bugün

yazarın, bazen anlamsız bazen manidar olan sözlerinden oluşan sanal saçmalaması.
tavuk pisliği kadar küçük gözlerin
yalan söyleme
sen de fındık burnumu özledin,
yüzünde yalan gülümsemeyle.
kolundan tutup getirmedim diye
yalnızlığımın genel başkanı oldun
ey ahali
bunu seçmeyin, küserim size.
gemiler dolusu hüzün getirdin bana
ben uğraman gereken ülkede değilim ama
gülerim sana, yine karavana.
göster dedin
e gösteriyorum, kaçıyorsun
adamlığımdan neden korkuyorsun?
kümeste yaşadığın o günler
neden deli dediler, ekmek şarap verdiler
misafir olmuştu bize
kediler..
tez kellesi vurula acizliğimin
zindanlarda çürüsün kibirin
korkularına bırak derim sana
bırakmazsan, sen bilirsin.
suluk taşıdığın günleri ne çabuk unuttun
annesi arap, babası kuzeyli çocuk
sahip olduğu tek oyuncağı
ağaçtan bir tabut.
tıkabasa çamura bulanmış boğazın
kulakları köreltiyor avazın
sazın, sözün yalandır özün
ve bırak elinden kireçten geçmişini.
donu düşük çocuk neden ağlıyorsun?
çık bakayım teraziye, kaç kilo geliyorsun
bayram-seyran el öpeceğine
neden kardeşini tokatlıyorsun?
ayaklarını dikmiş çikolata yiyordu, kabuklarını soymadan
ben göçüp gittim yanından, şöminenin sıcağına doymadan
aferin sana
paylaşmadın diye.
beynin çürümüş senin, cüzdanım kayıp diye bu kadar üzülme
serildi önüme salı pazarında kibirin
on paraya sattım, alan olmadı.
başkasının hakkını ne diye çalarsın, gel çatıya çıkalım
bal yapan arılar var
korka korka izle çalmadan.
bir tekeri de cesaretimdi bisikletimin
hırsızların binip çürüttüğü
parçalayıp bir kenara atmışlardı çocukluğumu.
kapıyı üzerime kilitledin de ne oldu?
ben aydınlıktan korkmam ki.
gece olana kadar
öfken beni burada tutamaz ki.
tantana etme kakalak suratlı.
bir kaç araba lastiğini ateşe vereceğiz o kadar
gün ışıyana kadar.
aynı toprağı gargara etmişliğimiz var seninle
utanma artık konuş kendinle
eğri ya da doğru.
öyle utangacım ki,
ben, çoraplarını gizlemeye çalışan tamirci çırağının hüznüyüm.
iki hissiyatın vardı, tekini kaybettin.
aşk demiştin öfkene oysa
sevişme isteğiydi samimiyetin
samimiyetin gitti, aşk kaldı.
suyun köküne, çınar ağacının derinliğini döktüm; yeşermedi gölgesi.
tokatladım bana gülen pinokyoyu, kulağımı dayadım sonra odundan gövdesine. benim kalbim atıyordu onun için, yüzü kızarsın diye.
küçücük bir delik yeterdi buradan kurtulabilmem için
umudum nefes alsın dışarıdan, yeterdi.
© copyright 2005 - 2026