bugün
- 6 eylül fenerbahçe beşiktaş maçı4
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları34
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı9
- tadıldığına pişman eden şeyler4
- migros ta 69 95 tl'ye satılan buzlu bardak5
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı3
- ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu2
- dünya fenerbahçeliler günü3
- 2000 tl ile yapılabilecekler3
- regl dönemi dengesizlikleri4
- bir kadının en güzel bölgesi11
- ekrem imamoğlu3
- masaj bekleyen yazarlar3
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak11
- iphone 17 pro max2
- eksileyen yazar ezikliği2
- ruh sağlığı için uzak durulması gereken şeyler4
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- 17 yaşındaki kızı sevene pedofili demek2
- hoşlanılan kızın evinde sırt kaşıyıcıya rastlamak3
- seni seviyordum ama sen beni anlamadın3
- vantilatörü kendine çevirmek10
- pazar günü mesai yapmak3
- dünyanın en güzel tatlısı11
- her gün poğaça simit yemek2
- michael olise3
- türklerin ileri olduğu konular21
- telefon dolandırıcıları2
- deve besleyip sidiğini satmak2
- bugün sağlığın için ne yaptın9
- badem dolgulu kruvasan3
- ingiltere8
- kabızlık nasıl geçer3
- fransa7
- dişlerini fırçalamayan kadınla öpüşmek2
- bozuk paraların kullanılmaz hale gelmesi4
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri3
- 19 temmuz 2026 fransa ingiltere maçı6
- elektrikli bisiklet terörü2
- trakya ve istanbul da çekirge istilası3
- geceye hayatta öğrendiğin bir şey bırak5
- bugün ispanya arjantin maçı saat 22 de trt 1 de3
- güneş yüzlü çocuğa mektup2
- evde kalmış sözlük kızı2
- 2026 dünya kupası13
- dünya9
- futbol3
- dinsize inanır mısın17
- mohamed salah ghaly3
efendim bir süredir diyetteyim üzerinize afiyet bir bok yiyemiyorum, öyle aç aç dolaşıyorum... (ne diyeti diye soracak olan varsa şimdiden cevap vereyim; "bok diyeti"! o kadar ki, neler yiyemeyeceğimi yazmak yerine sadece yiyebileceklerimi yazmışlar, o da bir a4 kağıdının yarısına sığıyor yani... gerisini siz düşünün)
diyete başladığım günlerde karşıma çıkan üst kat komşum emekli öğretmen ve mazbut-Kemalist cumhuriyet kadını Necla Hanım'ın da listeyi görmeye fırsatı oldu ve ilk fark ettiği de elbette; bakla!
bu arada şu "mazbut Kemalist cumhuriyet kadını" lafını habire kullanıp dururum izmirli emekli öğretmenler için, bir gün bir dangalağın teki mesaj atmış küfürler yağdırıyor; "öğretmenlerle dalga geçip duruyorsun Atatürk düşmanı" diyerek... oysa dalga geçtiğim yok, böyle bir tarzı var emekli kadınların...
"ha bilmiyorum ne tarzı o" diyecek olanlar için açayım bari konuyu; nasıl ki köktendincilerin çarşafı yada siyasal-islamcıların türbanı vardır, Kemalistlerin de tayyör etekleri simge yerine geçer.
Rengi koyudur. Moda ne kadar değişirse değişsin, o tayyör-etek hiç değişmez. Çünkü hem Batılı görünmek hem de fazla ileri gitmemek, açılıp saçılmamak gerekmektedir. inönü Atatürkçülüğü'nde cinsellik yoktur.
Rahibe, eline evlenmeden erkek eli de değdirmez tabii. "Görücü usulüyle" değil, "konuşup anlaşarak" evlenir ama cinsellik sonra devreye girecektir. Cinsellik esas olarak çocuk yapmakta kullanılacak, genellikle orgazm nedir bilinmeyecektir. ayrıca cinsellikte öyle pozisyon falan yok, ölü kurbağa gibi yatar yatakta bu fraksiyonun dişileri.
Saçlar topuz yapılacaktır, uzun saç makbul değildir. Ayakkabılar mutlaka siyah, mutlaka kısa ve kalın topuklu, burnu mutlaka yuvarlaktır. Açık ayakkabıyı solcu yada liboş yellozlar giyerler, karşı devrimci ve de hafif oynak olduklarından...
Tayyörün altına, beyaz bluz giyilir. Bluzun yakası fırfırlıdır.
Takı, yalnızca ve yalnızca "alyans" olabilir, bu yüzük ilk darbede, darbecilere para lazım olduğunda devlete hibe edilecek ve yerine iftiharla bir teneke takılacaktır.
Aksesuar olarak uzun saplı bir "avukat hanım çantası" düşünülebilir ama rahibe esas olarak bir devlet dairesinde çalışır.
Kocası da memurdur. Ya da memur kafalıdır. (zaten öğretmen öğretmeni bulur genelde)
Kocası her akşam çeyrek küçük şişe Yeni Rakı içer, ne eksik ne fazla. Etikete kalemle de işaret koyar belki.
Vatanın her köşesinin bir olduğunu düşünür ama taşraya gitmemek için de her türlü torpil dümen döndürür.
Eve mütemadiyen sözcü gazetesi girer, Para durumu uygunsa bir de cumhuriyet alınabilir.
Rahibe, yabancı dil bilmez. Genellikle kitap okumaz, okursa da Turgut Özakman okur. doğurganlığını kaybetmiş olan yaşlı kesimi Aka Gündüz okur, belki bir de Yakup Kadri'nin "Yaban" romanı, bir de Reşat Nuri'nin "Yeşil Gece" ... Tabii, "Vadim O Kadar Yeşildi Ki..." isimli eseri de unutmayalım.
Hobileri arasında, kapıcının karısına okuma yazma öğretmek gibi faydalı uğraşlar da vardır.
Evde genellikle kaçıncı derecenin kaçıncı kademesine ne kadar zam gelebileceği tartışılır, gericilere oy veren cahil halka kızılır, işçi küçümsenir, köylüden nefret edilir.
Köy Enstitüleri'nin kapatılmış olmaları da ayrı bir üzüntü kaynağıdır elbette, daima konusu açılır akşam yemeklerinde ve yas tutulur. o gece sevişilmez.
Rahibenin iyice başına menopoz vurmuş olanı da, elinde bayrağıyla katıldığı cumhuriyet mitinginlerinde "yaşasın cumhuriyet" diye bağırarak kendini yerlere atar. (sanki başka bir şekilde yönetilebilme ihtimalimiz varmış gibi...) Sonra pişman olur, çünkü kirlenen tayyör-eteğin temizleyici ücreti aile bütçesini zorlayacaktır.
ya konu nereden nereye geldi amına koyayım! ne diyorduk?
evet. üst kat komşum emekli öğretmen Necla hanım da aynen bu tipte klişe bir kadın. tek farkı, kocası rahmetlik olmuş, kendisi de doğurganlığını kaybetmiş, kafasını hep incir çekirdeğini doldurmayacak kadar ıvır zıvıra çalıştıran muhterem bir teyzemiz.
hani baklayı da hiç sevmem, yazacak başka bir şey kalmamış gibi bunu yazmışlar listeye...
tam sabah işe gitmek için evden çıkıyorum, "aberystwyth" diye sesleniyor bana üst kattan. "akşam iş dönüşü eve girmeden önce bana uğra, sana bir tabak bakla yemeği vereyim"...
Necla hanım 55-60 yaşlarında, 1.70 boylarında, yalnız başına yaşayan enfes bir kadın. "enfesliği" elbette tipinden yada davranışından değil apartmanın yöneticisi olması ve benden aidat almama kıyağı geçmesinden kaynaklanıyor...
yemin ediyorum bütün gün o bakla yemeğinden nasıl kaçarım diye düşünüp dururken bir an ülkeyi terk etmeye bile karar vermiştim oysa!
kaçamadım... kapının daha 1. kilidini çevirmem ve o çıkan "ttrrkk" sesinin ardından, koşar adım elinde bakla yemeği ile bitti kapımda!
a- aaa Necla hanım, ya benim aidat borcum var mı? (o baklayı yememek için tüm aidat borçlarımı tek kalemde kapatabilirim mesajı veriyorum ama karı anlamıyor)
n- kes! aberystwyth ben sana bana uğra demedim mi?
a- (karı emekli öğretmen, o avuç içi kim bilir kaç gencin yüzüne 2 tokat aşk etmek için indi, sakinim) Necla hanım tamamen aklımdan çıkmış, yemin ederim, allah-kuran-Mushaf çarpsın ki unutmuşum. yani çarpılmam diye umuyorum...
n- yoksa sen bakla sevmiyorsun musun? hani siz ne yapsanız ben yerim demiştin?
a- (hay onu söyleyen ağzıma suratıma köpekler işesin benim...) olur mu hiç öyle şey Necla hanım, ben bayılırım baklaya, ateşim 40'a vurduğunda bakla bakla diye sayıklarım ben.
n- tamam kes tıraşı, yoğurdun var mı?
a- yok ama mayalayayım sütü, yarına olur inşallah...
n- bekle sana yoğurt getireyim...
karı yoğurdu da getirdi, tam kapıyı kapatıyorum, "hayır yediğini göreceğim" deyip içeriye de girdi... o baklanın her tanesini yoğurda bulaya bulaya nasıl yedim bir bilseniz a dostlar!
eeeyy yeri, göğü, gezegenleri, yıldızları, galaksileri yaratan rabbim! baklayı sen yaratmış olamazsın!
ayrıca sana da saygımı yitirdim Necla!
fetöcü Necla!
orospu Necla!
diyete başladığım günlerde karşıma çıkan üst kat komşum emekli öğretmen ve mazbut-Kemalist cumhuriyet kadını Necla Hanım'ın da listeyi görmeye fırsatı oldu ve ilk fark ettiği de elbette; bakla!
bu arada şu "mazbut Kemalist cumhuriyet kadını" lafını habire kullanıp dururum izmirli emekli öğretmenler için, bir gün bir dangalağın teki mesaj atmış küfürler yağdırıyor; "öğretmenlerle dalga geçip duruyorsun Atatürk düşmanı" diyerek... oysa dalga geçtiğim yok, böyle bir tarzı var emekli kadınların...
"ha bilmiyorum ne tarzı o" diyecek olanlar için açayım bari konuyu; nasıl ki köktendincilerin çarşafı yada siyasal-islamcıların türbanı vardır, Kemalistlerin de tayyör etekleri simge yerine geçer.
Rengi koyudur. Moda ne kadar değişirse değişsin, o tayyör-etek hiç değişmez. Çünkü hem Batılı görünmek hem de fazla ileri gitmemek, açılıp saçılmamak gerekmektedir. inönü Atatürkçülüğü'nde cinsellik yoktur.
Rahibe, eline evlenmeden erkek eli de değdirmez tabii. "Görücü usulüyle" değil, "konuşup anlaşarak" evlenir ama cinsellik sonra devreye girecektir. Cinsellik esas olarak çocuk yapmakta kullanılacak, genellikle orgazm nedir bilinmeyecektir. ayrıca cinsellikte öyle pozisyon falan yok, ölü kurbağa gibi yatar yatakta bu fraksiyonun dişileri.
Saçlar topuz yapılacaktır, uzun saç makbul değildir. Ayakkabılar mutlaka siyah, mutlaka kısa ve kalın topuklu, burnu mutlaka yuvarlaktır. Açık ayakkabıyı solcu yada liboş yellozlar giyerler, karşı devrimci ve de hafif oynak olduklarından...
Tayyörün altına, beyaz bluz giyilir. Bluzun yakası fırfırlıdır.
Takı, yalnızca ve yalnızca "alyans" olabilir, bu yüzük ilk darbede, darbecilere para lazım olduğunda devlete hibe edilecek ve yerine iftiharla bir teneke takılacaktır.
Aksesuar olarak uzun saplı bir "avukat hanım çantası" düşünülebilir ama rahibe esas olarak bir devlet dairesinde çalışır.
Kocası da memurdur. Ya da memur kafalıdır. (zaten öğretmen öğretmeni bulur genelde)
Kocası her akşam çeyrek küçük şişe Yeni Rakı içer, ne eksik ne fazla. Etikete kalemle de işaret koyar belki.
Vatanın her köşesinin bir olduğunu düşünür ama taşraya gitmemek için de her türlü torpil dümen döndürür.
Eve mütemadiyen sözcü gazetesi girer, Para durumu uygunsa bir de cumhuriyet alınabilir.
Rahibe, yabancı dil bilmez. Genellikle kitap okumaz, okursa da Turgut Özakman okur. doğurganlığını kaybetmiş olan yaşlı kesimi Aka Gündüz okur, belki bir de Yakup Kadri'nin "Yaban" romanı, bir de Reşat Nuri'nin "Yeşil Gece" ... Tabii, "Vadim O Kadar Yeşildi Ki..." isimli eseri de unutmayalım.
Hobileri arasında, kapıcının karısına okuma yazma öğretmek gibi faydalı uğraşlar da vardır.
Evde genellikle kaçıncı derecenin kaçıncı kademesine ne kadar zam gelebileceği tartışılır, gericilere oy veren cahil halka kızılır, işçi küçümsenir, köylüden nefret edilir.
Köy Enstitüleri'nin kapatılmış olmaları da ayrı bir üzüntü kaynağıdır elbette, daima konusu açılır akşam yemeklerinde ve yas tutulur. o gece sevişilmez.
Rahibenin iyice başına menopoz vurmuş olanı da, elinde bayrağıyla katıldığı cumhuriyet mitinginlerinde "yaşasın cumhuriyet" diye bağırarak kendini yerlere atar. (sanki başka bir şekilde yönetilebilme ihtimalimiz varmış gibi...) Sonra pişman olur, çünkü kirlenen tayyör-eteğin temizleyici ücreti aile bütçesini zorlayacaktır.
ya konu nereden nereye geldi amına koyayım! ne diyorduk?
evet. üst kat komşum emekli öğretmen Necla hanım da aynen bu tipte klişe bir kadın. tek farkı, kocası rahmetlik olmuş, kendisi de doğurganlığını kaybetmiş, kafasını hep incir çekirdeğini doldurmayacak kadar ıvır zıvıra çalıştıran muhterem bir teyzemiz.
hani baklayı da hiç sevmem, yazacak başka bir şey kalmamış gibi bunu yazmışlar listeye...
tam sabah işe gitmek için evden çıkıyorum, "aberystwyth" diye sesleniyor bana üst kattan. "akşam iş dönüşü eve girmeden önce bana uğra, sana bir tabak bakla yemeği vereyim"...
Necla hanım 55-60 yaşlarında, 1.70 boylarında, yalnız başına yaşayan enfes bir kadın. "enfesliği" elbette tipinden yada davranışından değil apartmanın yöneticisi olması ve benden aidat almama kıyağı geçmesinden kaynaklanıyor...
yemin ediyorum bütün gün o bakla yemeğinden nasıl kaçarım diye düşünüp dururken bir an ülkeyi terk etmeye bile karar vermiştim oysa!
kaçamadım... kapının daha 1. kilidini çevirmem ve o çıkan "ttrrkk" sesinin ardından, koşar adım elinde bakla yemeği ile bitti kapımda!
a- aaa Necla hanım, ya benim aidat borcum var mı? (o baklayı yememek için tüm aidat borçlarımı tek kalemde kapatabilirim mesajı veriyorum ama karı anlamıyor)
n- kes! aberystwyth ben sana bana uğra demedim mi?
a- (karı emekli öğretmen, o avuç içi kim bilir kaç gencin yüzüne 2 tokat aşk etmek için indi, sakinim) Necla hanım tamamen aklımdan çıkmış, yemin ederim, allah-kuran-Mushaf çarpsın ki unutmuşum. yani çarpılmam diye umuyorum...
n- yoksa sen bakla sevmiyorsun musun? hani siz ne yapsanız ben yerim demiştin?
a- (hay onu söyleyen ağzıma suratıma köpekler işesin benim...) olur mu hiç öyle şey Necla hanım, ben bayılırım baklaya, ateşim 40'a vurduğunda bakla bakla diye sayıklarım ben.
n- tamam kes tıraşı, yoğurdun var mı?
a- yok ama mayalayayım sütü, yarına olur inşallah...
n- bekle sana yoğurt getireyim...
karı yoğurdu da getirdi, tam kapıyı kapatıyorum, "hayır yediğini göreceğim" deyip içeriye de girdi... o baklanın her tanesini yoğurda bulaya bulaya nasıl yedim bir bilseniz a dostlar!
eeeyy yeri, göğü, gezegenleri, yıldızları, galaksileri yaratan rabbim! baklayı sen yaratmış olamazsın!
ayrıca sana da saygımı yitirdim Necla!
fetöcü Necla!
orospu Necla!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar