bugün
- bitlis te oğluna filistin ismini koyan adam8
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- türklerin özellikleri5
- terapi niteliğindeki şeyler12
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği3
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok10
- sobaları hazırlayın3
- cumali ceber2
- o 8 0 diyen biri vardı5
- erkeği erkeğe düşüren cinsten karı2
- ilhan irem dinleyen erkek2
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- sözlükte kim kimle sevgili27
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar12
- tulumba tatlısı2
- sabah yedi buçukta işe başlamak2
- nervio43
- kaşe2
- emre iptal kuyt ile devam2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- votka2
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir3
- kışın gelmesi2
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- türkiye ve avrupa farkları2
- aşk10
- büzülmüş çizgili dudaklar2
- fenerbahçeli yazarlar8
- sözlüğün en şık erkeği12
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- arabada sakso4
- soğuk sabah2
- iyi menemenin sırrı7
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- 5 kasım 2026 meteoroloji uyarısı2
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- iyi memenin sırrı7
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- febelilerin herşeyi abartması3
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- muslettin amca14
- sözlük kürdü55
- kale3112 ifşa7
- almanca bilmek5
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov27
- siyah sütyen5
şiirsel bir anlatım üslubuna sahip olması, depresif ve melankolik atmosferi, izleyicisini karakterlerin meselesinin bir parçası yapan yüzlere odaklı yakın plan çekim teknikleri, gerçekçi yapısı, oyuncuların karakterlerin ruh haline büründükleri müthiş performansları, farklı tarzdaki sahne geçişleri ve özellikle bölüm sonlarında devreye giren hüzünlü müzikleriyle etkileyici ve sıra dışı bir mini dizi.
dizinin çetrefilli bir hikayesi yokmuş gibi gözükmesi basit bir yapım gibi algılanmasına yol açabilecekken saydığımız bu özellikler iki gencin inişli çıkışlı aşk hikayesinden ibaret olan diziyi derinlikli bir yapım haline getiriyor. piyasa işi dizilere aşina olan izleyiciyi sıkabilecek arthouse bir iş olan dizi, iki gencin birbirlerine duydukları aşkı geniş bir zaman dilimine yayarak, gençlerin yaptıkları tercihlerin hayatlarına etkisini, değişen psikolojilerini ve hayatın içinde geçirdikleri dönüşüm ve gelişimi işliyor.
-spoiler-
hikaye üst sınıf bir aileden gelen marianne ile annesi marianne'lerde temizlik işi yapan connell'in lise sıralarında yakınlaşmaları ile başlıyor. marianne varlıklı ama sorunlu bir ailede, sosyopat bir anne ve düşmanca davranan bir ağabeyin yanında yaşaması nedeniyle insanlardan kopuk, içine kapalı bir ruh haline sahip. çok zeki, başarılı bir öğrenci ama öğretmenlerle olduğu gibi akranlarıyla da iğnelemeye dayalı bir ilişkisi var. sosyalleşememesi, yalnızlığı tercih etmesi de diğer öğrenciler tarafından ucube gibi görülmesine ve aşağılanmasına yol açıyor.
bu özellikleriyle tanıdığımız marianne, annesini almak için evlerine gelen connel'in kendisine sıcak davranması ve sohbete açık tavrı nedeniyle connel'e ısınıyor ve ilk cinsel deneyimini bu süreçte onunla yaşıyor. ve on iki bölüme sığan marazlı aşk ilişkisi bu şekilde başlıyor.
marianne gibi içine kapalı insanların aşkları da genelde normalin ötesinde bir tutkuya sahip oluyor. marianne, connel'i kısa sürede benimsemesine rağmen, çocuğun okul futbol takımının yıldızı olmasından kaynaklı popülerliği ve ait olduğu arkadaş grubunun marianne'e karşı aşağılayıcı bir tutum içinde olması beraberinde connel'in bu ilişkiyi gizli tutmak istemesini getiriyor. bu da connel'in aslında özgüven problemi yaşadığını, arkadaş grubundan dışlanmak istemediğini, kızı geçici bir ilişki olarak gördüğünü ortaya koyuyor. yani en az marianne kadar connel de sıkıntılı bir karakter. marianne'in, alaycı ekip tarafından hakarete uğradığı ve dolu gözlerle connel'in onu korumasını beklediği anlarda connel sadece kızarmak ve önüne bakmakla iktifa ediyor. hatta birkaç sekans sonra marianne resmen fiziksel ve sözlü olarak yanı başında tacize uğrarken bile başını öte tarafa çevirme onursuzluğunu göstermekte beis görmüyor. ilginç bir şekilde marianne de sanki çocuğun bu davranışları normalmiş gibi onu tolore ediyor ve onunla cinsel boyutu ateşli yaşanan ilişkisine devam ediyor. ta ki okul balosuna kendisini değil de daha önce ilişki yaşadığı bir başka kızı götürene kadar. orada ip kopuyor, nesneleştirildiğini gören marianne tavrını koyuyor ve ilk ayrılıklarını yaşıyorlar.
sonraki süreç üniversitede devam ediyor ve marianne istediği için tercihini onun gideceği üniversiteye yapan connel'in cephesinden üniversite hayatını izlemeye başlıyoruz. connel'in ilk etapta taşradan gelen bir alt sınıf olarak yaşadığı yabancılaşma ve yalnızlık çok gerçekçi yansıtılmış.
üniversite sürecinde de gitgeller içinde devam eden ilişkileri bu kez connel'in parasız kaldığı bir süreçte, kızdan onun evinde kalmayı talep etmeyi gururuna yedirememesi ve yanında ağlama krizleri geçirmesine rağmen ona bir türlü açılamaması yüzünden ayrılıkla noktalanıyor.
aslında birbirlerine derin bir aşkla bağlı olan ikili bu şekilde ayrılıp bir müddet sonra bir araya gelirken aralarda yaşadıkları başka ilişkilerde son derece mutsuz yaşıyorlar. ne zaman ki bir araya geliyorlar yaşamları bir anlam ve içerik kazanıyor. birbirlerinden beslendiklerinin ve birbirlerine ruhen bağlı olduklarının farkındalar ancak hep bir nedenle başka yönlere dağılmak zorunda kalıyorlar. ayrı kaldıkları dönemde connel panik atak nöbetleri geçirirken marianne de yalnızlığını ve mutsuzluğunu mazoşist eğilimlerle gidermeye, sevilmediği düşüncesiyle kendini cezalandırma yoluna gidiyor. o sıralarda birlikte oldukları kişilerin de mutsuz olmalarına neden oluyorlar. özellikle birbirlerini görmeden, kendilerini hayatın dışındaymış gibi hissederek, farklı ülkelerde geçirdikleri bir yıl ikisi için de son derece yıkıcı ve yıpratıcı geçiyor. fakat bu yıpratıcı süreç ikisinin de olgunlaşmasına ve kişiliklerinde birtakım dönüşümler yaşamalarına neden oluyor. o kadar ki vaktiyle gözünün önünde taciz edilirken dönüp bakmayan connel, marianne'e zarar veren ağabeyini ölümle tehdit edecek kadar korumacı bir hale gelebiliyor.
ne var ki bu dönüşüm ve gelişim, ikilinin hayatlarını birbirine vakfedip, birbirlerinin kıymetini anladıkları masalsı bir finalle sonuçlanmıyor. ayrı kaldıklarında nefes alamamalarına rağmen yollarına bireysel devam etme kararını alırken işin açığı çok da zorlanmıyorlar. kendilerince en rasyonel kararı alıp yollarına devam edebiliyorlar. doğu ve batı toplumlarının farkı bu tip durumlarda daha bir belirginleşiyor sanırım. "ya benimsin ya toprağın" anlayışındaki doğulu aşk kültüründe duygular en net ve sarih şekilde ortaya dökülür, tüm imkansızlıklar aşılarak aşıklar bir araya gelir veya bu uğurda kendilerini feda ederler. ama batıda en yoğun duygularla derinlikli yaşanan aşklar bile birey merkezli bakışla "herkes kendi hayatını yaşasın" rasyonalitesine boyun bükebiliyor. gerçi doğu toplumlarında da artık ilişkiler günübirlik ve haz merkezli anlayışa evrildi ancak genel karakteristik özellik olarak duyguların hayatın gidişatına yön vermesi hala yaygın bir davranış biçimidir..
hasılı kelam, hikayesi özü itibariyle bundan ibaret olan dizi işlediği ilişkideki iki tarafın da psikolojisini çok iyi yansıtmayı başarıyor. marianne ile connel arasındaki diyaloglar o kadar gerçekçi ve çarpıcı çekilmiş ki bir araya geldiklerinde dikkat kesiliyorsunuz. (dozu ve süresi abartılmış erotik sahnelerin dizinin ağırlığından götürdüğünü eklemeden geçmeyeyim.)
yaşanan ilişkide izleyici olarak zaman zaman biz de taraflar arasında gitgeller yaşasak da; ailesel kökenlere dayalı psikolojik sorunlar yaşayan marianne'e kıyasla sınıfsal nedenlere dayalı bir eziklik ve aşağılık kompleksi içinde olan connel'e daha çok kızıyorsunuz. ikisinin aşkı da doğal ve sahici olmasına rağmen ilişkilerinde yaşadığı yalnızlıktan muzdarip olan marianne'in sahiplenilme ve ait olma ihtiyacıyla yüklü aşkı daha çok çarpıyor.
dizinin özellikle 9 ve 10. bölümleri en etkileyici bölümlerdi. mesela; yeşim ustaoğlu'nun tereddüt'ündeki müthiş psikiyatrist sahnesini aratmayan, connel'in ağlama nöbeti geçirerek kendini anlatmaya çalıştığı psikiyatri seansını içeren kısım,
connel'in depresyonda olduğu süreçte başka diyarlarda olmalarına rağmen marianne'in onun yanında olmak için connel uyurken skype üzerinden kamerayla sabaha kadar başında beklediği sahneler,
ve final bölümünde karşılıklı ağlayarak karar aldıkları sekans, dizide kalıcı iz bırakan sahnelerdi.
dizinin çetrefilli bir hikayesi yokmuş gibi gözükmesi basit bir yapım gibi algılanmasına yol açabilecekken saydığımız bu özellikler iki gencin inişli çıkışlı aşk hikayesinden ibaret olan diziyi derinlikli bir yapım haline getiriyor. piyasa işi dizilere aşina olan izleyiciyi sıkabilecek arthouse bir iş olan dizi, iki gencin birbirlerine duydukları aşkı geniş bir zaman dilimine yayarak, gençlerin yaptıkları tercihlerin hayatlarına etkisini, değişen psikolojilerini ve hayatın içinde geçirdikleri dönüşüm ve gelişimi işliyor.
-spoiler-
hikaye üst sınıf bir aileden gelen marianne ile annesi marianne'lerde temizlik işi yapan connell'in lise sıralarında yakınlaşmaları ile başlıyor. marianne varlıklı ama sorunlu bir ailede, sosyopat bir anne ve düşmanca davranan bir ağabeyin yanında yaşaması nedeniyle insanlardan kopuk, içine kapalı bir ruh haline sahip. çok zeki, başarılı bir öğrenci ama öğretmenlerle olduğu gibi akranlarıyla da iğnelemeye dayalı bir ilişkisi var. sosyalleşememesi, yalnızlığı tercih etmesi de diğer öğrenciler tarafından ucube gibi görülmesine ve aşağılanmasına yol açıyor.
bu özellikleriyle tanıdığımız marianne, annesini almak için evlerine gelen connel'in kendisine sıcak davranması ve sohbete açık tavrı nedeniyle connel'e ısınıyor ve ilk cinsel deneyimini bu süreçte onunla yaşıyor. ve on iki bölüme sığan marazlı aşk ilişkisi bu şekilde başlıyor.
marianne gibi içine kapalı insanların aşkları da genelde normalin ötesinde bir tutkuya sahip oluyor. marianne, connel'i kısa sürede benimsemesine rağmen, çocuğun okul futbol takımının yıldızı olmasından kaynaklı popülerliği ve ait olduğu arkadaş grubunun marianne'e karşı aşağılayıcı bir tutum içinde olması beraberinde connel'in bu ilişkiyi gizli tutmak istemesini getiriyor. bu da connel'in aslında özgüven problemi yaşadığını, arkadaş grubundan dışlanmak istemediğini, kızı geçici bir ilişki olarak gördüğünü ortaya koyuyor. yani en az marianne kadar connel de sıkıntılı bir karakter. marianne'in, alaycı ekip tarafından hakarete uğradığı ve dolu gözlerle connel'in onu korumasını beklediği anlarda connel sadece kızarmak ve önüne bakmakla iktifa ediyor. hatta birkaç sekans sonra marianne resmen fiziksel ve sözlü olarak yanı başında tacize uğrarken bile başını öte tarafa çevirme onursuzluğunu göstermekte beis görmüyor. ilginç bir şekilde marianne de sanki çocuğun bu davranışları normalmiş gibi onu tolore ediyor ve onunla cinsel boyutu ateşli yaşanan ilişkisine devam ediyor. ta ki okul balosuna kendisini değil de daha önce ilişki yaşadığı bir başka kızı götürene kadar. orada ip kopuyor, nesneleştirildiğini gören marianne tavrını koyuyor ve ilk ayrılıklarını yaşıyorlar.
sonraki süreç üniversitede devam ediyor ve marianne istediği için tercihini onun gideceği üniversiteye yapan connel'in cephesinden üniversite hayatını izlemeye başlıyoruz. connel'in ilk etapta taşradan gelen bir alt sınıf olarak yaşadığı yabancılaşma ve yalnızlık çok gerçekçi yansıtılmış.
üniversite sürecinde de gitgeller içinde devam eden ilişkileri bu kez connel'in parasız kaldığı bir süreçte, kızdan onun evinde kalmayı talep etmeyi gururuna yedirememesi ve yanında ağlama krizleri geçirmesine rağmen ona bir türlü açılamaması yüzünden ayrılıkla noktalanıyor.
aslında birbirlerine derin bir aşkla bağlı olan ikili bu şekilde ayrılıp bir müddet sonra bir araya gelirken aralarda yaşadıkları başka ilişkilerde son derece mutsuz yaşıyorlar. ne zaman ki bir araya geliyorlar yaşamları bir anlam ve içerik kazanıyor. birbirlerinden beslendiklerinin ve birbirlerine ruhen bağlı olduklarının farkındalar ancak hep bir nedenle başka yönlere dağılmak zorunda kalıyorlar. ayrı kaldıkları dönemde connel panik atak nöbetleri geçirirken marianne de yalnızlığını ve mutsuzluğunu mazoşist eğilimlerle gidermeye, sevilmediği düşüncesiyle kendini cezalandırma yoluna gidiyor. o sıralarda birlikte oldukları kişilerin de mutsuz olmalarına neden oluyorlar. özellikle birbirlerini görmeden, kendilerini hayatın dışındaymış gibi hissederek, farklı ülkelerde geçirdikleri bir yıl ikisi için de son derece yıkıcı ve yıpratıcı geçiyor. fakat bu yıpratıcı süreç ikisinin de olgunlaşmasına ve kişiliklerinde birtakım dönüşümler yaşamalarına neden oluyor. o kadar ki vaktiyle gözünün önünde taciz edilirken dönüp bakmayan connel, marianne'e zarar veren ağabeyini ölümle tehdit edecek kadar korumacı bir hale gelebiliyor.
ne var ki bu dönüşüm ve gelişim, ikilinin hayatlarını birbirine vakfedip, birbirlerinin kıymetini anladıkları masalsı bir finalle sonuçlanmıyor. ayrı kaldıklarında nefes alamamalarına rağmen yollarına bireysel devam etme kararını alırken işin açığı çok da zorlanmıyorlar. kendilerince en rasyonel kararı alıp yollarına devam edebiliyorlar. doğu ve batı toplumlarının farkı bu tip durumlarda daha bir belirginleşiyor sanırım. "ya benimsin ya toprağın" anlayışındaki doğulu aşk kültüründe duygular en net ve sarih şekilde ortaya dökülür, tüm imkansızlıklar aşılarak aşıklar bir araya gelir veya bu uğurda kendilerini feda ederler. ama batıda en yoğun duygularla derinlikli yaşanan aşklar bile birey merkezli bakışla "herkes kendi hayatını yaşasın" rasyonalitesine boyun bükebiliyor. gerçi doğu toplumlarında da artık ilişkiler günübirlik ve haz merkezli anlayışa evrildi ancak genel karakteristik özellik olarak duyguların hayatın gidişatına yön vermesi hala yaygın bir davranış biçimidir..
hasılı kelam, hikayesi özü itibariyle bundan ibaret olan dizi işlediği ilişkideki iki tarafın da psikolojisini çok iyi yansıtmayı başarıyor. marianne ile connel arasındaki diyaloglar o kadar gerçekçi ve çarpıcı çekilmiş ki bir araya geldiklerinde dikkat kesiliyorsunuz. (dozu ve süresi abartılmış erotik sahnelerin dizinin ağırlığından götürdüğünü eklemeden geçmeyeyim.)
yaşanan ilişkide izleyici olarak zaman zaman biz de taraflar arasında gitgeller yaşasak da; ailesel kökenlere dayalı psikolojik sorunlar yaşayan marianne'e kıyasla sınıfsal nedenlere dayalı bir eziklik ve aşağılık kompleksi içinde olan connel'e daha çok kızıyorsunuz. ikisinin aşkı da doğal ve sahici olmasına rağmen ilişkilerinde yaşadığı yalnızlıktan muzdarip olan marianne'in sahiplenilme ve ait olma ihtiyacıyla yüklü aşkı daha çok çarpıyor.
dizinin özellikle 9 ve 10. bölümleri en etkileyici bölümlerdi. mesela; yeşim ustaoğlu'nun tereddüt'ündeki müthiş psikiyatrist sahnesini aratmayan, connel'in ağlama nöbeti geçirerek kendini anlatmaya çalıştığı psikiyatri seansını içeren kısım,
connel'in depresyonda olduğu süreçte başka diyarlarda olmalarına rağmen marianne'in onun yanında olmak için connel uyurken skype üzerinden kamerayla sabaha kadar başında beklediği sahneler,
ve final bölümünde karşılıklı ağlayarak karar aldıkları sekans, dizide kalıcı iz bırakan sahnelerdi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar