bugün
- iktidar değişince aktroller ne olacak sorunsalı6
- sevgililer nerede seks yapıyor9
- bik bik'e hediye edeceğim mutfak4
- donsuz bedevi6
- 0 0 721
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması10
- ismet gürbüz ile berlin gece hayatına akmak4
- hergün dondurma yenir mi3
- aşure vs waffle7
- klavyenizde ben aslında yazdıktan sonra ne çıkıyor7
- ahmet burak erdoğan7
- türk kahvesi eşlikçisi2
- akepede kliklerin savaşı11
- şeyhin götüne priz sokmak3
- sözlük erkeklerinin zeki seksi ve kültürlü olması2
- pandela15
- ülkenin burokrasini ele geçirerek darbe yapmak2
- velvet hanımkızımız2
- erdoğan olmasa türkiye bölünür4
- israil10
- chp grup toplantısı3
- sözlük kızlarının dantelleri2
- para parayı çeker mi5
- yapay zeka ile kod yazmanin getirdigi tembellik5
- atatürkçü zannedilen ünlüler3
- türkiye13
- tek başına uzun yol gitmek7
- dindar nesil yetiştirmek2
- bik bik'in aşuresi6
- iran abd doha görüşmesi3
- atatürk'ün dindar rte'nin laik olması4
- mıknatısların sevişgen olması2
- depremlerin sebebi2
- sanal ortamda sevgili arayan evli erkek4
- tuzla bit pazarı2
- aktrollerin bana bir şey olmaz sanrısı3
- türk düşmanlığı allah'a düşmanlıktır3
- arkadaş2
- bugün ne yaptınız5
- türkiye büyüyor3
- filistin in ermeni soykırımını tanıması35
- ona bir cümle bırak8
- 30 haziran4
- düşünmek hakkında düşünmek5
- türklerin pis olması6
- sözlük kızlarının kirpikleri2
- ali naci küçük2
- evli kadınla beraber olmak4
- özgürlük ve disiplin paradoksu4
- nasılsınız3
* *
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Gündemdeki Haberler