bugün
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı16
- yuzırların süper güçleri12
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- enteresan beddualar9
- seni hayata bağlayan şey8
- 33 yaşında emekli hayatı yaşamak4
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması10
- dövmesi olan yazarlar6
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız4
- istanbul trafiğini bir cümleyle anlatmak5
- rüştü reçber in kötü bir kaleci olması2
- cumartesi gecesi intihar etmek5
- sözlük yazarlarının nicklerinin fotoğrafı3
- nervio'nun kedi kumu5
- aç olmak ama ne yemek istediğini bilmemek5
- termodinamiğin ikinci kanununu silkmek5
- kendini beğendirmek2
- 20 haziran 2026 almanya fildişi sahili maçı4
- a milli futbol takımına bir bahane bırak3
- 48 takım içinde 47 nci olmak3
- okulda felsefe dersinin kaldırılması2
- türkiye a milli futbol takımı14
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri10
- siz yazın ben yatıyorum3
- treni kaçırmak5
- salyangozun bıraktığı gümüşsü iz4
- ankara mı istanbul mu9
- kimseyle tanışamamak2
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- sevgilisini paylaşan adam3
- vurduran erkek davranışları3
- platonik aşk5
- berberlere zam gelmesi7
- erkeklerin akılsızlıkları9
- madem elenecektiniz lucescu yu neden öldürdünüz2
- gavat bir insan olmak3
- kayahan'ın en güzel şarkısı12
- nuh tufanı olayı gerçek midir11
- johnny deep barış akarsu benzerliği2
- keranenin darvinci açıklaması2
- crrc corporation3
- kızın yanında güvercin avuçlayıp özgürsün demek3
- renault toros ile eğitim veren sürücü kursu2
- kadınların ilgisiz yaşayamaması13
- 13 seçim kaybetmedim7
- köle isaura2
- haiti3
- aslan burcunun karakteristik özellikleri6
- iç anadolu ağzı3
- 0 gol 0 puan2
heyecandan ölmek üzereyim. bir kolum kanepenin üzerinde, oturuyorum. aslında o kol o'na sarılıyor ama ne o ne de kol bunun farkında. kanepe bu yüzden var. kadife bir sikimsonik kanepe ne işe yarar alkollü bir gecede ? bilmem. çok fazla işlevi olabilir normal şartlarda ama şehveti dizginleyip niyetimi kamuflaj etmeye yarıyor şu an..
ona doğru yanaşmaya çokça hazır olsam da, o an nedense 'uslu çocuk' olasım tutuyor. ya tamam utanıyorum işte. bayadır flört etmiyorum. şarabı dikip göz teması kurduğumuz bir anda gözlerimi kaçırıyor, ayaklanıyorum. bir şey için kalkmış gibi yapıp cd'liğe yöneliyorum. kapaklarından çıkarılıp üstüste atılmış cd'ler var. 90'lı yılların başına ait bir cd buluyorum. golden oldies gibi bir şey yazıyor. o efsanevi şarkıyı görünce içimden 'işte bu' deyip 'bu nasıl ?' diye soruyorum o'na. tercihim gözlerini kamaştırıyor. hemen track'leri ilerletip bildiğim yoldan gidiyorum. üstü biraz çizilmiş cd'nin, cd çalar çalmaya diretiyor. ilişkimiz başlamış ve bilmem kaç aydır çıkıyor olsak bu cd için güzel bir seranad çeker, zılgıtı posiyon porsiyon yediririm ama şu an bunu yapmam imkansız. kalkıp yanıma geliyor. 'romantizmi siktin lan cd gibi' diyorum içimden. cd çaların başında iki kişi dikilip ambiyansın amına koymamak için kadehime şarap dolduruyorum önce yarısında olan kadehi dikip. neyse cd'yi çalıştırıp geliyor. the moody blues çalıyor. 'night in white satin' elbette..
krizi de atlattıktan sonra hazırladığı meyvelerin imdadıma yetişmesini bekliyorum. ufak dilimlere böldüğü parçaları bıçakla beraber ağzına atıyor. bu tarz dikkatsiz hareketler oldum olası beni rahatsız eder. istemsizce 'aman bıçak dilini keser' diyorum. der demez pişman oluyorum. gülümsüyor, 'ehi ehi' diye. tatlı ama sevimsizce bir gülüş bu. irite edici yani. 'amıma koyayım' diyorum içimden. kendi ellerimle sıçıyorum yapacağımız 'tatlı aşk'ın içine. aslında ortlamanın üzerinde seyreden iyi bir adamım ama şu an tam bir umut sarıkaya karakterine evrilmiş durumdayım nedense..
şarkıyı repeat'e almayı teklif edip hemen bu teklifimden vazgeçiyorum. heyecanımın ve her konudaki kararsızlığımın o da farkında. ama geceyi sikmeme izin vermiyecek bir süre daha görünen o ki. benimle iddialaşıp farklı bir öneri sunmak yerine yapıcı davranıp şarkıyı repeat'e alıyor. odanın köşesine doğru gidip ayaklı avizenin ışığını kısıyor. döndüğünde göz göze geliyoruz. tatlı tatlı gülümsüyor. bu arada o işlevsel şeyin adı ne halt bilmiyorum cidden. ayaklı avize güzel oldu bence..
her neyse. ne diyordum ben ? ha, işte meyveler. ya ben aslında elinden meyve tabağını alıp fırlatmak istiyorum. meyve tabağı bumerang olsun, meyveler üzerinden farklı fizik kurallarına göre dağılsın; duvalara badana boya çeksinler istiyorum. hayalgücüm çok geniş.
ha neden bunu istiyorum, manyak mıyım ? manyağım ama nedenlerim var. gözlerinin içi gülüyor çünkü o meyve yerken. çünkü onun gözlerinin içi gülerken ben hiçbir yere odaklanamıyorum. ne işim mi var bir şeylere odaklanmak da ? çok işim var abi. yoksa bu gecenin içine daha başından sıçardım ben. flört etmeye etmeye flört etmeyi unutmuş durumdayım. hâlâ unutamadığım biri varken karşıma o çıktı ve o'nu elimde tutmalıyım. her şey çok güzel, pürüzsüz olmalı. ama bu kadar mükemmelliyetçilikle işin içine origamik bir şekilde sıçıcam, bunu çok iyi biliyorum.
ah ama olmuyor. eşek her yerde eşek işte. bütün frenlerime rağmen o sırf yanından uzaklaşmak için kurcaladığım vitrindeki lânet viskiyi öylesine açıyorum. viski de beni açıyor. ne gerek var be olm geceyi sikmeye ? sarhoş olunacak zaman mı ? evet öyle. şimdi sarhoş olmazsam ne zaman olacağım ? çok müsait bir an. hem heyecanı da alır. hem her şeyi yoluna da koyar. tamam, belki çoğu zaman dediğin doğru. ama bu sefer..
sen uzun zamandır bu ânı istemiyor muydun ? he değil mi ? e derdin ne senin yahu ? silkelen kendine gel!!1
saçmasalak bir dans daveti yapıyorum. ortaokul balosundan beri yapmadığım kadar salakça. hem danstan falan pek anlamam. filmlerden ne biliyorsam o. tabi ki yine tebessüm edip kırmıyor. gönlü var zaten bende. yani vardı sanırım. ya tabi ki de vardı, evinde ne işim var yoksa.
neyse ya, dans ediyoruz biz işte. ahah, öyle salağımki. dans ederken kulağına fısıldıyorum. 'çok tatlısın'. bu aşamalara geri gelmeye gerek yok be olm. hadi o neyse, neden dil atıp, ısırıyorsun kızın kulağını ?
yetmiyor. yetmiyor, boynundan delicesine öpmeye başlıyorum. boynu çok güzel. burnu da. burnundan öperken ben 'dur' diyor. duruyorum. arkasını dönüp kanepeye doğru yöneliyor. tüm riskleri göze alıyorum. o halının olmayan desenlerini incelerken durgun durgun, ben derin bir nefes alıp 'seni seviyorum' diye haykırıyorum. dağlar taşlar yerinden oynuyor. the moody blues'larla başlayan gece komşunun kapıya gelip 'polis çağırıcam' minvalli tehdidiyle bitiyor. evime dönüyorum. yalnızım. yine..
salaklığıma doymuyorum. eski sevgilimin fotoğrafına bakıp beddua ediyorum. o duymuyor. ben bir daha ediyorum. elimde fotoğrafla uyuyakalıyorum.
ona doğru yanaşmaya çokça hazır olsam da, o an nedense 'uslu çocuk' olasım tutuyor. ya tamam utanıyorum işte. bayadır flört etmiyorum. şarabı dikip göz teması kurduğumuz bir anda gözlerimi kaçırıyor, ayaklanıyorum. bir şey için kalkmış gibi yapıp cd'liğe yöneliyorum. kapaklarından çıkarılıp üstüste atılmış cd'ler var. 90'lı yılların başına ait bir cd buluyorum. golden oldies gibi bir şey yazıyor. o efsanevi şarkıyı görünce içimden 'işte bu' deyip 'bu nasıl ?' diye soruyorum o'na. tercihim gözlerini kamaştırıyor. hemen track'leri ilerletip bildiğim yoldan gidiyorum. üstü biraz çizilmiş cd'nin, cd çalar çalmaya diretiyor. ilişkimiz başlamış ve bilmem kaç aydır çıkıyor olsak bu cd için güzel bir seranad çeker, zılgıtı posiyon porsiyon yediririm ama şu an bunu yapmam imkansız. kalkıp yanıma geliyor. 'romantizmi siktin lan cd gibi' diyorum içimden. cd çaların başında iki kişi dikilip ambiyansın amına koymamak için kadehime şarap dolduruyorum önce yarısında olan kadehi dikip. neyse cd'yi çalıştırıp geliyor. the moody blues çalıyor. 'night in white satin' elbette..
krizi de atlattıktan sonra hazırladığı meyvelerin imdadıma yetişmesini bekliyorum. ufak dilimlere böldüğü parçaları bıçakla beraber ağzına atıyor. bu tarz dikkatsiz hareketler oldum olası beni rahatsız eder. istemsizce 'aman bıçak dilini keser' diyorum. der demez pişman oluyorum. gülümsüyor, 'ehi ehi' diye. tatlı ama sevimsizce bir gülüş bu. irite edici yani. 'amıma koyayım' diyorum içimden. kendi ellerimle sıçıyorum yapacağımız 'tatlı aşk'ın içine. aslında ortlamanın üzerinde seyreden iyi bir adamım ama şu an tam bir umut sarıkaya karakterine evrilmiş durumdayım nedense..
şarkıyı repeat'e almayı teklif edip hemen bu teklifimden vazgeçiyorum. heyecanımın ve her konudaki kararsızlığımın o da farkında. ama geceyi sikmeme izin vermiyecek bir süre daha görünen o ki. benimle iddialaşıp farklı bir öneri sunmak yerine yapıcı davranıp şarkıyı repeat'e alıyor. odanın köşesine doğru gidip ayaklı avizenin ışığını kısıyor. döndüğünde göz göze geliyoruz. tatlı tatlı gülümsüyor. bu arada o işlevsel şeyin adı ne halt bilmiyorum cidden. ayaklı avize güzel oldu bence..
her neyse. ne diyordum ben ? ha, işte meyveler. ya ben aslında elinden meyve tabağını alıp fırlatmak istiyorum. meyve tabağı bumerang olsun, meyveler üzerinden farklı fizik kurallarına göre dağılsın; duvalara badana boya çeksinler istiyorum. hayalgücüm çok geniş.
ha neden bunu istiyorum, manyak mıyım ? manyağım ama nedenlerim var. gözlerinin içi gülüyor çünkü o meyve yerken. çünkü onun gözlerinin içi gülerken ben hiçbir yere odaklanamıyorum. ne işim mi var bir şeylere odaklanmak da ? çok işim var abi. yoksa bu gecenin içine daha başından sıçardım ben. flört etmeye etmeye flört etmeyi unutmuş durumdayım. hâlâ unutamadığım biri varken karşıma o çıktı ve o'nu elimde tutmalıyım. her şey çok güzel, pürüzsüz olmalı. ama bu kadar mükemmelliyetçilikle işin içine origamik bir şekilde sıçıcam, bunu çok iyi biliyorum.
ah ama olmuyor. eşek her yerde eşek işte. bütün frenlerime rağmen o sırf yanından uzaklaşmak için kurcaladığım vitrindeki lânet viskiyi öylesine açıyorum. viski de beni açıyor. ne gerek var be olm geceyi sikmeye ? sarhoş olunacak zaman mı ? evet öyle. şimdi sarhoş olmazsam ne zaman olacağım ? çok müsait bir an. hem heyecanı da alır. hem her şeyi yoluna da koyar. tamam, belki çoğu zaman dediğin doğru. ama bu sefer..
sen uzun zamandır bu ânı istemiyor muydun ? he değil mi ? e derdin ne senin yahu ? silkelen kendine gel!!1
saçmasalak bir dans daveti yapıyorum. ortaokul balosundan beri yapmadığım kadar salakça. hem danstan falan pek anlamam. filmlerden ne biliyorsam o. tabi ki yine tebessüm edip kırmıyor. gönlü var zaten bende. yani vardı sanırım. ya tabi ki de vardı, evinde ne işim var yoksa.
neyse ya, dans ediyoruz biz işte. ahah, öyle salağımki. dans ederken kulağına fısıldıyorum. 'çok tatlısın'. bu aşamalara geri gelmeye gerek yok be olm. hadi o neyse, neden dil atıp, ısırıyorsun kızın kulağını ?
yetmiyor. yetmiyor, boynundan delicesine öpmeye başlıyorum. boynu çok güzel. burnu da. burnundan öperken ben 'dur' diyor. duruyorum. arkasını dönüp kanepeye doğru yöneliyor. tüm riskleri göze alıyorum. o halının olmayan desenlerini incelerken durgun durgun, ben derin bir nefes alıp 'seni seviyorum' diye haykırıyorum. dağlar taşlar yerinden oynuyor. the moody blues'larla başlayan gece komşunun kapıya gelip 'polis çağırıcam' minvalli tehdidiyle bitiyor. evime dönüyorum. yalnızım. yine..
salaklığıma doymuyorum. eski sevgilimin fotoğrafına bakıp beddua ediyorum. o duymuyor. ben bir daha ediyorum. elimde fotoğrafla uyuyakalıyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar