bugün
- deccal internetten çıkacak7
- orta doğu'nun orta dünya gibi olması7
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay7
- sözlük whatsapp grupları5
- sıcak havaların sona ermesi4
- togg t6x6
- cennetin de bu hayatta olması2
- dayatılmış güzellik algısı5
- ruhi çenet7
- kpss 20263
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı41
- yazarların otopsileri2
- özbek kadınlar2
- siyasi vesayet2
- deizm6
- kırbaç isteyen var mı5
- ekşi sözlük11
- yarın kpssye girecek yazarlar13
- bana onu sormayin2
- gocu bak bi5
- bütün yazarları eksileyen yazar kim sorunsalı2
- kadınların kötü günde terk edip gitmeleri3
- ismail kartal10
- enayimiknatisii36
- düşün ki o bunu okuyor7
- anın görüntüsü26
- kıyamet döneminde yaşanacak felaketler2
- sözlük kızlarındaki libido yüksekliği4
- fenerbahçe12
- diamond bey biraderelle2
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- anderson talisca3
- güne bir şarkı bırak7
- gocu51
- ölüm9
- şarap3
- dansöz izleme keyfi11
- insan olmaya ceyrek kala26
- hangi renksiniz17
- aziz yıldırım12
- suriye'nin medeniyete katkıları2
- serhat kılıç13
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüleri3
- çocuklara verilen farklı isimler12
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı12
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- tai lung34
* *
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar