bugün
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi19
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu22
- kadınınızı çalıştırır mısınız9
- game of thrones taki kerhaneci16
- erkek evi tek başına geçindirmek zorunda değildir5
- dolar isterse 100 olsun38
- yeni parti de bölünebilir10
- stack overflow'un geleceği2
- muris muvazaası2
- nah sana oy17
- orospu çocuğu abdullah öcalan19
- evlenmek6
- sözlüğün en düşük iq sahibi yazarları12
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi10
- ismet bin gürbüzullah mehdii el fişfişovic mahdum2
- gemini man vs simko33
- fino köpeğine verilebilecek isimler3
- gürcistan göçmenleri13
- almanya'da yaşayıp arabasına tuğra yapıştıran tip6
- ekrem imamoğlu3
- hiç çaylak olmamış yazar gizli eşcinseldir11
- hakiki gurbetçi vs sonradan gelme tipler6
- dolar 100 tl mazot 100 tl13
- 65 yaş üstü siyaset yasaklanmalıdır4
- almancıları sevmemek11
- öcalan isterse savunma bakanı olsun10
- akp şehit ailelerine ne diyecek7
- alparslan kuytul18
- başlık altı yalamaları4
- tavuklu salata2
- iyi günler arkadaşlar nasibimi arıyorum12
- trafik kazası avukatı3
- sözlüğü bırakmaktan vazgeçmek12
- melih gökçek5
- savaş olunca türk halkı haklar olunca apo pkk3
- mezarlığa sıfır bina5
- o kız sana bakmaz3
- şarapla kızılcık meze gider mi2
- annen mi ben mi diyen kadın6
- isabela santos2
- 19 litre damacanayı sırtlayıp su sebile takan kız9
- günde 5 yumurta yiyen erkek7
- türk askerini kursuna dizen abdullah öcalan9
- tanga giyen kızı doyurmak ne mümkün6
- deniz göktaş'a patrascan'dan destek2
- evlenmeden olmaz diyen kız7
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı2
- yılmaz güney3
- ak çomarların cehape argümanı3
- döviz milliyetçisi3
mavi kuş ile küçük kızın hikayesi gibi dönmüyor dünya ekseninde. her milimetre küpünde birbirbirinden farklı sıcaklık, aura var, ve saniyeden saniyeye değişmekte. yani hayatın bir fomülü yok. değişkenlik denen bir gerçek var. genel geçer kurallar işlemez hayatta. şu karizmatik aforizmalar sunan bilimum ilim, bilim ve yürek adamları varya;onların hepsi hayata hayıflı, mağlup olmuş insanlar ki laflarıyla hayattan öç almaya çalışıyorlar. otobiyografilerinin yanında hep somurtan suratları vardır.
birde resimlerde hep mutlu olan, enerjisini fotoğraftan etrafa yayan asgari ücretle geçinen ilkokul mezunu koy götüne rahvan gitsin mottosundaki sıradan bir insan vardır. acaba hangisi daha şanslı? ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa deyip geçiştirirler bu mukayeseyi. hadi oradan. önemli olan cahil olmadığını ispatlamak değil mutlu olabilmektir.
biz hayatı filmlerden aldığımız parodilerle, toz pembe, mutlak muvaffakiyet çerçevesinde yorumlarsak üzüntülerimize karşı isyan etme hakkını kaybederiz.
aksiyon filmlerinde olur ya, kötü adamlar bir yere bomba yerleştirir, kahramanımız gelir ve doğru kabloyu keser. bomba düzeneğinin yanında da muhakkak ki bir kargaburnu bulunur ama.
halbuki hayat öyle değildir. her zaman elinin altında olan anahtarlığın, sabah geç kaldığın işe yetişmen gereken gün gözden kaybolur, bulamazsın ve daha çok zaman kaybedersin.
hayat yine öğretir, boşuna panikliyorsun, sakin olsan daha az yıpranacaksın diye.
dünya denen mecraya gönderilmeyi bizim adımıza kim karar verdi bilmiyoruz.belki de biz, kendimiz seçmişizdir kim bilir? zamana karşı bir bilgisayar oyunu oynuyoruzdur, konsoldan bizi yöneten başka bir bilincimiz vardır. ama ya oyunun içindeki bilincimiz... bir finale doğru koşuyoruz,ama bitiş çizgisini geçtikten sonra ne olacağına dair kimsenin net bir fikri yok. sadece tahminlerimiz var.din olgusunun dogmatik bilgilerinin bize öğrettiği. çoğumuz öldükten sonra ya cehennem denen ateş girdabına ya da ırmaklarından şarap akan bitmeyen mutluluğun var olduğu cennet ütopyasına gideceğimize inanıyor.
kendini garantiye alma içgüdüsüyle veya korkuyla oluşan bir biat... ancak yeryüzünde tek bir insan yoktur ki din diye inandığı olgunun kaidelerini kayıtsız ve içten yerine getirsin. hatta ve hatta çoğunun kılavuz olarak gönderilen kutsal kitaplarını bile okuduklarını sanmıyorum.
dünya milyonlarca yıldır var. ve biz onun içinde 70-80 yıl ortalama rol alabilen figüranlarız. bütün paradoks burada başlıyor. kimse figüran olmayı nefsine yediremez ve yediremiyor da, dolayısıyla mevcut sınavımızdan sonsuz bir mükafata ulaşılacağımıza inanıyoruz.
karşılık aramaktan bıkmıyor insan, fakat atladığı birşey var! dünyada herşeyin karşılığı vardır. insan kendi duygu dünyasını yaptığı iyilikler ve kötülüklerle yönetir. ve böylece ortaya çıkan bilançoyla acı ve haz duygularının yani mükafat ve cezalarının derecesini belirlerler. ne kadar emek harcanırsa o kadar muvaffak olunur.
varoluşla alakalı çozümü olmayan hiçbir kompleks yoktur. sadece insan beyni bu büyük problemleri çözerken mevcut parçaları birleştirebilmek için yeterli değildir. dolayısıyla insanı boşlukta bırakan ve metamorfoza sürükleyen bilincin ta kendisidir.
hayat dediğimiz bilincimizdir. yargıcımız da odur savcımız da zanlımız da. suçu da o işler cezayı da o verir. suç ve cezanın peşin sıra geleceğine dair bir kaide de yoktur. olayı karışıklaştıran da budur.
minibüste yer vermediğin çocuklu hamile bayana yaptığın nezaketsizliğin bedelini belkide bir ay sonra karşılaştığın sıradan bir haksızlıkta anlam veremediğin derecede hayıflanarak ve içine kapanarak ödersin. ama nedenini fark edemezsin sonra da hayat bana niye adil davranmıyor diye isyan edersin. aslında en adil olan şey hayatın ta kendisidir.
insanların çoğunun inandığı şeylere inanmak zorunda olsaydık, hepimiz justin bieber dinleyip evli olan komşumuzu nasıl yatağa atacağımızı düşünürdük. sonra da dua edip affolmayı beklerdik. çok saçma değil mi, cennet o kadar tenha kalmayı haketmiyor bence...
birde resimlerde hep mutlu olan, enerjisini fotoğraftan etrafa yayan asgari ücretle geçinen ilkokul mezunu koy götüne rahvan gitsin mottosundaki sıradan bir insan vardır. acaba hangisi daha şanslı? ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa deyip geçiştirirler bu mukayeseyi. hadi oradan. önemli olan cahil olmadığını ispatlamak değil mutlu olabilmektir.
biz hayatı filmlerden aldığımız parodilerle, toz pembe, mutlak muvaffakiyet çerçevesinde yorumlarsak üzüntülerimize karşı isyan etme hakkını kaybederiz.
aksiyon filmlerinde olur ya, kötü adamlar bir yere bomba yerleştirir, kahramanımız gelir ve doğru kabloyu keser. bomba düzeneğinin yanında da muhakkak ki bir kargaburnu bulunur ama.
halbuki hayat öyle değildir. her zaman elinin altında olan anahtarlığın, sabah geç kaldığın işe yetişmen gereken gün gözden kaybolur, bulamazsın ve daha çok zaman kaybedersin.
hayat yine öğretir, boşuna panikliyorsun, sakin olsan daha az yıpranacaksın diye.
dünya denen mecraya gönderilmeyi bizim adımıza kim karar verdi bilmiyoruz.belki de biz, kendimiz seçmişizdir kim bilir? zamana karşı bir bilgisayar oyunu oynuyoruzdur, konsoldan bizi yöneten başka bir bilincimiz vardır. ama ya oyunun içindeki bilincimiz... bir finale doğru koşuyoruz,ama bitiş çizgisini geçtikten sonra ne olacağına dair kimsenin net bir fikri yok. sadece tahminlerimiz var.din olgusunun dogmatik bilgilerinin bize öğrettiği. çoğumuz öldükten sonra ya cehennem denen ateş girdabına ya da ırmaklarından şarap akan bitmeyen mutluluğun var olduğu cennet ütopyasına gideceğimize inanıyor.
kendini garantiye alma içgüdüsüyle veya korkuyla oluşan bir biat... ancak yeryüzünde tek bir insan yoktur ki din diye inandığı olgunun kaidelerini kayıtsız ve içten yerine getirsin. hatta ve hatta çoğunun kılavuz olarak gönderilen kutsal kitaplarını bile okuduklarını sanmıyorum.
dünya milyonlarca yıldır var. ve biz onun içinde 70-80 yıl ortalama rol alabilen figüranlarız. bütün paradoks burada başlıyor. kimse figüran olmayı nefsine yediremez ve yediremiyor da, dolayısıyla mevcut sınavımızdan sonsuz bir mükafata ulaşılacağımıza inanıyoruz.
karşılık aramaktan bıkmıyor insan, fakat atladığı birşey var! dünyada herşeyin karşılığı vardır. insan kendi duygu dünyasını yaptığı iyilikler ve kötülüklerle yönetir. ve böylece ortaya çıkan bilançoyla acı ve haz duygularının yani mükafat ve cezalarının derecesini belirlerler. ne kadar emek harcanırsa o kadar muvaffak olunur.
varoluşla alakalı çozümü olmayan hiçbir kompleks yoktur. sadece insan beyni bu büyük problemleri çözerken mevcut parçaları birleştirebilmek için yeterli değildir. dolayısıyla insanı boşlukta bırakan ve metamorfoza sürükleyen bilincin ta kendisidir.
hayat dediğimiz bilincimizdir. yargıcımız da odur savcımız da zanlımız da. suçu da o işler cezayı da o verir. suç ve cezanın peşin sıra geleceğine dair bir kaide de yoktur. olayı karışıklaştıran da budur.
minibüste yer vermediğin çocuklu hamile bayana yaptığın nezaketsizliğin bedelini belkide bir ay sonra karşılaştığın sıradan bir haksızlıkta anlam veremediğin derecede hayıflanarak ve içine kapanarak ödersin. ama nedenini fark edemezsin sonra da hayat bana niye adil davranmıyor diye isyan edersin. aslında en adil olan şey hayatın ta kendisidir.
insanların çoğunun inandığı şeylere inanmak zorunda olsaydık, hepimiz justin bieber dinleyip evli olan komşumuzu nasıl yatağa atacağımızı düşünürdük. sonra da dua edip affolmayı beklerdik. çok saçma değil mi, cennet o kadar tenha kalmayı haketmiyor bence...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar