bugün
- gocu'ya lakap buluyoruz kampanyası19
- ak partililerin apoya villa yaptırması10
- kolları damarlı erkek11
- eksi almak icin girdi yazmak5
- günün şarkısı6
- bu işin içinde bir iş var3
- hamferdi yazarlar6
- dönerciye gidip beni şaşırt demek6
- çeçenistan danışmanının cübbeli ahmet'i ziyareti6
- suriye de mahsur kalmış yobaz bacılar4
- perde asmak4
- sol frame de entry girebilecek başlık bulamamak4
- kendi cenazene erken gelmek4
- yılbaşı gecesinin diğer gecelerden farkı olmaması7
- kafasına güneş gözlüğü takan erkek4
- poğaça kokusuna direnmek3
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı28
- 12 eylül 2026 konyaspor trabzonspor maçı6
- ericsson jb9882
- gazze de enkazdan 17 yeni ceset çıkarılması3
- tolkien4
- kadınların güçlü erkek tercihi19
- tulumba tatlısı6
- iğrenç başlığa verilen iğrenç yanıtların silinmesi2
- anın fotoğrafı20
- kinci sözlük2
- sabahları nefret edilen şeyler7
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- para tip fizik olmadan bir kız nasıl etkilenir11
- dövmesiz bir kızı gelin getirmek5
- sarapci koala hatayi13
- menemene soğan koyup ülkeyi ikiye bölmek2
- sözlükte eğlence arayan yazarlar10
- basketbol2
- yazarların en sevdiği şeyler15
- çok iyi birisin diyen ama ayrılan kız9
- üzülünce halıya uzanmak10
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz40
- sözlük erkeklerinin kol kasları8
- telegram kullanan erkek8
- taxi driver filmindeki pezevenk2
- uludağ itiraf10
- kuş pisliği diye soyada sahip olmak4
- kurtlar vadisi senaristlerinin ifadeye çağrılması2
- islamda namaz yoktur21
- fantastik sinemanın sıkıcılığı5
- kadın2
- aşk nedir8
- silvermist'in mutfağına konuk olmak26
- sanatımı ekşi sözlükte icra etmeye karar vermem7
samuel beckett'ın marcel proust üzerine yazdığı metis yayınlarından çıkan denemesi.
kapaktan;
"proust, beckett'in yayımlanmış ilk kitabıdır. beckett, 1930'da yazdığı bu eleştirel monografide, doğrudan doğruya, proust'un romanının merkezinde yer alan "zaman" sorununa hücum eder. arzu, ölüm ve alışkanlık gibi ikincil izlekler, bu kök sorunun çevresinde çözümlenir. proust, proust'un ilginç yaşamıyla ilgili söylentileri bir yana iterek kayıp zamanın izinde'nin kendisine yönelen ilk sistemli çalışmalarından biridir.
kitap yayımlandığında ingiltere'de daily telegraph gazetesinde çıkan bir tanıtma yazısı, bu eleştirel metnin sıradışı niteliğini teslim ediyor, "bay beckett çok zeki bir delikanlı" diyordu."
kapaktan;
"proust, beckett'in yayımlanmış ilk kitabıdır. beckett, 1930'da yazdığı bu eleştirel monografide, doğrudan doğruya, proust'un romanının merkezinde yer alan "zaman" sorununa hücum eder. arzu, ölüm ve alışkanlık gibi ikincil izlekler, bu kök sorunun çevresinde çözümlenir. proust, proust'un ilginç yaşamıyla ilgili söylentileri bir yana iterek kayıp zamanın izinde'nin kendisine yönelen ilk sistemli çalışmalarından biridir.
kitap yayımlandığında ingiltere'de daily telegraph gazetesinde çıkan bir tanıtma yazısı, bu eleştirel metnin sıradışı niteliğini teslim ediyor, "bay beckett çok zeki bir delikanlı" diyordu."
Tam da Proust okunacak zaman
ÇATIŞMANIN, düşmanlığın, sevecensizliğin, vasatlığın, zevksizliğin, kültürel deformasyonun griliği çökmüş olan Türkiyede insanın kendini düzgün ve dik tutabilmesi hayli zor oldu.
Bu gibi, grinin ağırlığının tüm acımasızlığıyla çöktüğü dönemlerde Marcel Proustun Kayıp Zamanın izinde adlı romanını okumak hepimize iyi gelebilir. Proust okumanın hayatlarında endişe, gerginlik, huzursuzluk duyan insanlara iyi geldiği biliniyor. Alain de Botton, Proustun bu etkisi üzerine Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir adlı bir kitap bile yazdı.
Proustun bu magnum opusu edebiyat tarihinde bir dönüm noktası ve evrensel olarak da bir şaheser olarak kabul edilir, ama okuması hayli zor olan bir kitaptır.
Öncelikle temposu farklıdır. Proust 7 ciltlik bu kitabını yazarken öncelikle hiç acele etmemiştir.
Kahramanının uyumak için yattığında yataktaki dönüşlerini bile 30 sayfa uzunluğunda anlatıyor. Cümlelerinin uzunluğu da gerçekten inanılmazdır. Ölçüldüğünde görülmüştür ki dört metre uzunluğunda olan cümle bile vardır kitabında.
Sonra beşinci cilde ulaştığınızda bile kitabın ana konusunun ne olduğunu anlamamış olma ihtimaliniz büyüktür. Çünkü Proustun asıl amacı aslında gündelik yaşamın rutin, sıkıcı tekrarlarını anlatmaktır. Proust, bu sıkıcı rutin içinde bireylerin var olma biçimlerini irdelemektedir. Tonu hep melankoliktir.
Tempoya bir kez alışırsanız ve okumaya daldığınızda Proust sizi koparıp alıverir bu dünyadan kendi gerçek sorunlarınızdan kopup onun sorunlarıyla uğraşmaya başlarsınız.
Türkiyede akıl sağlığını korumak isteyen her insanın ihtiyacı olan şey bu. Dünyadan kopmak ve kendi hayalleri içinde yaşamak.
Bu belki özgür olabilmenin de tanımıdır ama Türkiyede hayal kurmak özellikle geleceği düşünmek hayli zorlaştı bir süredir.
Gazetecinin kendisine hayrı yok okuyucuya nasıl yardımcı olsun diye düşünüyorsunuz eminim. Haklısınız da, ama ben yine de küçük bir yardımım belki olur diye sizlere özellikle bu günlerde Proustun dünyasına girmenizi tavsiye ediyorum.
*
Proustun yazı stilinin kaynağı kendi yaşam biçimiydi. Hayatta fark etmeden atlayıp geçiverdiğimiz şeyleri fark etmemizin ancak yavaşladığımız zaman mümkün olduğunu düşünen Proust, acele etmeden yaşamayı başardığımızda, her konu hakkında çok derin gözlemler yapabileceğimizi düşünüyordu.
Proust bir gün arkadaşıyla bahçede yürüyüş yaparken aniden durmuş ve açmakta olan güllere bakakalmış. Arkadaşı birkaç tur atmasına rağmen Proust hiç kımıldamadan bakmasını sürdürmüş. Bütün detayları gözlemlediğini tahmin etmek zor değil. Hepimizin kaçırabildiği detayları yakalayacak ve sonra onları yazacak...
Uykuya geçiş sürecini bile 30 sayfada anlatabilen bir yazarın güllerin açması süreciyle ilgili kaç sayfa yazabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Proust, çörek daldırılarak içilen çayda ve hayattaki her konuda aşkında, ilişkilerinde, hayatın rutininde hem hayatı hem de kendisini yavaşça ve derinden gözlemliyordu.
Bu bizler gibi insanların bugünün Türkiyesinde gerçekten ihtiyacı olan şeydir. Buna gerçekten inanıyorum; bu yüzden daha önce iki kez okuduğum bu kitabı tekrardan okumaya başladım. Bu günlerin bizleri teslim alıp, ezip yenmesine izin vermemeliyiz; beynimizi ve ruhumuzu özgür tutmalıyız.
Proust bu işte bize yardımcı olur.
Ben bu arada bir de filozof babamın bana vermiş olduğu Jiddu Krishnamurtinin Farkındalığın Işığı adlı çalışmayı da okuyorum. Proust ile birbirlerini tamamlıyorlar ve insana ufuk açıyorlar. En azından kendi beynimizde farklı mikrokozmosların olmasının imkân dahilinde olduğunu bize söylüyorlar. Son kitabın temeldeki amacı insanı özgürleştirmek, insana sınırlarını yıkmak konusunda yardımcı olmak.
Yeni Türkiyenin bize dayatmaya çalıştığı gerçek aslında gerçek değil, çünkü asıl gerçek herbirimizin içinde, onu herkes tek başına kendisi keşfedecek. Biraz yavaştan alıp hayata derinden bakabilirsek ve yaşadığımız andaki tüm baskılara rağmen hâlâ daha var olabilen detaydaki güzelliklere dikkatimizi verdiğimizde özgür ve mutlu olabilmemiz mümkün.
Anlayacağınız hangi dilden olursa olsun sizlere felsefe yapmanızı tavsiye ediyorum. serdar turgut .
ÇATIŞMANIN, düşmanlığın, sevecensizliğin, vasatlığın, zevksizliğin, kültürel deformasyonun griliği çökmüş olan Türkiyede insanın kendini düzgün ve dik tutabilmesi hayli zor oldu.
Bu gibi, grinin ağırlığının tüm acımasızlığıyla çöktüğü dönemlerde Marcel Proustun Kayıp Zamanın izinde adlı romanını okumak hepimize iyi gelebilir. Proust okumanın hayatlarında endişe, gerginlik, huzursuzluk duyan insanlara iyi geldiği biliniyor. Alain de Botton, Proustun bu etkisi üzerine Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir adlı bir kitap bile yazdı.
Proustun bu magnum opusu edebiyat tarihinde bir dönüm noktası ve evrensel olarak da bir şaheser olarak kabul edilir, ama okuması hayli zor olan bir kitaptır.
Öncelikle temposu farklıdır. Proust 7 ciltlik bu kitabını yazarken öncelikle hiç acele etmemiştir.
Kahramanının uyumak için yattığında yataktaki dönüşlerini bile 30 sayfa uzunluğunda anlatıyor. Cümlelerinin uzunluğu da gerçekten inanılmazdır. Ölçüldüğünde görülmüştür ki dört metre uzunluğunda olan cümle bile vardır kitabında.
Sonra beşinci cilde ulaştığınızda bile kitabın ana konusunun ne olduğunu anlamamış olma ihtimaliniz büyüktür. Çünkü Proustun asıl amacı aslında gündelik yaşamın rutin, sıkıcı tekrarlarını anlatmaktır. Proust, bu sıkıcı rutin içinde bireylerin var olma biçimlerini irdelemektedir. Tonu hep melankoliktir.
Tempoya bir kez alışırsanız ve okumaya daldığınızda Proust sizi koparıp alıverir bu dünyadan kendi gerçek sorunlarınızdan kopup onun sorunlarıyla uğraşmaya başlarsınız.
Türkiyede akıl sağlığını korumak isteyen her insanın ihtiyacı olan şey bu. Dünyadan kopmak ve kendi hayalleri içinde yaşamak.
Bu belki özgür olabilmenin de tanımıdır ama Türkiyede hayal kurmak özellikle geleceği düşünmek hayli zorlaştı bir süredir.
Gazetecinin kendisine hayrı yok okuyucuya nasıl yardımcı olsun diye düşünüyorsunuz eminim. Haklısınız da, ama ben yine de küçük bir yardımım belki olur diye sizlere özellikle bu günlerde Proustun dünyasına girmenizi tavsiye ediyorum.
*
Proustun yazı stilinin kaynağı kendi yaşam biçimiydi. Hayatta fark etmeden atlayıp geçiverdiğimiz şeyleri fark etmemizin ancak yavaşladığımız zaman mümkün olduğunu düşünen Proust, acele etmeden yaşamayı başardığımızda, her konu hakkında çok derin gözlemler yapabileceğimizi düşünüyordu.
Proust bir gün arkadaşıyla bahçede yürüyüş yaparken aniden durmuş ve açmakta olan güllere bakakalmış. Arkadaşı birkaç tur atmasına rağmen Proust hiç kımıldamadan bakmasını sürdürmüş. Bütün detayları gözlemlediğini tahmin etmek zor değil. Hepimizin kaçırabildiği detayları yakalayacak ve sonra onları yazacak...
Uykuya geçiş sürecini bile 30 sayfada anlatabilen bir yazarın güllerin açması süreciyle ilgili kaç sayfa yazabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Proust, çörek daldırılarak içilen çayda ve hayattaki her konuda aşkında, ilişkilerinde, hayatın rutininde hem hayatı hem de kendisini yavaşça ve derinden gözlemliyordu.
Bu bizler gibi insanların bugünün Türkiyesinde gerçekten ihtiyacı olan şeydir. Buna gerçekten inanıyorum; bu yüzden daha önce iki kez okuduğum bu kitabı tekrardan okumaya başladım. Bu günlerin bizleri teslim alıp, ezip yenmesine izin vermemeliyiz; beynimizi ve ruhumuzu özgür tutmalıyız.
Proust bu işte bize yardımcı olur.
Ben bu arada bir de filozof babamın bana vermiş olduğu Jiddu Krishnamurtinin Farkındalığın Işığı adlı çalışmayı da okuyorum. Proust ile birbirlerini tamamlıyorlar ve insana ufuk açıyorlar. En azından kendi beynimizde farklı mikrokozmosların olmasının imkân dahilinde olduğunu bize söylüyorlar. Son kitabın temeldeki amacı insanı özgürleştirmek, insana sınırlarını yıkmak konusunda yardımcı olmak.
Yeni Türkiyenin bize dayatmaya çalıştığı gerçek aslında gerçek değil, çünkü asıl gerçek herbirimizin içinde, onu herkes tek başına kendisi keşfedecek. Biraz yavaştan alıp hayata derinden bakabilirsek ve yaşadığımız andaki tüm baskılara rağmen hâlâ daha var olabilen detaydaki güzelliklere dikkatimizi verdiğimizde özgür ve mutlu olabilmemiz mümkün.
Anlayacağınız hangi dilden olursa olsun sizlere felsefe yapmanızı tavsiye ediyorum. serdar turgut .
Gerçek keşif gezisi yeni yerler aramak değil, yeni gözlerle bakabilmektir.
Sevdiğiniz zaman aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içinize sığmaz, sevdiğiniz insana doğru yayılır. PROUST, Marcel
Sevdiğiniz zaman aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içinize sığmaz, sevdiğiniz insana doğru yayılır. PROUST, Marcel
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar