bugün
- ateistlerin yaşama amacı20
- sözlüğün en sevilen yazarı21
- claudian clouds ve insan olmaya ceyrek kala aşkı6
- dindarların çoğunun fakir olması6
- hiçbir ankette ismi olmayan yazarlar6
- diamond bey birader birader beydir7
- apoya küfür edince sinirlenen akpliler ve mhpliler9
- yeter ulan artık19
- dincilerin afrika da su kuyusu açma saplantısı8
- ratko mladiç4
- teröriste sövmek artık yasak14
- kamyon arkası sözler6
- biraderler biraderdirler6
- deneysel varlık ve teorik varlık4
- fenerlilerin bir galibiyetle çoşması3
- fenerbahçe vs galatasaray19
- tarihin en kötü lyonu14
- fenerin sanki bizi biraz fazla rezil etmesi19
- demek doğruymuş diyeceksiniz5
- ofsaytımsı4
- tarsus taki gizemli kazı2
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı48
- seküler yahudi3
- great filter5
- mehdi sultan olacak6
- anket anketi7
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı3
- fenerbahçe lyon maçında atıp tutan yazarlar16
- ellerim bos gonlum hos12
- fenerbahçe24
- ben geldim dağılın2
- kadınların askerlik yapmamasının nedenleri8
- evrim2
- ucl'ye girer girmez köylülüğünü gösteren köylü11
- iblisin meleklerin hocası olması2
- youtube'u yöneten varlıkla etkileşime girdim7
- sarapci koala54
- fenerbahçe'nin cincondan daha çok para alması8
- nervio3
- ben bu dünyadan değilim evladım3
- parlementer sistem5
- bireysel ve kollektif bilinçaltı2
- zorunlu eğitim11
- her şey zihinde olup biter2
- 29 ağustos 2026 konyaspor kocaelispor maçı2
- cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde revizyon4
- 28 ağustos 2026 gençlerbirliği erzurumspor maçı2
- pontus rumları10
- fenerin gs'nin kasasından 30 milyon avro alması9
- dem parti kapatılsın2
heyecandan ölmek üzereyim. bir kolum kanepenin üzerinde, oturuyorum. aslında o kol o'na sarılıyor ama ne o ne de kol bunun farkında. kanepe bu yüzden var. kadife bir sikimsonik kanepe ne işe yarar alkollü bir gecede ? bilmem. çok fazla işlevi olabilir normal şartlarda ama şehveti dizginleyip niyetimi kamuflaj etmeye yarıyor şu an..
ona doğru yanaşmaya çokça hazır olsam da, o an nedense 'uslu çocuk' olasım tutuyor. ya tamam utanıyorum işte. bayadır flört etmiyorum. şarabı dikip göz teması kurduğumuz bir anda gözlerimi kaçırıyor, ayaklanıyorum. bir şey için kalkmış gibi yapıp cd'liğe yöneliyorum. kapaklarından çıkarılıp üstüste atılmış cd'ler var. 90'lı yılların başına ait bir cd buluyorum. golden oldies gibi bir şey yazıyor. o efsanevi şarkıyı görünce içimden 'işte bu' deyip 'bu nasıl ?' diye soruyorum o'na. tercihim gözlerini kamaştırıyor. hemen track'leri ilerletip bildiğim yoldan gidiyorum. üstü biraz çizilmiş cd'nin, cd çalar çalmaya diretiyor. ilişkimiz başlamış ve bilmem kaç aydır çıkıyor olsak bu cd için güzel bir seranad çeker, zılgıtı posiyon porsiyon yediririm ama şu an bunu yapmam imkansız. kalkıp yanıma geliyor. 'romantizmi siktin lan cd gibi' diyorum içimden. cd çaların başında iki kişi dikilip ambiyansın amına koymamak için kadehime şarap dolduruyorum önce yarısında olan kadehi dikip. neyse cd'yi çalıştırıp geliyor. the moody blues çalıyor. 'night in white satin' elbette..
krizi de atlattıktan sonra hazırladığı meyvelerin imdadıma yetişmesini bekliyorum. ufak dilimlere böldüğü parçaları bıçakla beraber ağzına atıyor. bu tarz dikkatsiz hareketler oldum olası beni rahatsız eder. istemsizce 'aman bıçak dilini keser' diyorum. der demez pişman oluyorum. gülümsüyor, 'ehi ehi' diye. tatlı ama sevimsizce bir gülüş bu. irite edici yani. 'amıma koyayım' diyorum içimden. kendi ellerimle sıçıyorum yapacağımız 'tatlı aşk'ın içine. aslında ortlamanın üzerinde seyreden iyi bir adamım ama şu an tam bir umut sarıkaya karakterine evrilmiş durumdayım nedense..
şarkıyı repeat'e almayı teklif edip hemen bu teklifimden vazgeçiyorum. heyecanımın ve her konudaki kararsızlığımın o da farkında. ama geceyi sikmeme izin vermiyecek bir süre daha görünen o ki. benimle iddialaşıp farklı bir öneri sunmak yerine yapıcı davranıp şarkıyı repeat'e alıyor. odanın köşesine doğru gidip ayaklı avizenin ışığını kısıyor. döndüğünde göz göze geliyoruz. tatlı tatlı gülümsüyor. bu arada o işlevsel şeyin adı ne halt bilmiyorum cidden. ayaklı avize güzel oldu bence..
her neyse. ne diyordum ben ? ha, işte meyveler. ya ben aslında elinden meyve tabağını alıp fırlatmak istiyorum. meyve tabağı bumerang olsun, meyveler üzerinden farklı fizik kurallarına göre dağılsın; duvalara badana boya çeksinler istiyorum. hayalgücüm çok geniş.
ha neden bunu istiyorum, manyak mıyım ? manyağım ama nedenlerim var. gözlerinin içi gülüyor çünkü o meyve yerken. çünkü onun gözlerinin içi gülerken ben hiçbir yere odaklanamıyorum. ne işim mi var bir şeylere odaklanmak da ? çok işim var abi. yoksa bu gecenin içine daha başından sıçardım ben. flört etmeye etmeye flört etmeyi unutmuş durumdayım. hâlâ unutamadığım biri varken karşıma o çıktı ve o'nu elimde tutmalıyım. her şey çok güzel, pürüzsüz olmalı. ama bu kadar mükemmelliyetçilikle işin içine origamik bir şekilde sıçıcam, bunu çok iyi biliyorum.
ah ama olmuyor. eşek her yerde eşek işte. bütün frenlerime rağmen o sırf yanından uzaklaşmak için kurcaladığım vitrindeki lânet viskiyi öylesine açıyorum. viski de beni açıyor. ne gerek var be olm geceyi sikmeye ? sarhoş olunacak zaman mı ? evet öyle. şimdi sarhoş olmazsam ne zaman olacağım ? çok müsait bir an. hem heyecanı da alır. hem her şeyi yoluna da koyar. tamam, belki çoğu zaman dediğin doğru. ama bu sefer..
sen uzun zamandır bu ânı istemiyor muydun ? he değil mi ? e derdin ne senin yahu ? silkelen kendine gel!!1
saçmasalak bir dans daveti yapıyorum. ortaokul balosundan beri yapmadığım kadar salakça. hem danstan falan pek anlamam. filmlerden ne biliyorsam o. tabi ki yine tebessüm edip kırmıyor. gönlü var zaten bende. yani vardı sanırım. ya tabi ki de vardı, evinde ne işim var yoksa.
neyse ya, dans ediyoruz biz işte. ahah, öyle salağımki. dans ederken kulağına fısıldıyorum. 'çok tatlısın'. bu aşamalara geri gelmeye gerek yok be olm. hadi o neyse, neden dil atıp, ısırıyorsun kızın kulağını ?
yetmiyor. yetmiyor, boynundan delicesine öpmeye başlıyorum. boynu çok güzel. burnu da. burnundan öperken ben 'dur' diyor. duruyorum. arkasını dönüp kanepeye doğru yöneliyor. tüm riskleri göze alıyorum. o halının olmayan desenlerini incelerken durgun durgun, ben derin bir nefes alıp 'seni seviyorum' diye haykırıyorum. dağlar taşlar yerinden oynuyor. the moody blues'larla başlayan gece komşunun kapıya gelip 'polis çağırıcam' minvalli tehdidiyle bitiyor. evime dönüyorum. yalnızım. yine..
salaklığıma doymuyorum. eski sevgilimin fotoğrafına bakıp beddua ediyorum. o duymuyor. ben bir daha ediyorum. elimde fotoğrafla uyuyakalıyorum.
ona doğru yanaşmaya çokça hazır olsam da, o an nedense 'uslu çocuk' olasım tutuyor. ya tamam utanıyorum işte. bayadır flört etmiyorum. şarabı dikip göz teması kurduğumuz bir anda gözlerimi kaçırıyor, ayaklanıyorum. bir şey için kalkmış gibi yapıp cd'liğe yöneliyorum. kapaklarından çıkarılıp üstüste atılmış cd'ler var. 90'lı yılların başına ait bir cd buluyorum. golden oldies gibi bir şey yazıyor. o efsanevi şarkıyı görünce içimden 'işte bu' deyip 'bu nasıl ?' diye soruyorum o'na. tercihim gözlerini kamaştırıyor. hemen track'leri ilerletip bildiğim yoldan gidiyorum. üstü biraz çizilmiş cd'nin, cd çalar çalmaya diretiyor. ilişkimiz başlamış ve bilmem kaç aydır çıkıyor olsak bu cd için güzel bir seranad çeker, zılgıtı posiyon porsiyon yediririm ama şu an bunu yapmam imkansız. kalkıp yanıma geliyor. 'romantizmi siktin lan cd gibi' diyorum içimden. cd çaların başında iki kişi dikilip ambiyansın amına koymamak için kadehime şarap dolduruyorum önce yarısında olan kadehi dikip. neyse cd'yi çalıştırıp geliyor. the moody blues çalıyor. 'night in white satin' elbette..
krizi de atlattıktan sonra hazırladığı meyvelerin imdadıma yetişmesini bekliyorum. ufak dilimlere böldüğü parçaları bıçakla beraber ağzına atıyor. bu tarz dikkatsiz hareketler oldum olası beni rahatsız eder. istemsizce 'aman bıçak dilini keser' diyorum. der demez pişman oluyorum. gülümsüyor, 'ehi ehi' diye. tatlı ama sevimsizce bir gülüş bu. irite edici yani. 'amıma koyayım' diyorum içimden. kendi ellerimle sıçıyorum yapacağımız 'tatlı aşk'ın içine. aslında ortlamanın üzerinde seyreden iyi bir adamım ama şu an tam bir umut sarıkaya karakterine evrilmiş durumdayım nedense..
şarkıyı repeat'e almayı teklif edip hemen bu teklifimden vazgeçiyorum. heyecanımın ve her konudaki kararsızlığımın o da farkında. ama geceyi sikmeme izin vermiyecek bir süre daha görünen o ki. benimle iddialaşıp farklı bir öneri sunmak yerine yapıcı davranıp şarkıyı repeat'e alıyor. odanın köşesine doğru gidip ayaklı avizenin ışığını kısıyor. döndüğünde göz göze geliyoruz. tatlı tatlı gülümsüyor. bu arada o işlevsel şeyin adı ne halt bilmiyorum cidden. ayaklı avize güzel oldu bence..
her neyse. ne diyordum ben ? ha, işte meyveler. ya ben aslında elinden meyve tabağını alıp fırlatmak istiyorum. meyve tabağı bumerang olsun, meyveler üzerinden farklı fizik kurallarına göre dağılsın; duvalara badana boya çeksinler istiyorum. hayalgücüm çok geniş.
ha neden bunu istiyorum, manyak mıyım ? manyağım ama nedenlerim var. gözlerinin içi gülüyor çünkü o meyve yerken. çünkü onun gözlerinin içi gülerken ben hiçbir yere odaklanamıyorum. ne işim mi var bir şeylere odaklanmak da ? çok işim var abi. yoksa bu gecenin içine daha başından sıçardım ben. flört etmeye etmeye flört etmeyi unutmuş durumdayım. hâlâ unutamadığım biri varken karşıma o çıktı ve o'nu elimde tutmalıyım. her şey çok güzel, pürüzsüz olmalı. ama bu kadar mükemmelliyetçilikle işin içine origamik bir şekilde sıçıcam, bunu çok iyi biliyorum.
ah ama olmuyor. eşek her yerde eşek işte. bütün frenlerime rağmen o sırf yanından uzaklaşmak için kurcaladığım vitrindeki lânet viskiyi öylesine açıyorum. viski de beni açıyor. ne gerek var be olm geceyi sikmeye ? sarhoş olunacak zaman mı ? evet öyle. şimdi sarhoş olmazsam ne zaman olacağım ? çok müsait bir an. hem heyecanı da alır. hem her şeyi yoluna da koyar. tamam, belki çoğu zaman dediğin doğru. ama bu sefer..
sen uzun zamandır bu ânı istemiyor muydun ? he değil mi ? e derdin ne senin yahu ? silkelen kendine gel!!1
saçmasalak bir dans daveti yapıyorum. ortaokul balosundan beri yapmadığım kadar salakça. hem danstan falan pek anlamam. filmlerden ne biliyorsam o. tabi ki yine tebessüm edip kırmıyor. gönlü var zaten bende. yani vardı sanırım. ya tabi ki de vardı, evinde ne işim var yoksa.
neyse ya, dans ediyoruz biz işte. ahah, öyle salağımki. dans ederken kulağına fısıldıyorum. 'çok tatlısın'. bu aşamalara geri gelmeye gerek yok be olm. hadi o neyse, neden dil atıp, ısırıyorsun kızın kulağını ?
yetmiyor. yetmiyor, boynundan delicesine öpmeye başlıyorum. boynu çok güzel. burnu da. burnundan öperken ben 'dur' diyor. duruyorum. arkasını dönüp kanepeye doğru yöneliyor. tüm riskleri göze alıyorum. o halının olmayan desenlerini incelerken durgun durgun, ben derin bir nefes alıp 'seni seviyorum' diye haykırıyorum. dağlar taşlar yerinden oynuyor. the moody blues'larla başlayan gece komşunun kapıya gelip 'polis çağırıcam' minvalli tehdidiyle bitiyor. evime dönüyorum. yalnızım. yine..
salaklığıma doymuyorum. eski sevgilimin fotoğrafına bakıp beddua ediyorum. o duymuyor. ben bir daha ediyorum. elimde fotoğrafla uyuyakalıyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar