bugün
- etnik köken16
- evde yalnız yaşamanın verdiği inanılmaz keyif10
- en iyi çizgi filmler9
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler11
- engeli kaldırsın diye 60 bin lira yollayan adam3
- evde kalmış 30 yaşında kız16
- hangi ülke de doğmak isterdin14
- tavuk döner 1 lira yanında ayran bedava4
- dünyadaki en kolay meslek7
- zengin olmak3
- sımsıkı sarılmak istenilen yazarlar5
- sözlükteki zengin yazarlar9
- omnitrixe sahip olmak3
- moralinizi bozmak istemem ama yarın pazartesi2
- her sözlük aşkı nefretle başlar9
- 1 kasım 2026 kasımpaşa beşiktaş maçı8
- flörtte algoritma ve cesaret katsayısı2
- hangi yazara aşıksınız6
- 9mm'nin deviremeyeceği adam yoktur4
- karton toplayan çocuk4
- çocuğunun ismini johnny koyan ebeveyn5
- sokakta sürü halinde gezen erkekler5
- sözlükte kim kime yürüyor5
- ben çocuğuma bir hot wheels alamayacak mıyım4
- kadın sürücüye evine git yemek yap diyen sürücü2
- müzik haram mıdır7
- amedspor22
- bir bela geliyor6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak8
- robert greene2
- fenerbahçe16
- kasımpaşa 2 beşiktaş 24
- anın görüntüsü26
- from gold from dust9
- soğuklardan ötürü dudakların çatlaması5
- evrimsel psikolojinin aşk açıklamaları3
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta8
- inönü'nün devlet başkanlığına daha uygun olması2
- ermenisiz kafkasya4
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- olgun kadınlardan hoşlanan erkek2
- arkadaşa acil 10 bin lira ateşlemek6
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- polatlı2
- hareket edebilen canlılar2
- asgari ücret4
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- ismet gürbüz3
- şaban oğlu şaban oğlu şaban filmi3
- 16 bekar için masrafsız finlandiya tatili2
med-cezir yazıları'ndan:
güzel günlüklerim vardı ve bir de asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim...
yazıyordum çünkü muhtemelen uydurduklarım çok daha yaşanılasıydı yaşadıklarımdan...
yazdıklarımı kendime saklıyordum, başkalarıyla paylaşmak istemediğimden değil, paylaşacak pek kimse olmadığından...
yazdım çünküyalnız ve kıyısızdım, buruk ve huzursuz...
ne aramayı arzuladığım bir öte diyar ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var...
sahip oldukları değil sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan...
öyle seveceksin ki kelimeleri hem fazlasıyla yetecek hem de bir türlü yetmeyecekler sana. kovalayacaksın manalarını,açık ve saklı,adım adım iz süreceksin peşlerinde, yitip gitmesinler diye, onları yitirdiğin takdirde kendinden de ne çok yitireceğini bile bile...
sanmam ki taşları ayrımcılıkla döşenmiş bir patika olsun burdan cennete uzanan...
insan kendi kendisiyle baş başa kaldığı somut, sınırlı, sonlu anlarda değil, kendi kendisinden başkası olamadığını kavradığı o soyut, sınırsız, sonsuz zamanda ayırdına varabilir ancak yalnızlığın...
yalnızlığa tahammül edebiliriz etmesine de, bir şartla:yalnızlık, her yeri eşit şekilde kaplayan bir boşluk gibi dört bir yana akmayı durdurup, sadece (ya da en çok) bize özgü bir hale gibi etrafımızı kuşattığında...
yaşamdır taklit üzerine kurulu olan ölümden ziyade...
bir yüzü görmekle başlar aşk. ve bittiğinde, gene aynı yüzü sildirir geride kaana. bir hudut boyudur yüz. ve belki de bu yüzden ne vakit ayrılsak sevdiklerimizden önce yüzleri unuturuz. şekerden yapılmış suretler gibi eriyip çözülür, dağılıp silinirler peyderpey. hatlarını yitirdikçe kirli ama boş bir kağıda dönüşüverir sevdiklerimizin yüzleri. hudutlarından kurtulurlar, ipinden kopmuş balonlar misali. o zaman alıp istediğimiz yere yerleştirebiliriz onları. yeniden yazabiliriz ortak geçmişimizi. aşkın da bir resmi tarihi vardır ne de olsa, taraflarların hafızalarının şaibeli tutanaklarında. resmi tarihe aykırı ndüşen her türlü gerçeği ortadan kaldırabilmek için önce yüzlerini silmekle başlarız işe. sonra istersek eğer, sil baştan çizebiliriz hatlarını. işimize geldiği gibi. önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. en çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde...
yazı ve ben, ikimiz de geceye aitiz. ikimizin de gözünü ve gönlünü acıtır günışığına ayak uydurmak zorunda kalmak. gece gelince sevinir, bir "oh" çekeriz. güneş kovuğuna çekilmiş, mahremiyete saldıran o çığırtkanlık sinmiştir. şimdi yazma vaktidir. iki ayrı ay gibi birbirine ayna tuta tuta salınırız gökyüzünde geceleri; aşağıde yaşananları dinler ve düşünürüz, evlerin bacaları, pencerelerden sızan ışıklar ve sesler, şehir sırlarını ele verir bana geceleri...
güzel günlüklerim vardı ve bir de asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim...
yazıyordum çünkü muhtemelen uydurduklarım çok daha yaşanılasıydı yaşadıklarımdan...
yazdıklarımı kendime saklıyordum, başkalarıyla paylaşmak istemediğimden değil, paylaşacak pek kimse olmadığından...
yazdım çünküyalnız ve kıyısızdım, buruk ve huzursuz...
ne aramayı arzuladığım bir öte diyar ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var...
sahip oldukları değil sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan...
öyle seveceksin ki kelimeleri hem fazlasıyla yetecek hem de bir türlü yetmeyecekler sana. kovalayacaksın manalarını,açık ve saklı,adım adım iz süreceksin peşlerinde, yitip gitmesinler diye, onları yitirdiğin takdirde kendinden de ne çok yitireceğini bile bile...
sanmam ki taşları ayrımcılıkla döşenmiş bir patika olsun burdan cennete uzanan...
insan kendi kendisiyle baş başa kaldığı somut, sınırlı, sonlu anlarda değil, kendi kendisinden başkası olamadığını kavradığı o soyut, sınırsız, sonsuz zamanda ayırdına varabilir ancak yalnızlığın...
yalnızlığa tahammül edebiliriz etmesine de, bir şartla:yalnızlık, her yeri eşit şekilde kaplayan bir boşluk gibi dört bir yana akmayı durdurup, sadece (ya da en çok) bize özgü bir hale gibi etrafımızı kuşattığında...
yaşamdır taklit üzerine kurulu olan ölümden ziyade...
bir yüzü görmekle başlar aşk. ve bittiğinde, gene aynı yüzü sildirir geride kaana. bir hudut boyudur yüz. ve belki de bu yüzden ne vakit ayrılsak sevdiklerimizden önce yüzleri unuturuz. şekerden yapılmış suretler gibi eriyip çözülür, dağılıp silinirler peyderpey. hatlarını yitirdikçe kirli ama boş bir kağıda dönüşüverir sevdiklerimizin yüzleri. hudutlarından kurtulurlar, ipinden kopmuş balonlar misali. o zaman alıp istediğimiz yere yerleştirebiliriz onları. yeniden yazabiliriz ortak geçmişimizi. aşkın da bir resmi tarihi vardır ne de olsa, taraflarların hafızalarının şaibeli tutanaklarında. resmi tarihe aykırı ndüşen her türlü gerçeği ortadan kaldırabilmek için önce yüzlerini silmekle başlarız işe. sonra istersek eğer, sil baştan çizebiliriz hatlarını. işimize geldiği gibi. önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. en çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde...
yazı ve ben, ikimiz de geceye aitiz. ikimizin de gözünü ve gönlünü acıtır günışığına ayak uydurmak zorunda kalmak. gece gelince sevinir, bir "oh" çekeriz. güneş kovuğuna çekilmiş, mahremiyete saldıran o çığırtkanlık sinmiştir. şimdi yazma vaktidir. iki ayrı ay gibi birbirine ayna tuta tuta salınırız gökyüzünde geceleri; aşağıde yaşananları dinler ve düşünürüz, evlerin bacaları, pencerelerden sızan ışıklar ve sesler, şehir sırlarını ele verir bana geceleri...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar