bugün
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı43
- sabahları nefret edilen şeyler12
- hiç bitmeyecekmiş gibi gelen şeyler16
- 27 ağustos 2026 şampiyonlar ligi kura çekimi6
- fenerbahçe18
- güne bir şiir bırak4
- ne okudunuz9
- fenerbahçe lyon maçında atıp tutan yazarlar5
- büyük taarruz2
- kapadokya20
- bir sözlük kızıyla şapır şupur öpüşmek13
- fenerin şl de ziki tutacak olması4
- islam barış dinidir43
- yeni partili sözlük yazarları26
- ne kadar yaşlısın23
- sarapci koala51
- sözlüğün en iyi profilleri3
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle8
- boş yapasınız gelince ne yapıyorsunuz14
- sözlüğün açık ara en sevilmeyen yazarı seçilmek18
- ne kadar mutlusun5
- zorunlu eğitim9
- üstteki yazar gözünde nasıl canlanıyor5
- ankete gelin beyler31
- tai lung47
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı6
- arkadaşlar çok acil bi baksanıza10
- sözlüğe fotoğraf atmak6
- sözlüğe veda edecek yazarların son konuşmaları6
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek4
- fener lyon'u yener mi4
- velvet45
- recep tayyip erdoğan25
- anın görüntüsü20
- geleceğe bir not bırak4
- güç ellerinde olsa halkın içinden geçecek kitle5
- friedrich hegel la bi cay icek12
- sözlüğe küsmek9
- hintli kadınların aslında güzel olması7
- cingan kasa transit4
- akp mhp dem ittifakı8
- iyilik vs dürüstlük5
- çalışmayan erkekle evlenilir mi10
- mason greenwood7
- tamircisi ölünce satılan araba3
- sözlük kızlarının kombinleri19
- sabahlara kadar cips kolayla bilgisayarda oturmak5
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek21
- zeki insanların sevilmemesi5
- türk vatandaşı olmak istemeyni vatandaşlktan atmak3
edebiyatımızda 27 seneden beri seyyâh-ı fakîr evliyâ çelebi müstear adı ile yer alan ve yeni bir mizahi tarzın öncüsü olan, dilâver cebeci 1943 kelkit doğumludur. ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi mezunu, istanbul üniversitesi iktisat fakültesi'nde master ve doktora yaptı. halen marmara üniversitesi ilahiyat fakültesi'nde öğretim üyesi.
sitare
çeşmek be-zen sitare
ezmen mekon kanare
nerden çıktın karşıma böyle sitare
efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
kirpiklerin yüreğime batıyor
telaşlı bir kalabalığın ortasında
ayaküstü konuşuyoruz
nedimin nigehban nergisleri gibi
üstümüzde bütün nazarlar
çok utanıyorum sitare
dün oturup hesap ettim
sen doğduğun zaman
ben bir askeri mektepte talebeymişim
sen bilmezsin sitare
burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
her akşam dokuzda yat borusu çalardı
yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
bir derin uykuya atardım kendimi
siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
bende onu alır anamın düşlerine kaçardım
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
seninle konuşurken sitare
aklıma yıldızlar dökülüyor
bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
gökyüzü salkım salkım
zigguratlar tıklım tıklım
dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
gözlerine baktığım zaman sitare
bütün çöllere ay doğuyor
yoldaş ediyorum kendime imrül kaysı antereyi aşayı
en kuytu vahaları dolaşıyorum
hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
çadırla su arasında bir cılga var
o cılgada narin ayak izlerin var
durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
biliyorum içinde bir sızı var
bıçak ağzı gibi bir sızı var
bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
züheyrin suadı gibi keremsiz kılan
kuzeyden güneye
güneyden kuzeye
heyy! gidip geliyorum bu çöllerde
kureyşin heybetli ve inatçı develeri
hiç aldırmadan benim esmer sevdama
geviş getiriyorlar ufka bakarak
ben kaçıp yesribe sığınıyorum
yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
elif diyorum sitare, sineme elif çekiyorum
ah minel aşk-ı ve halatihi..
çok eski bir gerçektir bu biliyorum
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
ve ikimizde ıslanıyoruz
ben ne yağmurlar gördüm sitare
ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
o şehirde sırılsıklam gezerdim
bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
tapınaklar insanları safra gibi atardı
sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
kaşı karam, gözü karam, saçı karam
umay gibi yumuşak huylum
nerden çıktın karşıma böyle
sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
asyanın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
adam akıllı yorulmuşum
ellerin böyle olmamalıydı
ellerine acıyorum
ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
durup durup ıssız yerlerde
güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
daha çok işimiz var diyorum
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
sitare
çeşmek be-zen sitare
ezmen mekon kanare
nerden çıktın karşıma böyle sitare
efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
kirpiklerin yüreğime batıyor
telaşlı bir kalabalığın ortasında
ayaküstü konuşuyoruz
nedimin nigehban nergisleri gibi
üstümüzde bütün nazarlar
çok utanıyorum sitare
dün oturup hesap ettim
sen doğduğun zaman
ben bir askeri mektepte talebeymişim
sen bilmezsin sitare
burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
her akşam dokuzda yat borusu çalardı
yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
bir derin uykuya atardım kendimi
siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
bende onu alır anamın düşlerine kaçardım
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
seninle konuşurken sitare
aklıma yıldızlar dökülüyor
bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
gökyüzü salkım salkım
zigguratlar tıklım tıklım
dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
gözlerine baktığım zaman sitare
bütün çöllere ay doğuyor
yoldaş ediyorum kendime imrül kaysı antereyi aşayı
en kuytu vahaları dolaşıyorum
hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
çadırla su arasında bir cılga var
o cılgada narin ayak izlerin var
durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
biliyorum içinde bir sızı var
bıçak ağzı gibi bir sızı var
bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
züheyrin suadı gibi keremsiz kılan
kuzeyden güneye
güneyden kuzeye
heyy! gidip geliyorum bu çöllerde
kureyşin heybetli ve inatçı develeri
hiç aldırmadan benim esmer sevdama
geviş getiriyorlar ufka bakarak
ben kaçıp yesribe sığınıyorum
yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
elif diyorum sitare, sineme elif çekiyorum
ah minel aşk-ı ve halatihi..
çok eski bir gerçektir bu biliyorum
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
ve ikimizde ıslanıyoruz
ben ne yağmurlar gördüm sitare
ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
o şehirde sırılsıklam gezerdim
bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
tapınaklar insanları safra gibi atardı
sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
kara bulutlar kükrerken bir kaşkar sabahında
oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
kaşı karam, gözü karam, saçı karam
umay gibi yumuşak huylum
nerden çıktın karşıma böyle
sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
asyanın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
adam akıllı yorulmuşum
ellerin böyle olmamalıydı
ellerine acıyorum
ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
durup durup ıssız yerlerde
güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
daha çok işimiz var diyorum
bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
gözlerin mi daha sıcak gülüyor
yoksa dudakların mı anlayamıyorum
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar