bugün

la pasionaria

asıl adı Dolores Ibarruri Gomez olan fransız politik liderin tükçede "tutku çiçeği" anlamına gelen lakabıdır. Dolores Ibárruri Gómez (12 kasım 1895 - 9 aralık 1989), 1944-60 yılları arası ispanya komunist partisi genel sekreterliği, 1960-89 arası partinin başkanlığını yapmıştır. uzun yıllar politikayla debelleşerek 20 yy.'ın en ünlü bayan liderleri arasındaki yerini almıştır. 93 yaşında madrid'de zatürreeden ölmüştür.

eserleri;

Dolores Ibárruri: Speeches & Articles 1936-1938, New York, 1938.
El único camino, Moscow, 1963.
Memorias de Dolores Ibarruri
They Shall Not Pass, The Autobiography of La Pasionaria, New York, 1966.

daha detaylı bilgi için; http://en.wikipedia.org/wiki/La_Pasionaria
Nazım Baba öyle yazmıştı...

anama küfür etse, o sesi dinlemek bir saadettir, Madrid radyosundan... Gibilerden bir dize... Baba'nın kitapları yok yanımda şimdi, tam alıntı yapamıyorum, ha deyince de hatırlanmıyor elbette ama buna benzer bir dizeydi.

De, acaba "hakikaten bir saadet" miydi Dolores ibarruri'nin sesini duymak, küfür bile etse?

Dolores ibarruri... Nam-ı diğer, La Pasionaria... Çarkıfelek çiçeği... Kimilerince "ihtiras çiçeği" diye de anılır.

Doksan dört yaşında öldü La Pasionaria. son on yılında yüreğinde yapay pompayla yaşadı, son aylarında da bir Madrid hastanesinde "ölüme meydan okudu" adeta. Bütün hayatı baştan başa bir meydan okumaydı, önce faşizme, sonra da kendi arkadaşlarına, uyarılara, eleştirilere.

Kaskatı bir kadındı.

Ama meydan okumadığı, okuyamadığı, okumayı aklının ucundan bile geçirmediği, geçiremediği tek kişi vardı; Josip Visarionovič Džugašvili... Devrimden önce "Koba", devrimden sonra da "Stalin" kod adıyla tanınır. (bu gürcü asıllı adamı siz Josef stalin olarak tanıyorsunuz.)

36 modası kara bukleli saçıyla hatırlıyorum onu, eski ve soluk resimlerinden, etine dolgun, yüzünün çizgileri sert, kararlı, eni konu tüzel de bir kadın, bir madencinin karısı, kuzey yöresinden ispanya'nın Bilbao kentinden. nam-ı diğer "basque" bölgesinden...

sonra, son yıllarından bir fotoğrafından tirit olmuş halini gördüm, tevellüt 1895'ti çünkü, bumburuşuk yanaklarında, feri kaçmış, içeri çökmüş gözlerinde yine aynı karanlık vardı, belki de aynı "küstah" ifade.

toprağı bol olsun la pasionaria, Madrid radyosundan "no pasaran!" diye haykırması pek ünlüydü, cumhuriyetçilerin standart sloganı olmuştu bu 1936'dan 1939'a iç savaş süresince... Madrid kapılarına dayanan franco, kendi devletine, kendi hükümetine, kendi halkına başkaldıran ispanyol ordusu, geçemeyecek casa de campo'yu, Madrid varoşlarında kurulu cepheyi aşamayacaklar!

Madrid düştüğünde, şehirde hayatta kalmayı nasılsa başarmış faşistler de "han pasado!" diye bağırıştılar; geçtiler işte!

evet geçmişlerdi işte. Stalin'den başka kimse ispanya'nın yardımına koşmamıştı. hitler ile mussolini, "adamları" franco'ya tank, top, uçak, silah, cephane yağdırır, kondor birliği yeni alman bombalarını guernica köyü halkı üzerinde denerken, ingiltere ve fransa, elleri kolları kavuşmuş, uzaktan seyrettiler ispanyol halkının direnişini. üç yıl dayanabildiler. 1939'da bütün ispanya franco'nundu artık.

Ama Stalin de babasının hayrına yardıma koşmadı, ispanyol Cumhuriyeti'nin altın stoğunu rehin aldı, ispanyol Cumhuriyeti ortadan kalkınca da bir güzel üzerine yattı!

Ben bu işleri pek bilmem, yanlış hatırlıyorsam lütfen düzeltiniz, aramızda numunelik olarak bulunsanız da sayın devrimciler, komünistler, solcular(!)

La Pasionaria şeklinde çağırılan Dolores ibarruri, ispanyol Komünist Partisi milletvekili de, ağzını açıp tek laf etmedi, mesela.

savaş bitince Fransa'ya kaçtı la pasionaria, oradan Moskova'ya geçti ve 1977'ye kadar orada "kontenjandan" yaşadı, daçasında. 1946'da sürgündeki ispanyol komünist partisi'nin birinci sekreteri olmuş, 1960'da görevi Santiago carillo'ya devretmişti. jorge semprun'ün partiden kovulması da 1964 müdür, hani şu ispanya kültür bakanı olan semprun, kongrede çıkıp , franco rejimi ispanya'yı kalkındırdı, özellikle turizm gelirleriyle refahı sağladı, bizim artık tek yol devrim, kitle çizgisi cart curt diye atıp tutmamızın hiçbir anlamı yok, gelin daha akıllı, daha gerçekçi eylem biçimleri bulalım, yoksa sittinsene kendimiz söyleyip kendimiz dinleyeceğiz bu modası geçmiş sloganları, demişti de, adamı tuttukları gibi kapı dışarı etmişlerdi.

Ben bu işlerden pek anlamam, sayın devrimciler, komünistler, solcular(!), yanlışsa düzeltiniz!

"La Pasionaria" daha başka pek çok şeye hiç ses çıkarmadı.

ispanya iç Savaşı'nda dövüşüp yenilen ve Sovyetler Birliği'ne sığınan ispanyol komünistlerinin, kendi partisinin üyelerinin, kendi kavga ve silah arkadaşlarının "Stalin" tarafından öldürülmesine hiç ağzını açmadı örneğin. Onların GULAG kamplarına tıkılmasına gık demedi.

ispanyol komünist partisi içinde beliren en küçük muhalefeti de "demir yumruğuyla" ezdi bir yandan. Bir komünist partisinde, o yıllarda "muhalefetin ezilmesi" öyle partiden ihraç mihraç anlamına gelmiyordu, ucunda düpedüz ölüm vardı bunun.

Evet. Nice yoldaşını cellada verdi, gözünü hiç kırpmadan.

"Stalin" adı verilen deli, sapık, kanlı cellada.

Ama bakın bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim, "Berlin duvarı" da Dolores ibarruri'nin üzerine yıkıldı işte... öldüğünde kalp malp dediler ama, asıl o duvarın çirkin taşlarıdır La Pasionaria'yı ezen...

velhasıl-ı kelam komünistte olsa, solcu da olsa, liberal de olsa, siyasal-islam'dan da, demek ki neymiş? iktidarı eline alan fraksiyon, kendine muhalif olanlara acımazmış...

ooov haşa! elbette sayın hazreti glorious recep tayyip erdoğan'dan bahsetmedik! hatta chp kurultayına bile gönderme yapmadık... bunlar sizin edebsiz kuruntularınız zibidiler...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026