bugün
- hewal ebo18
- herkesin artık tanım yapması6
- kahvaltıda kavurma yiyen kız tatlılığı5
- kahveye değil mekana para veriyorsunuz8
- dışarıda kahve içmenin lüks haline gelmesi11
- kuran da namaz yok19
- katatespizartmasi6
- en iyi simit hangi şehirdedir10
- lahmacunu elle yiyen kız6
- velvet'e aşık olmamak mümkün değil5
- bursa vs edirne6
- gürcistan8
- kendine bir öğüt ver7
- ısparta simidi8
- pforzheim şu an 36 derece4
- erkeklerin öküzlük sorunu12
- yukarı kattan gelen ahh sesi5
- ateistlerin temel hatası7
- ağızdan araba sesi çıkarmak2
- gocu11
- intersection karma resim sergisi2
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj9
- benkimki9
- mülkiyetçi aşk3
- eski üst segment mi yoksa yeni alt segment mi3
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları7
- simit ile gevrek arasındaki farklar10
- atatürk'ün kızları2
- hac kesin kayıt işlemleri başladı2
- grup sexte sevgilisine sert davranan adamı öldürdü7
- bu entry 80 artı alsın masklavi'yi chpli yapıyorum6
- yahoo2
- ben ıspartada yaşıyorum4
- z kuşağı7
- sözlük yazarlarının saatleri15
- instagram7
- ioçk adamdır2
- erdal beşikçioğlu6
- bir gammaz çetesinin daha çökertilmiş olması2
- pembeyavuz2
- kadınlar arası rekabet7
- 25 yaşındaki ergenin sözlükte akıl vermesi3
- ırkçı damgası yememenin yolu2
- şekersiz çay içenlerin takdir beklemesi2
- kadınlara alınabilecek hediyeler6
- bir geçmiş olsun alırım artık4
- selamun aleyküm2
- velvet19
- memduh bashgan2
Franz Kafka ile Milena'nın mektuplaşmalarından daha güzel daha tutkulu olduğuna inandığım bir çift daha var. yirmi yıl boyunca birbirini hiç görmeden mektuplaşmışlardır.
Halil Cibran ve May Ziyade...
Halil Cibran, tam yirmi yıl boyunca, bir tek kez bile görmediği, bir tek kez bile sesini duymadığı, bir tek kez bile kokusunu koklamadığı bir kadına aşık olarak yaşamıştı.
Bir Arap entelektüeli olan, gazete yöneticiliği yapan, Mısır’ın sanatçılarını kendi salonunda toplayan May Ziyade ile sadece "mektuplardan" oluşan bir aşk yaşamışlardı.
Büyük bir ihtimalle "ilişki", Ziyade’nin Cibran’ın yazılarına duyduğu hayranlıkla başlamıştı.
Sonra yazışmaya başlamışlardı.
Harfler, sözcükler, cümleler birbirini hiç görmeyen iki insanı tutkulu bir biçimde birbirine bağlamıştı.
Hiç buluşmadılar.
Hiç karşılaşmadılar.
Ama aralarındaki "aşk", Cibran öldüğünde May’e "Hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim, hiçbir kitapta bir varlığın bu kadar acı çektiğini, bu kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım," dedirtecek kadar derindi.
Birbirlerine bu kadar tutkunken, birbirlerini bu kadar özlerken neden hiç buluşmadıklarını, neden birbirlerini görmek için çabalamadıklarını hep merak ettim.
Korktuklarını düşündüm.
Mektuplarını yazarken ruhlarını apaçık ortaya koyabiliyorlardı, neredeyse sınırsız bir özgürlükle her duygularını, her düşüncelerini söyleyebiliyorlardı, kıskanabiliyorlar, kavga edebiliyorlardı; onların ruhlarının önünde, ruhun yolunu kesecek, onu yolundan saptıracak, şaşırtacak bir beden yoktu, hiçbir yere, hiçbir tene sürtünmeden, eskimeden ilerliyordu.
Belki de bunu bozmaktan çekindiler.
Sadece zekalarının ışıltısıyla birbirlerini etkileyebileceklerini anladıktan sonra bedenlerinin, zekalarının o büyük çekiciliğine ayak uyduramamasından, arzularının, düşüncelerinin derinliğine ulaşamamasından korktular sanırım.
Özlediler birbirlerini.
Ümitsizce özlediler.
May Ziyade, bilmediğimiz mektuplarından birinde belki de bu korkuyu dile getirdiğinden Cibran onu ikna etmeye, korkusunu yatıştırmaya çalışan mektuplar gönderdi.
"Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gelgitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz."
Karşılaşsalar, aşkları "sıradanlaşır" mıydı?
Aşk sıradanlaşmaz, biter yalnızca.
Bitecek bir aşka "sıradan" gözüyle bakıyorlardı belki de.
Bitmesin istiyorlardı.
Hiç bitmesin.
May bazen korkuyor, bazen de aşkını açıkça yazıyordu.
"Aşkın eşlik ettiği yoksulluk ve sıkıntılar sevgisiz zenginlikten çok daha iyidir. Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum. Tanrı’ya şükürler olsun ki bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem."
Karşılaştıklarında, kaçınılmaz olarak "bir kadın, bir erkek" olacaklardı, Cibran’ın peygamberce sözleri, May’ın derinlikli anlatımı yerini, onlara sıradan geldiğini sandığım "şehvete" bırakacaktı; o mektuplarda kendini gösteren ruhlar, birer beden kazanacaktı ve bedenin sınırları içine hapsolacaklardı.
Bu muydu acaba korkuları?
Peki, aşk korkar mı?
Korkmaz bence.
(bkz: http://www.hurriyet.com.tr/hic-gormeden-7292234)
Halil Cibran ve May Ziyade...
Halil Cibran, tam yirmi yıl boyunca, bir tek kez bile görmediği, bir tek kez bile sesini duymadığı, bir tek kez bile kokusunu koklamadığı bir kadına aşık olarak yaşamıştı.
Bir Arap entelektüeli olan, gazete yöneticiliği yapan, Mısır’ın sanatçılarını kendi salonunda toplayan May Ziyade ile sadece "mektuplardan" oluşan bir aşk yaşamışlardı.
Büyük bir ihtimalle "ilişki", Ziyade’nin Cibran’ın yazılarına duyduğu hayranlıkla başlamıştı.
Sonra yazışmaya başlamışlardı.
Harfler, sözcükler, cümleler birbirini hiç görmeyen iki insanı tutkulu bir biçimde birbirine bağlamıştı.
Hiç buluşmadılar.
Hiç karşılaşmadılar.
Ama aralarındaki "aşk", Cibran öldüğünde May’e "Hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim, hiçbir kitapta bir varlığın bu kadar acı çektiğini, bu kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım," dedirtecek kadar derindi.
Birbirlerine bu kadar tutkunken, birbirlerini bu kadar özlerken neden hiç buluşmadıklarını, neden birbirlerini görmek için çabalamadıklarını hep merak ettim.
Korktuklarını düşündüm.
Mektuplarını yazarken ruhlarını apaçık ortaya koyabiliyorlardı, neredeyse sınırsız bir özgürlükle her duygularını, her düşüncelerini söyleyebiliyorlardı, kıskanabiliyorlar, kavga edebiliyorlardı; onların ruhlarının önünde, ruhun yolunu kesecek, onu yolundan saptıracak, şaşırtacak bir beden yoktu, hiçbir yere, hiçbir tene sürtünmeden, eskimeden ilerliyordu.
Belki de bunu bozmaktan çekindiler.
Sadece zekalarının ışıltısıyla birbirlerini etkileyebileceklerini anladıktan sonra bedenlerinin, zekalarının o büyük çekiciliğine ayak uyduramamasından, arzularının, düşüncelerinin derinliğine ulaşamamasından korktular sanırım.
Özlediler birbirlerini.
Ümitsizce özlediler.
May Ziyade, bilmediğimiz mektuplarından birinde belki de bu korkuyu dile getirdiğinden Cibran onu ikna etmeye, korkusunu yatıştırmaya çalışan mektuplar gönderdi.
"Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gelgitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz."
Karşılaşsalar, aşkları "sıradanlaşır" mıydı?
Aşk sıradanlaşmaz, biter yalnızca.
Bitecek bir aşka "sıradan" gözüyle bakıyorlardı belki de.
Bitmesin istiyorlardı.
Hiç bitmesin.
May bazen korkuyor, bazen de aşkını açıkça yazıyordu.
"Aşkın eşlik ettiği yoksulluk ve sıkıntılar sevgisiz zenginlikten çok daha iyidir. Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum. Tanrı’ya şükürler olsun ki bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem."
Karşılaştıklarında, kaçınılmaz olarak "bir kadın, bir erkek" olacaklardı, Cibran’ın peygamberce sözleri, May’ın derinlikli anlatımı yerini, onlara sıradan geldiğini sandığım "şehvete" bırakacaktı; o mektuplarda kendini gösteren ruhlar, birer beden kazanacaktı ve bedenin sınırları içine hapsolacaklardı.
Bu muydu acaba korkuları?
Peki, aşk korkar mı?
Korkmaz bence.
(bkz: http://www.hurriyet.com.tr/hic-gormeden-7292234)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar