bugün
- claudian clouds30
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri23
- meriç dükalığı5
- sevdiğiniz yazarlar8
- sözlüğün ölü gibi olması5
- şemsiyeli lavuk6
- kamudaki torpil durumları3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı10
- sözlük kızlarının kekleri24
- islamda namaz yoktur32
- ağzı kokan insan5
- kürdistan10
- nervio15
- günün sözü16
- ekşi sözlükteki entrymin 4256 artı oy alması7
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- dantelli sütyen takan erkek12
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz3
- anın görüntüsü24
- bildiğiniz sure sayısı3
- zengin göbekli vs kaslı fakir adam5
- sen dost ararsan koş mevlana ya6
- kitap kurdu erkeklerin hiç osurmaması5
- hintlilerin savaşırken inek inek diye bağırması5
- baba oğul bisiklet5
- allah ım verdiğini kimse engelleyemez4
- gülerken ısınarak terleyip pasta kokan kız7
- lahmacun3
- şeriatçıların ateist apo yu sevmesi4
- güzel olduğunuzu nasıl anlarsınız6
- erkek erkeğe buluşmaya giderken parfüm sıkan erkek6
- ölümden korkuyor musunuz17
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- yesene beni diyen kız9
- peynir helvası5
- tanrı nazarında insan nedir3
- hayat kalitesini düşüren şeyler2
- dindarların çoğunun fakir olması7
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- sözlükte ki gay başlıkları5
- neme lazım diyen erkek6
- 19 eylül 20264
- ölümsüzlük var4
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak8
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız3
- bir lahmacuncunun yapabileceği en kırıcı hareket4
- türk açılımı5
- mülk suresi 30 ayet2
- sözlükten kız kaçırmak3
- ayı dövmenin aslında zor olmaması12
bir kumdan kaleler şarkısı. * *
çok hoş, kedi gibi şarkı. (bkz: ağlatan şarkı)
seninle yarı aşık, yarı gül damlası
geçerken yana döne bir aşkın içinden
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
yanıma biraz hüzün biraz da düş alıp
gidersem bil ki uzaklara uyar aklım
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
(bkz: böhüüü)
(bkz: sözlük eski aşkımı geri getir lan allahsız)
çok hoş, kedi gibi şarkı. (bkz: ağlatan şarkı)
seninle yarı aşık, yarı gül damlası
geçerken yana döne bir aşkın içinden
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
yanıma biraz hüzün biraz da düş alıp
gidersem bil ki uzaklara uyar aklım
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
gecenin tül örtüsüydü serilen yataklara
dökülen usulca kendi omzuna
adının bir harfi kalsın şu yorgun dudağımda
bilirim geçen zaman yeter sana
(bkz: böhüüü)
(bkz: sözlük eski aşkımı geri getir lan allahsız)
buryun bu da akorları
`http://www.tunakiremitci.com/harfin.html`
`http://www.tunakiremitci.com/harfin.html`
yılmaz erdoğan'ın tespitiyle:
Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim. Üzücü bir suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin. Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım. Bozdun harflerimin fiyakasını.
Çoktandır tanıyorum bu duyguyu. Bazen bir acı bazen sadece kimliksiz bir bulut sayesinde yirmi dokuz harfle burun buruna gelmek... Hadi yanındayız demeleri bana... Bizi hale yola sok, şekillendir, içindekilerden bir fihrist yap, sırala, yarala... Aslında komikler. Herşeye çare olabileceklerini sanıyorlar. Oysa beyaz kâğıt üstünde bazen çaresiz lekelerden başka bir şey değiller. Mesela şu "a" harfini ele alalım. Üçünü biraraya getiriyorsun şaşkınlık oluyor. On tanesini yanyana diziyorsun çığlık kıvamına erişiyorlar.
Harfler kendilerini bir şey zannediyor.
Yazmakla ilgili ne söyleyebilirim ki, zamana karşı harf zaiyatı. iç yerlerinde beliren gri bir bulutu başkalarının da anlayabileceği hale getirme uğraşı. Oysa ne gerek var bilmiyorum. Kime anlatıyorum? Niçin? Hüzüne fiyakalı bir edebiyat giydirmekten başka nedir ki yazmak? Ya da okuyanı gıdık yerinden dürtmek. Gülsünler diye. Üzülsünler diye... Anlasınlar, anlaşsınlar diye. Ve en kimseyle anlaşamayanların işiyken yazmak...
Anlatabilseydim yazmazdım.
Yazınca çekilir biri oluyorum, tek bildiğim bu. Hep başkaları için kâğıda döküyorum içimin kirlenen seslerini. Evet sesler de kirlenir. Kokular bile hatta. Eski tadı kalmayabilir buğunun.
Harflerin sözcük oluşturmak için biraraya gelmesi imece usulü bir hüzün inşaatıdır çoğu zaman.
Bu kadar üzgün olmasam yazmazdım.
Yeryüzünün bu yarımadasında (belki tamada olsaydı herşey kolay olurdu), yani bu coğrafyası bile yarım ülkede topu topu yirmidokuz arkadaşım var. Bazılarıyla çok az görüşsem mesela je ile çok samimi olduğumuz söylenemez, hep yanımdalar. Bütün sırlarımı biliyor ve benden izin alma nezaketini bile göstermeden açık ediyorlar herşeyi. Kimseyi ağız tadıyla aldatamıyorum bu yüzden. Çizgisiz bir beyaz kâğıtla karşılaşmayagörsünler, herşeyi anlatıyorlar. Hem de en burkucu tarafından. Şiir diye bir şey tutturmuşlar, kimseye acımıyorlar.
Bir tek senden korkuyorlar şu sıralar.
Bak şimdi de lafı sana getirdiler gördün mü?
Ne zaman seni görsem etrafta kimsecikler olmuyor. Harflerim zavallı seslerin gölgelerine saklanıyor. Oysa herkese seslerini gere gere bağırıyorlardı. Kendilerini arayıp da bulamadıkları bir cakayla biraraya getiren bir dimağ bulmuşlardı ve havalarından geçilmiyordu. Biz istersek biraraya gelir gülmekten öldürürüz hepinizi ya da göz pınarlarınızı kanatırız istersek, diyorlardı. Onlar benim dilimin kayganlığını aşıp meşhur olmuşlardı. Herkesi etkileyebileceklerini düşünüyorlardı.
Harflerim beni herşeye alet ediyordu.
Ama senden korkuyorlar işte. En çok da suskunluğundan. Zaman durdu sanıyorlar sen susunca. Aptallaşıyorlar. Şimdi ne yapacağız, diyorlar. Eyvah oluyorlar aniden. Ve panik halinde sesler çıkarmaya başlıyorlar. Onları unuttun, onları istemiyorsun sanıyorlar harflerim. Güleceksin belki ama kaşlarından bile ürküyorlar. Kaşlarının yayına takılı ok oluyor çünkü gözlerin. Baktığı yerden ses getiren gözlerin... Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim
suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin.
Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım.
Bozdun harflerimin fiyakasını.
Ve seninle karşılaştığım, yani annenin seni doğurduğu, bizim birbirimizi doğurduğumuz o günden sonra ilk kez biraraya geliyorlar. Tembelleşmişler. Birbirlerini ilk kez görüyor, ilk defa yanyana geliyor gibiler. Ama şimdi tuhaf bir hevesle ve korkuya direnerek toplanıp bağırmaya başlamalarının bir anlamı olmalı. Sanırım sana alışıyorlar. Kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğunun adının ilk harfinden aldılar işareti belki... Şaka yaptığını biliyorlar artık. Seni seviyorlar.
işte bu yüzden sürekli bana "Seni seviyorum" dedirtiyorlar. Tekrara düşme, sıkıcı olma ya da anlamı aşındırma kaygısını bir yana bıraktılar. Çünkü onlar çok iyi biliyor ki iyi filmlerde çok zor söyletilir "Seni seviyorum" cümlesi. Esas adam, yani sapına kadar insan yürekli, karizmasında fırtınalar barındıran ama işte allah kahretsin ki sevgisini gösteremeyen adam filmin sonunda, ölürken
söyler bazen. Hatta cümle "Seni hep sevdim"e dönüşür. Hep sevmiştir, gizli gizli ağlamıştır ama o cümleyi söyleyememiştir işte...
Ama ben esas adamları sevmem.
Esas adamlar sıradan insanlar içindir.
Sırayı bozmasaydım yazamazdım.
Şimdi harflerim sana, bütün cesaretlerini toplayıp kendilerine çekidüzen vererek ve "Beğenmezse bozulmayalım arkadaşlar" cümlesinin ardına saklanıp sahip oldukları sesleri titrete titrete bir cümle hediye etmek istiyorlar:
Merhaba, seni seviyorum, seni sevmeseydim yazamazdım.
Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim. Üzücü bir suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin. Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım. Bozdun harflerimin fiyakasını.
Çoktandır tanıyorum bu duyguyu. Bazen bir acı bazen sadece kimliksiz bir bulut sayesinde yirmi dokuz harfle burun buruna gelmek... Hadi yanındayız demeleri bana... Bizi hale yola sok, şekillendir, içindekilerden bir fihrist yap, sırala, yarala... Aslında komikler. Herşeye çare olabileceklerini sanıyorlar. Oysa beyaz kâğıt üstünde bazen çaresiz lekelerden başka bir şey değiller. Mesela şu "a" harfini ele alalım. Üçünü biraraya getiriyorsun şaşkınlık oluyor. On tanesini yanyana diziyorsun çığlık kıvamına erişiyorlar.
Harfler kendilerini bir şey zannediyor.
Yazmakla ilgili ne söyleyebilirim ki, zamana karşı harf zaiyatı. iç yerlerinde beliren gri bir bulutu başkalarının da anlayabileceği hale getirme uğraşı. Oysa ne gerek var bilmiyorum. Kime anlatıyorum? Niçin? Hüzüne fiyakalı bir edebiyat giydirmekten başka nedir ki yazmak? Ya da okuyanı gıdık yerinden dürtmek. Gülsünler diye. Üzülsünler diye... Anlasınlar, anlaşsınlar diye. Ve en kimseyle anlaşamayanların işiyken yazmak...
Anlatabilseydim yazmazdım.
Yazınca çekilir biri oluyorum, tek bildiğim bu. Hep başkaları için kâğıda döküyorum içimin kirlenen seslerini. Evet sesler de kirlenir. Kokular bile hatta. Eski tadı kalmayabilir buğunun.
Harflerin sözcük oluşturmak için biraraya gelmesi imece usulü bir hüzün inşaatıdır çoğu zaman.
Bu kadar üzgün olmasam yazmazdım.
Yeryüzünün bu yarımadasında (belki tamada olsaydı herşey kolay olurdu), yani bu coğrafyası bile yarım ülkede topu topu yirmidokuz arkadaşım var. Bazılarıyla çok az görüşsem mesela je ile çok samimi olduğumuz söylenemez, hep yanımdalar. Bütün sırlarımı biliyor ve benden izin alma nezaketini bile göstermeden açık ediyorlar herşeyi. Kimseyi ağız tadıyla aldatamıyorum bu yüzden. Çizgisiz bir beyaz kâğıtla karşılaşmayagörsünler, herşeyi anlatıyorlar. Hem de en burkucu tarafından. Şiir diye bir şey tutturmuşlar, kimseye acımıyorlar.
Bir tek senden korkuyorlar şu sıralar.
Bak şimdi de lafı sana getirdiler gördün mü?
Ne zaman seni görsem etrafta kimsecikler olmuyor. Harflerim zavallı seslerin gölgelerine saklanıyor. Oysa herkese seslerini gere gere bağırıyorlardı. Kendilerini arayıp da bulamadıkları bir cakayla biraraya getiren bir dimağ bulmuşlardı ve havalarından geçilmiyordu. Biz istersek biraraya gelir gülmekten öldürürüz hepinizi ya da göz pınarlarınızı kanatırız istersek, diyorlardı. Onlar benim dilimin kayganlığını aşıp meşhur olmuşlardı. Herkesi etkileyebileceklerini düşünüyorlardı.
Harflerim beni herşeye alet ediyordu.
Ama senden korkuyorlar işte. En çok da suskunluğundan. Zaman durdu sanıyorlar sen susunca. Aptallaşıyorlar. Şimdi ne yapacağız, diyorlar. Eyvah oluyorlar aniden. Ve panik halinde sesler çıkarmaya başlıyorlar. Onları unuttun, onları istemiyorsun sanıyorlar harflerim. Güleceksin belki ama kaşlarından bile ürküyorlar. Kaşlarının yayına takılı ok oluyor çünkü gözlerin. Baktığı yerden ses getiren gözlerin... Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim
suskunluğun içinde durup "Hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var" der gibi bakıyor gözlerin.
Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım.
Bozdun harflerimin fiyakasını.
Ve seninle karşılaştığım, yani annenin seni doğurduğu, bizim birbirimizi doğurduğumuz o günden sonra ilk kez biraraya geliyorlar. Tembelleşmişler. Birbirlerini ilk kez görüyor, ilk defa yanyana geliyor gibiler. Ama şimdi tuhaf bir hevesle ve korkuya direnerek toplanıp bağırmaya başlamalarının bir anlamı olmalı. Sanırım sana alışıyorlar. Kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğunun adının ilk harfinden aldılar işareti belki... Şaka yaptığını biliyorlar artık. Seni seviyorlar.
işte bu yüzden sürekli bana "Seni seviyorum" dedirtiyorlar. Tekrara düşme, sıkıcı olma ya da anlamı aşındırma kaygısını bir yana bıraktılar. Çünkü onlar çok iyi biliyor ki iyi filmlerde çok zor söyletilir "Seni seviyorum" cümlesi. Esas adam, yani sapına kadar insan yürekli, karizmasında fırtınalar barındıran ama işte allah kahretsin ki sevgisini gösteremeyen adam filmin sonunda, ölürken
söyler bazen. Hatta cümle "Seni hep sevdim"e dönüşür. Hep sevmiştir, gizli gizli ağlamıştır ama o cümleyi söyleyememiştir işte...
Ama ben esas adamları sevmem.
Esas adamlar sıradan insanlar içindir.
Sırayı bozmasaydım yazamazdım.
Şimdi harflerim sana, bütün cesaretlerini toplayıp kendilerine çekidüzen vererek ve "Beğenmezse bozulmayalım arkadaşlar" cümlesinin ardına saklanıp sahip oldukları sesleri titrete titrete bir cümle hediye etmek istiyorlar:
Merhaba, seni seviyorum, seni sevmeseydim yazamazdım.
atılgan bayar'ın, kaleme aldığı şiir kitabına verdiği isimdir...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar