bugün
- tai lung43
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler17
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- enayimiknatisii18
- izmirbeyefendisi6
- türk kızları keko erkek mi seviyor4
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği13
- tebliğciler3
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi29
- lise mezunu olup ateist olan tip8
- sevgilim var8
- durduramazsınız ak parti geliyor9
- anın görüntüsü23
- bu dünya hayatının ebedi olması4
- sözlük erkeklerinin kombinleri9
- salça yapan sözlük kızı4
- allah beni cennete alacak mı diye endişelenmek5
- başlıkta tek eksilenen entry'nin sana ait olması3
- valiliğe ötenazi için başvuran türk vatandaşı2
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak11
- keçiboynuzu5
- sevmediği biri okşayınca ayağını sirkeleyen kedi3
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- uzaylılar2
- salçalı sosisli makarna2
- tantuni2
- chp değişir mi2
- ateistlerin kendilerin fazla akıllı zannetmeleri3
- deizm4
- rahat yaşamak3
- chp projeleri2
- kombin atıp kız düşüren erkek yazar4
- kızlarda jetonun düştüğü yaş2
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- melih gökçek14
- sol çomar2
- iç anadolu çomarı2
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- adamın gırtlağına ayağını bastıran kadın2
- dünyanın lojistik merkezi türkiye2
- salata ile başlanan gün7
- sarapci koala54
- yeni bir sayfa açsan ilk ne yazardın2
- tayland a giden erkeğin asıl amacı6
- avrupa daki tecavüzcülerin ırklarına göre dağılımı3
- sadece 4000 kişi kalmış olması10
- kan lekesi çıkartan deterjan reklamları4
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı10
- türkiye19
- bir babanın valiliğe yazdığı ötenazi dilekçesi5
daha önce de yazmıştım. ancak nickimi sildiğim için bir kez daha bırakıyorum. ister etkileşim için yazmış olsun, ister trollemek için, bunun pek önemi yok. çünkü bu satırlara denk gelen ve gerçekten o noktada duran biri varsa, belki bir kez daha okumasının faydası olur.
o yüzden tekrar yazıyorum:
bazen bu bir düşünce gibi bile gelmiyor. daha çok içerde biriken her şeyin bir anda taşması gibi. uzun zamandır sırtında taşıdığın bir yük var; başta “idare ederim” diyorsun, hafif sanıyorsun. sonra fark etmeden ağırlaşıyor. bir gün geliyor ki aynı yük kemiğine dayanıyor. o noktada çözüm falan aramıyorsun. sadece her şeyin biraz susmasını istiyorsun. kafanın içi, göğsünün ortası, o bastıran ağırlık… bir anlığına dursun istiyorsun.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
o yüzden tekrar yazıyorum:
bazen bu bir düşünce gibi bile gelmiyor. daha çok içerde biriken her şeyin bir anda taşması gibi. uzun zamandır sırtında taşıdığın bir yük var; başta “idare ederim” diyorsun, hafif sanıyorsun. sonra fark etmeden ağırlaşıyor. bir gün geliyor ki aynı yük kemiğine dayanıyor. o noktada çözüm falan aramıyorsun. sadece her şeyin biraz susmasını istiyorsun. kafanın içi, göğsünün ortası, o bastıran ağırlık… bir anlığına dursun istiyorsun.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar