fransa'sından kalma, fransızca bir metin olduğunu zannedenlerin, çoğunluğunu oluşturduğu bu güruh, enternasyonal marşını ilk kez, beynelmilel filminde duymuş, ellerinde en ufak bir nasır izi taşımazken, 'proletarya' diye sağa sola haykırır olmuş *, odasının duvarına nazım posteri asıp, elinde amerikan silahıyla, bu ülkenin bayrağına kurşun sıkanları ve onların sözümona haklı davalarını sahiplenir olmuştur.

türkü barlarda elinde ıslak mendille, beceriksizce halay çekip, cemo, kızıldere, uğurlama ve büyü'den oluşan zengin! repertuvarını, dava arkadaşlarıyla hep bir ağızdan söyledikten sonra, evlere dağılıp, sanki afrika'da insanlar açlıktan ölmüyormuş gibi, sanki ülkemizde işçinin, memurun hakkı yenmiyormuş gibi, sadece yatak odasında geçerli olan 'sınırsız özgürlük' adlı dünya görüşünün vermiş olduğu rahatlıkla, fütursuzca sevişirler.

hayvandan geldiğine inanan bu sahte denyolar, aslında hayvanoğlu hayvandan geldiklerini, cahil halkı aydınlatmak için verdikleri bu savaş sırasında, farkına varmadan belli ederler.

sırf muhalif olmak için muhalefet yap(tığını sanan)an bu yoldaşlar, sokaklarda, okullarda, tiyatro salonlarında, beyaz perdelerde, gerçekten insanları aydınlatmak yerine, bir futbol topu ve farklı renkler uğruna birbirini yiyen, statlar dolusu insanı, kendi emekleri ve kendi hakları için savaşmaya ikna etmek yerine, orda burda ezber cümleler kurmayı yeğlerler.

ve haklarında, daha sayfalarca betimlemeler, tespitler, yorumlar yapılması zor olmayan bu insanlar, son zamanlarda en çok, klavye devrimciliği oynamaya hevesliler.

nickinin yanına 'sosyalist' * * ibaresi ekleyip, yarım yamalak türkçesiyle, adeta esas devrimin eğitimle başlayacağını kanıtlarcasına, aklına geleni yazmakta olan bu cengaverleri, zoraki bir hoşgörü ve kanıksanmış bir acıma duygusuyla izliyoruz.

hiç düşmüyor dilinden, ne nazım, ne ahmed arif
fakat edemiyorsun, savunduğunu sandığın şeyi tarif

oldum mu sandın, kulaktan dolma üç sloganla devrimci
hepimiz cahil hepimiz geri de, bir sen misin ilerici

bir satır okumadan, yüz satır yazamaktasın
kapitalist naralarla sosyalizm satmaktasın

sorsam altıncı filoyu yedi göbekten sayarsın
van gölünde demirleyip canavar avladı sanırsın

diyalektik materyalizm diye açarsın ağzını
taparsın marx'a hegel'e
memleket diyalektiği gıcık eder boğazını
kendi özünü beğenmezsin hergele

tek laf etmeye değmezsin
yeter bu kadar temaşa
gerçi sen kimseyi dinlemezsin
sikimden aşşaaa kasımpaşaaa...
© copyright 2005 - 2026