bugün
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek7
- sarı saçın yakıştığı ünlüler8
- fırında tavuk10
- gecenin şarkısı9
- escort taş mı yesin4
- dünya6
- kedilerle uyumak9
- rafine zevkleri olan erkek12
- dolapta iki biram var6
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına6
- cumhuriyet bayramı8
- bir kıza saklama kabı hediye etmek9
- yüzüklerin efendisi5
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- salon erkeği10
- acil durumda aranacak kişi5
- sevişmek hüner değil6
- giysi fiyatlarının uçması9
- içten içe üşümek5
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- ekşi sözlük9
- lüks araba istemeyen erkek9
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- değerli olduğunu hissettirmek6
- rüyalarınızı ağzından öptüm4
- nasılsın4
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- ilker başbuğ7
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- trabzonspor17
- nejat işler3
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- 2008 ekonomik krizi7
- beyaz pasta7
- ruffles ketçaplı7
- yallah arabistan a diyen tip11
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- üniversiteli kızlar6
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
- kendinden vazgeçmemek4
- insta da aşırı dekolteli kızları takipten çıkmak4
- giresunlu olmanın zorlukları9
- gözlerim dolmuş boşalmış bir kere3
- amedspor9
- belki güneş bir gün ikimiz için doğar3
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı8
- sözlükte kız olduğunu sanan mal5
eski bir kitaptan bile olabiliyor.
manyak mısın deme dinle, sonra direkt manyak de.
hiç unutmuyorum on yedi yaşındaydım ama on sekizden gün aldım hesabı on sekiz yaşındayım dediğim günlerdendi. söylemeye gerek var mı bilmiyorum da yağmurlu bir gündü tabi ki. yağmur iplik iplik yağıyordu hatta. her neyse...
zaten sahaflara düşen kitaplar bende hep hüzün doğurur, yağmurlu günler de öyle. aşık olmak için fırsat da kolluyordum o zamanlar o da bir gerçek. kitabı alma sebebim de ilk sayfada bir kız ismiyle birlikte alınan tarihin yer almasıydı. kitabın alındığı tarih beş yıl öncesiydi. her neyse...
iplik iplik yağmurda romantik romantik ıslanmıştım sahaftan dönüşte. kendimi hüzünlü bir romanın içine atmak, ergenliğe dair kimi menfi düşüncelerden sıyrılmak, daha bir hüzünlü hikayeleri okuyup, ne güzel hayatım var demek istiyordum ya da gerçek hayatta bulamadığım aşkı kitaplarda arıyordum. yanisi güzel insanlar, aşık olmam için zemin ve hava gayet de münasipti. her neyse...
eve gelip heyecanla kitabı okuma düşü kurmuşken elektriklerin kesildiği haberini aldım. tam da akşam üzeriydi. üzülecek gibi olmuştum ki mum ışığında kitap okumanın daha güzel olacağı düşüncesiyle sevinmeye evrildim. aslında daha romantik olacaktı her şey. her neyse...
kitabı ilk sayfasını açtım ve eski sahibinin minik, minnacık ama gayet düzgün ve süslemeli yazısını bir daha dikkatle inceledim. böyle bir yazı ancak ve ancak şirin, güzel, pamuk gibi ,bembeyaz bir elden çıkabilirdi. sağ işaret parmağımı dilime değdirip bir sonraki sayfayı araladım. o pamuk elli kızla aynı öyküyü, aynı kitabı ben de yaşayacaktım. her neyse...
sonracığıma romanın ilk sayfasıyla baş başa idim, fakat eski sahip bazı yerlerin altını çizmekten imtina etmemiş, adeta kalbine işleyen satırlardan bana aşk işaretleri veriyordu. eğer ben de o ilk sayfada bir yerlerin altını çizmiş olsam aynen onun altını çizdiği yerleri çizerdim. ve hatta erkek kahramanın ağzından duymak istediği her şeyler zaten benim kalbimde yer edenlerdi diyerek bile düşündüm. demek ki nasıl da ruhumuz yakın olmalıydı. onun aradığı prens bendim belki de.
aman allah'ım dedim içimden. gitgide platonik bir aşk için kamçlılanıyordum, hatta belki de bu bir kaderdi. ilk sayfa bir erkeğin kalbindeki aşk özlemi ile başlıyor ve birbirinden çarpıcı, vurucu, titretici cümlelerle akıp gidiyordu. ama en etkileyici iki cümlesinin altı benim için çizilmişti zaten. ''kalbimdeki boşluğa bakarak pervaneler gibi ateş etrafında döndüğüm doğrudur'' ve ''sevmek zamanı sevmek istiyorum, ölmek zamanı ölmek'' cümlelerinin altındaki ince çizgide en ufak bir tereddüt yoktu. ben olsam elim titrerdi diye düşündüm çizerken. ama onun elleri pamuk olduğu kadar da kararlı olmalıydı. her neyse...
daha fazlasını anlatıp da kendimi çok fazla rezil etmek istemem. zira, bu aşkın elim hatırası ne zaman kalbime düşse kendimi aşk tarafından yanağından makas alınmış saf çocuklara benzetirim.
manyak mısın deme dinle, sonra direkt manyak de.
hiç unutmuyorum on yedi yaşındaydım ama on sekizden gün aldım hesabı on sekiz yaşındayım dediğim günlerdendi. söylemeye gerek var mı bilmiyorum da yağmurlu bir gündü tabi ki. yağmur iplik iplik yağıyordu hatta. her neyse...
zaten sahaflara düşen kitaplar bende hep hüzün doğurur, yağmurlu günler de öyle. aşık olmak için fırsat da kolluyordum o zamanlar o da bir gerçek. kitabı alma sebebim de ilk sayfada bir kız ismiyle birlikte alınan tarihin yer almasıydı. kitabın alındığı tarih beş yıl öncesiydi. her neyse...
iplik iplik yağmurda romantik romantik ıslanmıştım sahaftan dönüşte. kendimi hüzünlü bir romanın içine atmak, ergenliğe dair kimi menfi düşüncelerden sıyrılmak, daha bir hüzünlü hikayeleri okuyup, ne güzel hayatım var demek istiyordum ya da gerçek hayatta bulamadığım aşkı kitaplarda arıyordum. yanisi güzel insanlar, aşık olmam için zemin ve hava gayet de münasipti. her neyse...
eve gelip heyecanla kitabı okuma düşü kurmuşken elektriklerin kesildiği haberini aldım. tam da akşam üzeriydi. üzülecek gibi olmuştum ki mum ışığında kitap okumanın daha güzel olacağı düşüncesiyle sevinmeye evrildim. aslında daha romantik olacaktı her şey. her neyse...
kitabı ilk sayfasını açtım ve eski sahibinin minik, minnacık ama gayet düzgün ve süslemeli yazısını bir daha dikkatle inceledim. böyle bir yazı ancak ve ancak şirin, güzel, pamuk gibi ,bembeyaz bir elden çıkabilirdi. sağ işaret parmağımı dilime değdirip bir sonraki sayfayı araladım. o pamuk elli kızla aynı öyküyü, aynı kitabı ben de yaşayacaktım. her neyse...
sonracığıma romanın ilk sayfasıyla baş başa idim, fakat eski sahip bazı yerlerin altını çizmekten imtina etmemiş, adeta kalbine işleyen satırlardan bana aşk işaretleri veriyordu. eğer ben de o ilk sayfada bir yerlerin altını çizmiş olsam aynen onun altını çizdiği yerleri çizerdim. ve hatta erkek kahramanın ağzından duymak istediği her şeyler zaten benim kalbimde yer edenlerdi diyerek bile düşündüm. demek ki nasıl da ruhumuz yakın olmalıydı. onun aradığı prens bendim belki de.
aman allah'ım dedim içimden. gitgide platonik bir aşk için kamçlılanıyordum, hatta belki de bu bir kaderdi. ilk sayfa bir erkeğin kalbindeki aşk özlemi ile başlıyor ve birbirinden çarpıcı, vurucu, titretici cümlelerle akıp gidiyordu. ama en etkileyici iki cümlesinin altı benim için çizilmişti zaten. ''kalbimdeki boşluğa bakarak pervaneler gibi ateş etrafında döndüğüm doğrudur'' ve ''sevmek zamanı sevmek istiyorum, ölmek zamanı ölmek'' cümlelerinin altındaki ince çizgide en ufak bir tereddüt yoktu. ben olsam elim titrerdi diye düşündüm çizerken. ama onun elleri pamuk olduğu kadar da kararlı olmalıydı. her neyse...
daha fazlasını anlatıp da kendimi çok fazla rezil etmek istemem. zira, bu aşkın elim hatırası ne zaman kalbime düşse kendimi aşk tarafından yanağından makas alınmış saf çocuklara benzetirim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar