bugün
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması11
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle26
- 2026 dünya kupası finalini kim oynar6
- uludağ sözlük'ün instagram'a dönmesi10
- yürüyüş partisi3
- gocu abi3
- 22 haziran 2026 fsm'ye amedspor bayrağı asılması3
- lucas luthor2
- ideal sevgilinin en önemli özelliği11
- şemsiyenin ters dönmesi3
- bugün de meme atan olmaması13
- günün sözü2
- oyuncu2
- paris te son tango6
- sözlüğe fotoğraf atmış erkekle evlenir misiniz2
- sözlüğe foto atan erkekler silik yesin2
- milli takımı eleştirenleri hapse atma çağrısı3
- yazma diyince yazmayan erkek4
- 65 şut çekip gol atamamak3
- aylık 299 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- beyaz otomobil satın almak10
- anın görüntüsü15
- 22 27 32 35 yaş kadınlar 50 yaş erkek evliliği2
- gelmiş geçmiş en iyi müzik klibi4
- kıdemliye hızlı diğerlerine yavaş pc veren it2
- bir bardak birayla saatlerce ağlamak2
- iş kadını yazarlar6
- yaşlılığınız için insan biriktirin11
- meloş nerede sorunsalı5
- gocu bey meh meh bey birader4
- misafir ağırlamak2
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız12
- kadın motorcunun yol kesip sürücüye saldırması4
- çok tanrılı dinlerde somut delil yokluğu6
- hoşgeldin pazartesi7
- artık ulu sözlüğümüze fotoğraf atılabilmesi4
- 22 haziran 2026 yeni zelanda mısır maçı2
- ilişkilerde yapılan en büyük hatalar6
- 22 haziran 2026 uruguay yeşil burun adaları maçı6
- clydeless bonnie3
- ege waw3
- ibrahim hacıosmanoğlu5
- yetersizim diyerek istifa etmek3
- 2026 dünya kupası16
- engellediğim yuzır başlığıma yazmasın3
- ev kredisi çeken asgari ücretli3
- 2026 dünya kupasında tutulan takım5
- sevgiliye en güzel hitap şekli4
- göğsüne dilan polat yazdıran başörtülü bacı8
- her başarılı erkeğin altında bir kadın yatıyor2
* * * * *
sevgiliye yabancılaşmak, ayrılığın ardından arkadaş kalmaya çabalayanların zamanla hiçbir şey olmaya giden yoludur; belki geri dönüş umududur, belki de birden kesip atamamanın sonucu olarak zamana yaymaktır ayrılığı.. ama zaman geçmiyoken nasıl olacak bu?
gün olur çeker gider zoraki.. daha dün gibi gelen bir vakit onun kokusunda demlenirken ruhun, şimdi nasıl olur da kendini, onu unutmak zorunda olduğuna inandırma çabasına girişirsin? biz ne kadar küçük adımlar atmak istesek de, hayat daima büyük oynuyor. büyük getirip daha büyüğünü koparıyor, götürüyor. aşk, geldiğinde * ufacıktı, ürkekti, çekingen bi hali vardı; biraz heyecanlı, biraz endişeli, ne yapacağını bilemez haldeydi. zamanla kavradı her şeyi, en güzel haliyle sevdi, büyüttü aradaki mesafeye bakmaksızın.. gün oldu, sabır taştı, vakit doldu. ayrılığın kalemi, birkaç satır da bizim için yazdı.. gerçi çoktan beri yazmaktaymış bir şeyler ben farkında olmadan da, noktayı koyduğunu bildirmiş bana yarin dilinden.. her şey yolunda sanrısından, yeryüzüne düşüşüm çok acı verici oldu. şimdi toparlamaya çalışıyorum...
***
"eski" diyemeyeceğim kadar yeni bir ayrılığın eşiğinden ancak bunu yazabiliyorum; kusura bakma sevgili "eski."
içten veya değil ama artık kabul edilmiş bir nokta var hayatımızı kesiştiği o yerde. birbirine çarpıp farklı yerlere doğru salınıyor hayatlarımız farklı planlar eşliğinde. fakat yine de içinde bazı şeyleri eskitemiyo insan.. hâlâ taptaze duruyor o yoğunluk, yakıyor canını. hani ingilizcede perfect tense var ya, işte onun gibi devam eder etkisi.. hatta perfect continuous gibi şu anda da yanmaktadır ya içini.. kısacası geçmez o acı uzun bi müddet. ehehe bu denli saçmalamamdan da belli değil mi zaten*?
hiç eskimeyecekmişsin gibi duruyorsun orada*.. fakat orada burada okuduklarım ve duyduklarım bana öyle olmayacağını söylüyor. eğer herhangi bir şekilde eskidiysen *, sebebi ben değil, zamandır.. yalnız tekrar hatırlatıyım; "içim" denen o yerde zaman geçmek bilmiyor. bu nedenle senin eskimen zamana bağlı değil, içimdeki senin oradan çıkışına bağlı.. gerçekle eş zamanlı ilerleseydi içimizdeki zaman, araftan kurtulmak daha basit olabilirdi o zaman. şu zamanı durdurmak da keşke akrep ve yelkovanın önüne parmağımı koymak kadar basit olsaydı da, hiç eskimeseydin bir zamanlar sahibi olduğun o yerde. her neyse..
***
hanginiz gerçekten sevdiğiniz kadından, aranızda kavga gürültü olmadan, sevgiden başka sebeplerle * * zoraki ayrılmak zorunda kaldı da arkadaş kalmayı denemedi ki? yapamıyor insan aniden.. onun için dedik ki arkadaş kalalım. "niçin peki?" derseniz, bilmiyorum. gerçekten bilmiyorum, sadece içimden geldiği gibi yapıyorum. belki de az yukarda dediğim gibi, zamana yayıyoruz. kimileri için bu yaptığımız kesinlikle imkansız ama kendim tecrübe etmek istiyorum. en iyi de bu şekilde öğrenirim zaten kalıp kalamayacağımızı. en baştan da kabulleniyorum sonuçlarını. ne kadar yapabileceğimizi görücez; ne kadar iyi oynayabildiğimizi.. iyi ya da kötüsüyle tüm sonuçları bize kalıcak neticede. katlanması da derdi de bize düşer.. yaşanmışlıklar en didaktik kitaptır benim için. onun için kimsenin "eski sevgiliyle arkadaş kalınmaz." tavsiyesi umrumda değil.
yalnız kabul etmeliyim ki çok zor bu şekilde devam ettirmeye çalışmak.. bir şeyler düğümleniyo şurana ve çıkamıyo ağzından işte.. konuşurkenki o kelimelerdeki sahtelik hele... bu muyduk biz "sayın eski"? şimdi özlediğimiz o kelimeleri neler için kurban ettik? bu tıpkı harfleri kayıp bir cümle gibi, yarım yamalak bir hayat.. elektrikler gittiğindeki o ilk birkaç saniyelik hiçbir şeyi göremediğin zifiri karanlık vardır ya, tıpkı öyle işte ayrılığın ilk anları.. bu işin "arkadaş kalma" kısmı da o karanlıktan sonra yavaş yavaş çevreni fark edip olan biteni anlama (kavramaya çalışma) evresi galiba. ama karanlıkta ne kadar yürüyebilirsin ki? hele ki gün ışığında başaramamışken bunu?
böylesi ikimiz için de daha iyi olacak belki.. öyle mi bay çok bilmiş? ehhe sen nerden biliyosun bunu? ulan bu laf şuan safsatadan başka bir şey değil benim için. öylesine sarfedilmiş, laf olsun diye.. haa tabi ki umarım öyledir gerçekten. umarım daha iyi olacaktır. öyle umalım, öyle olsun diyelim. ama bir kelimesi bile inandırıcı gelmiyor be. eski ben'e dönemiyorum, "eski" de bana dönmeyeceği için, çok garip bir yerdeyim şimdilerde. o'nun eski rutinine dönmüş olduğunu görmek de kendime acındırıyor beni. o yapabiliyor, sen de yapmalısın hadi be adam! hadi doğrul olduğun yerden!
"eski" diyemeyeceğim kadar yeni bir ayrılığın eşiğinden ancak bunu yazabiliyorum; kusura bakma sevgili "eski."
*** adam o'nun yanından ayrılıp eve gitmek üzere otobüse biner. otobüsün en arkasına geçip dışarıyı izlemeye başlar yüzünde aptal bir gülümsemeyle.. birden cebinde (o'nun yanındayken okuyamadığı) bir kağıt olduğunu hatırlar, heyecanla kağıdı çıkartır cebinden. ne yazdığını merak ediyodur kağıtta.. cebinde buruş buruş olmuş kağıdı açar ve içinde anlam dolusu anlam taşıyan o üç kelimeyi okuyup tebessüm eder..
"ben de seni.."
(edit: http://fizy.com/#s/1c4bot)
sevgiliye yabancılaşmak, ayrılığın ardından arkadaş kalmaya çabalayanların zamanla hiçbir şey olmaya giden yoludur; belki geri dönüş umududur, belki de birden kesip atamamanın sonucu olarak zamana yaymaktır ayrılığı.. ama zaman geçmiyoken nasıl olacak bu?
gün olur çeker gider zoraki.. daha dün gibi gelen bir vakit onun kokusunda demlenirken ruhun, şimdi nasıl olur da kendini, onu unutmak zorunda olduğuna inandırma çabasına girişirsin? biz ne kadar küçük adımlar atmak istesek de, hayat daima büyük oynuyor. büyük getirip daha büyüğünü koparıyor, götürüyor. aşk, geldiğinde * ufacıktı, ürkekti, çekingen bi hali vardı; biraz heyecanlı, biraz endişeli, ne yapacağını bilemez haldeydi. zamanla kavradı her şeyi, en güzel haliyle sevdi, büyüttü aradaki mesafeye bakmaksızın.. gün oldu, sabır taştı, vakit doldu. ayrılığın kalemi, birkaç satır da bizim için yazdı.. gerçi çoktan beri yazmaktaymış bir şeyler ben farkında olmadan da, noktayı koyduğunu bildirmiş bana yarin dilinden.. her şey yolunda sanrısından, yeryüzüne düşüşüm çok acı verici oldu. şimdi toparlamaya çalışıyorum...
***
"eski" diyemeyeceğim kadar yeni bir ayrılığın eşiğinden ancak bunu yazabiliyorum; kusura bakma sevgili "eski."
içten veya değil ama artık kabul edilmiş bir nokta var hayatımızı kesiştiği o yerde. birbirine çarpıp farklı yerlere doğru salınıyor hayatlarımız farklı planlar eşliğinde. fakat yine de içinde bazı şeyleri eskitemiyo insan.. hâlâ taptaze duruyor o yoğunluk, yakıyor canını. hani ingilizcede perfect tense var ya, işte onun gibi devam eder etkisi.. hatta perfect continuous gibi şu anda da yanmaktadır ya içini.. kısacası geçmez o acı uzun bi müddet. ehehe bu denli saçmalamamdan da belli değil mi zaten*?
hiç eskimeyecekmişsin gibi duruyorsun orada*.. fakat orada burada okuduklarım ve duyduklarım bana öyle olmayacağını söylüyor. eğer herhangi bir şekilde eskidiysen *, sebebi ben değil, zamandır.. yalnız tekrar hatırlatıyım; "içim" denen o yerde zaman geçmek bilmiyor. bu nedenle senin eskimen zamana bağlı değil, içimdeki senin oradan çıkışına bağlı.. gerçekle eş zamanlı ilerleseydi içimizdeki zaman, araftan kurtulmak daha basit olabilirdi o zaman. şu zamanı durdurmak da keşke akrep ve yelkovanın önüne parmağımı koymak kadar basit olsaydı da, hiç eskimeseydin bir zamanlar sahibi olduğun o yerde. her neyse..
***
hanginiz gerçekten sevdiğiniz kadından, aranızda kavga gürültü olmadan, sevgiden başka sebeplerle * * zoraki ayrılmak zorunda kaldı da arkadaş kalmayı denemedi ki? yapamıyor insan aniden.. onun için dedik ki arkadaş kalalım. "niçin peki?" derseniz, bilmiyorum. gerçekten bilmiyorum, sadece içimden geldiği gibi yapıyorum. belki de az yukarda dediğim gibi, zamana yayıyoruz. kimileri için bu yaptığımız kesinlikle imkansız ama kendim tecrübe etmek istiyorum. en iyi de bu şekilde öğrenirim zaten kalıp kalamayacağımızı. en baştan da kabulleniyorum sonuçlarını. ne kadar yapabileceğimizi görücez; ne kadar iyi oynayabildiğimizi.. iyi ya da kötüsüyle tüm sonuçları bize kalıcak neticede. katlanması da derdi de bize düşer.. yaşanmışlıklar en didaktik kitaptır benim için. onun için kimsenin "eski sevgiliyle arkadaş kalınmaz." tavsiyesi umrumda değil.
yalnız kabul etmeliyim ki çok zor bu şekilde devam ettirmeye çalışmak.. bir şeyler düğümleniyo şurana ve çıkamıyo ağzından işte.. konuşurkenki o kelimelerdeki sahtelik hele... bu muyduk biz "sayın eski"? şimdi özlediğimiz o kelimeleri neler için kurban ettik? bu tıpkı harfleri kayıp bir cümle gibi, yarım yamalak bir hayat.. elektrikler gittiğindeki o ilk birkaç saniyelik hiçbir şeyi göremediğin zifiri karanlık vardır ya, tıpkı öyle işte ayrılığın ilk anları.. bu işin "arkadaş kalma" kısmı da o karanlıktan sonra yavaş yavaş çevreni fark edip olan biteni anlama (kavramaya çalışma) evresi galiba. ama karanlıkta ne kadar yürüyebilirsin ki? hele ki gün ışığında başaramamışken bunu?
böylesi ikimiz için de daha iyi olacak belki.. öyle mi bay çok bilmiş? ehhe sen nerden biliyosun bunu? ulan bu laf şuan safsatadan başka bir şey değil benim için. öylesine sarfedilmiş, laf olsun diye.. haa tabi ki umarım öyledir gerçekten. umarım daha iyi olacaktır. öyle umalım, öyle olsun diyelim. ama bir kelimesi bile inandırıcı gelmiyor be. eski ben'e dönemiyorum, "eski" de bana dönmeyeceği için, çok garip bir yerdeyim şimdilerde. o'nun eski rutinine dönmüş olduğunu görmek de kendime acındırıyor beni. o yapabiliyor, sen de yapmalısın hadi be adam! hadi doğrul olduğun yerden!
"eski" diyemeyeceğim kadar yeni bir ayrılığın eşiğinden ancak bunu yazabiliyorum; kusura bakma sevgili "eski."
*** adam o'nun yanından ayrılıp eve gitmek üzere otobüse biner. otobüsün en arkasına geçip dışarıyı izlemeye başlar yüzünde aptal bir gülümsemeyle.. birden cebinde (o'nun yanındayken okuyamadığı) bir kağıt olduğunu hatırlar, heyecanla kağıdı çıkartır cebinden. ne yazdığını merak ediyodur kağıtta.. cebinde buruş buruş olmuş kağıdı açar ve içinde anlam dolusu anlam taşıyan o üç kelimeyi okuyup tebessüm eder..
"ben de seni.."
(edit: http://fizy.com/#s/1c4bot)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar