bugün
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması5
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı54
- berberlere zam gelmesi7
- 20 haziran 2026 tr'nin dünya kupasından elenmesi2
- sabah 5de uyananı ziksinler2
- ankara mı istanbul mu10
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri9
- düşüncelerin gücü2
- seni hayata bağlayan şey4
- erkeklerin akılsızlıkları9
- anın görüntüsü12
- kedilerle iletişimin gizli yolu4
- aslan burcunun karakteristik özellikleri6
- biz veleybol ülkesiyiz2
- nuh tufanı olayı gerçek midir11
- destur zall hazretleri online2
- 13 seçim kaybetmedim7
- kayahan'ın en güzel şarkısı12
- istanbul vapurları2
- uzun süreli ilişkinin sırrı4
- aylık 360 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- işkembe sandviç2
- köyde gece tuvalete gitmek4
- son görülen rüya5
- kadınların ilgisiz yaşayamaması13
- yazar k4
- 20 haziran 2026 brezilya haiti maçı2
- ertuğrul polat2
- kim kahve yapmak ister2
- türkiye a milli futbol takımı13
- montella'nın mağlubiyet açıklaması5
- topuklu ayakkabı5
- bizim çocuklar başardı6
- işi düşünce aramak4
- tarkan şarkıları3
- 2026 dünya kupası'na gruplarda veda ettik7
- göbek eritme taktikleri8
- bik bik bugün ne yemek yaptı acaba3
- ormanda yürüyüş yapana iaaaahh diye sesler çıkarma3
- yedinci mühür2
- iki insan arasındaki en uzun mesafe5
- depresyona girmeye karar vermek4
- hale etkisi2
- petek dinçöz bam bam4
- lionel messi2
- diyafram2
- toprak razgatlıoğlu'nun çekya sprint yarışındaki 12
- okan buruk2
- şu memelere bak6
"kafka’nın değişim eserinde hayvanlaşan hayat anlayışımızı kaç kişi anlayabildi ki, intihar etmek için çabalarını kaçımız düşündü ki, yoksa hasta bir kişiliği mi okuyoruz?
kaç kişi sanat adı altında mozart’ın sarayda kızların peşinde koşarken krala yakalanmasını biliyor ki? kız çığlıklar içinde kaçarken mozart onun peşinde koşuyordu. üstü başı dağınık, kendinden geçmiş bir halde kralı karşısında görünce susmak yerine krala şunu demişti: “ben bayağı biriyim ama yazdıklarım bayağı değildir.”
zweig’in, tanrı’nın bileklerinden tuttum derken, “kaderime ben hakimim” demek istediğini. hugo’nun kadın düşkünü olduğunu, dostoyevski’nin kumar tutkunluğunu, balzac’ın dolandırıcılığını, poe’nin ayyaş olana kadar içtiğini, “sen sarhoş mu yazıyorsun?” dedikleri zaman, kaç kişi yüzünde beliren sanat anlayışı ile yaşamının arasındaki uçuruma kendini koydu?
tarih deliliklerle dolu, kaç kişi bu deliliklerin arasında yolculuk yapmak ister?
“gecenin mahremiyetini yırttım” derken rimbaud’u kaçımız anladı, verlain korkularının kendini uyutmadığını, nietzsche otel odasında kusmukları içinde ölürken yanında hiç kimsenin olmamasını, miller’in karısını sattığını bile bilmiyoruz belki de…
gorki gibi yazabilmek için on yılımı harcarım diyebilecek kaç deli var aramızda, descartes’in alın kuralları eserini yazdıktan sonra tebessüm içinde övünerek kahvesini yudumladığını, kendi romanında kurguladığı kişiliğe herkesten önce kendisinin inandığı gogol gibi, kaç kişi var kurgusuna güvenen?
tarih deliliklerle dolu…
cipolla’nın iktisat tarihine meydan okuduğunu bile unutmuşuzdur.
ibni sina’nın “tıbbı üç kelime içine alıyorum” dediğinde kibirli halini , batuta her gördüğü yüze inancını sorduğunu, farabi mutluluk teorisini kalem alırken mutsuz olduğunu kaçımız düşündü ki?
düşüncelerin sakıncalı olabileceğini bile kralların savaşları kaybettiklerinde anladıklarını, kardeş kavgalarının gölgesinde suskunlukları, saray odalarında musiki yerine fransız müziğinin seslendirildiğini, kaç kişi gerçeklerin bizim düşündüğümüz gibi olmadığını biliyor ki?
tarih deliliklerle dolu….
sanat anlayışını hayatları ile kıyasladığınızda kaç sanatkar, kaç yazar, kaç şair, aklımızda hayal etmiş olduğumuz şekilde yaşadı ki?
sanat delilik ister demiyorum, ama sanatkar deli olabilir…"
---Deliliğin Tarihi, Michel foucault---
kaç kişi sanat adı altında mozart’ın sarayda kızların peşinde koşarken krala yakalanmasını biliyor ki? kız çığlıklar içinde kaçarken mozart onun peşinde koşuyordu. üstü başı dağınık, kendinden geçmiş bir halde kralı karşısında görünce susmak yerine krala şunu demişti: “ben bayağı biriyim ama yazdıklarım bayağı değildir.”
zweig’in, tanrı’nın bileklerinden tuttum derken, “kaderime ben hakimim” demek istediğini. hugo’nun kadın düşkünü olduğunu, dostoyevski’nin kumar tutkunluğunu, balzac’ın dolandırıcılığını, poe’nin ayyaş olana kadar içtiğini, “sen sarhoş mu yazıyorsun?” dedikleri zaman, kaç kişi yüzünde beliren sanat anlayışı ile yaşamının arasındaki uçuruma kendini koydu?
tarih deliliklerle dolu, kaç kişi bu deliliklerin arasında yolculuk yapmak ister?
“gecenin mahremiyetini yırttım” derken rimbaud’u kaçımız anladı, verlain korkularının kendini uyutmadığını, nietzsche otel odasında kusmukları içinde ölürken yanında hiç kimsenin olmamasını, miller’in karısını sattığını bile bilmiyoruz belki de…
gorki gibi yazabilmek için on yılımı harcarım diyebilecek kaç deli var aramızda, descartes’in alın kuralları eserini yazdıktan sonra tebessüm içinde övünerek kahvesini yudumladığını, kendi romanında kurguladığı kişiliğe herkesten önce kendisinin inandığı gogol gibi, kaç kişi var kurgusuna güvenen?
tarih deliliklerle dolu…
cipolla’nın iktisat tarihine meydan okuduğunu bile unutmuşuzdur.
ibni sina’nın “tıbbı üç kelime içine alıyorum” dediğinde kibirli halini , batuta her gördüğü yüze inancını sorduğunu, farabi mutluluk teorisini kalem alırken mutsuz olduğunu kaçımız düşündü ki?
düşüncelerin sakıncalı olabileceğini bile kralların savaşları kaybettiklerinde anladıklarını, kardeş kavgalarının gölgesinde suskunlukları, saray odalarında musiki yerine fransız müziğinin seslendirildiğini, kaç kişi gerçeklerin bizim düşündüğümüz gibi olmadığını biliyor ki?
tarih deliliklerle dolu….
sanat anlayışını hayatları ile kıyasladığınızda kaç sanatkar, kaç yazar, kaç şair, aklımızda hayal etmiş olduğumuz şekilde yaşadı ki?
sanat delilik ister demiyorum, ama sanatkar deli olabilir…"
---Deliliğin Tarihi, Michel foucault---
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar