bugün
- bu koyden olsam ne olacak19
- nervio35
- kadınların dışarı çıkmasının tek amacı8
- velvet52
- 15 21 itibariyle duygu durumunuz5
- nervio vermio4
- true'yi eskorta emanet etmek10
- bir organınızdan vazgeçmeniz gerekse5
- bir kilo patatesin 50 lira olması6
- sinsice kavga izleyen yazarlar6
- sözlükte kavga3
- türkiye chp ile dünya devi ülke olacak4
- kasiyer kıza nasıl açılırım21
- true'nin üzerine şişme kadın atmak4
- yeni parti31
- herkesin bir şeye inanma zorunluluğu5
- hastane randevusu6
- reis olmasaydı ismimiz gocutakis uğurtakis olurdu4
- son gammaz bukucu goku2
- imamların maaşı çok diyen öğretmen9
- vermio2
- kendime övgü2
- tai lung6
- nick vermeden bir yazara seslen2
- isra suresi 25 ayet2
- insan olmaya ceyrek kala18
- benzetildiğiniz ünlü10
- sarhoş olunan gecenin sabahında hissedilenler6
- pompacı kıza nasıl açılınır8
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz6
- ideal erkek boyunun 1 84 olması14
- adnan oktar9
- dünyaya nur gelecek3
- hayatın tatlı şakaları2
- kuteybe bin muslim3
- opel rekord3
- ışığı arıyorum kapatacağım2
- tepenin gözleri filmindeki seks sahnesi3
- ölümü kimler gömmüş2
- nasıl gidiyor hayat6
- tarihin en başarılı sporcusu4
- ben ahbap derneğine güveniyorum16
- yeni parti'nin logosu4
- rakı tokuşturan tipler5
- cumhuriyet halk partisi16
- hırt10
- büyük sözü dinlememek5
- güne bir şarkı bırak6
- namazında niyazında erkek3
- topluma nasıl faydalı olunur3
tüm bunlar çok eskiden de vardı ama şekli biraz farklıydı...
toplumdaki herhangi bir sorun biraz kendini göstermeye, birilerinin canını yakmaya başladığında hemen bir "günah keçisi" bulunur, sonra da bu "keçi" büyük bir törenle kurban edilerek vicdanlar rahatlatılırdı. keçinin kanı toprağı suladığında her şeyin yoluna gireceği, sorunların biteceği, eski güzel günlerin geleceği düşünülürdü...
tabi ki bunların hiçbiri olmazdı, çünkü adı üstünde, seçilen "keçi" çoğunlukla durumdan habersiz ve tamamen ilgisiz olurdu. gariban bir keçinin "ölümü" tüm toplumları ilgilendiren ve çoğu zaman kendi ürünleri olan sorunları nasıl çözsün ki?
mesela orta çağ Avrupa'sında insanlar pek yıkanmazlardı. yıkanmakla ilgili o kadar tuhaf inanışlar ve korkular vardı ki, modern insanlar için bunlar "batıl inanç" bile sayılmayıp, doğrudan aptallık statüsüne girer. tabi pislik içinde yaşayan insanlar için başta veba olmak üzere her türlü hastalığa yakalanmak çok doğaldır. ancak o dönemde tıp bilimi de günah ve batıl sayılırdı, çünkü "kutsal" insan bedenine onu yaşatmak amacıyla da olsa dokunmak, cehennemde sonsuza dek yanmak demekti.
haliyle orta çağ Avrupa'sı tam bir cehennemdi, başta veba olmak üzere her tür hastalık soyluyu ziyafetinde, yoksulu kulübesinde öldürüyordu. insanlar yıkanmak ve ilaç geliştirmek yerine başlarına gelen yıkımlar için "günah keçisi" arıyorlardı. sonuç olarak cadı avcıları önlerine geleni tutuklayıp ağaçlara bağlayarak yakıyorlardı. çünkü ne de olsa veba gibi hastalıklar "kötü ruhlar" yüzünden ortaya çıkıyordu ve bunları davet eden herkes yok edilmeliydi...
ancak ne var ki yakılan tüm o "günah keçileri" salgınları durdurmadı, hatta hafifletmedi bile. ne zaman ki tıp bilimi ilerlemeye başladı, bu hastalıklar o zaman önlendi. çünkü bunların gerçek sebepleri bulunmaya ve onlarla savaşılmaya başlanmıştı. yani artık günah keçileri aramaya gerek yoktu, en azından o konuda...
bunları yazıyorum çünkü dünya farklı bir çağda olmasına, bugün sırf viral için uzaya araba bile gönderiyor olmamıza rağmen eski delilikleri yaşamaya devam ediyoruz. dünyanın çeşitli ülkelerinde görünüşte hiçbir problemi olmayan gencecik insanlar ellerine silah alıp okullar basabiliyorlar, hırsızlık yapabiliyorlar. kendilerini tıka basa uyuşturucu ile doldurup çalıntı arabalarla tam gaz duvarlara kamikaze dalışı yapıyorlar. daha oyun oynayacakları yaşta sokaklarda tanımadıkları insanlarla akla zarar maceralara atılıyorlar, sonu hemen her zaman facia ile biten maceralara...
küçücük çocuklar kendilerinden büyük silahlarla birbirlerini öldürmek için siperlere gönderiliyorlar. sokak köşelerinde dilendirilip, hamamböceklerinin bile yaşamadığı yerlerde en ağır işlerde çalıştırılıyorlar. bir lokma ekmek bulunamadığı için dünyanın dört bir tarafında daha yürümeyi öğrenmeden, daha gülümsemeyi bile öğrenmeden milyonlarla ifade edilen sayılarla ölüme terkediliyorlar. sıcak ve sevgi dolu bir ev bulamadıkları için, "anne-baba" dedikleri kişilerden akla zarar eziyetler gördükleri için kaçıp, soğuk sokak köşelerinde donarak ölüyorlar.
şimdi bize bir günah keçisi lazım...
bizi tüm ölen, öldüren, intihar eden, cinayet işleyen, hırsızlık yapan, kısacası dünyadayken cehennemi tadan o masum meleklerin yok edilişlerinin getirdiği vicdan azabından kurtaracak bir "günah keçisi" lazım...
tabi ki sorumlular "biz yetişkinler" değiliz!
onlar için her şeyi yapmadık mı?
onlar için silah ve savaş dolu bir dünya hazırlamadık mı?
para ve gücü her şeyin önünde tutup onları karanlıkta yalnız bırakmadık mı?
kendi anlık zevklerimizi ve ölümlülere has sonu gelmez açlıklarımızı doyurmak için onları gözümüz kapalı kıyma makinesinin ağzından içeri itmedik mi?
onları kendi başarılarımız için bozuk para gibi harcayıp, sonra da utanmadan istatistiklere bakıp kafa sallamadık mı?
başarısızlıklarımızın ve yenilgilerimizin acısını güzelce onlardan çıkarmadık mı?
daha ne yapabiliriz ki, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz! tabi ki sorumlular "biz" değiliz!
hadi, eziyet gören tüm çocuklar için bir günah keçisi bulalım; ancak böyle timsah göz yaşlarımızı döküp, alçak vicdanlarımızı birazcık rahatlatabiliriz...
toplumdaki herhangi bir sorun biraz kendini göstermeye, birilerinin canını yakmaya başladığında hemen bir "günah keçisi" bulunur, sonra da bu "keçi" büyük bir törenle kurban edilerek vicdanlar rahatlatılırdı. keçinin kanı toprağı suladığında her şeyin yoluna gireceği, sorunların biteceği, eski güzel günlerin geleceği düşünülürdü...
tabi ki bunların hiçbiri olmazdı, çünkü adı üstünde, seçilen "keçi" çoğunlukla durumdan habersiz ve tamamen ilgisiz olurdu. gariban bir keçinin "ölümü" tüm toplumları ilgilendiren ve çoğu zaman kendi ürünleri olan sorunları nasıl çözsün ki?
mesela orta çağ Avrupa'sında insanlar pek yıkanmazlardı. yıkanmakla ilgili o kadar tuhaf inanışlar ve korkular vardı ki, modern insanlar için bunlar "batıl inanç" bile sayılmayıp, doğrudan aptallık statüsüne girer. tabi pislik içinde yaşayan insanlar için başta veba olmak üzere her türlü hastalığa yakalanmak çok doğaldır. ancak o dönemde tıp bilimi de günah ve batıl sayılırdı, çünkü "kutsal" insan bedenine onu yaşatmak amacıyla da olsa dokunmak, cehennemde sonsuza dek yanmak demekti.
haliyle orta çağ Avrupa'sı tam bir cehennemdi, başta veba olmak üzere her tür hastalık soyluyu ziyafetinde, yoksulu kulübesinde öldürüyordu. insanlar yıkanmak ve ilaç geliştirmek yerine başlarına gelen yıkımlar için "günah keçisi" arıyorlardı. sonuç olarak cadı avcıları önlerine geleni tutuklayıp ağaçlara bağlayarak yakıyorlardı. çünkü ne de olsa veba gibi hastalıklar "kötü ruhlar" yüzünden ortaya çıkıyordu ve bunları davet eden herkes yok edilmeliydi...
ancak ne var ki yakılan tüm o "günah keçileri" salgınları durdurmadı, hatta hafifletmedi bile. ne zaman ki tıp bilimi ilerlemeye başladı, bu hastalıklar o zaman önlendi. çünkü bunların gerçek sebepleri bulunmaya ve onlarla savaşılmaya başlanmıştı. yani artık günah keçileri aramaya gerek yoktu, en azından o konuda...
bunları yazıyorum çünkü dünya farklı bir çağda olmasına, bugün sırf viral için uzaya araba bile gönderiyor olmamıza rağmen eski delilikleri yaşamaya devam ediyoruz. dünyanın çeşitli ülkelerinde görünüşte hiçbir problemi olmayan gencecik insanlar ellerine silah alıp okullar basabiliyorlar, hırsızlık yapabiliyorlar. kendilerini tıka basa uyuşturucu ile doldurup çalıntı arabalarla tam gaz duvarlara kamikaze dalışı yapıyorlar. daha oyun oynayacakları yaşta sokaklarda tanımadıkları insanlarla akla zarar maceralara atılıyorlar, sonu hemen her zaman facia ile biten maceralara...
küçücük çocuklar kendilerinden büyük silahlarla birbirlerini öldürmek için siperlere gönderiliyorlar. sokak köşelerinde dilendirilip, hamamböceklerinin bile yaşamadığı yerlerde en ağır işlerde çalıştırılıyorlar. bir lokma ekmek bulunamadığı için dünyanın dört bir tarafında daha yürümeyi öğrenmeden, daha gülümsemeyi bile öğrenmeden milyonlarla ifade edilen sayılarla ölüme terkediliyorlar. sıcak ve sevgi dolu bir ev bulamadıkları için, "anne-baba" dedikleri kişilerden akla zarar eziyetler gördükleri için kaçıp, soğuk sokak köşelerinde donarak ölüyorlar.
şimdi bize bir günah keçisi lazım...
bizi tüm ölen, öldüren, intihar eden, cinayet işleyen, hırsızlık yapan, kısacası dünyadayken cehennemi tadan o masum meleklerin yok edilişlerinin getirdiği vicdan azabından kurtaracak bir "günah keçisi" lazım...
tabi ki sorumlular "biz yetişkinler" değiliz!
onlar için her şeyi yapmadık mı?
onlar için silah ve savaş dolu bir dünya hazırlamadık mı?
para ve gücü her şeyin önünde tutup onları karanlıkta yalnız bırakmadık mı?
kendi anlık zevklerimizi ve ölümlülere has sonu gelmez açlıklarımızı doyurmak için onları gözümüz kapalı kıyma makinesinin ağzından içeri itmedik mi?
onları kendi başarılarımız için bozuk para gibi harcayıp, sonra da utanmadan istatistiklere bakıp kafa sallamadık mı?
başarısızlıklarımızın ve yenilgilerimizin acısını güzelce onlardan çıkarmadık mı?
daha ne yapabiliriz ki, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz! tabi ki sorumlular "biz" değiliz!
hadi, eziyet gören tüm çocuklar için bir günah keçisi bulalım; ancak böyle timsah göz yaşlarımızı döküp, alçak vicdanlarımızı birazcık rahatlatabiliriz...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar