bugün
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri23
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım5
- avm gezme kültürü7
- ince belli kızlar bakar mısınız6
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü36
- gocu kaç yaşında7
- yaşar dinleyen erkek6
- gocu34
- tabağındaki yemeği bitiremeyen erkek5
- ezginin günlüğü açıp tek başına uzun yola çıkmak6
- tavuk döner sırasında hayatının aşkına rastlamak6
- balık etli kızlar bakar mısınız3
- yeni parti tüzüğü5
- çocuğunu bir proje olarak gören ebeveyn2
- atatürk diyor ki2
- nakit para akışı2
- öcalan için imralı da ev inşa edilmesi10
- yaşlandıkça ölüme yaklaşmak3
- nakit para taşımamak3
- kahvaltı9
- akp'li şamil tayyar'ın mutlak butlan açıklaması2
- claude'un savaş ve casuslukta kullanılması5
- muhafazakar eşcinsel4
- tissot la loche4
- öcalan için bahçeli ve konforlu bir ev yapılması6
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu27
- başım belada2
- sözlük yazarlarına güvenmek19
- pizzanın kenarlarını yemeyen erkek4
- nişantaşı nda 36 lı tuvalet kağıdıyla yürümek4
- aykolik bugün acaba nereyi gezecek3
- göbeklitepe de dikilen ilk sütunlar2
- sıcak içeceği soğutarak içen insan3
- sanane demek yanlıştır4
- her şeyin mizahı yapılmalı mı18
- insanın kendisine benzeyen kişiden hoşlanmaması6
- küpe takan adama kız vermem diyen baba10
- boyumun 2 cm kısalması22
- regl ağrısı çeken sevgiliye yapılacaklar12
- lahmacuna ketçap sıkmak3
- sinirlenince yaptığınız şeyler2
- avi 8 spitfire2
- çorapla uyuyan erkek3
- çay tabağındaki çayı kafaya dikmek3
- uyudun mu12
- dolma biberin kabuğunu yemeyen insan5
- uyudun mu mesajı14
- ona bir şey söyle9
- prenses gibi büyüyen kızlar9
- günaydınnn2
saatin epey ilerlemesine, dayanılmaz bir yorgunluk ve uykusuzluk çekmeme rağmen hâlen daha elimde bir valiz sokakta gezinip duruyordum.
kalacak yerim yoktu. her gece orada burada kalmaktan fena hâlde sıkılmıştım. fakat birilerine tamah etmekten başka çok yazık ki çarem yoktu. ya o soğukta ki bildiğin kış ortası, sokakta yatacaktım yahut kalacak yerim olmadığını bilen bir arkadaşımdan telefon beklemeye devam edecektim. hangisini yapmaya karar verdim ben bile bilmiyorken ikincisi oldu.
-alo, abi nerdesin ?
+dışardayım. (nerede olabilirim ki zaten!)
-tamam, bekle ben geliyorum.
arkadaşımın evine yaklaşık 10 dakika uzaklıktaydım. olduğum yer her zaman valizimle onu beklediğim parktı. orada olduğumu bildiğinden tam adres vermemiştim. ha bu 'her zaman' ise yaklaşık 1 aya tekabül ediyordu. cebimde tek kuruş paramın dahi olmadığı koskoca 1 aya.
arkadaşım can telefonla konuştuktan sonra gelip beni aldı. can iyi bir çocuktu. genelde birlikte geçirdiğimiz vakitlerde yapacağımız herhangi bir şey için benim kararımı beklerdi. 'alsancak'a gidiyoruz' dediysem alsancak'a gider, 'bilmem kimle görüşücem, seninle şu saatte buluşalım' dediğimde hiç itiraz etmez, telefonuma 'ok' diye bir mesaj şeyederdi. benden sadece 1 yaş küçüktü. fakat bana karşı olağanüstü bir saygısı vardı. bu saygısı çoğu zaman hoşuma gitse de bazen bundan üzüntü duyuyordum. 'olm bi' kere de itiraz et lan' demişliğim çok olmasına rağmen hiçbir zaman itiraz etmiyordu. işin nedenine girmeyi çok denesem de hiçbir zaman sonuç alamamıştım. can, bana saygı duyuyordu işte. olay buydu. tamam belki bir arkadaşın bir arkadaşına saygı duymasından çok daha fazlaydı üslubu ama buydu işte. nedeni yoktu. beni inanılmaz bir biçimde sevip sayıyordu o.
bu yüzden yaptıklarının karşılık beklentisi yahut bir kefaret nedeni ile olması gibi bir ihtimal -aklımın ucuna gelse de- tam olarak aklımdan geçmiyordu. altmetni kavrayabilmiştim çünkü..
can'la beraber eve gittiğimizde sofradaki üçüncü tabak hazırda bekliyordu bile. can'ın annesi sebahat teyze bir ilkokul öğretmeni olarak emekliliğe gün sayan 40'larının sonunda iyi bir kadındı. her öğretmen gibi zengin değildi. can'ı kıtkanaat geçinerek okutup büyütmüştü. can'ın kişiliğini kimden aldığı çokça belli oluyordu. burada olmayı seviyor ve huzur duyuyordum..
can'da benim gibi babasız büyümüştü ve benim kadar şanslı değildi zira benim iki ablam varken o tek çocuktu..
artık yüzsüzlüğe bağlamış olsam da olayı çaresizdim ve bu insanlar da aynı benim onları sevdiğim gibi seviyorlardı beni. sıcak bir aile ortamı, o aile ortamının ikinci çocuğuydum kendi evimden ayrı geçen 1.5 ayım boyunca. kendi evimden ayrıydım çünkü evde tatsız bir takım şeyler yaşamıştım..
akşam yemeğini yedikten sonra 'eline sağlık sebahat teyze' deyip can'la beraber odasına geçtik. can'a daimi olarak yaptığım gibi küçük bir minnet konuşması yaptım. bu her akşam isteyerek kendimi ortasına attığım boktan bir durumdu ama dedim ya, karşımdaki insanların iyi niyeti ve içtenlikleri içimi rahatlatıyordu. her sabah evden çıktığımda 'bugün bir hâl yol bulucam diyordum can'a. o da ben rahatsız oluyorum diye 'peki, ama bunun için hiçbir zorunluluğun olmadığını biliyorsun; bu evin kapısı her zaman açık ve akşam yemeğinde tabağın her zaman hazır' diyordu. can gerçekten bir 'arkadaş'tı ve başlarda kendisiyle ilgili olan düşüncelerim, sivri dilim aklıma geldikçe canım sıkılıyor, istemsizce kendime sövüyordum. ama önemi yoktu artık, can benim 'kardeşim' dediğim bir adamdı. ben kafamdan bunları süzerken can müzikçalara bir cd taktı. 'bu şarkı çok güzel bak günlerdir bunu dinliyorum, sende seversin' dedi. bir kadın fransızca bir şeyler sayıklıyordu. beğenmiştim. sevişme müziğine benziyordu. uzun süredir de kimseyle sevişmemiştim ama ne can ne de ben pek gey'e benzemiyorduk. ben şarkının adını soramadan hemen cümlesine devam etti '..geçen sene bir gece kız arkadaşımdan ayrıldığım için uyuyamayıp dışarı çıktım. bakkal kapanmadan bir bira aldım. sokakta oturup biramı yudumluyordum ve düşündüm, 'sevgili dediğin nedir ki, bugün var yarın yok. benim aslında sevgiliye değil bir dosta, bir kardeşe ihtiyacım var.. ama benim kardeşim yok..' diye. tam bu zamanlardı.. ne tuhaf, tam bir sene sonra, şimdi sen varsın..' gururlanmıştım. 'her zaman kardeşinim, kardeşim' diyerek zaten duygusal olan ortama bir doz daha duygusal bir ambiyans katıp tiyatral bir diyalog yarattım. sonra biraz daha takılıp uyuduk..
ardından çok geçmeden bir gün evle sorunlarım çözüldü ve eve geri döndüm. can istanbul'a taşındı. bir müddet telefon ve msn ile iletişimde kalmaya devam ettik. birden telefonuna ulaşamamaya, msn'de online yakalamamaya başladım. üzgündüm. can gitmişti ve artık bir 'alo'muz bile yoktu. ne olduğuna dair asla net bir fikrim olmadı. facebook'ta ilk işlerimden biri 'can gelir' ismini aramak oldu. can gelmedi ama.
kardeşim dediğim adamı kaybetmiştim ve işin acı tarafı ben kardeşimi sadece 2 aydır tanıyordum.
kalacak yerim yoktu. her gece orada burada kalmaktan fena hâlde sıkılmıştım. fakat birilerine tamah etmekten başka çok yazık ki çarem yoktu. ya o soğukta ki bildiğin kış ortası, sokakta yatacaktım yahut kalacak yerim olmadığını bilen bir arkadaşımdan telefon beklemeye devam edecektim. hangisini yapmaya karar verdim ben bile bilmiyorken ikincisi oldu.
-alo, abi nerdesin ?
+dışardayım. (nerede olabilirim ki zaten!)
-tamam, bekle ben geliyorum.
arkadaşımın evine yaklaşık 10 dakika uzaklıktaydım. olduğum yer her zaman valizimle onu beklediğim parktı. orada olduğumu bildiğinden tam adres vermemiştim. ha bu 'her zaman' ise yaklaşık 1 aya tekabül ediyordu. cebimde tek kuruş paramın dahi olmadığı koskoca 1 aya.
arkadaşım can telefonla konuştuktan sonra gelip beni aldı. can iyi bir çocuktu. genelde birlikte geçirdiğimiz vakitlerde yapacağımız herhangi bir şey için benim kararımı beklerdi. 'alsancak'a gidiyoruz' dediysem alsancak'a gider, 'bilmem kimle görüşücem, seninle şu saatte buluşalım' dediğimde hiç itiraz etmez, telefonuma 'ok' diye bir mesaj şeyederdi. benden sadece 1 yaş küçüktü. fakat bana karşı olağanüstü bir saygısı vardı. bu saygısı çoğu zaman hoşuma gitse de bazen bundan üzüntü duyuyordum. 'olm bi' kere de itiraz et lan' demişliğim çok olmasına rağmen hiçbir zaman itiraz etmiyordu. işin nedenine girmeyi çok denesem de hiçbir zaman sonuç alamamıştım. can, bana saygı duyuyordu işte. olay buydu. tamam belki bir arkadaşın bir arkadaşına saygı duymasından çok daha fazlaydı üslubu ama buydu işte. nedeni yoktu. beni inanılmaz bir biçimde sevip sayıyordu o.
bu yüzden yaptıklarının karşılık beklentisi yahut bir kefaret nedeni ile olması gibi bir ihtimal -aklımın ucuna gelse de- tam olarak aklımdan geçmiyordu. altmetni kavrayabilmiştim çünkü..
can'la beraber eve gittiğimizde sofradaki üçüncü tabak hazırda bekliyordu bile. can'ın annesi sebahat teyze bir ilkokul öğretmeni olarak emekliliğe gün sayan 40'larının sonunda iyi bir kadındı. her öğretmen gibi zengin değildi. can'ı kıtkanaat geçinerek okutup büyütmüştü. can'ın kişiliğini kimden aldığı çokça belli oluyordu. burada olmayı seviyor ve huzur duyuyordum..
can'da benim gibi babasız büyümüştü ve benim kadar şanslı değildi zira benim iki ablam varken o tek çocuktu..
artık yüzsüzlüğe bağlamış olsam da olayı çaresizdim ve bu insanlar da aynı benim onları sevdiğim gibi seviyorlardı beni. sıcak bir aile ortamı, o aile ortamının ikinci çocuğuydum kendi evimden ayrı geçen 1.5 ayım boyunca. kendi evimden ayrıydım çünkü evde tatsız bir takım şeyler yaşamıştım..
akşam yemeğini yedikten sonra 'eline sağlık sebahat teyze' deyip can'la beraber odasına geçtik. can'a daimi olarak yaptığım gibi küçük bir minnet konuşması yaptım. bu her akşam isteyerek kendimi ortasına attığım boktan bir durumdu ama dedim ya, karşımdaki insanların iyi niyeti ve içtenlikleri içimi rahatlatıyordu. her sabah evden çıktığımda 'bugün bir hâl yol bulucam diyordum can'a. o da ben rahatsız oluyorum diye 'peki, ama bunun için hiçbir zorunluluğun olmadığını biliyorsun; bu evin kapısı her zaman açık ve akşam yemeğinde tabağın her zaman hazır' diyordu. can gerçekten bir 'arkadaş'tı ve başlarda kendisiyle ilgili olan düşüncelerim, sivri dilim aklıma geldikçe canım sıkılıyor, istemsizce kendime sövüyordum. ama önemi yoktu artık, can benim 'kardeşim' dediğim bir adamdı. ben kafamdan bunları süzerken can müzikçalara bir cd taktı. 'bu şarkı çok güzel bak günlerdir bunu dinliyorum, sende seversin' dedi. bir kadın fransızca bir şeyler sayıklıyordu. beğenmiştim. sevişme müziğine benziyordu. uzun süredir de kimseyle sevişmemiştim ama ne can ne de ben pek gey'e benzemiyorduk. ben şarkının adını soramadan hemen cümlesine devam etti '..geçen sene bir gece kız arkadaşımdan ayrıldığım için uyuyamayıp dışarı çıktım. bakkal kapanmadan bir bira aldım. sokakta oturup biramı yudumluyordum ve düşündüm, 'sevgili dediğin nedir ki, bugün var yarın yok. benim aslında sevgiliye değil bir dosta, bir kardeşe ihtiyacım var.. ama benim kardeşim yok..' diye. tam bu zamanlardı.. ne tuhaf, tam bir sene sonra, şimdi sen varsın..' gururlanmıştım. 'her zaman kardeşinim, kardeşim' diyerek zaten duygusal olan ortama bir doz daha duygusal bir ambiyans katıp tiyatral bir diyalog yarattım. sonra biraz daha takılıp uyuduk..
ardından çok geçmeden bir gün evle sorunlarım çözüldü ve eve geri döndüm. can istanbul'a taşındı. bir müddet telefon ve msn ile iletişimde kalmaya devam ettik. birden telefonuna ulaşamamaya, msn'de online yakalamamaya başladım. üzgündüm. can gitmişti ve artık bir 'alo'muz bile yoktu. ne olduğuna dair asla net bir fikrim olmadı. facebook'ta ilk işlerimden biri 'can gelir' ismini aramak oldu. can gelmedi ama.
kardeşim dediğim adamı kaybetmiştim ve işin acı tarafı ben kardeşimi sadece 2 aydır tanıyordum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar