bugün
- osuruktan şiirler41
- açılım4
- adana kebap6
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener4
- sözlükten soğuma nedenleri17
- zorunlu eğitim9
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- ben geldim kerkenezler18
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- aşk3
- velvet'in aylık geliri6
- claudian clouds22
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- yeni anayasa4
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- küçük sürprizler yapmak5
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- iyi parti17
- mini elbise4
- şeytanın insanlardan ders alması4
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- karanlık bir yolda arabanın bozulması2
- simko315
- kısır9
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- bir daha doğmayacak olmak4
- 777 diyen erkolar8
- yazarların özel mesaj sayıları5
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- insan klonlama2
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- beyaz tenli gotik kız3
- akrep burcu kini8
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- alttaki yazara motto ver16
- çerçeve yasa35
- gollumun gözü yüzükte6
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- mini etek karşıtı seküler2
- normal taklidi yapmak4
- türbanı yasaklayan mallar2
- maddesel gerçekliği manipüle edebilen zihin4
- hiç geçmeyen huzursuzluk hissi4
- amedspor14
- bir gün uludağda kapanacak3
osmanoğulları hariç tutulduğunda tüm anadolu beyliklerine, ellerinde bulundurdukları topraklar mülk olarak verilmişti. yani karamanoğulları, germiyanoğulları, candaroğulları, aydınoğulları gibi beylikler, kutsal bir soydan/gelenekten gelen ya da geldiği var sayılan anadolu selçuklularınca* temlik edilmiş topraklara sahiptiler. yani o topraklar üzerinde "kutsal bir hanedanın imtiyazından ötürü" meşru bir hakimiyetleri vardı. yani günümüz hukuku gereği bir devletin tanınması için nasıl bazı kıstaslar varsa, o zaman için de kutsal bir kökenden gelmek tanınma konusunda bir meşruiyet aracıydı.
osmanlı beyliği ise kuzey batı anadolu'da, eskilerin deyimiyle anadolunun garb-ı şimalinde bizans imparatorluğu ve selçuklu toprakları arasında kalmış bir bölgede yerleşmişti. fark şuydu ki, osmanlılar'a selçuklu sultanınca yapılmış bir temlik söz konusu değildi. sadece siyasi otorite boşlugundan ötürü osmanlılar o bölgede tutunabilmişler ve zayıf bizans toprakları aleyhine yayılabilmişlerdi. osmanlılar'ın yıldırım bayezid'e kadar beylikler üzerine fütühat hareketinde bulunmamasını günümüz orta öğretim ders kitapları "ilk dönemler osmanlılar, anadoludaki beyliklere karşı dostça bi siyaset izlediler, niye ? dostluk,kardeşlik ehehe." şeklinde saçma bir şekilde açıklamış bulunmaktadır. halbuki bunun sebebi bahsettiğimiz meşruiyet problemidir. tüm bu beylikler ellerindeki toprakları genel geçer bir hukuka göre ellerinde tuttuklarından, yani kutsal bir kandan gelen oğuz geleneğinin temsilcisi olan anadolu selçuklularınca verilmiş topraklara sahip olduklarından, osmanlılar'ın bu beyliklere fütühat hareketinde bulunmaları asla kabul edilemez bir durumdur.
işte yıldırım bayezid'in otokrat politikası ile birlikte anadolu beyliklerine yönelik bir fetih hareketi söz konusu olunca, tüm beylikler duruma tepki göstermiş ve anlayacağımız dilden yıldırım'a haklı olarak; "bre melun. sen kimsin, hangi soydan gelirsin de, oğuz evladı selçuklunun bize temlik ittüğü toprağa tecavüz edersin. tez durul gafil!" demişlerdir. timur da akabinde bu problemi kullanıp; "merak etmeyin yigitler, ben bu yıldırım'ı alaşağı eder, imanını gevretirim, torpahları da size geri verirün gayrıı" demiştir. böyle bir ortamda da yıldırım, kendi iktidarını meşru gösterecek yollar aramıştır. peki neler yapılmıştır?
öncelikle diğer beylikler gibi osmanlıların da oguz ailesinden geldiğini ispat etmek adına bir "kayı boyu menkıbesi" uydurulmuş, yazılmıştır. böylece osmanlılar'ın da kutsal bir kandan geldiği ve iktidarda hak sahibi olduğu iddia edilmiştir. bir ikincisi, söğüt'ün bazı hükümranlık hediyleriyle osmanlılara verildiği, çadır,sancak, taht gibi saltanat alametlerinin osmanlılara gönderildiği savı dönemin tevarih-i ali osman yazarlarınca uydurulmuştur. böylece osmanlılar'ın, "sahibi oldukları toprakları aslında haklı olarak ellerinde tuttukları" savı oluşturulmuştur. hatta yıldırım bunlarla da kalmayıp, memlük sultanı korumasındaki halifeye elçi yollayarak kendisine sultan ünvanının verilmesini istemiş, ancak memlüklülerin engellemeleriyle bunu elde edememiştir.* kuşkusuz "saltanat" da o dönem konjonkturu açısından önemli bir meşruiyet aracıdır.
işte tüm bu çabalar, "kayı boyundan geliyoruz" hikayeleri bu meşruiyet sorunundan ötürü kaynaklanan şeylerdir. dikkat edilirse 15.yy sonlarından itibaren bu tür zorlamalara rastlanılmaz. tezler çoktan yazılmış ve genel geçer kabul edilmiştir. artık meşruiyetin sağlanması problemi kalmamış yalnızca bu meşruiyete bir kılıf uydurulması söz konusu olmuştur. bu da gerekli rötuşlarla halledilir zaten. *
osmanlı beyliği ise kuzey batı anadolu'da, eskilerin deyimiyle anadolunun garb-ı şimalinde bizans imparatorluğu ve selçuklu toprakları arasında kalmış bir bölgede yerleşmişti. fark şuydu ki, osmanlılar'a selçuklu sultanınca yapılmış bir temlik söz konusu değildi. sadece siyasi otorite boşlugundan ötürü osmanlılar o bölgede tutunabilmişler ve zayıf bizans toprakları aleyhine yayılabilmişlerdi. osmanlılar'ın yıldırım bayezid'e kadar beylikler üzerine fütühat hareketinde bulunmamasını günümüz orta öğretim ders kitapları "ilk dönemler osmanlılar, anadoludaki beyliklere karşı dostça bi siyaset izlediler, niye ? dostluk,kardeşlik ehehe." şeklinde saçma bir şekilde açıklamış bulunmaktadır. halbuki bunun sebebi bahsettiğimiz meşruiyet problemidir. tüm bu beylikler ellerindeki toprakları genel geçer bir hukuka göre ellerinde tuttuklarından, yani kutsal bir kandan gelen oğuz geleneğinin temsilcisi olan anadolu selçuklularınca verilmiş topraklara sahip olduklarından, osmanlılar'ın bu beyliklere fütühat hareketinde bulunmaları asla kabul edilemez bir durumdur.
işte yıldırım bayezid'in otokrat politikası ile birlikte anadolu beyliklerine yönelik bir fetih hareketi söz konusu olunca, tüm beylikler duruma tepki göstermiş ve anlayacağımız dilden yıldırım'a haklı olarak; "bre melun. sen kimsin, hangi soydan gelirsin de, oğuz evladı selçuklunun bize temlik ittüğü toprağa tecavüz edersin. tez durul gafil!" demişlerdir. timur da akabinde bu problemi kullanıp; "merak etmeyin yigitler, ben bu yıldırım'ı alaşağı eder, imanını gevretirim, torpahları da size geri verirün gayrıı" demiştir. böyle bir ortamda da yıldırım, kendi iktidarını meşru gösterecek yollar aramıştır. peki neler yapılmıştır?
öncelikle diğer beylikler gibi osmanlıların da oguz ailesinden geldiğini ispat etmek adına bir "kayı boyu menkıbesi" uydurulmuş, yazılmıştır. böylece osmanlılar'ın da kutsal bir kandan geldiği ve iktidarda hak sahibi olduğu iddia edilmiştir. bir ikincisi, söğüt'ün bazı hükümranlık hediyleriyle osmanlılara verildiği, çadır,sancak, taht gibi saltanat alametlerinin osmanlılara gönderildiği savı dönemin tevarih-i ali osman yazarlarınca uydurulmuştur. böylece osmanlılar'ın, "sahibi oldukları toprakları aslında haklı olarak ellerinde tuttukları" savı oluşturulmuştur. hatta yıldırım bunlarla da kalmayıp, memlük sultanı korumasındaki halifeye elçi yollayarak kendisine sultan ünvanının verilmesini istemiş, ancak memlüklülerin engellemeleriyle bunu elde edememiştir.* kuşkusuz "saltanat" da o dönem konjonkturu açısından önemli bir meşruiyet aracıdır.
işte tüm bu çabalar, "kayı boyundan geliyoruz" hikayeleri bu meşruiyet sorunundan ötürü kaynaklanan şeylerdir. dikkat edilirse 15.yy sonlarından itibaren bu tür zorlamalara rastlanılmaz. tezler çoktan yazılmış ve genel geçer kabul edilmiştir. artık meşruiyetin sağlanması problemi kalmamış yalnızca bu meşruiyete bir kılıf uydurulması söz konusu olmuştur. bu da gerekli rötuşlarla halledilir zaten. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar