bugün
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu6
- özgür özel11
- çerçeve yasa14
- poğaca ile kahvaltı yapmak5
- apo piçtir piç kalacak5
- perk up coffee2
- velvet'in fotoğrafları3
- nikah davetiyesi2
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak2
- kolombiya da 7 4 büyüklüğünde deprem3
- iki arada bir derede kalmak4
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları17
- canın et şiş dürüm çekmesi3
- reçel yiyen erkek2
- reis3
- okul kıyafeti zorunluluğu2
- 80 yaşında sözlük yazarı olmaz3
- ayşen gruda5
- osint metodolojisi2
- özkürt özel3
- yalçın çakır2
- simko318
- mutlubey2
- biz bu formayla conconları 6 0 yendik2
- sturm graz7
- memduh bashgan11
- yeni partinin çerçeve yasa kararı15
- velvet7
- arabayla almanya'dan türkiye'ye gitmek11
- ekşi sözlük referans17
- eşitlik mi özgürlük mü8
- yaşlandığının farkına varmak9
- mikroplastik kirliliği2
- ey insan3
- gocu beyin günü aydın olsun2
- farklı alemlere yolculuk2
- mekke anlaşması20
- ekonomi8
- türkiye10
- gammazlığı elinden alınan yazar14
- recep tayyip erdoğan7
- müzik dinlemek5
- dağ evi olmayan erkek5
- sözlüğün çok durgun olması6
- sözlük yazarlarının hayatını değiştirecek şey4
- sözlük yazarlarının kekleri5
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- merfulu11
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
Ekşimtırak bir yaşanmışlık başlıyor şimdiki zamana münhasır;
geçmiş zamana kalacak acı tecrübeler var çokça şimdikinin içinde, geçmişinin özünde! miş'li zamanın küflenmiş raflarına doluşacak delişmen ama bir o kadar da hislere ayraç koyan tecrübe-yaşanmışlık sevinin ölümsüzlüğünde ama aslında kökeninde... Anlamak yok, anlatmak istenenler haybede saklanan birer koz, kelebek olmadan önce tırtılın kaldığı örtüde... Ama insan bu, kozanın ya da heybenin içinden tüm sıfat ve fillere olumsuzluk ekleyiveriyor en acımasız halleriyle.
Bir aşk;
Güzel başlar en yalın haliyle.
En gerçek coşkunluğu ile akar durur iç deryalarının oluk tartmaz kıvrımlarına. Meylettiği gönülle -ama bedenle değil- çiftleşmek ve aynı olan ama ayrı meyvesi olan ağaçta yine ayrı olarak ama bir bütün bakmak isteyerek açar gönlünü koşulsuzluğa, heyecana, tarifsiz kıpırtıya, dipsiz keşif, köşksüz ve köksüz alemlere iç yakıcılığıyla.
Sonra başlar zamanın doğum sancıları, içte büyüyen farklılıkların, tutarsızlıkların, bencilliklerin, aymazlıkların, dahasını istemelerin; yani kısaca doyumun; - bir bebek bekleyen kadın bedeninde oluşan vücut çatlakların oluştuğu pürüzlü yüzeyde, sancıdır son noktayı koyan pek çokça. Bu pürüzlü yüzeyde, zamanın doğum sancıları kendini hissettirdiğinde, zaten bilinçte, biliçaltıda hazır eder kendini, yaklaşmakta olan doğumun her şeyi değiştireceğine ve belki de bitireceğine.
Bu gebeliğin bitişi akabinde insan çoğalır; hisler tükenir canfeza duyguların yılgınlığıyla...
taraflardan biri kırgın fakat hala istekli, muhatabın öteki yanı şefkatli fakat kızgın, artık vereceği bir şey olmadığından. muştulanan birine güzel-özgür haber deminde, diğerine kahrolmak tazeliğinde, hem de her mevsiminde...
doğru mudur bilinmez ama; iki taraflı ilişkilerin birinde seven, ötekinde sevilen dururmuş; yani biri aşık diğeri maşuk olurmuş, yani biri kavuşan, diğeri kavuşulan olurmuş; roller kişinin karakteriyle ve aslında en çok da verdikleriyle değil, zulalarında sakladıklarıyla biçimlenir, kimlikler bellenirmiş. biri etkin, diğeri edilgen bu yüzden olurmuş.
Yani hayatta ne görünen tamdır, ne de yaşanan bilenen kadardır; hep dahası, hep ilerisi vardır. Ama insan son noktayı bir yerde koyar; koyduğu nokta ile de o konuyu kapatır.
Haa sonradan o noktanın virgül deminde olup, konunun ve durumun devam etmesi olasılığı da varmış; en çok da bu sıkar, bu yakarmış can. Yeniden gelen, yineden olan Havva ya da adem. Ezberler zati akılda kalem kalem, tutam tutam. işte burada baskın olan, ilkinde anlaşılamayan ama bu defa çok da fazla can yakan sevenle-sevilenin artık imbiğinden akan gerçeklerin sahneye koyulması olurmuş. Yani sevilen çoktan bitirmişken fakat ezberini tazelerken, seven hep o filiz olan dalları ile baharı beklemenenin mahcubiyeti ile çiçek çiçek açar sevdiğine, yârına, yarınına, özlemine, hayaline, bergüzar tadındaki anısının kahramanına!..
Tükenen tükenmiş, biten bitmiştir. Aslında istenenin ne olduğunu kişi-ler bilmiştir:
Ya iki elma, aynı dalda iki olup bir görmeye devam edermiş;
Ya iki elma, aynı dalda bir olup, bir görmeye devam edermiş;
Ya da iki elma, aynı dalda iki olup, ayrık, iki görmeye meyledermiş. Birinde anı tatlı, diğerinde de anı iç çektiren bir anı oluverirmiş.
geçmiş zamana kalacak acı tecrübeler var çokça şimdikinin içinde, geçmişinin özünde! miş'li zamanın küflenmiş raflarına doluşacak delişmen ama bir o kadar da hislere ayraç koyan tecrübe-yaşanmışlık sevinin ölümsüzlüğünde ama aslında kökeninde... Anlamak yok, anlatmak istenenler haybede saklanan birer koz, kelebek olmadan önce tırtılın kaldığı örtüde... Ama insan bu, kozanın ya da heybenin içinden tüm sıfat ve fillere olumsuzluk ekleyiveriyor en acımasız halleriyle.
Bir aşk;
Güzel başlar en yalın haliyle.
En gerçek coşkunluğu ile akar durur iç deryalarının oluk tartmaz kıvrımlarına. Meylettiği gönülle -ama bedenle değil- çiftleşmek ve aynı olan ama ayrı meyvesi olan ağaçta yine ayrı olarak ama bir bütün bakmak isteyerek açar gönlünü koşulsuzluğa, heyecana, tarifsiz kıpırtıya, dipsiz keşif, köşksüz ve köksüz alemlere iç yakıcılığıyla.
Sonra başlar zamanın doğum sancıları, içte büyüyen farklılıkların, tutarsızlıkların, bencilliklerin, aymazlıkların, dahasını istemelerin; yani kısaca doyumun; - bir bebek bekleyen kadın bedeninde oluşan vücut çatlakların oluştuğu pürüzlü yüzeyde, sancıdır son noktayı koyan pek çokça. Bu pürüzlü yüzeyde, zamanın doğum sancıları kendini hissettirdiğinde, zaten bilinçte, biliçaltıda hazır eder kendini, yaklaşmakta olan doğumun her şeyi değiştireceğine ve belki de bitireceğine.
Bu gebeliğin bitişi akabinde insan çoğalır; hisler tükenir canfeza duyguların yılgınlığıyla...
taraflardan biri kırgın fakat hala istekli, muhatabın öteki yanı şefkatli fakat kızgın, artık vereceği bir şey olmadığından. muştulanan birine güzel-özgür haber deminde, diğerine kahrolmak tazeliğinde, hem de her mevsiminde...
doğru mudur bilinmez ama; iki taraflı ilişkilerin birinde seven, ötekinde sevilen dururmuş; yani biri aşık diğeri maşuk olurmuş, yani biri kavuşan, diğeri kavuşulan olurmuş; roller kişinin karakteriyle ve aslında en çok da verdikleriyle değil, zulalarında sakladıklarıyla biçimlenir, kimlikler bellenirmiş. biri etkin, diğeri edilgen bu yüzden olurmuş.
Yani hayatta ne görünen tamdır, ne de yaşanan bilenen kadardır; hep dahası, hep ilerisi vardır. Ama insan son noktayı bir yerde koyar; koyduğu nokta ile de o konuyu kapatır.
Haa sonradan o noktanın virgül deminde olup, konunun ve durumun devam etmesi olasılığı da varmış; en çok da bu sıkar, bu yakarmış can. Yeniden gelen, yineden olan Havva ya da adem. Ezberler zati akılda kalem kalem, tutam tutam. işte burada baskın olan, ilkinde anlaşılamayan ama bu defa çok da fazla can yakan sevenle-sevilenin artık imbiğinden akan gerçeklerin sahneye koyulması olurmuş. Yani sevilen çoktan bitirmişken fakat ezberini tazelerken, seven hep o filiz olan dalları ile baharı beklemenenin mahcubiyeti ile çiçek çiçek açar sevdiğine, yârına, yarınına, özlemine, hayaline, bergüzar tadındaki anısının kahramanına!..
Tükenen tükenmiş, biten bitmiştir. Aslında istenenin ne olduğunu kişi-ler bilmiştir:
Ya iki elma, aynı dalda iki olup bir görmeye devam edermiş;
Ya iki elma, aynı dalda bir olup, bir görmeye devam edermiş;
Ya da iki elma, aynı dalda iki olup, ayrık, iki görmeye meyledermiş. Birinde anı tatlı, diğerinde de anı iç çektiren bir anı oluverirmiş.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar