bugün

marpione

ekşi sözlük 6. nesil yazarı. başka yazı yazmasına gerek yok. tek başına şu yazısı bile yeter:

başlık: (bkz: tesettur hayata ve fazilete uygundur)

entry:20. yy'ın gördüğü en makyavelist liderlerinden birinin sözleridir.muhtemelen de söylenmiştir.

kendisinin bundan daha da islami, daha da halifeci, ümmetçi onlarca söylem ve demeci de vardır.kendisi aynı gün içerisinde hindistandaki müslümanlara kurtuluş savaşının istanbul'daki halifenin onurunu kurtarmak için yapıldığını, istanbul'daki halifeye ona olan derin bağlılığını, rusyadaki proleterlere yeni kurulacak cumhuyiyetin iştirakiyun (komunizm) esasında şekilleneceğini, batıdaki devletlerden birine de yeni nüfusun batılı ve modern olacağını bildiren telgraflar da atmıştır.sovyet büyükelçisi ile "aynı yolda" ve "ortak düşmana" karşı savaşıyoruz deyip silahları almayı ama teslimat yapıldıktan kısa bir süre sonra komunist partisini kapattırıp başındakileri asmaya gidecek kadar da iki taraflıdır.

zaten milli kurtuluş hareketinin ilk 3 senesi "doğu hayalini" yani işte emperyalist avrupa'ya karşı bir sosyalist-panislamist bir politika oluşturularak geçirilmiş büyük zaferin hemen ardından bunların hepsine sırt çevrilip "batı hayalini" kovalayarak geçmiştir.

bu nedenle kendisinin bir söylediği bir diğer söylediğini çoğu zaman tutmaz.aynı kaynakla eski görüşmelerine bakarsanız inanmış bir müslüman lider görürsünüz, yeni görüşmelerinde ise o devletlerle müslümanlık esasında değil de millet esasında ilişki kuran batılı bir lider.

kimse açık açık ifade edemese de mustafa kemal bir "reel politika" uzmanıydı.bugün a dediğine yarın b demesi çok rastlanılan bir durumdur.bir gün güleryüzle davrandığı hatta işbirliği yaptığı insanların kısa bir süre sonra istiklal mahkemesinde asılmasına da ses etmeyecek kadar hem de.kazanılan zaferden sonra mecliste onun hoşuna gitmeyen siyasi akımlar gerçekleştiğinden gizliden gizliye chp'yi örgütleyip bir gecede cumhuriyeti ilan edip seçimlere girmeye hazır tek parti kendisinin olduğu için bir gecede parlementoyu feshedip tek parti cumhuriyetine dönüşü de yapmıştır.siyasi muhalifleri olan silah arkadaşlarının siyasi yollarını kısıtlayıp onların asker olarak kalmalarını veya da siyasi sahneden silinmelerini de sağlamıştır.hatta kendi arkadaşına parti kurdurup (serbest fırka) seçimlerde yenileceğini anlayınca partiyi kapatıp arkadaşını da yurt dışına elçi olarak gönderip siyaseten bitirmişliği de vardır.

bütün bunlar kendisinin "amaca giden yolda" durdurulamayacak politikalar üreten, kararlı ve yeri geldiğinde dün söylediklerini unutup yeni mesajlar verebilen bir insan olması ile alakalıdır.siz kendisini putlaştırıp "komple mükemmel" bir insan olarak görmek için yanıp tutuşsanız bile bu kendisinin politik düzlemde "iki yüzlü", "sinsi", "çıkarcı" vs olduğu gerçeğini değiştirmez.misal kendisinin milli mücadele süreç ve sonrasında birlikte çalıştığı herkesi teker teker " harcamıştır ". açın okuyun bakalım " silah arkadaşlarının " hikayelerini.hepsini bir şekilde ekarte etmiştir atatürk, iktidarını sağlamlaştırmak için hep.bunların hepsi de başarılı bir liderde olması gereken özelliklerdir.bunları yapamayan bir insan olsa zaten tarih başka türlü şekillenirdi.

eğer atatürk'ün zamanında iletişim araçları bu kadar gelişmiş olsaydı daha farklı bir muhalefeti olurdu.ve inanınız bana siyasi açıdan " takiye " gerçekte nedir kralını öğrenirdiniz.bugünün türkiyesinde başbakanlık falan yapsaydı (aynı zihniyetle) yer yerinden oynardı.o dönemin şartları atatürk'ün bu çapta iki hatta üç yüzlü politikalar üretmesi için elverişliydi, halkın denetimi sıfıra yakındı.

buradaki esas konu atatürk'ün bütün bu süreç boyunca (1919-38) düzenli olarak değişip ona uygun da konuşup politika ürettiğini anlayamayan türk halkından kaynaklanıyor.adam yıllarca değişmiş ve çevresini de peşinden sürüklemiş bir önder, aslında otokrasinin bir başka türü olan rejimini cumhuriyet olarak da insanlara yedirmiş çok zeki bir insan.ümmetçileri, kürtleri, batıyı, doğuyu toplu halde kendi hassas denge arazisine oturtup ölümüne kadar da ayar yapıp durmuş.40 tilki dolaştırmış ama kuyrukları birbirine bile değmemiş.

buradaki esas sorun ise arkasından bıraktıkları.cumhuriyet adı altındaki otokrasi ile gelişen bir "biz bilmeyiz ulu önder bilircilik" tüm hayatımıza sirayet etmiş.hele ki kendinden sonra gelen ismet inönü gibi zaten hayatı boyunca (askerlik alanı haricinde) atatürk'ün ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini hiç bir zaman sezinleyemeyen hafiften eq eksikliği çeken bir devamı olunca rejimin yenilenme şansı olamamış.bütün meclis, yönetim erki, bürokrasi ve de halkın osmanlı'nın devamı yani saltanatın ürünü olmaları nedeniyle bu aradaki sürede ya kimse cumhuriyetin gerçek faziletlerine uyanamamış ya da ezberciliği tercih etmişler.zaten de ona alışıklar.

bunun sonucu olarak işte bugün gördüğümüz manzaraya geldik.bir kesim atatürk'e gönülden bağlı fakat takip ettikleri adamın gerçek hayatından zerre haberleri yok.hangi devrimin/inkilabın ne amaçla ve neye tepki olarak çıktığından haberleri yok.erken cumhuriyet dönemi politikalarından habersizler.istiklal mahkemelerinin ne olduğunu bilmeyen cahiller bile var.bu kitle onyıllardır "parlatılmış" atatürk imajını öğretiliyor okulda, kışlada, işte, evde, medyada.

oysa uyanın artık gençler.ikonlaştırıp "pop malzemesi" haline getirdiğiniz adamın sizin göremediğiniz çok fazla yüzü var.ortadoğudan çıkmış en nitelikli önderi, siyasetçi ve devrimciyi bu kadar kısıtlı bir spektrumda anlama çabanız yüzünden bu ve benzeri onlarca minor çatışma yaratıyorsunuz.çözümü de yok zira kanıt yok.atatürk gelip de size anlatamaz:

"bak laikçi evladım o vakitler ingilizler istanbul'u fethetmişti ve halifeyi elinde tutuyordu.halifeye yapılan baskılar yüzünden hindistan'daki müslümanlar ayaklandılar.biz de onlarla iletişime girdik.onlar bir yandan ingilizlere baskı yaptılar pasif direnişle (gandhi ile bile iletişimdeymiş) bir yandan da bizim için paralar toplayıp gönderdiler, silah aldık.o vaziyette onlarla yazışmalarımın hepsi islami dildedir, halifeyi över, islam ümmetini över.

daha sonra batı hayaline döndüğümüzde onlarla ilişkileri azalttık ve modern dile döndük"

şeklinde.bunu ya sizin okuyup araştırmanız lazım ya da birilerinin ulu önderlerine ihaneti bırakıp bu bilgileri sizin okul kitaplarınıza sokması lazım.tek taraflı ve tek açılı atatürk eğitimi ile gidebileceğiniz yer burası.

bu gerçekleri birileri sakladığı, tahrif ettiği vs için sizlerin bunları bilmemeniz sayesinde bu tek boyutlu, tek bakış açılı, sapına kadar ideolojiye gömülmüş bir cumhuriyetimiz var.saat 10 kasım 1938'de durmuş.ondan sonraki atatürk imajı ve ideolojisi de her dönem iktidarı elinde tutanların (tüm siyasi partiler + ordu + medya) dönemsel menfaatleri uğruna vatandaşı yemelerinden ibaret.

önce atatürkçü laikçi geçinen kesim bir anlasın gerçekten atatürk'ün nasıl bir lider olduğunu.hangi şartlarda devrim yaptığını, hangi hataları yaptığını.bunları hamasi lise kitaplarından, medyadan, atatürkçü düşünce derneklerinden, laikçilik sıfatıyla milleti soyanlardan falan öğrenemezsiniz.açıp da biraz kitap okumanız, vizyonunuzu genişletmeniz gerekiyor.o saat hala duruyor olduğu yerde, siz hala uyanamadınız.

bunları bilmedikten sonra sabahtan akşama da tartışsanız, binlerce miting de yapsanız, tüm başı kapalıları zorla da açsanız 10 kasım 1938'den bir milim öteye geçmiş olmayacaksınız.karşınızdakinin o tarihi nasıl okuduğunu kabullenmeden de kimseyle uzlaşamazsınız.

önce biraz tarihinizi öğrenin de sizin duygularınızı sömürmek için sabahtan akşama kadar hamaset nutukları üreten ve sizin sırtınızdan politik gelecek peşinde koşan "puştları" sırtınızdan atabilesiniz.

hepinizin ezberlediğinden daha farklı bir atatürk anlayışı mümkün, size "empoze edilenden" kurtulup -lütfen- "bu adamın" nasıl bir lider olduğunu gerçekten anlarsanız bu mümkün.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=13288104
© copyright 2005 - 2026