bugün
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı11
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- fazla araştırmak kötü müdür7
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi12
- space oddity7
- yayınlanmamış tanrı röportajları4
- çalışmak5
- gözlüğü kaybetmek3
- kaliteli insanı belli eden detaylar14
- götten vurdurup onurdan bahsetmek3
- ona bir şey söyle17
- balık fiyatları2
- dinler tarihinin en önemli olayı11
- erkeğe yakışmayan giysiler5
- sperm balinası2
- uysaljakobene burç baktırmak8
- ilk sevgilisi ile evlenen insan2
- karınızı başka erkeğin kolunda görüp gülümsemek2
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- neden aşık oluyoruz3
- üstteki yazarı öv15
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi7
- manifest grubu vs pkk7
- 12 temmuz 2026 j sinner'a zverev maçı3
- superman türkiye de çekilseydi2
- avm otoparklarının ilk üç saat ücretsiz olması2
- küçük memeli kız siniri4
- nesrin cavadzade4
- mete gazoz4
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- temiz para3
- markette çalışmak7
- chatgpt3
- israil'in olası türkiye saldırısı6
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması15
- memesi olmayan güzel kız2
- cem yılmaz'ın haluk levent vurgun yapacak iddiası2
- sözlüğün son hali4
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış8
- anın görüntüsü18
- truenun online olması4
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- ne olacak bu erkeklerin hali5
- birader ateşin var mı diyen kız4
- s 400 lerin satılması iddiasına rusya'dan yanıt4
- hayaldeki erkek6
- alkol içinde testisler4
- 40 yaşından sonra iş bulunamaması5
- kendini suçlamak vs başkasını suçlamak5
- zaman baba bey birader bey4
Fetih ordularının manevi ve sosyal kolu olan bu sufi dervişler hem gazidirler, kâfirlere karşı gaza yapmışlardır, hem de son derece hoşgörülü, dogmatizmden uzak, sevecen insanlardır. Balkanlar’daki Pax Ottomana’nın sosyal ve kültürel dayanaklarından birinin bu tarikatlar olduğu muhakkaktır.
Ahmed Yesevi ve HacıBektaş Veli hazretlerinin Anadolu ve Balkanlar’daki “çerağ”ları olan şeyh ve dervişlerin temsil ettiği bu manevi ve sosyal değerler sayesinde Bektaşilik, Türk kültürünün yayılmasında çok önemli bir rol oynamış, Osmanlı tarafından da korunup desteklenmiştir . Bunun bir örneği, Budin (Budapeşte) fethinde şehit düşen Gülbaba’nın cenaze namazını Ebussuud Efendi’nin kıldırması, namaza bizzat Kanuni’nin katılması ve Kanuni’nin emriyle Gülbaba Türbesi’nin yapılmasıdır.
Macaristan’daki önemli Osmanlı eserlerinden biri olan Gülbaba Türbesi, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından restore edilerek 3 Eylül 1997’de Türk ve Macar cumhurbaşkanlarının katıldığı resmi törenle ziyarete açılmıştır.
Şeriatın kurallarından ve kelamın (teoloji) ince tartışmalarından ziyadeAllah, Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, iyilik, dayanışma, hoşgörü, diğerkâmlık gibi değerlere dayalı bir sevap duygusuyla birlikte, cihat ve gaza heyecanına dayalı tarikatlara çok genel bir terimle “sufi tarikatlar” denilmektedir. Alevi ya da Sünni denilsin, bu tarikatlarda aslolan tasavvuftur, sufiliktir, mistisizmdir. Bu “derviş gaziler” ve “bacı”lar sufi islam’ın insanlarıdır, sufi Müslümanlardır.
Sufi hareketler standart bir tip oluşturmayıp çok çeşitlidir. Birtakım “marjinal” gruplara da sufi denilmektedir. Kentli, rafine, belli bir “irfan” ve “edep” geliştirmiş, entelektüel düzeyi yüksek, kültürümüz ve sosyal dokumuz için büyük katkılarda bulunmuş sufi tarikatlar da vardır ki, bunların hemen tamamının kökeni Türkistanlı Hoca Ahmed Yesevi’dir. Sünni nitelikli Mevlevilik ile Alevi nitelikli Bektaşilik hem entelektüel ve moral bakımından, hem tarihi etkileri bakımından tarikatların en önemlileridir.
Sünni Osmanlı, başta bu ikisi olmak üzere, bütün sufi tarikatlarını desteklemiştir. Prof. Metin Kunt şunları yazıyor: Hoşgörüleriyle, dogmatik-olmayan ve coşkulu islam anlayışlarıyla bu, ister kentli ister kırsal kökenli, sufî tarikatları gayrimüslimlerin islamı kabul etmesini kolaylaştırmışlardır. Ya da en azından, dinî olduğu kadar sosyal amaçlı birliktelikler sağlayarak, karşılıklı saygı içinde yakın ilişkilerle bir arada yaşamayı kolaylaştırmışlardır. XIX. yüzyılda milliyetçilik cereyanları çıkıncaya kadar, devletin en zor dönemlerinde bile Balkanlar’da Osmanlı nizamına (Pax Ottomana) karşı Hıristiyan toplumların önemli bir ayaklanmaya yönelmemiş olmalarındaki sebeplerden biri de budur.
Çoğunluğu kesinlikle Yesevi ve Bektaşi olan bu dervişlerin Balkanlar’daki faaliyetlerini böyle anlatan Prof. Kunt, devletin tavrı konusunda da şunları yazıyor: Bunların işlevini takdir eden Osmanlılar, bu tarikatlara arazi bağışlayarak Balkanlar’da yayılmalarını teşvik etti. Bir bütün olarak baktığımızda, Müslümanlar kibirli istilacılar olarak değil, fakat çok defa hoşgörülü, zaman zaman da sevecen komşular olarak belirdiler .
Bundan başka devletin geliştirdiği üreticiyi koruma politikaları da Balkanlar’daki Osmanlı idaresinin uzun ömürlü olmasını sağlamıştır, ama bu ayrı bir konudur.
Ahmed Yesevi ve HacıBektaş Veli hazretlerinin Anadolu ve Balkanlar’daki “çerağ”ları olan şeyh ve dervişlerin temsil ettiği bu manevi ve sosyal değerler sayesinde Bektaşilik, Türk kültürünün yayılmasında çok önemli bir rol oynamış, Osmanlı tarafından da korunup desteklenmiştir . Bunun bir örneği, Budin (Budapeşte) fethinde şehit düşen Gülbaba’nın cenaze namazını Ebussuud Efendi’nin kıldırması, namaza bizzat Kanuni’nin katılması ve Kanuni’nin emriyle Gülbaba Türbesi’nin yapılmasıdır.
Macaristan’daki önemli Osmanlı eserlerinden biri olan Gülbaba Türbesi, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından restore edilerek 3 Eylül 1997’de Türk ve Macar cumhurbaşkanlarının katıldığı resmi törenle ziyarete açılmıştır.
Şeriatın kurallarından ve kelamın (teoloji) ince tartışmalarından ziyadeAllah, Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, iyilik, dayanışma, hoşgörü, diğerkâmlık gibi değerlere dayalı bir sevap duygusuyla birlikte, cihat ve gaza heyecanına dayalı tarikatlara çok genel bir terimle “sufi tarikatlar” denilmektedir. Alevi ya da Sünni denilsin, bu tarikatlarda aslolan tasavvuftur, sufiliktir, mistisizmdir. Bu “derviş gaziler” ve “bacı”lar sufi islam’ın insanlarıdır, sufi Müslümanlardır.
Sufi hareketler standart bir tip oluşturmayıp çok çeşitlidir. Birtakım “marjinal” gruplara da sufi denilmektedir. Kentli, rafine, belli bir “irfan” ve “edep” geliştirmiş, entelektüel düzeyi yüksek, kültürümüz ve sosyal dokumuz için büyük katkılarda bulunmuş sufi tarikatlar da vardır ki, bunların hemen tamamının kökeni Türkistanlı Hoca Ahmed Yesevi’dir. Sünni nitelikli Mevlevilik ile Alevi nitelikli Bektaşilik hem entelektüel ve moral bakımından, hem tarihi etkileri bakımından tarikatların en önemlileridir.
Sünni Osmanlı, başta bu ikisi olmak üzere, bütün sufi tarikatlarını desteklemiştir. Prof. Metin Kunt şunları yazıyor: Hoşgörüleriyle, dogmatik-olmayan ve coşkulu islam anlayışlarıyla bu, ister kentli ister kırsal kökenli, sufî tarikatları gayrimüslimlerin islamı kabul etmesini kolaylaştırmışlardır. Ya da en azından, dinî olduğu kadar sosyal amaçlı birliktelikler sağlayarak, karşılıklı saygı içinde yakın ilişkilerle bir arada yaşamayı kolaylaştırmışlardır. XIX. yüzyılda milliyetçilik cereyanları çıkıncaya kadar, devletin en zor dönemlerinde bile Balkanlar’da Osmanlı nizamına (Pax Ottomana) karşı Hıristiyan toplumların önemli bir ayaklanmaya yönelmemiş olmalarındaki sebeplerden biri de budur.
Çoğunluğu kesinlikle Yesevi ve Bektaşi olan bu dervişlerin Balkanlar’daki faaliyetlerini böyle anlatan Prof. Kunt, devletin tavrı konusunda da şunları yazıyor: Bunların işlevini takdir eden Osmanlılar, bu tarikatlara arazi bağışlayarak Balkanlar’da yayılmalarını teşvik etti. Bir bütün olarak baktığımızda, Müslümanlar kibirli istilacılar olarak değil, fakat çok defa hoşgörülü, zaman zaman da sevecen komşular olarak belirdiler .
Bundan başka devletin geliştirdiği üreticiyi koruma politikaları da Balkanlar’daki Osmanlı idaresinin uzun ömürlü olmasını sağlamıştır, ama bu ayrı bir konudur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar