bugün
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- queen ravenna adlı yazar10
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek3
- ne kadar yaşlısın16
- almancı mehdi3
- kendisiyle övünen insanlar12
- türkiye31
- seni yok sayacaklar sen daha çok var olacaksın2
- birinin seni hiçbir şey bilmiyor sanması3
- futbol16
- italya15
- nokia 3310 denince akla gelenler11
- trt tarafsız olmalı13
- saçmalamak2
- fatma betül sayan kaya50
- geç kalmışlık hissi2
- uefa uluslar ligi6
- abd'nin ırak'tan çekilmesi2
- gokyuzunun silinen rengi2
- piyangosu bile şaibeli ülkede borsa oynamak2
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece5
- asansör2
- muhallebi kıvamı3
- ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapan insan4
- leblebi kurabiyesi3
- allbea'ya albela diyen hadsiz3
- damla sakızlı muhallebi3
- rastgele bir yazar seçip sataşmak2
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- asrın soygunu21
- kfc2
- özelden küfür eden sözlük kızı4
- ziyan2
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- nahl suresi 1 ayet2
- yolda yürürken traverten görmek2
- ismet gurbuz2
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- bu nasıl hava lan7
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi4
- teoman çamaşır3
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- sevgili6
- frankyfourfingers4
- nahl suresi 10 ayet2
- sonbahardaki yaprak dökülmesi3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- malum kesimin her şeyi yemesi4
Anadolu medeniyetleri, mimari açıdan günümüze eşsiz eserler bırakmıştır. Bunlardan biri de Sivas’ta inşa edilmiş olan ve UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii’dir. Burası yalnızca bir cami değil, döneminde hem bir hastane hem de bir medrese olması amacı ile inşa edilmiş bir külliyedir.
Sivas ve Divriği etrafına insanların yerleşmesi, Hititlere dek dayanmaktadır. O zamanlardan bu zamana dek Divriği’de birçok Anadolu medeniyeti hüküm sürmüştür. Ancak Divriği Ulu Camii gibi bir eseri inşa edecek olan Anadolu Selçukluları‘dır. 1228 yılında, Anadolu Selçuklu Devleti çatısında altında bulunan Mengücek Beyliği tarafından bu yapının inşasına başlanmıştır. Divriği Ulu Camii, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından inşa ettirilmiştir. Darüşşifa, yani şifahane ise Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan Melek tarafından inşa ettirilmiştir. Bu gizemli ve kompleks yapının mimari tasarımı ise Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’a aittir.
1228 yılında inşası başlayan Divriği Ulu Camii, başlangıç tarihinden 15 sene sonra, 1243 yılında tamamlanmıştır. Türk – islam mimarisinin başyapıtı olarak anılan bu eserin kompleks bir yapı olarak bahsedilme sebebini açıklayalım. Bu yapıda türbe, cami ve hastane yer almaktadır. iki kubbeli türbesi olan bir cami ve buna bitişik olarak hastaneden oluşmaktadır. Darüşşifa, hem hastaların tedavi edilmesi hem de insanların hekimlik yönünde yetiştirilmesine yönünde hizmet vermektedir. Bu nedenlerle Divriği Ulu Camii medrese ve külliye nitelikleri taşımaktadır.
Yukarıda bahsedildiği gibi camiye bitişik olan Darüşşifa kısmı iki katlıdır ve bir avluya sahiptir. Yapının içerisinden su kanalları geçmektedir. Ayrıca bir havuz da bulunmaktadır. Muhteşem mimari ile yapının içerisinde su sesi yankılanmaktadır. O dönemlerde, ruh ve sinir hastalıklarının tedavisi bu şifahanenin içerisinde ney çalınarak müzik ile su sesinin harmanlanması ile tedavi edilmekteydi. Daha sonraları burası hekimler yetiştirmek adına medrese olarak uzun seneler boyunca hizmet vermiştir.
Camiyi yaptıran Ahmet Şah ve eşi Melike Turan Melek’in kabirleri, aileleri ile beraber darüşşifada bulunmaktadır. Aynı zamanda baş mimar Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah olmak üzere, yapının diğer mimarları da yine buraya defnedilmiştir.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, hem mimari açıdan hem de içerideki taş işlemeleri nedeniyle UNESCO Dünya Miras Listesi’ne adını yazdırmıştır. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Türkiye’den girebilen ilk eser, bu yapı olmuştur. Sahiden de, yapının plan şekli ve içerisindeki süsleme detayları görenleri kendine hayran bırakmaktadır. Bu yapının mimari açıdan barok tarzına yakın olduğunu söylemek mümkündür. Bu nedenle Türk – islam mimarisinde benzeri olmayan bir yapı olarak tarihe geçmiştir.
Genellikle Tiflisli ve Ahlatlı taş ustalarının elinden çıkmış olan taş oymaları, görülmeye değerdir. Yapının tüm taç kapılarında bu olağanüstü üç boyutlu taş oymalarını görmek mümkündür. Neredeyse heykele yakın bir yüksek kabartma tekniği kullanılmıştır. Yapı kompleksinde üç tane camide, bir tane de darüşşifada olmak üzere toplamda dört kapı bulunmaktadır. Her bir kapının tasarımı eşsizdir. Ancak caminin kapılardan biri olan ve “Cennet Kapısı” olarak adlandırılan kapı en görkemli olanıdır. Kapının üzeri cenneti simgeleyen motiflerle bezenmiştir.
Bir diğer kapı olan Taç Kapı ise, darüşşifanın giriş kapısıdır. Bu devasa kapı öyle bir mühendisliğe sahiptir ki taş olmasına rağmen dönebilmektedir. Ancak ne yazık ki 1939 senesindeki Erzincan depremi bile bu özelliği artık yok olmuştur.
Batı Kapısı’na gelecek olursak, burada bizleri büyük bir mühendislik sırrı beklemektedir. Mayıs ve Eylül ayları arasındaki süreçte, ikindi vaktinden 45 dakika evvel bu kapıda bir insan gölgesi belirmektedir. Öncelikle elinde Kuran-ı Kerim tutup onu okuyan insan şeklinde olan bu gölge, ezan vakti yaklaştıkça namaza duran bir insan şeklini almaktadır. 1200’lü senelerde olduğu düşünülürse, bu gerçekten harika bir mühendislik ve mimari başarısıdır. Maalesef bunu fark eden bizler değil, Japonlar olmuştur.
Divriği Ulu Camii’nde göze çarpan bir diğer mimari detay ise, caminin içerisindeki tahta minberdir. Bu minberin malzemesi, dünyanın en uzun ömürlü ağacı olan abanoz ağacıdır. Bu nedenle bu eşsiz minber, günümüzde halen orijinal halini korumaktadır. Bu parçanın yapımı, neredeyse caminin yapımı kadar uzun sürmüş ve yaklaşık 12 – 13 senede tamamlanmıştır. Minber, çok güzel detaylar içermektedir. Bu detaylardan en güzeli ise, parçanın bütünlüğünün bozulmaması adına tahta çivi kullanılmasıdır. Yalnızca minberi güçlendirmek adına demir çiviler kullanılmış, ancak bu çiviler dışarıdan görülmeyecek şekilde ustalıkla gizlenmiştir.
Divriği Ulu Camii’yi Evliya Çelebi şöyle anlatmıştır: ‘Methine diller kısır, kalem kırıktır”. Sahiden de, gidip görmeden bu camiiyi anlatma çabası beyhudedir. Öylesine ihtişamlı bir yapıdır.
https://tarihvakti.com/divrigi-ulu-camii/
Sivas ve Divriği etrafına insanların yerleşmesi, Hititlere dek dayanmaktadır. O zamanlardan bu zamana dek Divriği’de birçok Anadolu medeniyeti hüküm sürmüştür. Ancak Divriği Ulu Camii gibi bir eseri inşa edecek olan Anadolu Selçukluları‘dır. 1228 yılında, Anadolu Selçuklu Devleti çatısında altında bulunan Mengücek Beyliği tarafından bu yapının inşasına başlanmıştır. Divriği Ulu Camii, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından inşa ettirilmiştir. Darüşşifa, yani şifahane ise Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan Melek tarafından inşa ettirilmiştir. Bu gizemli ve kompleks yapının mimari tasarımı ise Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah’a aittir.
1228 yılında inşası başlayan Divriği Ulu Camii, başlangıç tarihinden 15 sene sonra, 1243 yılında tamamlanmıştır. Türk – islam mimarisinin başyapıtı olarak anılan bu eserin kompleks bir yapı olarak bahsedilme sebebini açıklayalım. Bu yapıda türbe, cami ve hastane yer almaktadır. iki kubbeli türbesi olan bir cami ve buna bitişik olarak hastaneden oluşmaktadır. Darüşşifa, hem hastaların tedavi edilmesi hem de insanların hekimlik yönünde yetiştirilmesine yönünde hizmet vermektedir. Bu nedenlerle Divriği Ulu Camii medrese ve külliye nitelikleri taşımaktadır.
Yukarıda bahsedildiği gibi camiye bitişik olan Darüşşifa kısmı iki katlıdır ve bir avluya sahiptir. Yapının içerisinden su kanalları geçmektedir. Ayrıca bir havuz da bulunmaktadır. Muhteşem mimari ile yapının içerisinde su sesi yankılanmaktadır. O dönemlerde, ruh ve sinir hastalıklarının tedavisi bu şifahanenin içerisinde ney çalınarak müzik ile su sesinin harmanlanması ile tedavi edilmekteydi. Daha sonraları burası hekimler yetiştirmek adına medrese olarak uzun seneler boyunca hizmet vermiştir.
Camiyi yaptıran Ahmet Şah ve eşi Melike Turan Melek’in kabirleri, aileleri ile beraber darüşşifada bulunmaktadır. Aynı zamanda baş mimar Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah olmak üzere, yapının diğer mimarları da yine buraya defnedilmiştir.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, hem mimari açıdan hem de içerideki taş işlemeleri nedeniyle UNESCO Dünya Miras Listesi’ne adını yazdırmıştır. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Türkiye’den girebilen ilk eser, bu yapı olmuştur. Sahiden de, yapının plan şekli ve içerisindeki süsleme detayları görenleri kendine hayran bırakmaktadır. Bu yapının mimari açıdan barok tarzına yakın olduğunu söylemek mümkündür. Bu nedenle Türk – islam mimarisinde benzeri olmayan bir yapı olarak tarihe geçmiştir.
Genellikle Tiflisli ve Ahlatlı taş ustalarının elinden çıkmış olan taş oymaları, görülmeye değerdir. Yapının tüm taç kapılarında bu olağanüstü üç boyutlu taş oymalarını görmek mümkündür. Neredeyse heykele yakın bir yüksek kabartma tekniği kullanılmıştır. Yapı kompleksinde üç tane camide, bir tane de darüşşifada olmak üzere toplamda dört kapı bulunmaktadır. Her bir kapının tasarımı eşsizdir. Ancak caminin kapılardan biri olan ve “Cennet Kapısı” olarak adlandırılan kapı en görkemli olanıdır. Kapının üzeri cenneti simgeleyen motiflerle bezenmiştir.
Bir diğer kapı olan Taç Kapı ise, darüşşifanın giriş kapısıdır. Bu devasa kapı öyle bir mühendisliğe sahiptir ki taş olmasına rağmen dönebilmektedir. Ancak ne yazık ki 1939 senesindeki Erzincan depremi bile bu özelliği artık yok olmuştur.
Batı Kapısı’na gelecek olursak, burada bizleri büyük bir mühendislik sırrı beklemektedir. Mayıs ve Eylül ayları arasındaki süreçte, ikindi vaktinden 45 dakika evvel bu kapıda bir insan gölgesi belirmektedir. Öncelikle elinde Kuran-ı Kerim tutup onu okuyan insan şeklinde olan bu gölge, ezan vakti yaklaştıkça namaza duran bir insan şeklini almaktadır. 1200’lü senelerde olduğu düşünülürse, bu gerçekten harika bir mühendislik ve mimari başarısıdır. Maalesef bunu fark eden bizler değil, Japonlar olmuştur.
Divriği Ulu Camii’nde göze çarpan bir diğer mimari detay ise, caminin içerisindeki tahta minberdir. Bu minberin malzemesi, dünyanın en uzun ömürlü ağacı olan abanoz ağacıdır. Bu nedenle bu eşsiz minber, günümüzde halen orijinal halini korumaktadır. Bu parçanın yapımı, neredeyse caminin yapımı kadar uzun sürmüş ve yaklaşık 12 – 13 senede tamamlanmıştır. Minber, çok güzel detaylar içermektedir. Bu detaylardan en güzeli ise, parçanın bütünlüğünün bozulmaması adına tahta çivi kullanılmasıdır. Yalnızca minberi güçlendirmek adına demir çiviler kullanılmış, ancak bu çiviler dışarıdan görülmeyecek şekilde ustalıkla gizlenmiştir.
Divriği Ulu Camii’yi Evliya Çelebi şöyle anlatmıştır: ‘Methine diller kısır, kalem kırıktır”. Sahiden de, gidip görmeden bu camiiyi anlatma çabası beyhudedir. Öylesine ihtişamlı bir yapıdır.
https://tarihvakti.com/divrigi-ulu-camii/
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar