bugün
- kolye140
- rüzgar11
- cep telefonu11
- nokia10
- lale13
- kuş5
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- rüzgar türbini2
- gece gece sinirlenmek4
- var olmak için ne yaptınız12
- mavi4
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- billie eilish'in memeleri7
- tabiat4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- fil9
- at6
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- flamingo3
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- öğretmenlerin kravat takma zorunluluğu2
- istanbul esnafına selden 80 milyon tl destek3
- kaplan17
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- evi ev yapan şeyler14
- z kusagi4
- brezilya7
- aslan15
- sevgili nedir7
- kötüyü alaşağı etmek4
- anın görüntüsü22
- gül7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- netflix asaf dizisi3
- bileklik19
- cemil tugay6
- pıtı atma4
- dizel araba yüzünden hayattan soğumak3
- yol5
- erken ölüm2
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- yogartiksen39
- ankara8
- elma5
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
- makinelerin zihnimizi okuyabilmesi5
- sarı teker kim sorunsalı8
- zebra7
- paralel evren2
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin
usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan
vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her
türlü görünür süslerden arınması gereklidir; Saç, sakal, bıyık, kaş, ne
varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar.
Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır.
Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı
bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider,
başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak: - Kalk bakalım kabak,
kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.
Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş
esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: 'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre
gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine
gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: - Vallahi gücenmedim ona.
Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var.
O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle... Ama hayat da böyle... kabağın sahibinin en affetmediği
şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğu umarım hep aklımızda kalır. (alıntı)
usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan
vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her
türlü görünür süslerden arınması gereklidir; Saç, sakal, bıyık, kaş, ne
varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar.
Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır.
Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı
bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider,
başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak: - Kalk bakalım kabak,
kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.
Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş
esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: 'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre
gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine
gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın
ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir.
Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: - Vallahi gücenmedim ona.
Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var.
O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle... Ama hayat da böyle... kabağın sahibinin en affetmediği
şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğu umarım hep aklımızda kalır. (alıntı)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar