bugün
- from gold from dust29
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- pudra kokusu6
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği12
- queen ravenna ifşası15
- 50 kilo üstü kız tripleri5
- saat12
- sözlük yazarlarının en sevdiği tv kanalı8
- kol saati8
- sözlük kızlarının venüs gamzeleri7
- sözlük erkeklerini topluca veterinere götürmek10
- tavuklu pilav8
- bir erkek adam kadınlara yükselmez8
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- kolye143
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması9
- ioçk'nın ifşası4
- beşiktaş18
- crystal palace8
- ayaklara fısıldayan adam5
- fırın sütlaç8
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak4
- true'nun çaylak olması5
- 1 80 boyunda kadın olmak10
- netflix yapımı izleyen erkek gizli eşcinseldir11
- futbol20
- at9
- denenecek çok şey var4
- avrupa11
- ömür boyu yalnız kalmak istemek8
- damacanayı sebile takarken gaza gelmek3
- beşiktaş 2 crystal palace 23
- gocu nerede gocu3
- 25 yaşında hala evlenmeyi başaramamış kadın5
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- akepe dönemi15
- 22 ekim 2026 trabzonspor hearts maçı10
- 2 kaslı sözlük erkeği arasında tost olmak4
- izmirin en güzel semtleri10
- ümit akdağ3
- güney afrika4
- 40 yaş üstü erkeklerin doğal yaşam alanları5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- 40'a doğru yaklaşmak4
- özlemek3
- hava yapmış kavanoz kapağı açmak2
- la loba21
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu12
* *
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Bir kaplumbağa yürüyor. Sırtında kocaman bir kabuk. Uçuk gri, çok uçuk kahverengi, Prens dö Gal biçiminde kocaman bir kabuk... Yavaş yavaş yürüyor bir kaplumbağa...
Bu kaplumbağa yüz yıl yaşamış. iki yüz yıl yaşamış bu kaplumbağa... Güneşli günler görmüş, yağmurlu günler görmüş... Taşlar atmışlar bu kaplumbağaya, kabuğunun içine kaçmış; sonra yavaş yavaş, sonra usul usul çıkarmış kafasını; bir adım, bir adım daha...
Bir yerlere gitmek ister kaplumbağa... Ne rotası, ne pusulası... Ama anlayın canım, siz anlarsınız; bir yerlere gitmek ister, ah ister bu kaplumbağa...
***
Sesler gelir, gürültüler gelir uzaklardan:
- Şu kaplumbağayı ters çevirelim, çaresizlik içinde oynayan ellerini, ayaklarını seyredelim, gülelim.
Kaplumbağa yalnız, kaplumbağa kimsesiz... Çizik çizik buruşuklar içinde boynu; bazen kabuğundan uzatır kafasını, küçücük siyah gözleriyle bakar etrafına... Sonra sert bir ayak sesi, sonra bir gürültü, sonra gürültüler; gene çeker içine kafasını kaplumbağa...
***
Akdeniz kıyılarında hayat ne güzeldir... Bir kadının elini tutarsın... Güneş yakmaz ısıtır; kalbin üşüyen dokularını ısıtır. Tehlikeli ayak sesleri kaybolmuş. Her ses bir serenat, her ses bir yaşama aşkının türküsüdür. Çekinmeden, korkmadan sevmek istersen sevebilir, haykırmak istersen haykırabilirsin... Ve yürüyebilirsin kafanı kabuğundan çıkarıp...
Siz bir güneş altında, bir deniz kenarında bir kaplumbağanın duymak istediği güvenliği hayatınızda hiç duydunuz mu? Duydunuz mu bu güvenliği...
Gerine gerine:
- Hürüm, yaşıyorum, benim, diyebildiniz mi?
***
Kaplumbağalar pek diyemezler bunu, ama siz de diyemezsiniz...
Saat dokuzda işbaşında olmak var... Biriken borçları ödemek... Kızdırmamak kimseyi... On ikide paydos, bir buçukta iş... Akşamın beşi, bir türlü gelmez... Cepte para o kadar az ki, dolmuşla otobüs arasında tercih yapmak; Kant felsefesi üzerinde düşünmekten çok daha uzun sürer...
***
Sev, sevemezsin; yaşa, yaşayamazsın... Işıklı vitrinler, fiyakalı otomobiller... Kürklü, yumuşak, gülümseyen kadınlar... Hepsi sahillerin öteki tarafındadır. Ve bir kere gelmişsin dünyaya...
Yaşamak, göğsünü benim diye döve döve yaşamak, yaşadığını duya duya yaşamak... Ayın sonu, cepte iki buçuk lira... Saat dokuzda işin başında olacaksın... On ikide yemek tatili... Bir buçuk, beş... Her gün bu, bu her gün... Başını dışarı uzatamayan kaplumbağa gibi...
***
Şu sırtımdaki kabuktan soyunsam; bir dikilsem, haykırsam güneşlerin ve yağmurların altında; uzun uzun haykırsam, bin yıllık baskıların isyanıyla haykırsam:
- Ben de varım, ben de insanım; sevmek istiyorum ben de, sevilmek istiyorum ben de...
***
Bir elde sefertası... Saat dokuzda gelmezsen olmaz. Saat on ikide sefertasını açacak ve makarnayı çatallayacaksın...
Sonra emekliye ayıracaklar seni... Çürümüş vücudunla hayatın karşısında, fırlatılmış bir tükürük gibi yalnız bırakacaklar seni... Akdeniz kıyılarında bir neşeli kadınla el ele yürümenin tadını tadamadan, sufli bir köşede ölümü bekleyeceksin... Korkutulmuş bir kaplumbağa gibi, başı daima kabuğunun içinde, daima ürkek, daima haykırmadan, yaşamanın türküsünü çağıramadan...
***
Karşı sahillerde ışıklar... Karşı sahillerde en neşeli kahkahalar... Sokulursan yanlarına; bir budala, bir âciz, bir sünepe diye bakarlar sana... Sen bin yılın ürkek, bin yılın koşmasını bilmeyen zavallı kaplumbağasısın...
***
Çocuklardan ne haber, çocuklardan... Adam olacaklarına, karşı sahile çıkacaklarına itimadın var mı? Bak şimdiden alay ediyorlar seninle... Ya karın, yandaki komşu karısının elbisesini kıskanmıyor mu?..
Sen bağır istediğin kadar:
- Hanım, hepsi bu, yetmiyor para...
Kızdığı zaman vereceği cevap, bütün kadınların kızdıkları zaman verdiği cevabın aynıdır:
- Sen adam mısın?
***
Düşün, adam mısın sen... Sen bir kaplumbağasın... içine çekik, ters çevrilmekten, örselenmekten korkan bir kaplumbağa...
Hiç hayatında ayağa kalkabildin mi? Her zaman böyle yavaş, her zaman böyle ürkek... Her zaman karşı sahillere imrenen bir kaplumbağa...
Bin yıl yaşadın, bin yıl daha yaşayabilirsin...
Hayatta bir şey, bir tek şey vardır:
- Yaşayabildim, demek...
Diyemiyorsan gel yanıma, gel buraya; gel dertleşelim... Ve istersen arayalım kaplumbağa olmaktan nasıl mümkündür kurtulmak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar