bugün
- hoşlanılan kişinin sizden hoşlanmaması6
- kolye142
- marka giyinmek7
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- bu saatte yemek yemek6
- ona bir şey söyle13
- hayatın acı gerçekleri5
- ilişkiye ara vermek6
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak7
- nervionun mavi gözleri11
- siyah saçlı beyaz tenli kız7
- üç rus kız ve bir türk erkek bu saatte neyapabilir6
- ofis pornosu7
- 186 boyundaki erkek7
- nervioya yürüyecem diye nazım hikmete dönüşmek7
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı14
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- sözlük yazarlarının köpekleri8
- teselli vermek6
- biz büyüdük ve kirlendi mi dünya sorunsalı7
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi18
- yer yön hafızası sıfır olan insan4
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası3
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı8
- cep telefonu22
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- uçan arabalar neden çıkmadı5
- nokia20
- sohbet edecek kimsenin olmaması7
- 30 yaşımı devirmiş sözlük teyzeleri7
- bik bik'in kraliçe olması10
- yazarların telefon numaraları3
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur8
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- teoman'ın popülerliğini kaybetmemesi5
- diksiyon4
- courtney love2
- ıpkis'in bir işe yaramaması10
- bana isminizi bahşeder misiniz4
- etek tıraşı4
- fransa11
- antalya3
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı23
- pariste kestane ağacı dibinde tek ayak durmak4
- sarı tekerin yazar olamaması8
- uludağ sözlüğün hacklenmesi12
- bir insanı değiştirebileceğini sanmak3
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
- hacker saldırısı gazileri8
- anpa gross3
ortaçağ avrupası ekonomik örgütlenmesi lordlarla serflerin sınıfsal ayrımını içermekteydi. lordlarla serfler arasındaki eşitsiz ilişki gereğince haftanın üç günü lordun bahçesinde lord için çalışan serfler, diğer üç gün boyunca da yine lordun bahçelesinde bu sefer kendileri için çalışırlardı. kalan tek gün olan pazar ise kilise-din için ayrılmıştı. buna göre 6 gün çalışan serfler, ancak üç günlük emeğin karşılığını alabiliyorlardı. kalan üç günlük emek ise -"artık ürün" yani- lordun "kar"ını teşkil etmekteydi.
sanayi devrimi sonrası dönemde ise kişi haftada 5 gün çalışıyor. günde sekiz saatten haftada 40 saat çalışan bir işçi, saati 5 liradan haftada 200 lira elde eder. ancak işçinin kırk saatlik çalışmasının karşılığı olan 200 lira ile ancak ve ancak bir başka işçinin 20 saatlik emeğinin karşılığını elde edebilir. işte aradaki 20 saatlik fark kapitalistin karını -"artık ürün"ü- gösterir.
sömürüde -üretim ve bölüşüm süreçlerinde- bir değişiklik olmadığını gösteren bu basitleştirilmiş örneğe, günümüzde zorla çalıştırılmama yasağı olduğu, kişinin emeğini dilediği kişilere, kurumlara satabileceği, fırsat eşitliği olduğu yönünde itirazlar gelebilir. bunun da kişileri özgürleştirdiği savunulur. bu iddianın ne kadar gerçekci olduğunu ele alırsak; herşeyden önce kapitalist ile emekçinin benzer şartlarda olmadığının göz önüne alınması gerekir. emekçinin tek sermayesi emeğidir. emeğinin karşılığında edinecekleri ile kendisini ve ailesini geçindirebilir. emeğin biriktirilemeyeceğini ve saklanamayacağını da hesaba katarsak, emekçinin emeğini o gün satamaması, o gün aç kalması anlamına gelir. diğer taraftan kapitalist veya ortaçağın lordları (tam olarak eşleştiklerini kesinlikle söylememekle beraber), hiç çalışmasalar dahi uzun süre yetecek sermaye birikimine sahiptirler.
bu şartlar dahilinde emekçi ile kapitalistin fırsat eşitliği çerçevesinde eşit şartlarda masaya oturup anlaşıp bireysel faydalarının maksimizasyonundan toplumsal faydanın maksimizasyonunu sağlamalarını beklemek en hafif ifade ile ahmaklık olur.
taraflardan biri üretim sürecine ilişkin her tür kararı alma şansına sahipken, diğer tarafın emeğini satacağı kişiyi dahi seçememesi de emekçinin özgürlüğünün sınırı, köleliğinin göstergesidir. kaldı ki günümüz "postmodern" "global" dünyasında marlboro ile winston, burger king ile mcdonalds, levis ile diesel... arasında seçim yapmak zorunda olan insanın ne kadar özgür, ne kadar köle olduğunu anlamak da tahakkümün, aklın zincirlerinin kırılması ile anlaşılabilir. unutmayalım ki tahakküm görünmezliştikçe güçlenir. üretim süreçlerinde köklü değişiklikler gerçekleşmeden kölelik kalkmaz; insan, aklın zincirlerini kırmadan özgür kılınamaz, kalamaz.
edit: imla
sanayi devrimi sonrası dönemde ise kişi haftada 5 gün çalışıyor. günde sekiz saatten haftada 40 saat çalışan bir işçi, saati 5 liradan haftada 200 lira elde eder. ancak işçinin kırk saatlik çalışmasının karşılığı olan 200 lira ile ancak ve ancak bir başka işçinin 20 saatlik emeğinin karşılığını elde edebilir. işte aradaki 20 saatlik fark kapitalistin karını -"artık ürün"ü- gösterir.
sömürüde -üretim ve bölüşüm süreçlerinde- bir değişiklik olmadığını gösteren bu basitleştirilmiş örneğe, günümüzde zorla çalıştırılmama yasağı olduğu, kişinin emeğini dilediği kişilere, kurumlara satabileceği, fırsat eşitliği olduğu yönünde itirazlar gelebilir. bunun da kişileri özgürleştirdiği savunulur. bu iddianın ne kadar gerçekci olduğunu ele alırsak; herşeyden önce kapitalist ile emekçinin benzer şartlarda olmadığının göz önüne alınması gerekir. emekçinin tek sermayesi emeğidir. emeğinin karşılığında edinecekleri ile kendisini ve ailesini geçindirebilir. emeğin biriktirilemeyeceğini ve saklanamayacağını da hesaba katarsak, emekçinin emeğini o gün satamaması, o gün aç kalması anlamına gelir. diğer taraftan kapitalist veya ortaçağın lordları (tam olarak eşleştiklerini kesinlikle söylememekle beraber), hiç çalışmasalar dahi uzun süre yetecek sermaye birikimine sahiptirler.
bu şartlar dahilinde emekçi ile kapitalistin fırsat eşitliği çerçevesinde eşit şartlarda masaya oturup anlaşıp bireysel faydalarının maksimizasyonundan toplumsal faydanın maksimizasyonunu sağlamalarını beklemek en hafif ifade ile ahmaklık olur.
taraflardan biri üretim sürecine ilişkin her tür kararı alma şansına sahipken, diğer tarafın emeğini satacağı kişiyi dahi seçememesi de emekçinin özgürlüğünün sınırı, köleliğinin göstergesidir. kaldı ki günümüz "postmodern" "global" dünyasında marlboro ile winston, burger king ile mcdonalds, levis ile diesel... arasında seçim yapmak zorunda olan insanın ne kadar özgür, ne kadar köle olduğunu anlamak da tahakkümün, aklın zincirlerinin kırılması ile anlaşılabilir. unutmayalım ki tahakküm görünmezliştikçe güçlenir. üretim süreçlerinde köklü değişiklikler gerçekleşmeden kölelik kalkmaz; insan, aklın zincirlerini kırmadan özgür kılınamaz, kalamaz.
edit: imla
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar