bugün
- iç sıkıntısından intihar etmek9
- birader beylerin birader beyler olmaları6
- kontrat fosfor karburator4
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler13
- yazarları gülümseten şeyler6
- mardin de bir ağanın inşa ettirdiği ilginç köy evi3
- karamanoğlu beyliğinin bayrağı5
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi12
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek13
- sarı yeleli aslan trump8
- en çok kullandığınız ağrı kesici9
- 60 saat boyunca uyumayan insan4
- iş sıkıntısı olmasa okuyacağınız bölüm4
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı3
- yaz günü bira içmek6
- hababam sınıfı semra hoca7
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor10
- sıradan biri olarak ölmek istememek2
- mutsuz olup mutlu rolü oynamak2
- kıçına tekmeyi basmak2
- montla sıçmak3
- ya maho ağa feyzo yla anlaşsaydı2
- zallın fake hesabı var mı9
- mor semsiyeli yabanci21
- sıradan bir hayatın güzel olmadığının sanılması2
- anın görüntüsü19
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor18
- kendi kendine konuşmak5
- olgay'ı pezevenklerin eline vermek3
- en gey özelliğiniz13
- klima çarpması2
- kalmadı3
- talibanin kadınlara hemşire ve ebeliği yasaklaması10
- siyah araba4
- gocu26
- özşen madencilik işçilerinin direnişi8
- ani gelen can sıkıntısı2
- ben bir hata yaptım4
- 40 yaşında bekar kadın6
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum15
- chp'nin hali ne olacak49
- dinciler4
- eşimi aldattım vicdan azabı çekiyorum4
- türkiye a milli futbol takımı2
- kadınlar hakkında net gerçekler4
- dönerci isim önerileri4
- ben geldim naneler6
- bisikletle giderken arkadan daat yapan araba6
- disclosure day3
- ilk buluşmaya karnı aç gelen kezo5
saatin epey ilerlemesine, dayanılmaz bir yorgunluk ve uykusuzluk çekmeme rağmen hâlen daha elimde bir valiz sokakta gezinip duruyordum.
kalacak yerim yoktu. her gece orada burada kalmaktan fena hâlde sıkılmıştım. fakat birilerine tamah etmekten başka çok yazık ki çarem yoktu. ya o soğukta ki bildiğin kış ortası, sokakta yatacaktım yahut kalacak yerim olmadığını bilen bir arkadaşımdan telefon beklemeye devam edecektim. hangisini yapmaya karar verdim ben bile bilmiyorken ikincisi oldu.
-alo, abi nerdesin ?
+dışardayım. (nerede olabilirim ki zaten!)
-tamam, bekle ben geliyorum.
arkadaşımın evine yaklaşık 10 dakika uzaklıktaydım. olduğum yer her zaman valizimle onu beklediğim parktı. orada olduğumu bildiğinden tam adres vermemiştim. ha bu 'her zaman' ise yaklaşık 1 aya tekabül ediyordu. cebimde tek kuruş paramın dahi olmadığı koskoca 1 aya.
arkadaşım can telefonla konuştuktan sonra gelip beni aldı. can iyi bir çocuktu. genelde birlikte geçirdiğimiz vakitlerde yapacağımız herhangi bir şey için benim kararımı beklerdi. 'alsancak'a gidiyoruz' dediysem alsancak'a gider, 'bilmem kimle görüşücem, seninle şu saatte buluşalım' dediğimde hiç itiraz etmez, telefonuma 'ok' diye bir mesaj şeyederdi. benden sadece 1 yaş küçüktü. fakat bana karşı olağanüstü bir saygısı vardı. bu saygısı çoğu zaman hoşuma gitse de bazen bundan üzüntü duyuyordum. 'olm bi' kere de itiraz et lan' demişliğim çok olmasına rağmen hiçbir zaman itiraz etmiyordu. işin nedenine girmeyi çok denesem de hiçbir zaman sonuç alamamıştım. can, bana saygı duyuyordu işte. olay buydu. tamam belki bir arkadaşın bir arkadaşına saygı duymasından çok daha fazlaydı üslubu ama buydu işte. nedeni yoktu. beni inanılmaz bir biçimde sevip sayıyordu o.
bu yüzden yaptıklarının karşılık beklentisi yahut bir kefaret nedeni ile olması gibi bir ihtimal -aklımın ucuna gelse de- tam olarak aklımdan geçmiyordu. altmetni kavrayabilmiştim çünkü..
can'la beraber eve gittiğimizde sofradaki üçüncü tabak hazırda bekliyordu bile. can'ın annesi sebahat teyze bir ilkokul öğretmeni olarak emekliliğe gün sayan 40'larının sonunda iyi bir kadındı. her öğretmen gibi zengin değildi. can'ı kıtkanaat geçinerek okutup büyütmüştü. can'ın kişiliğini kimden aldığı çokça belli oluyordu. burada olmayı seviyor ve huzur duyuyordum..
can'da benim gibi babasız büyümüştü ve benim kadar şanslı değildi zira benim iki ablam varken o tek çocuktu..
artık yüzsüzlüğe bağlamış olsam da olayı çaresizdim ve bu insanlar da aynı benim onları sevdiğim gibi seviyorlardı beni. sıcak bir aile ortamı, o aile ortamının ikinci çocuğuydum kendi evimden ayrı geçen 1.5 ayım boyunca. kendi evimden ayrıydım çünkü evde tatsız bir takım şeyler yaşamıştım..
akşam yemeğini yedikten sonra 'eline sağlık sebahat teyze' deyip can'la beraber odasına geçtik. can'a daimi olarak yaptığım gibi küçük bir minnet konuşması yaptım. bu her akşam isteyerek kendimi ortasına attığım boktan bir durumdu ama dedim ya, karşımdaki insanların iyi niyeti ve içtenlikleri içimi rahatlatıyordu. her sabah evden çıktığımda 'bugün bir hâl yol bulucam diyordum can'a. o da ben rahatsız oluyorum diye 'peki, ama bunun için hiçbir zorunluluğun olmadığını biliyorsun; bu evin kapısı her zaman açık ve akşam yemeğinde tabağın her zaman hazır' diyordu. can gerçekten bir 'arkadaş'tı ve başlarda kendisiyle ilgili olan düşüncelerim, sivri dilim aklıma geldikçe canım sıkılıyor, istemsizce kendime sövüyordum. ama önemi yoktu artık, can benim 'kardeşim' dediğim bir adamdı. ben kafamdan bunları süzerken can müzikçalara bir cd taktı. 'bu şarkı çok güzel bak günlerdir bunu dinliyorum, sende seversin' dedi. bir kadın fransızca bir şeyler sayıklıyordu. beğenmiştim. sevişme müziğine benziyordu. uzun süredir de kimseyle sevişmemiştim ama ne can ne de ben pek gey'e benzemiyorduk. ben şarkının adını soramadan hemen cümlesine devam etti '..geçen sene bir gece kız arkadaşımdan ayrıldığım için uyuyamayıp dışarı çıktım. bakkal kapanmadan bir bira aldım. sokakta oturup biramı yudumluyordum ve düşündüm, 'sevgili dediğin nedir ki, bugün var yarın yok. benim aslında sevgiliye değil bir dosta, bir kardeşe ihtiyacım var.. ama benim kardeşim yok..' diye. tam bu zamanlardı.. ne tuhaf, tam bir sene sonra, şimdi sen varsın..' gururlanmıştım. 'her zaman kardeşinim, kardeşim' diyerek zaten duygusal olan ortama bir doz daha duygusal bir ambiyans katıp tiyatral bir diyalog yarattım. sonra biraz daha takılıp uyuduk..
ardından çok geçmeden bir gün evle sorunlarım çözüldü ve eve geri döndüm. can istanbul'a taşındı. bir müddet telefon ve msn ile iletişimde kalmaya devam ettik. birden telefonuna ulaşamamaya, msn'de online yakalamamaya başladım. üzgündüm. can gitmişti ve artık bir 'alo'muz bile yoktu. ne olduğuna dair asla net bir fikrim olmadı. facebook'ta ilk işlerimden biri 'can gelir' ismini aramak oldu. can gelmedi ama.
kardeşim dediğim adamı kaybetmiştim ve işin acı tarafı ben kardeşimi sadece 2 aydır tanıyordum.
kalacak yerim yoktu. her gece orada burada kalmaktan fena hâlde sıkılmıştım. fakat birilerine tamah etmekten başka çok yazık ki çarem yoktu. ya o soğukta ki bildiğin kış ortası, sokakta yatacaktım yahut kalacak yerim olmadığını bilen bir arkadaşımdan telefon beklemeye devam edecektim. hangisini yapmaya karar verdim ben bile bilmiyorken ikincisi oldu.
-alo, abi nerdesin ?
+dışardayım. (nerede olabilirim ki zaten!)
-tamam, bekle ben geliyorum.
arkadaşımın evine yaklaşık 10 dakika uzaklıktaydım. olduğum yer her zaman valizimle onu beklediğim parktı. orada olduğumu bildiğinden tam adres vermemiştim. ha bu 'her zaman' ise yaklaşık 1 aya tekabül ediyordu. cebimde tek kuruş paramın dahi olmadığı koskoca 1 aya.
arkadaşım can telefonla konuştuktan sonra gelip beni aldı. can iyi bir çocuktu. genelde birlikte geçirdiğimiz vakitlerde yapacağımız herhangi bir şey için benim kararımı beklerdi. 'alsancak'a gidiyoruz' dediysem alsancak'a gider, 'bilmem kimle görüşücem, seninle şu saatte buluşalım' dediğimde hiç itiraz etmez, telefonuma 'ok' diye bir mesaj şeyederdi. benden sadece 1 yaş küçüktü. fakat bana karşı olağanüstü bir saygısı vardı. bu saygısı çoğu zaman hoşuma gitse de bazen bundan üzüntü duyuyordum. 'olm bi' kere de itiraz et lan' demişliğim çok olmasına rağmen hiçbir zaman itiraz etmiyordu. işin nedenine girmeyi çok denesem de hiçbir zaman sonuç alamamıştım. can, bana saygı duyuyordu işte. olay buydu. tamam belki bir arkadaşın bir arkadaşına saygı duymasından çok daha fazlaydı üslubu ama buydu işte. nedeni yoktu. beni inanılmaz bir biçimde sevip sayıyordu o.
bu yüzden yaptıklarının karşılık beklentisi yahut bir kefaret nedeni ile olması gibi bir ihtimal -aklımın ucuna gelse de- tam olarak aklımdan geçmiyordu. altmetni kavrayabilmiştim çünkü..
can'la beraber eve gittiğimizde sofradaki üçüncü tabak hazırda bekliyordu bile. can'ın annesi sebahat teyze bir ilkokul öğretmeni olarak emekliliğe gün sayan 40'larının sonunda iyi bir kadındı. her öğretmen gibi zengin değildi. can'ı kıtkanaat geçinerek okutup büyütmüştü. can'ın kişiliğini kimden aldığı çokça belli oluyordu. burada olmayı seviyor ve huzur duyuyordum..
can'da benim gibi babasız büyümüştü ve benim kadar şanslı değildi zira benim iki ablam varken o tek çocuktu..
artık yüzsüzlüğe bağlamış olsam da olayı çaresizdim ve bu insanlar da aynı benim onları sevdiğim gibi seviyorlardı beni. sıcak bir aile ortamı, o aile ortamının ikinci çocuğuydum kendi evimden ayrı geçen 1.5 ayım boyunca. kendi evimden ayrıydım çünkü evde tatsız bir takım şeyler yaşamıştım..
akşam yemeğini yedikten sonra 'eline sağlık sebahat teyze' deyip can'la beraber odasına geçtik. can'a daimi olarak yaptığım gibi küçük bir minnet konuşması yaptım. bu her akşam isteyerek kendimi ortasına attığım boktan bir durumdu ama dedim ya, karşımdaki insanların iyi niyeti ve içtenlikleri içimi rahatlatıyordu. her sabah evden çıktığımda 'bugün bir hâl yol bulucam diyordum can'a. o da ben rahatsız oluyorum diye 'peki, ama bunun için hiçbir zorunluluğun olmadığını biliyorsun; bu evin kapısı her zaman açık ve akşam yemeğinde tabağın her zaman hazır' diyordu. can gerçekten bir 'arkadaş'tı ve başlarda kendisiyle ilgili olan düşüncelerim, sivri dilim aklıma geldikçe canım sıkılıyor, istemsizce kendime sövüyordum. ama önemi yoktu artık, can benim 'kardeşim' dediğim bir adamdı. ben kafamdan bunları süzerken can müzikçalara bir cd taktı. 'bu şarkı çok güzel bak günlerdir bunu dinliyorum, sende seversin' dedi. bir kadın fransızca bir şeyler sayıklıyordu. beğenmiştim. sevişme müziğine benziyordu. uzun süredir de kimseyle sevişmemiştim ama ne can ne de ben pek gey'e benzemiyorduk. ben şarkının adını soramadan hemen cümlesine devam etti '..geçen sene bir gece kız arkadaşımdan ayrıldığım için uyuyamayıp dışarı çıktım. bakkal kapanmadan bir bira aldım. sokakta oturup biramı yudumluyordum ve düşündüm, 'sevgili dediğin nedir ki, bugün var yarın yok. benim aslında sevgiliye değil bir dosta, bir kardeşe ihtiyacım var.. ama benim kardeşim yok..' diye. tam bu zamanlardı.. ne tuhaf, tam bir sene sonra, şimdi sen varsın..' gururlanmıştım. 'her zaman kardeşinim, kardeşim' diyerek zaten duygusal olan ortama bir doz daha duygusal bir ambiyans katıp tiyatral bir diyalog yarattım. sonra biraz daha takılıp uyuduk..
ardından çok geçmeden bir gün evle sorunlarım çözüldü ve eve geri döndüm. can istanbul'a taşındı. bir müddet telefon ve msn ile iletişimde kalmaya devam ettik. birden telefonuna ulaşamamaya, msn'de online yakalamamaya başladım. üzgündüm. can gitmişti ve artık bir 'alo'muz bile yoktu. ne olduğuna dair asla net bir fikrim olmadı. facebook'ta ilk işlerimden biri 'can gelir' ismini aramak oldu. can gelmedi ama.
kardeşim dediğim adamı kaybetmiştim ve işin acı tarafı ben kardeşimi sadece 2 aydır tanıyordum.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar