bugün
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması25
- kendi ağzına vermek9
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması9
- en çok sevdiğiniz yazar5
- ülkeyi kimler yönetiyor3
- 20 senedir aynı telefon numarasını kullanan insan8
- iranın bir türlü barış anlaşmasına yanaşmaması9
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları18
- plajda tanga bikini giyen evli kadın4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları27
- baklavanın yanında kola içmek7
- yazarların kahve tercihleri5
- kadın cinayetlerinin abartılması3
- sözlük yazarlarının numaraları6
- arkadaşlar kek yaptım9
- canımın sucuklu tost çekmesi9
- renault toros'un kar kış dinlememesi2
- evli kadın2
- 35 yaşında evlenmemiş erkek15
- hazret ktc8
- kuzey kıbrısta asgari ücretin 61 bin 677 olması5
- seyir zevki olmayan sözlük kavgası4
- yazlık almak vs 5 yıldızlı otellerde konaklamak2
- türk milletinin çirkin olması2
- cem karaca5
- sözlük kızlarının çorapları7
- sözlüğün tanrıçası olmak15
- seviyeli bir yazar olmak4
- akrabalar ile görüşünce kavga çıkması8
- restoranlara evcil hayvan girişinin yasaklanması4
- felsefe dersinin müfredattan kaldırılması2
- hoşlanılan kıza true'nun foto atmış olması13
- mohamed salah ghaly2
- 17 temmuz 2026 nasuh mahruki'nin tutuklanması2
- dağa çıkıp devlet isteyen türk9
- kumar bağımlılığı5
- tanrı yok21
- ioçk vs manifest9
- feto vs yoda2
- 15 temmuzda başta chp olsaydı6
- kıymayı dışardan alıp pidecide pide yaptırmak8
- arkadaşlar bu çanta nasıl9
- özgür özel'in yeni parti kurması gerekliliği4
- 4446
- oyak turizm2
- incel5
- arkdaşlar izne çıkıyorum3
- ota boka devşirme diyen hırto27
- özgür özel'in tutuklanması8
- üstteki yazara bir hayat tavsiyesi bırak17
kimileri için iyi, kimileri için kötü bir şeydir. izafidir derler, bunu yemeyiniz. umut sudaki yansımanızdır çünkü, gerçek değilmiş gibi görünür, yansıma gerçek değildir ama orada gördükleriniz sizin gerçekliğinizdir ya da sizin gerçekliğiniz olmaya aday yanılsamalarınızdır. orada görebildiğin şey sen'sindir. onu görebilme yetin yaşama arzundur, kendi arkanda durabilme kapasiten, kendine inancın, en kısa anlatımıyla, varlığındır. umut hayat gibidir, senden iyi değildir, senden kötü de olamaz. bu ikisinden sadece birini bekleyenler güzergahını şaşırmış otobüsü bekleyen makus talihli yolculardır. bekledikçe "bu iş de bir bit yeniği var" demezler de, "kaderimiz beklemekmiş" derler, o an yağmakta olan yağmurun yere bıraktığı bir tutam sudaki yansımalarından korkarak, beklemeye devam ederler. .
umut silahtır. sana zarar vermek isteyenler onu kullanacaklardır. onu silah yapan niteliği kötülüğünde saklıdır diyenler için, "umut sizden kötü değildir" demek lazım gelir, ya da bu insanlar yin'in yanında yang'ı göremeyenlerdir. çünkü umut kaderindir. onun size zarar verebilme gücü kötülüğünde değil, senin-benim şaşkalozluğumuzda gizlidir. yaşam demek her an zarar görmek demektir, en az keyif almak kadar. tüm evren gibi, tüm hayatlar da bozulma eğilimindedir. bu genel bozulma halini anlama gayreti ardına saklanıp, kaderinden kaçanların beklediği otobüs oradan geçmiyor, onlar da biliyorlar. amaç bir yerden bir yere otobüsle gitmekten farklı, başka bir şey. istatistik bilimi ile ilgili pek sevdiğim bir cümle vardır. "rakamlar yalan söylemez, ama yalancılar rakam söyler" yalancıların rakam söylemesi yüzünden suçu rakamlara atıp, matematiğe küsmek gibidir, umutsuz yaşamayı denemek.
umut etmek köleliktir. kendini kendisinin efendisi sananlar bu kölelik halinden çekinirler. itiraz edemeyecekleri mecralardaki kölelikleri batmaz da, umut batar bu toprak sahiplerine. size özgürlük verirler, kölelikten kurtulup işçiye çevirirler. tıpkı reel hayatta köleliğin kaldırılması gibi, sonra bu özgürlük size daha ağır çalışma şartları, ırksal ayrımcılıklar, zincirlerden başka kaybedecek hiçbirşeyi olmayan özgür insancıklar olarak geri döner. eğer hayata pesimist gözlerle bakacaksak, kimse sizi haybeye kölelikten kurtarmaz, ihtiyacı olan şey zorla besleyip çalıştırdığı köle'den, ayda bir maaşını alıp defolup gidecek, her daim ikame edilecek yedekleri emek piyasasında hazır kıta bekleyen işçiye dönüşmüştür. sizler de "ey özgürlük" nidalarıyla dolanırsınız. pesimistlik olacaksa üslubumuz, savaşıp da almayana, hak etmeyene ne meme verirler, ne de özgürlük. tarih aksine tanıklık etmemiştir.
insan umut etmek dışında da köledir. kimine göre nefsinin, kimine göre doğanın, bazen diğer insanların, bazen yemek yemenin, nefes almanın. işine geldiği anda, argüman yaratma hevesiyle malum köleliğin reddi üç yaşında çocuklar gibi gözlerini kapatınca yok olduğuna inandığı için, başkalarının da buna inanmasını bekeleyecek kadar saf olmak olabilir. kırmızı gelinciklere, içilecek onlarca içkiye, yeni kıyafetlere, başka insanlara, yarınlara köleyiz. bunların bize vereceği cesarete, o ateşi yakabilmek için umutlara köleyiz. zaten bu biziz.
şu an gerçekleşmemiş her şey birer umuttur, iyi ya da kötü. çok mutlu olabilmek de bir umuttur, edebiyle terk-i diyar eylemek de. tanımladığı kavrama hakim olmadan ondan sakınmaya çalışanlara karanlık mağaralarında başarılar dilemek lazım. ruhunuza çökmüş karanlık sadece mağaranın karanlığı da değil üstelik, ışıktan korkanlar sadece en karanlık mağaraları kendilerine mesken etmekle kalmazlar, gözlerini de sıkı sıkı kapatırlar ki, en ufak ışık onlara dünyanın aslen güzel bir yer olma ihtimalinin de var olduğunu ispat edemesin, edemesin ki zararın neresinden dönerse edeceği kar'a karşılık, zarar ettiğini kabul etmeyip, bu kandırmacayla gittiği yere kadar ilerlensin ve kendilerine söyledikleri yalanların inatçı büyüsü bozulmasın.
dışarısı ne ferah aslında, sonbahar havası her daim biraz hüzünlü, bu da umudumuzun bir parçası, çünkü ayrılık da sevdaya, hüzün de mutluluğa dahil. yapraklar yüzünden ormanı göremeyenler bu bütünlükten haberdar değiller tabi. kuşlar umutla uçuyor burada, dökülen yapraklarda bile umut gizli, her biri dalından koparken el sallıyorlar, "geri geleceğim, merak etme" dercesine. güneş yalnız kalmak isteyen bir dost gibi, sadece bir süre için uzaklarda. bizi terk etmeyeceğini biliyoruz. o yüzden onun varlığı ile ısınacağımız günleri umut ediyoruz. istediğimizi de alacağız. kendimizi, bir başkasını kandırmadan. yalan söylemeden ve yalan söylememek niyetiyle gerçeklerden sakınmadan.
insanlar kendilerini umutlarla kandırırlar, belki itiraf edemezler de çabalarının özü küçük hayatları için meşgale arayışıdır. benimle aynı oksijeni solumuş, karbondioksit iade etmiş, herhangi bir homo sapiens kendini kandırmadan yaşayabildiğini iddia edebilecekse, ben de umutlarımı korumak için gerektiğinde gerçeklerden dahi kaçabilmenin mal'lık olabileceğini kabul ederim. ille varlık felsefesine, neyin gerçek, neyin yalan olduğuna dair üç beş lakırdı etmek gerekmemeli. zorundaysam ve eğer gerçek elle tutup, gözle görebildiklerimizse, benim umutlarım kendilerini gerçek ya da gerçekçi sanalardan çok daha gerçek ve gerçekçi. gözümün önündeler, parmaklarımın ucundalar, zihnimin içindeler. kimsede onları benden alacak kudret yok. bu iltiması kimseye de tanımam. "baki kalan bu kubbede, bir hoş sada imiş" efendiler. gerçeklik budur. bizler zaten kaybetmeye mahkum yaratıklarız. gerçekçi olabilmek bile, öncelikle onu istemekle, umut etmekle başlar. saklanabilirsiniz, eyvallah. kimse de sizlere aksini ispat edemez, içine girdiğiniz kör kuyularınızdan çıkaramaz, ama kaçamazsınız. varın siz kabul etmeyin, tüm bu söylediklerimin kendimi kandırma gayretimden oluştuğunu umut ederek devam edin. geri kalan hayatınıza istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
macbeth kulunuzuz canını 400 küsur sene önce teslim etmiş bir ademoğludur, geri gelmiş olmasının tek nedeni vardır, o da zamanından hayattan aldığını teslim edebilmek. bu yüzdendir ki derdi hiçbir zaman ama hiçbir zaman, yüzlerce yıllık öfkesine rağmen can yakmak değildir. böyle algıladığınızı umut edederek sözlerine son veriyor.
"umut sizinle olsun ve yolunuzu aydınlatsın."
umut silahtır. sana zarar vermek isteyenler onu kullanacaklardır. onu silah yapan niteliği kötülüğünde saklıdır diyenler için, "umut sizden kötü değildir" demek lazım gelir, ya da bu insanlar yin'in yanında yang'ı göremeyenlerdir. çünkü umut kaderindir. onun size zarar verebilme gücü kötülüğünde değil, senin-benim şaşkalozluğumuzda gizlidir. yaşam demek her an zarar görmek demektir, en az keyif almak kadar. tüm evren gibi, tüm hayatlar da bozulma eğilimindedir. bu genel bozulma halini anlama gayreti ardına saklanıp, kaderinden kaçanların beklediği otobüs oradan geçmiyor, onlar da biliyorlar. amaç bir yerden bir yere otobüsle gitmekten farklı, başka bir şey. istatistik bilimi ile ilgili pek sevdiğim bir cümle vardır. "rakamlar yalan söylemez, ama yalancılar rakam söyler" yalancıların rakam söylemesi yüzünden suçu rakamlara atıp, matematiğe küsmek gibidir, umutsuz yaşamayı denemek.
umut etmek köleliktir. kendini kendisinin efendisi sananlar bu kölelik halinden çekinirler. itiraz edemeyecekleri mecralardaki kölelikleri batmaz da, umut batar bu toprak sahiplerine. size özgürlük verirler, kölelikten kurtulup işçiye çevirirler. tıpkı reel hayatta köleliğin kaldırılması gibi, sonra bu özgürlük size daha ağır çalışma şartları, ırksal ayrımcılıklar, zincirlerden başka kaybedecek hiçbirşeyi olmayan özgür insancıklar olarak geri döner. eğer hayata pesimist gözlerle bakacaksak, kimse sizi haybeye kölelikten kurtarmaz, ihtiyacı olan şey zorla besleyip çalıştırdığı köle'den, ayda bir maaşını alıp defolup gidecek, her daim ikame edilecek yedekleri emek piyasasında hazır kıta bekleyen işçiye dönüşmüştür. sizler de "ey özgürlük" nidalarıyla dolanırsınız. pesimistlik olacaksa üslubumuz, savaşıp da almayana, hak etmeyene ne meme verirler, ne de özgürlük. tarih aksine tanıklık etmemiştir.
insan umut etmek dışında da köledir. kimine göre nefsinin, kimine göre doğanın, bazen diğer insanların, bazen yemek yemenin, nefes almanın. işine geldiği anda, argüman yaratma hevesiyle malum köleliğin reddi üç yaşında çocuklar gibi gözlerini kapatınca yok olduğuna inandığı için, başkalarının da buna inanmasını bekeleyecek kadar saf olmak olabilir. kırmızı gelinciklere, içilecek onlarca içkiye, yeni kıyafetlere, başka insanlara, yarınlara köleyiz. bunların bize vereceği cesarete, o ateşi yakabilmek için umutlara köleyiz. zaten bu biziz.
şu an gerçekleşmemiş her şey birer umuttur, iyi ya da kötü. çok mutlu olabilmek de bir umuttur, edebiyle terk-i diyar eylemek de. tanımladığı kavrama hakim olmadan ondan sakınmaya çalışanlara karanlık mağaralarında başarılar dilemek lazım. ruhunuza çökmüş karanlık sadece mağaranın karanlığı da değil üstelik, ışıktan korkanlar sadece en karanlık mağaraları kendilerine mesken etmekle kalmazlar, gözlerini de sıkı sıkı kapatırlar ki, en ufak ışık onlara dünyanın aslen güzel bir yer olma ihtimalinin de var olduğunu ispat edemesin, edemesin ki zararın neresinden dönerse edeceği kar'a karşılık, zarar ettiğini kabul etmeyip, bu kandırmacayla gittiği yere kadar ilerlensin ve kendilerine söyledikleri yalanların inatçı büyüsü bozulmasın.
dışarısı ne ferah aslında, sonbahar havası her daim biraz hüzünlü, bu da umudumuzun bir parçası, çünkü ayrılık da sevdaya, hüzün de mutluluğa dahil. yapraklar yüzünden ormanı göremeyenler bu bütünlükten haberdar değiller tabi. kuşlar umutla uçuyor burada, dökülen yapraklarda bile umut gizli, her biri dalından koparken el sallıyorlar, "geri geleceğim, merak etme" dercesine. güneş yalnız kalmak isteyen bir dost gibi, sadece bir süre için uzaklarda. bizi terk etmeyeceğini biliyoruz. o yüzden onun varlığı ile ısınacağımız günleri umut ediyoruz. istediğimizi de alacağız. kendimizi, bir başkasını kandırmadan. yalan söylemeden ve yalan söylememek niyetiyle gerçeklerden sakınmadan.
insanlar kendilerini umutlarla kandırırlar, belki itiraf edemezler de çabalarının özü küçük hayatları için meşgale arayışıdır. benimle aynı oksijeni solumuş, karbondioksit iade etmiş, herhangi bir homo sapiens kendini kandırmadan yaşayabildiğini iddia edebilecekse, ben de umutlarımı korumak için gerektiğinde gerçeklerden dahi kaçabilmenin mal'lık olabileceğini kabul ederim. ille varlık felsefesine, neyin gerçek, neyin yalan olduğuna dair üç beş lakırdı etmek gerekmemeli. zorundaysam ve eğer gerçek elle tutup, gözle görebildiklerimizse, benim umutlarım kendilerini gerçek ya da gerçekçi sanalardan çok daha gerçek ve gerçekçi. gözümün önündeler, parmaklarımın ucundalar, zihnimin içindeler. kimsede onları benden alacak kudret yok. bu iltiması kimseye de tanımam. "baki kalan bu kubbede, bir hoş sada imiş" efendiler. gerçeklik budur. bizler zaten kaybetmeye mahkum yaratıklarız. gerçekçi olabilmek bile, öncelikle onu istemekle, umut etmekle başlar. saklanabilirsiniz, eyvallah. kimse de sizlere aksini ispat edemez, içine girdiğiniz kör kuyularınızdan çıkaramaz, ama kaçamazsınız. varın siz kabul etmeyin, tüm bu söylediklerimin kendimi kandırma gayretimden oluştuğunu umut ederek devam edin. geri kalan hayatınıza istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
macbeth kulunuzuz canını 400 küsur sene önce teslim etmiş bir ademoğludur, geri gelmiş olmasının tek nedeni vardır, o da zamanından hayattan aldığını teslim edebilmek. bu yüzdendir ki derdi hiçbir zaman ama hiçbir zaman, yüzlerce yıllık öfkesine rağmen can yakmak değildir. böyle algıladığınızı umut edederek sözlerine son veriyor.
"umut sizinle olsun ve yolunuzu aydınlatsın."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar