bugün
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri8
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- kalabalık umumi tuvalette penislerin çarpışması5
- tutmayan başlık açma rehberi7
- askerlik anıları6
- avokadonun turkçesinin taşak olması4
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- sırrı süreyya önder28
- koreli erkeklerin türk kızlarından güzel olması4
- sözlüğe yalan söylemek yalandan sayılır mı4
- hristolojiye göre kıyamet alametleri5
- elinin içine hapşıran insan5
- arap eli öpmek dudak karartmaz4
- dünyanın yuvarlak olması saçmalığı4
- silver ile evlenecek erkek53
- usual bay bey biraderdir2
- popüler olanı eleştiren ezik entel3
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- az veren candan cok veren maldan5
- sözlükteki linç tayfa6
- akçomarlara gerizekalı muamelesi yapmak2
- sözlükteki linç kültürü12
- keçiören belediyesindeki yasaklı madde testi2
- ek hizmet binası2
- deccaliyet çağı6
- bizim uygulamamız bu şekilde4
- arkadaşlar fasfakirim ya6
- ismet gürbüz ile 81 günde 81 ili dolaşmak2
- dün gece ne oldu12
- yazarlar şuan ne yapıyor4
- göz rengi değiştirme ameliyatı2
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- keşm adası2
- herkesin kendini zeki sanması4
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- komşunu kendin gibi sev düşmanını da5
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- uykusuzluk2
- sarapci koala59
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz8
- büyük boy çilekli milkshake 85 tl2
- abdülhamit han dönemi çözüm süreci fotoğrafı2
- alman turistlere turist rehberliği4
- ad hominem icat oldu mertlik bozuldu2
- sedef hastalığı4
- sözlüğün kendini tekrar etmeye başlaması4
tıpkı aşağıdaki hikayedeki gibi, uzun süre boyunca romantizmle hatları yumuşayan insanın bir ayrılık sonrası kendini sorgulayıp materyalizme dönmesidir. hikayeyi okuyun ve feyz alın dostlar...
uzun süreli olan ilişkinin sonlarıydı. ben bitmesini istemiyordum, adeta kendimi yırtıyordum bitmemesi için. onun ruhsuz, gayet olağan bir şekilde söylediği "kakam var" cümlesine bile bir sezen cumhur önal edasıyla karşılık verebiliyordum, o derece romantiktim. o haline rağmen gözümde bir çiçekti; uzak mesafedeydi; o mesafe de sabki çiçeğe giden bir patika yoldu...
ben böyle cezmi ersöz gibi kıvranadurayım o bana korktuğum şeyi yaptı. hem de bir telefon konuşmasında... sokağın ortasındaydım. özledim diye aradım. romantiklikte sınır tanımadım, sezen cumhur önal tavırlarına devam ettim ama karşıdan resmen bir "mustafa topaloğlu" tepkisi aldım. durum o kadar içler acısıydı. ruh yoktu.
hasta tedaviye cevap vermiyordu. o anda "bitmeli" dedi. yani bir telefonla bitirebiliyordu. neydi acelesi? güntekin onay "bitir demediniz mi lan" sözünü ona mı söylemişti sanki? telefonda, sokağın ortasında beni göt gibi bırakabilmeyi başarmıştı yani. benden elektrik alamıyormuş artık.
vay anasını. ne elektriği ulan? bu sözler üzerine ben elektriklendim. sinirden ürettiğim elektrik bir ilçenin aydınlatmasını sağlardı, belki de karadeniz'e nüklear santrale gerek kalmazdı benim bu sinirim varken...
kapattım telefonu ve başladım sövmeye...
ama ona harcadığım güzel sözlere, emeğe, sevgiye, aşka değil...
ona harcadığım paralara sövdüm.
"ulan sana ayda beşyüz kontür harcadım, allah belanı versin!"
"ulan sırf senin için her hafta beş yüz kilometre yol katettim ben!"
"ulan boynuna bir eiffel kulesi'ni asmadığım kaldı, gözüne dizine dursun!"
"sana aldığım çiçeklerle botanik park bekleyen onca şehre botanik park kurmuştum ulan!"
"ulan sana harcadığım paralar, sevgimi aşkımı geçer be allahsız!"
"o paralarla sırf seni değil sülaleni doyururdum!"
"allah belanı versin"
"romantizm bitmiştir, materyalizm zamanıdır ulaaaaaan!"
böyle haykırdım sokağın ortasında, takoz cep telefonumu da sinirle yere fırlattım. takoz sürüklendi, sürüklendi; meydanda eylem yapan ve sessizliğe bürünmüş halde benim haykırışlarımı izleyen eylemci komünist grubun ayaklarının önüne geldi.
yeşil parkalı eylem sözcüsü önce yerde sürüklenmiş ve ekranı çatlamış takoz nokia'ya baktı; sonra da beni süzdü.
rahatsız oldum:
"ne baktın birader?" dedim.
gözlerini kocaman açtı. sevindi; bana doğru koşmaya başladı. ulan nesine seviniyorsun it?
"işte aradığımızı bulduk, materyalizm budur, budur. sen bizim materyalizm simgemizsin; yürü gidiyoruz." dedi.
kalabalık komünist grup etrafımda toplandı. merakla bakıyorlardı. kendimi kemal sunal'ın yüz numaralı adam filminde hissettim o an. yüz numaralı adam bendim şu an...
"sen bizim eylemlerimizin bir parçasısın, seni derneğimize götürücez" dediler.
koluma girdiler, bir iş hanına götürdüler. rutubetle bezeli duvarlara baka baka merdivenlerden çıktık ve derneğe girdik. içerisi boğazlı kazaklı ve yeşil parkalı adamlar ile kareli gömlek ve gözlüklü genç kızlar ile doluydu. herkes asık suratlıydı. seyrek bıyıklı olanlardan bir tanesi beni süzdü:
"sen de kimsin ulan?"dedi.
"beni derneğe getirenlerden en öndeki söze atıldı hemen:
"yoldaş, bu adam materyalizmdir. temel taşımızdır. simgemizdir. maskotumuz olacak artık."
kabul ettiler. oturttular, çay verdiler. o arada bir tanesi ekranı çatlamış takoz cep telefonumu geri verdi.
telefonu açtım. çayımdan bir yudum daha aldım ve o esnada mesaj geldi. mesaj ondandı.
"gerçekten çok üsgünüm, lütfen anla beni, ösür dilerim ve ben sensiz yapamam bunu anladım. lütfen konuşalım" yazıyordu.
o an dünyalar benimdi, daracık odada sevinçten tepinmeye başladım. herkese sarılmaya başladım.
"seviyor lan beni, seviyor... allaaaaaaah" diye haykırırken kafama bir odun indi.
dünyam sallandı o an.
"bizim aradığımız materyalizm değil lan bu it, nereden getirdiniz bunu, dövün şerefsizi; böyle materyalizm olmaz" diyorlardı.
her odun darbesinde materyalizmi anlamaya çalıştım. iş hanından çıkışım çok zor oldu ama hala aşkı haykırabiliyordum sokaklarda mor gözlerle bile:
"seni seviyorum aşkıııııııım!"
uzun süreli olan ilişkinin sonlarıydı. ben bitmesini istemiyordum, adeta kendimi yırtıyordum bitmemesi için. onun ruhsuz, gayet olağan bir şekilde söylediği "kakam var" cümlesine bile bir sezen cumhur önal edasıyla karşılık verebiliyordum, o derece romantiktim. o haline rağmen gözümde bir çiçekti; uzak mesafedeydi; o mesafe de sabki çiçeğe giden bir patika yoldu...
ben böyle cezmi ersöz gibi kıvranadurayım o bana korktuğum şeyi yaptı. hem de bir telefon konuşmasında... sokağın ortasındaydım. özledim diye aradım. romantiklikte sınır tanımadım, sezen cumhur önal tavırlarına devam ettim ama karşıdan resmen bir "mustafa topaloğlu" tepkisi aldım. durum o kadar içler acısıydı. ruh yoktu.
hasta tedaviye cevap vermiyordu. o anda "bitmeli" dedi. yani bir telefonla bitirebiliyordu. neydi acelesi? güntekin onay "bitir demediniz mi lan" sözünü ona mı söylemişti sanki? telefonda, sokağın ortasında beni göt gibi bırakabilmeyi başarmıştı yani. benden elektrik alamıyormuş artık.
vay anasını. ne elektriği ulan? bu sözler üzerine ben elektriklendim. sinirden ürettiğim elektrik bir ilçenin aydınlatmasını sağlardı, belki de karadeniz'e nüklear santrale gerek kalmazdı benim bu sinirim varken...
kapattım telefonu ve başladım sövmeye...
ama ona harcadığım güzel sözlere, emeğe, sevgiye, aşka değil...
ona harcadığım paralara sövdüm.
"ulan sana ayda beşyüz kontür harcadım, allah belanı versin!"
"ulan sırf senin için her hafta beş yüz kilometre yol katettim ben!"
"ulan boynuna bir eiffel kulesi'ni asmadığım kaldı, gözüne dizine dursun!"
"sana aldığım çiçeklerle botanik park bekleyen onca şehre botanik park kurmuştum ulan!"
"ulan sana harcadığım paralar, sevgimi aşkımı geçer be allahsız!"
"o paralarla sırf seni değil sülaleni doyururdum!"
"allah belanı versin"
"romantizm bitmiştir, materyalizm zamanıdır ulaaaaaan!"
böyle haykırdım sokağın ortasında, takoz cep telefonumu da sinirle yere fırlattım. takoz sürüklendi, sürüklendi; meydanda eylem yapan ve sessizliğe bürünmüş halde benim haykırışlarımı izleyen eylemci komünist grubun ayaklarının önüne geldi.
yeşil parkalı eylem sözcüsü önce yerde sürüklenmiş ve ekranı çatlamış takoz nokia'ya baktı; sonra da beni süzdü.
rahatsız oldum:
"ne baktın birader?" dedim.
gözlerini kocaman açtı. sevindi; bana doğru koşmaya başladı. ulan nesine seviniyorsun it?
"işte aradığımızı bulduk, materyalizm budur, budur. sen bizim materyalizm simgemizsin; yürü gidiyoruz." dedi.
kalabalık komünist grup etrafımda toplandı. merakla bakıyorlardı. kendimi kemal sunal'ın yüz numaralı adam filminde hissettim o an. yüz numaralı adam bendim şu an...
"sen bizim eylemlerimizin bir parçasısın, seni derneğimize götürücez" dediler.
koluma girdiler, bir iş hanına götürdüler. rutubetle bezeli duvarlara baka baka merdivenlerden çıktık ve derneğe girdik. içerisi boğazlı kazaklı ve yeşil parkalı adamlar ile kareli gömlek ve gözlüklü genç kızlar ile doluydu. herkes asık suratlıydı. seyrek bıyıklı olanlardan bir tanesi beni süzdü:
"sen de kimsin ulan?"dedi.
"beni derneğe getirenlerden en öndeki söze atıldı hemen:
"yoldaş, bu adam materyalizmdir. temel taşımızdır. simgemizdir. maskotumuz olacak artık."
kabul ettiler. oturttular, çay verdiler. o arada bir tanesi ekranı çatlamış takoz cep telefonumu geri verdi.
telefonu açtım. çayımdan bir yudum daha aldım ve o esnada mesaj geldi. mesaj ondandı.
"gerçekten çok üsgünüm, lütfen anla beni, ösür dilerim ve ben sensiz yapamam bunu anladım. lütfen konuşalım" yazıyordu.
o an dünyalar benimdi, daracık odada sevinçten tepinmeye başladım. herkese sarılmaya başladım.
"seviyor lan beni, seviyor... allaaaaaaah" diye haykırırken kafama bir odun indi.
dünyam sallandı o an.
"bizim aradığımız materyalizm değil lan bu it, nereden getirdiniz bunu, dövün şerefsizi; böyle materyalizm olmaz" diyorlardı.
her odun darbesinde materyalizmi anlamaya çalıştım. iş hanından çıkışım çok zor oldu ama hala aşkı haykırabiliyordum sokaklarda mor gözlerle bile:
"seni seviyorum aşkıııııııım!"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar