bugün
- true niye hala çaylak5
- yazarların akşama dair planları6
- kablosuz mouse12
- çocukluğu hatırlatan tatlar4
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- her gün 1 litre kola içersek ne olur9
- tanımadığı kadına tokat atan adam8
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek11
- iskilipli atıf hoca20
- somali de türk bayrağı yakılması5
- doların 50 tl olması4
- favlayan yazarın asıl amacı12
- sözlükteki kuzucuklarım6
- yogartiksen5
- sevgiliyle film izleyebildiğin gün2
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- kale3112 tarzı entry girmek4
- arap götü2
- kim cha eon7
- songül karlı5
- arap kızı ve arap oğlanı duvar süsü3
- anın görüntüsü32
- arabi'yi verem etmek2
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler4
- sözlük kürdü55
- yagmur yagiyor seller akiyor3
- togg4
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- ismail kartal18
- zenci kadın poposu4
- ahmet nazif zorlu8
- camfrog sönmez küfürleri3
- türkiye9
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- millette manyak para var21
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- lpg'nin 50 tl olması2
- para2
- yurt dışı çıkış harcı2
- kelebek gibi uçarım ağzını yüzünü skerim3
- imei kayıt ücreti2
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- kasımda aşk başkadır4
- alex745alejandroali can2
- yerli marka kullanmak2
- iş yerinde atletle çalışmak4
karar verme süreçleri, bilişsel bilim ve davranışsal karar verme alanlarında listelenen bilişsel yanılgılar* içerisinde özel bir yere sahip olması gerektiğini düşündüğüm yanılgı. konuyla ilgili ilk çalışmayı yapan Zajonc kardeşimize tüm saygı ve sevgilerimi gönderir, terazisine tıklar, +rep vermeyi bir borç bilirim. emeğine sağlık, yüreğine sağlık.
giriş notu: ingilizcesi daha karizma olduğu için, şaka len şaka, türkçeye çevirirken anlam kaybolmasına yol açmamak ve konuyla ilgili arkadaşların internet aramalarında daha şanslı olmalarına yardımcı olabilmek için orijinal haliyle bıraktım konu başlığı. yoksa, tdk'nın sözleşmeli kadrosunda yer alan bir elemanım.
ne diyor bu yanılgı: şüphesiz ki, bir şeye ne kadar fazla aşina ('familiarity') olduysanız, etkisi altında kaldıysanız ('exposure') o şeyi daha fazla sevme, beğenme eğiliminde bulunursunuz. bu tercih profili seçimlerinize de yansır.
varsayım: nötr ya da olumlu bir maruz kalma söz konusu.
güncel örnekler üzerinden bir girizgâh yapayım, sonra ölümcül darbeyi vurayıp uzaklaşayım olay yerinden.
- benetton ve nike gibi firmaların reklamlarını izlediğinizde hangi ürünün reklamı olduğu hakkında hiçbir fikriniz olmaz. Çünkü ortada bir ürün yoktur. bu iki firmanın bu reklamlarda öncelikli amaç markaya aşinalık kazandırmaktır. seyirciye yüksek dozda marka yüklemesi yapar. bilinçaltına yerleştirir. mere exposure effect dahilinde konuya döndüğümüzde, bir alışveriş merkezine gittiğinizde benetton ve diğerleri, nike ve diğerleri şeklinde bir önceden tanımlanmış tercih profili ile gidersiniz.
- küçük bir kasabada veya ilçede uzunca bir süre yaşadıktan sonra başka bir yere, büyük bir yere taşındığınızı düşünelim. Yıllar sonra o ilçeye yanınızda başka biriyle tekrar ziyaret ediyorsunuz. gelişmemiş, yıkık, dökük bu kasaba yanınızdaki kişi için olumsuz bir takım özellikler çağırıştırmasına rağmen, sizin için aksine olumlu özellikler çağrıştırır. bunun nedeni oradaki anılarınız, tecrübeleriniz süresince bu ekolojiye maruz kalmış olmanız. maruz kaldıkça bir süre sonra aşinalık neticesinde sevmeye başlıyorsunuz.
- amerika'da doğan, büyüyen biri için beyzbol önemlidir. çok büyük ihtimalle küçük yaştan itibaren oynamaya başlar. maçları takip eder. beyzbol'u sever. televizyonda beyzbol maçı ile futbol maçı aynı saatte yayınlandığında beyzbol'u tercih etme eğilimi gösterir. öte yandan, türkiye'de yaşayan birine ise beyzbol hiçbir aşinalık çağırıştırmaz. dolayısıyla bir bağ kurması zorlaşır. çünkü beyzbol'a maruz kalacağı bir ekolojide yetişmemiştir. ingiltere için de kriket'i örnek verebiliriz.
evet. can alıcı noktaya geldik: dini inanç tercihi. bu tercih çok büyük bir oranda bulunulan ekoloji ile alakalı bir tercih. islamiyete aşina olan bir bölgede 'varsayılan' tercih müslüman olmak. türkiye'de doğan bir kişi %99'u müslüman olan bir ülkede * otomatik olarak müslüman oluyor. küçük yaştan itibaren islami geleneklerle süslenmiş bir çevrede yetiştikten sonra dini kanıksıyor, olduğu gibi alıyor, yeri geliyor üzerine toz kondurmuyor. sorsan, "nasıl müslüman oldun sen e be yiğidim" diye "sanane, saman ye, yemezsen beni ye" şeklinde cevap vermesi muhtemeldir. şimdi burada üzerine düşünülmesi gereken 2 soru ortaya çıkıyor:
1. tercihlerimiz, dolayısıyla hayatımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? varsayılan olarak digitürk paketi içerisinde bize sunulmuş olanlara mutlak biat edip, bir süre sonra da aşinalık sonucu, yüksek dozda maruz kalmak neticesinde başka bir tercihe geçişi çok daha zor hale getirmek bize ne kadar kaliteli bir hayat sunuyor?
2. varsayılan bir şekilde yaptığımız tercihlere, kendi irademizle yaptığımız tercihler kadar sahip çıkmıyoruz. Dolayısıyla nüfus cüzdanında müslüman gözükse de çoğu insan, dini vecibeleri yerine getirmek konusunda pek de hevesli olmuyorlar. soru şu: "varsayılan tercih" dayatması neticesinde bu işten, işin kaymağını yemesi gerektiği düşünülen din aslında bu işten zararlı çıkmış olmuyor mu? dinin toplum yaşamında güç kazanıldığından bahsediliyor her yerde. ben ise, bu şekilde dinlerin sistematik bir şekilde zayıflatıldığına inanıyorum. elbette din kelimesinden ne anladığımızla, içini neyle doldurduğumuzla da alakalı bir şey aslında bu.
gerisi ev ödevi olsun. çok sabırsız olanlar için ise, reha muhtar'la doğruların zamanı başlayıncaya kadar vakit geçirmek amacıyla mahalle baskısına göz atabilirler.
giriş notu: ingilizcesi daha karizma olduğu için, şaka len şaka, türkçeye çevirirken anlam kaybolmasına yol açmamak ve konuyla ilgili arkadaşların internet aramalarında daha şanslı olmalarına yardımcı olabilmek için orijinal haliyle bıraktım konu başlığı. yoksa, tdk'nın sözleşmeli kadrosunda yer alan bir elemanım.
ne diyor bu yanılgı: şüphesiz ki, bir şeye ne kadar fazla aşina ('familiarity') olduysanız, etkisi altında kaldıysanız ('exposure') o şeyi daha fazla sevme, beğenme eğiliminde bulunursunuz. bu tercih profili seçimlerinize de yansır.
varsayım: nötr ya da olumlu bir maruz kalma söz konusu.
güncel örnekler üzerinden bir girizgâh yapayım, sonra ölümcül darbeyi vurayıp uzaklaşayım olay yerinden.
- benetton ve nike gibi firmaların reklamlarını izlediğinizde hangi ürünün reklamı olduğu hakkında hiçbir fikriniz olmaz. Çünkü ortada bir ürün yoktur. bu iki firmanın bu reklamlarda öncelikli amaç markaya aşinalık kazandırmaktır. seyirciye yüksek dozda marka yüklemesi yapar. bilinçaltına yerleştirir. mere exposure effect dahilinde konuya döndüğümüzde, bir alışveriş merkezine gittiğinizde benetton ve diğerleri, nike ve diğerleri şeklinde bir önceden tanımlanmış tercih profili ile gidersiniz.
- küçük bir kasabada veya ilçede uzunca bir süre yaşadıktan sonra başka bir yere, büyük bir yere taşındığınızı düşünelim. Yıllar sonra o ilçeye yanınızda başka biriyle tekrar ziyaret ediyorsunuz. gelişmemiş, yıkık, dökük bu kasaba yanınızdaki kişi için olumsuz bir takım özellikler çağırıştırmasına rağmen, sizin için aksine olumlu özellikler çağrıştırır. bunun nedeni oradaki anılarınız, tecrübeleriniz süresince bu ekolojiye maruz kalmış olmanız. maruz kaldıkça bir süre sonra aşinalık neticesinde sevmeye başlıyorsunuz.
- amerika'da doğan, büyüyen biri için beyzbol önemlidir. çok büyük ihtimalle küçük yaştan itibaren oynamaya başlar. maçları takip eder. beyzbol'u sever. televizyonda beyzbol maçı ile futbol maçı aynı saatte yayınlandığında beyzbol'u tercih etme eğilimi gösterir. öte yandan, türkiye'de yaşayan birine ise beyzbol hiçbir aşinalık çağırıştırmaz. dolayısıyla bir bağ kurması zorlaşır. çünkü beyzbol'a maruz kalacağı bir ekolojide yetişmemiştir. ingiltere için de kriket'i örnek verebiliriz.
evet. can alıcı noktaya geldik: dini inanç tercihi. bu tercih çok büyük bir oranda bulunulan ekoloji ile alakalı bir tercih. islamiyete aşina olan bir bölgede 'varsayılan' tercih müslüman olmak. türkiye'de doğan bir kişi %99'u müslüman olan bir ülkede * otomatik olarak müslüman oluyor. küçük yaştan itibaren islami geleneklerle süslenmiş bir çevrede yetiştikten sonra dini kanıksıyor, olduğu gibi alıyor, yeri geliyor üzerine toz kondurmuyor. sorsan, "nasıl müslüman oldun sen e be yiğidim" diye "sanane, saman ye, yemezsen beni ye" şeklinde cevap vermesi muhtemeldir. şimdi burada üzerine düşünülmesi gereken 2 soru ortaya çıkıyor:
1. tercihlerimiz, dolayısıyla hayatımız ne kadar bizim kontrolümüzde ? varsayılan olarak digitürk paketi içerisinde bize sunulmuş olanlara mutlak biat edip, bir süre sonra da aşinalık sonucu, yüksek dozda maruz kalmak neticesinde başka bir tercihe geçişi çok daha zor hale getirmek bize ne kadar kaliteli bir hayat sunuyor?
2. varsayılan bir şekilde yaptığımız tercihlere, kendi irademizle yaptığımız tercihler kadar sahip çıkmıyoruz. Dolayısıyla nüfus cüzdanında müslüman gözükse de çoğu insan, dini vecibeleri yerine getirmek konusunda pek de hevesli olmuyorlar. soru şu: "varsayılan tercih" dayatması neticesinde bu işten, işin kaymağını yemesi gerektiği düşünülen din aslında bu işten zararlı çıkmış olmuyor mu? dinin toplum yaşamında güç kazanıldığından bahsediliyor her yerde. ben ise, bu şekilde dinlerin sistematik bir şekilde zayıflatıldığına inanıyorum. elbette din kelimesinden ne anladığımızla, içini neyle doldurduğumuzla da alakalı bir şey aslında bu.
gerisi ev ödevi olsun. çok sabırsız olanlar için ise, reha muhtar'la doğruların zamanı başlayıncaya kadar vakit geçirmek amacıyla mahalle baskısına göz atabilirler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar