yanlış ele alınmış, yanlış yorumlanmış ve yanlış idrak edilmiş bir kavramdır iman. kalpten gelen bir duygu, bir sanı, ebeveynin ya da toplumun oluşturduğu bir alışkanlık ya da bir ihtiyacın tatmini olmamalıdır.
herhangi bir insan için '' benim o kişinin dürüst ve güvenilir olduğuna imanım tamdır'' derken o kişiyi seviyor olmak, o kişiyi insanlardan duymuş olmak, o kişiye güvenmek zorunda olmaktan dolayı kendini kandırıyor olmak iman olarak adlandırılamaz. imanım tam diyebilmek için o kişinin bizzat denenmiş ve güvenilirliğinin kanıtlanmış olması gerekir. denemek için önyargısız, iyi niyetli olmak ve deneme usullerini bilmek gerekir. bu örnekteki gibi genel iman tanımında da deliller ve bu delilleri samimiyet ve iyi niyet doğrultusunda okuyup değerlendirebilmek esastır. en başından önyargıyla işe başlanırsa hiçbir delil, delil olarak kabul edilmez ve dolayısıyla iman edilmez'' onların gözlerinde bir perde kulaklarında da bir ağırlık vardır artık ne görür ne de işitebilirler'' bu perde ve ağırlık kibir, şahsi arzular ve bunların yarattığı önyargı sebebiyledir.

''ibrahimde, sizler için güzel örnekler vardır'' ibrahim peygamber, yaşadığı toplumun iman sistemini beğenmiyor akla uygun bulmuyor ve eleştiriyodu. samimiyetle doğruyu bulabilmek için düşünüyor, sorguluyor ve yaşadığı kainatı imkanı nispetince inceliyordu. o bu sayede, aklını güzelce işletmek suretiyle tek bir yaratıcının varolduğunu tespit etti ve iman etmiş oldu. eğer sanıyla, ebeveynin dayatmasıyla ya da toplumun oluşturduğu alışkanlıkla kalbinde bir duygu oluştursaydı putperest olacaktı.

dikkat! kalbinde iman diye taşıdığın o duygunun aynısı puta tapanda da var yıldıza tapanda da var zeusa artemise tapanlarda da vardı. ve yine dikkat; zanlarınla ve hayallerinle kafanda bir tanrı yaratıp ona tapma. düşün aklını güzelce işlet ve yaşadığın kainatı sorgulayarak gerçek yaratıcıyı bulup ona yönel.
© copyright 2005 - 2026