bugün
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı11
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok29
- musa anter9
- foşik törklörön liginde birinci amedspor23
- s'i l v'e r m'i s t'in kullandığı ucuz parfüm17
- türkler ile moğollar kardeştir18
- medyanın yunanla savaşı adeta körüklemesi5
- afrikalıları hadım eden müslüman ağalar2
- çamaşır makinasını çalışırken izlemek6
- hollanda'nın deniz seviyesinin altında bulunması6
- dilf arayan türbanlı2
- meksika açmazı macerası3
- osmanlıcılar vs kürtçüler5
- sürekli hırpani asabiyetle yazmak2
- ankara da apartmanda 3 erkek cesedi bulunması2
- isviçre medeni kanunu3
- iş arayanların aslında para araması7
- bilgisayar vs tablet4
- 29 yaşında erkek 40 yaşında kadın evliliği7
- parcalandim toparlanamiyorum313
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar18
- yapay zekaya porno aratmak3
- karate kursundan tanışılan kızla sevişmek4
- cemre demirel2
- betray me4
- anın görüntüsü26
- türkiyede sanat değer verilmemesi2
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı30
- nasreddin hoca'nın eşeğine kayyum olarak atandım3
- ölümden korkuyor musunuz34
- claudian clouds43
- game of thrones taki kerhaneci17
- gecenin geç saatlerinde entry girmek5
- özgür iradeye inanmamak ama trafikte küfretmek2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı7
- emeviler6
- simko34
- hava çok sıcak sobayı aç diyen insan2
- hayvan diyemem hayvana hakaret olur diyen insan2
- evli arkadaş çevresi2
- düşün ki o bunu okuyor6
- xvala bere2
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu7
- aşk-ı memnu3
- türkiye'deki hoşgörü hristiyanlıktan geliyor4
- morkstar5
- kürdistan12
- sözlük kızları dertleşiyor14
- atomu nasıl parçalarız lan2
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
said nursi'nin kitabından bir bölümdür:
(iki sualin cevabıdır)
Birincisi: Otuzuncu Sözün ikinci Maksadının, tahavvülât-ı zerrat tarifine dair olan uzun cümlesinin haşiyesidir.
Kur'ân-ı Hakîmde imam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin mükerrer yerlerde zikredilmiştir. Ehl-i tefsir "ikisi birdir"; bir kısmı "Ayrı ayrıdır" demişler. Hakikatlerine dair beyanatları muhteliftir. Hülâsa, "ilm-i ilâhînin ünvanlarıdır" demişler. Fakat Kur'ân'ın feyziyle şöyle kanaatim gelmiş ki:
imam-ı Mübin, ilim ve emr-i ilâhînin bir nevine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i ilâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde, hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir.
Evet, şu imam-ı Mübin, bir nevi ilim ve emr-i ilâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet san'atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i ilâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyorlar. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i ilâhiyenin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir.
Elhasıl, madem imam-ı Mübin, mâzi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatın bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki imam-ı Mübîn, kader-i ilâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrat, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir.
Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
Amma Kitab-ı Mübin ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i ilâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. imam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir. Yani, herşey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san'at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor; suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. işte şu defterin vücudu, imam-ı Mübin gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir.
Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i Fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, "tabiat" namıyla tesmiye etmişler, körletmişler.
işte, imam-ı Mübin'in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i ilâhiye, icad-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, "Levh-i Mahv-isbat" denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrat, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde olan bir ihtizazdır, bir harekâttır.
Amma Levh-i Mahv-isbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam'ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv-isbat'taki kitabet-i kudretin sayfası ve mürekkebi hükmündedir. "la yaglemul gaybe illalah" -1-
ikinci Sual: Meydan-ı haşir nerededir?
Elcevap: "ve'l-ilmu indallah" -2- , Hâlık-ı Hakîmin herşeyde gösterdiği hikmet-i âliye, hattâ tek küçük bir şeye çok büyük hikmetleri takmasıyla tasrih derecesinde işaret ediyor ki, küre-i arz serseriyâne, bâd-ı hava azîm bir daireyi çizmiyor. Belki, mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydan-ı ekberin daire-i muhîtasını çiziyor, âl gösteriyor. Ve bir meşher-i azîmin etrafında gezip mahsulât-ı mâneviyesini ona devrediyor ki, ileride, o meşherde, enzâr-ı nâs önünde gösterilecektir.
1- Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez.
2- Gerçek bilgi Allah katındadır.
Demek, yirmi beş bin seneye karib bir daire-i muhîtanın içinde, rivayete binaen * Şâm-ı Şerif kıtası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı haşir bast edilecektir. Küre-i arzın bütün mânevî mahsülâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor; ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek, o mânevî mahsülâtları da gaipten şehadete geçecektir.
Evet, küre-i arz, bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak, o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiap edecek mahlûkat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış. Demek, küre-i arz bir çekirdek; ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir. Evet, nasıl ki nuranî bir nokta, sürat-i hareketiyle nuranî bir hat olur veya bir daire olur. Öyle de, küre-i arz, süratli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temsiline ve o daire-i vücut mahsulâtıyla beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır. -1-
Said Nursî
* Bu konuda bazı hadisler: Müstedrekü'l Hâkim, 2:440, Fethü'l Kebir, 1:432.
1- "De ki: ilim ancak Allah katındadır." Mülk Sûresi: 67:26.
2- Baki olan yalnız Allah'tır. *
(iki sualin cevabıdır)
Birincisi: Otuzuncu Sözün ikinci Maksadının, tahavvülât-ı zerrat tarifine dair olan uzun cümlesinin haşiyesidir.
Kur'ân-ı Hakîmde imam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin mükerrer yerlerde zikredilmiştir. Ehl-i tefsir "ikisi birdir"; bir kısmı "Ayrı ayrıdır" demişler. Hakikatlerine dair beyanatları muhteliftir. Hülâsa, "ilm-i ilâhînin ünvanlarıdır" demişler. Fakat Kur'ân'ın feyziyle şöyle kanaatim gelmiş ki:
imam-ı Mübin, ilim ve emr-i ilâhînin bir nevine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i ilâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde, hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir.
Evet, şu imam-ı Mübin, bir nevi ilim ve emr-i ilâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet san'atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i ilâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyorlar. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i ilâhiyenin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir.
Elhasıl, madem imam-ı Mübin, mâzi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatın bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki imam-ı Mübîn, kader-i ilâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrat, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir.
Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
Amma Kitab-ı Mübin ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i ilâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. imam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir. Yani, herşey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san'at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor; suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. işte şu defterin vücudu, imam-ı Mübin gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir.
Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i Fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, "tabiat" namıyla tesmiye etmişler, körletmişler.
işte, imam-ı Mübin'in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i ilâhiye, icad-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, "Levh-i Mahv-isbat" denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrat, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde olan bir ihtizazdır, bir harekâttır.
Amma Levh-i Mahv-isbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam'ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv-isbat'taki kitabet-i kudretin sayfası ve mürekkebi hükmündedir. "la yaglemul gaybe illalah" -1-
ikinci Sual: Meydan-ı haşir nerededir?
Elcevap: "ve'l-ilmu indallah" -2- , Hâlık-ı Hakîmin herşeyde gösterdiği hikmet-i âliye, hattâ tek küçük bir şeye çok büyük hikmetleri takmasıyla tasrih derecesinde işaret ediyor ki, küre-i arz serseriyâne, bâd-ı hava azîm bir daireyi çizmiyor. Belki, mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydan-ı ekberin daire-i muhîtasını çiziyor, âl gösteriyor. Ve bir meşher-i azîmin etrafında gezip mahsulât-ı mâneviyesini ona devrediyor ki, ileride, o meşherde, enzâr-ı nâs önünde gösterilecektir.
1- Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez.
2- Gerçek bilgi Allah katındadır.
Demek, yirmi beş bin seneye karib bir daire-i muhîtanın içinde, rivayete binaen * Şâm-ı Şerif kıtası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı haşir bast edilecektir. Küre-i arzın bütün mânevî mahsülâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor; ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek, o mânevî mahsülâtları da gaipten şehadete geçecektir.
Evet, küre-i arz, bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak, o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiap edecek mahlûkat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış. Demek, küre-i arz bir çekirdek; ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sümbüldür ve bir mahzendir. Evet, nasıl ki nuranî bir nokta, sürat-i hareketiyle nuranî bir hat olur veya bir daire olur. Öyle de, küre-i arz, süratli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temsiline ve o daire-i vücut mahsulâtıyla beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır. -1-
Said Nursî
* Bu konuda bazı hadisler: Müstedrekü'l Hâkim, 2:440, Fethü'l Kebir, 1:432.
1- "De ki: ilim ancak Allah katındadır." Mülk Sûresi: 67:26.
2- Baki olan yalnız Allah'tır. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar