bugün
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması8
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- çerçeve yasa31
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- özgür özel15
- monica bellucci'ye aşık olmak3
- türbede dua etmenin şirk olması13
- 30 yaşına geldiği halde anası babası ölmemiş tip2
- sokakta öpüşmek7
- nasıl bir kadın2
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- engelleyen insan kibri6
- yurt dışı çıkış harcı8
- ben bir ceviz agacıyım6
- sürekli kendini öven insan6
- beyazconverse6
- dilan4
- mısır'ın mekke anlaşması'na katılmaması2
- akıl verme vereceksen huzur ver6
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması8
- gençler çalışmadan para kazanmak istiyor6
- mashle2
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- apo milletvekili olursa olacaklar3
- kusi2
- mezarlıkta ağlayan kızın asıl amacı5
- ey sözlük ahalisi öyle aşığım ki3
- victor osimhen10
- nervio hamferdi3
- arkadaşlar bakar mısınız3
- nakşibendi tarikatının halidi kolundanım6
- habire122
- satürnün halkasına imam hatip açmak6
- g i l d e d l i l y9
- romelu lukaku8
- yazarların son içtiği içecek4
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- sadece başlığı açacak kadar düşünebilmek4
- evde fare görmek6
- sözlükten giden yazarların hemen unutulması2
- yumurtayı sucuklu yiyen insan kibri3
- yumurtalı ekmeğe french toast diyen elitist2
- rüyalar aleminden ruhlar alemine geçiş3
- biliyorum ama soylemem3
- arkadaşlar nick altılarda kavga etmeyiniz5
- askeri imam hatip lisesi5
- dump atan erkek mi olur aw4
- ümmetçilerin apo sevgisi6
Zamanın asla iyileştiremeyeceği yaralar vardır bu memleketin topraklarında.
Bazen ismi değişir, bazen cismi değişir, ama yaralar unutulmaz asla, kanar durur.
Ağustos’un son yaprağı da kopar takvimden ve Eylül girer, hava aldıkça sızlayan bir diş gibi…
Ben her Eylül’de boynuna darağacı asılan çocukları hatırlarım, son bakışı içimize oyuklar açan çocukları…
Sırtından çıkarıp attığın bir hırka gibi soyunabilir misin inancını, dinini, ırkını, etnik kimliğini, politik görüşünü?
Seni, bir diğerinden ayıran ne varsa hemen şimdi kurtulabilir misin ondan?
Sadece ‘insan’ olarak, hiçbir görüşün etkisi altında kalmadan yazalım gel bu yazıyı seninle.
Okunsun diye değil inan, dokunsun diye merhametten yoksun yüreklere.
Sen geçir içinden cümleleri, ben dizeyim yan yana kelimeleri.
Aynı pencereden bakmayalım yine hayata, aynı dine inanmayalım, aynı partiye oy vermeyelim, aynı grubun içerisinde yer almayalım, ama saygı duyalım birbirimize gel!
Kabul etmesek de birbirimizin fikirlerini, ikimiz de her şeyi yapalım birbirimiz için, dile getirebilmek adına inandıklarımızı.
Elli kiloysak eğer, kırk dokuzu merhametmiş gibi yaklaşabilelim birbirimize.
Kızmadan, kırmadan, incitmeden… Bizim de payımıza nar ağacı değil, darağacı düşmüşçesine.
Bak o zaman sen de anlayacaksın, neden on ikisinden vurulan bir Eylül’ün hala içimizi sızlattığını.
insanlığımızı bir kenara bırakıp, siyah gözlüklerle baktığımızda canını acıtıyoruz, sırf bizim gibi düşünmedikleri için diğerlerinin.
Elimize gücü geçirdiğimiz an, gözünün yaşına bakmıyoruz, çocuğun yaşına bakmadığımız gibi!
Sen de yapıyorsun bunu, ben de yapıyorum. Hiç inkâr etme!
işte sırf biz böyle olduğumuz için Eylül’ün faşizmi bitiyor, Temmuz’un faşizmi başlıyor.
Özgür zannediyoruz kendimizi, özgür… Ama aslında sadece iplerimiz uzun.
Ve bir farkı yok aslında bugünün dünden, değişen sadece ipleri tutan eller.
Tiradlı konuşmalar yapsa da her Eylül birileri çıkıp, biz yine ‘Asmasaydık da beslemese miydik?’ repliklerini hatırlatılıyoruz bu çirkin filmin.
Herkes kendi penceresinden bakıyor ve bazıları ‘hala on yedi yaşında’ olanların yaşanmamışlıklarına ahlanıyor.
Daha düşmemişken gönlü bir sevdaya, daha bir mektup bile alamamışken bir sevgiliden, yitip gitti bir çocuk.
Daha tatmamışken bir ayrılığın acısını, bir çocuğun özlemini, bir galibiyetin sevincini, gitti.
Daha başını okşamamışken yavrusunun, daha açmamışken kendi evinin kapısını, çekip gitti.
Yaşını büyütmek, yaşadıklarını uzatmaya yetmemişti aslında, bunu bir biz fark ettik.
Dal gibi incecik bedeniyle, ‘Ölmekten korkmuyorum!’ dedi.
O hep on yedi yaşında kaldı, ölü çocuklar büyümezdi…
Ne fidanları aldı bu topraklar kattı kendisine, yine de gözü doymak bilmedi.
Eli böğründe kaldı bir annenin. Bakakaldı oğlundan geriye kalan yarım paket Bafra sigarasına, bir kol saatine, bir de kaleme…
işte böyleydi bir dönemin hikâyesi… insanlık en büyük acıyı solunda tattı, sağ-a kalması imkânsızdı…
Bazen ismi değişir, bazen cismi değişir, ama yaralar unutulmaz asla, kanar durur.
Ağustos’un son yaprağı da kopar takvimden ve Eylül girer, hava aldıkça sızlayan bir diş gibi…
Ben her Eylül’de boynuna darağacı asılan çocukları hatırlarım, son bakışı içimize oyuklar açan çocukları…
Sırtından çıkarıp attığın bir hırka gibi soyunabilir misin inancını, dinini, ırkını, etnik kimliğini, politik görüşünü?
Seni, bir diğerinden ayıran ne varsa hemen şimdi kurtulabilir misin ondan?
Sadece ‘insan’ olarak, hiçbir görüşün etkisi altında kalmadan yazalım gel bu yazıyı seninle.
Okunsun diye değil inan, dokunsun diye merhametten yoksun yüreklere.
Sen geçir içinden cümleleri, ben dizeyim yan yana kelimeleri.
Aynı pencereden bakmayalım yine hayata, aynı dine inanmayalım, aynı partiye oy vermeyelim, aynı grubun içerisinde yer almayalım, ama saygı duyalım birbirimize gel!
Kabul etmesek de birbirimizin fikirlerini, ikimiz de her şeyi yapalım birbirimiz için, dile getirebilmek adına inandıklarımızı.
Elli kiloysak eğer, kırk dokuzu merhametmiş gibi yaklaşabilelim birbirimize.
Kızmadan, kırmadan, incitmeden… Bizim de payımıza nar ağacı değil, darağacı düşmüşçesine.
Bak o zaman sen de anlayacaksın, neden on ikisinden vurulan bir Eylül’ün hala içimizi sızlattığını.
insanlığımızı bir kenara bırakıp, siyah gözlüklerle baktığımızda canını acıtıyoruz, sırf bizim gibi düşünmedikleri için diğerlerinin.
Elimize gücü geçirdiğimiz an, gözünün yaşına bakmıyoruz, çocuğun yaşına bakmadığımız gibi!
Sen de yapıyorsun bunu, ben de yapıyorum. Hiç inkâr etme!
işte sırf biz böyle olduğumuz için Eylül’ün faşizmi bitiyor, Temmuz’un faşizmi başlıyor.
Özgür zannediyoruz kendimizi, özgür… Ama aslında sadece iplerimiz uzun.
Ve bir farkı yok aslında bugünün dünden, değişen sadece ipleri tutan eller.
Tiradlı konuşmalar yapsa da her Eylül birileri çıkıp, biz yine ‘Asmasaydık da beslemese miydik?’ repliklerini hatırlatılıyoruz bu çirkin filmin.
Herkes kendi penceresinden bakıyor ve bazıları ‘hala on yedi yaşında’ olanların yaşanmamışlıklarına ahlanıyor.
Daha düşmemişken gönlü bir sevdaya, daha bir mektup bile alamamışken bir sevgiliden, yitip gitti bir çocuk.
Daha tatmamışken bir ayrılığın acısını, bir çocuğun özlemini, bir galibiyetin sevincini, gitti.
Daha başını okşamamışken yavrusunun, daha açmamışken kendi evinin kapısını, çekip gitti.
Yaşını büyütmek, yaşadıklarını uzatmaya yetmemişti aslında, bunu bir biz fark ettik.
Dal gibi incecik bedeniyle, ‘Ölmekten korkmuyorum!’ dedi.
O hep on yedi yaşında kaldı, ölü çocuklar büyümezdi…
Ne fidanları aldı bu topraklar kattı kendisine, yine de gözü doymak bilmedi.
Eli böğründe kaldı bir annenin. Bakakaldı oğlundan geriye kalan yarım paket Bafra sigarasına, bir kol saatine, bir de kaleme…
işte böyleydi bir dönemin hikâyesi… insanlık en büyük acıyı solunda tattı, sağ-a kalması imkânsızdı…
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar