bugün
- arkadaşlar yeni işe başladım16
- kahve falı bakabilen muhteşem fevkalade yazarlar8
- yazarların yapmayı düşündükleri çocuk sayısı13
- eski sevgilinin aylar sonra yazması9
- sözlük yazarlarının gerçek adları40
- gocu38
- açık oyla başlayan ilişkiyi nikahla taçlandırmak6
- sözlüğün en yakışıklı naruto dayısı kim3
- 28 bine çalışmak8
- öğretmenler odasında özgür irade tartışması4
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı7
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz15
- iblis'in sesini duymak9
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek21
- mazotun litresi 101 lira36
- allah5
- yaşlılığı kabullenemeyen insan10
- istifa etmek3
- sadece filistin'i önemsemek13
- sözlükteki şeref yoksunu yazarlar7
- ormanların yok olması2
- nervio hamferdinin izmire gelmesi7
- dikkat çekmeye çalışan erkek4
- anın görüntüsü27
- bik bik'in mutfağına konuk olmak30
- israil11
- hoslanilan kızın adının makbule olması4
- petrol bulduk haberleri8
- arkadaşlar numaranızı verir misiniz3
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler25
- çanakkale kumandanı mustafa kemal paşa4
- mazot 1 ytl olacak3
- arkadaşlar bir şey soracağım13
- ülkücülere küfür edip ülkücülerden oy bekleyen tip8
- öcalan'ın kira vermeden villada oturması12
- istanbul'un sabah sesleri3
- kürdü sevin9
- east of eden5
- gerçek mehdi kim3
- lost taki libby'nin memeleri2
- as maca8
- arkadaşlar bakar mısınız16
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- türkler vs türkiyeliler6
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız4
- vazgeçtim dünyadan3
- reagan ridley9
- gammazlardan korunmanın yolları2
- doktor kadın çöpçü erkek evliliği11
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı8
zamanı yanlış yere koymak, bir şeyi alıp başka bir çağın kucağına fırlatmak. bazen kasıtlı, bazen salakça, ama her seferinde insanın içindeki o minik kronoloji polisini ayağa kaldıran bir hal. mesela ortaçağ şövalyesi zırhını giymiş, kılıcını kuşanmış, atına binmiş gidiyor haçlı seferine... ama bir de bakıyorsun kılıcın kabzasına sıkışmış airpods kutusu. o an işte, zamanın kendisi utanıyor, suratı kızarıyor.
benim en sevdiğim hali hayatta rastladıkların. mesela bir arkadaşın 2026’da hâlâ 90’lar metal playlist’ini dinliyor, arabada kasetçalar takılı değil ama o yine de abi teyp niye bozuldu diye soruyor. ya da bir kız, instagram’da “vintage” diye etiketlediği fotoğrafında 2024’te çekilmiş selfie’sini 70’ler filtresiyle paylaşıyor, altına da “keşke o yıllarda yaşasaydım, her şey daha gerçekti” yazıyor. kızım o yıllarda doğsaydın şimdi 50 yaşında olurdun, saçların ak, belin ağrır, instagram yerine komşuyla balkonda dedikodu yapardın. ama hayır, zamanı kendine uydurmuş, geçmişe kaçmış, şimdiki halinden sıkılmış. anakronizm bu işte; insanın kendi hayatına sığmayıp başka bir zamana sığınması.
bazen de güzel yanı var. mesela eski bir plağı açıyorsun, 1972 basımı, iğne düşüyor, ses geliyor... birden 2026’nın bütün gürültüsü susuyor. o plak, o an, o odada anakronizmin en zarif hali oluyor. seni alıp götürüyor, hiç yaşamadığın bir çağa konuk ediyor. rahatsız edici değil, aksine huzur verici. çünkü zamanı bozmak değil, zamanın içinden süzülüp başka bir katmanına dokunmak gibi. kulağından giriyor, kalbine oturuyor, hadi diyor, “biraz da ben olayım.”
sonuçta anakronizm, insanın en büyük oyuncağı. bazen hata, bazen kasıtlı şaka, bazen de “keşke”nin ta kendisi. sen de fark edersin bir gün, aynaya bakarken saçın 70’ler tarzı, gözlerin 2026 yorgunluğu, kalbin ise hâlâ o ilk sevgilinin kaldığı 2011’de takılı kalmış. gülersin. çünkü zamanı yanlış yere koymak, bazen en doğru şey oluyor.
benim en sevdiğim hali hayatta rastladıkların. mesela bir arkadaşın 2026’da hâlâ 90’lar metal playlist’ini dinliyor, arabada kasetçalar takılı değil ama o yine de abi teyp niye bozuldu diye soruyor. ya da bir kız, instagram’da “vintage” diye etiketlediği fotoğrafında 2024’te çekilmiş selfie’sini 70’ler filtresiyle paylaşıyor, altına da “keşke o yıllarda yaşasaydım, her şey daha gerçekti” yazıyor. kızım o yıllarda doğsaydın şimdi 50 yaşında olurdun, saçların ak, belin ağrır, instagram yerine komşuyla balkonda dedikodu yapardın. ama hayır, zamanı kendine uydurmuş, geçmişe kaçmış, şimdiki halinden sıkılmış. anakronizm bu işte; insanın kendi hayatına sığmayıp başka bir zamana sığınması.
bazen de güzel yanı var. mesela eski bir plağı açıyorsun, 1972 basımı, iğne düşüyor, ses geliyor... birden 2026’nın bütün gürültüsü susuyor. o plak, o an, o odada anakronizmin en zarif hali oluyor. seni alıp götürüyor, hiç yaşamadığın bir çağa konuk ediyor. rahatsız edici değil, aksine huzur verici. çünkü zamanı bozmak değil, zamanın içinden süzülüp başka bir katmanına dokunmak gibi. kulağından giriyor, kalbine oturuyor, hadi diyor, “biraz da ben olayım.”
sonuçta anakronizm, insanın en büyük oyuncağı. bazen hata, bazen kasıtlı şaka, bazen de “keşke”nin ta kendisi. sen de fark edersin bir gün, aynaya bakarken saçın 70’ler tarzı, gözlerin 2026 yorgunluğu, kalbin ise hâlâ o ilk sevgilinin kaldığı 2011’de takılı kalmış. gülersin. çünkü zamanı yanlış yere koymak, bazen en doğru şey oluyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar