bugün
- tc'nin geleceği cumhuriyeti kuran chp ile olacak4
- saraca finch house6
- bir şeyler söyle8
- true'nin akp'ye oy vermesi6
- arkadaşlar bakar mısınız15
- her şey olabilecekken hiçbir bok olamamak8
- şirinler köyüne yeni şirin13
- chp'nin hali ne olacak57
- nataşalara para yedirmek9
- yakışıklı erkek gören türk kızının tepkisi9
- trendyol4
- izmir de giyimiyle başkaldıran erkek9
- selam sizinle tanışmış mıydık2
- evrim teorisine göre ilk canlı hemen türedi mi6
- dersimli kemal2
- ap'nin bakan gürlek'e yaptırım çağrısı2
- şanzıman ustalarının aylık 200k para kazanması4
- instagram3
- ikramda bulunurken ısrar etme saçmalığı3
- en iyi antidepresan16
- erkeğin evlenince eşine it gibi davranması4
- otomatik el freninin testosteronu düşürmesi3
- sürekli yorgun olan yeni gelin3
- ayran ve şalgam suyunu karıştırıp içmek5
- kemal kılıçdaroğlu13
- başkanlık sisteminden beri her şeyin kötü gitmesi16
- 13 haziran 2026 fenerbahçe beko beşiktaş rain maçı2
- kötülük yapan kişiye verilecek en güzel cevap7
- kale3112 nickli sözlük yazarı7
- panik atak3
- kedi10
- sana vurana sen de vur diyen ebeveyn13
- gazze de can kaybı 72 bin 993'e yükseldi9
- hoşlanılan kızı havuza itmek3
- kötü biri olduğunu bilmek8
- anın görüntüsü21
- ne alakası var2
- müfredatın felsefeyi boğması üzerine3
- milli takımı destekleme zorunluğu7
- tc'nin en büyük yalanı 128 milyar dolar kampanyası2
- naber lan it diye mesaj atan sevgili9
- true denen arkadaş6
- bir yazılımcının linkedin de takipçi kasma çabası2
- saç dökülmesi için tavsiyeler2
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek16
- neden yalnızsın6
- melisa döngel3
- true denilen yazar17
- gönüllü esaret paradoksu2
- birgün gazetesi'nin namaza düşmanlık etmesi7
insanların daima tarihin her döneminde gerek siyasi gerek toplumsal olarak ezilmiş ve hor görülmüş olduğunu söylemek yanlış bir tespit olmaz. insan hayatının değersiz görülmesi olgusu güçlü-güçsüz, yöneten-yönetilen, ezen-ezilen çekişmesi var olduğundan beri yani bu da demek oluyor ki insanın varlığından itibaren süregelmektedir ve ilerleyen, gelişen insan hakları kavramı insan hayatının önemi kavrayıp, insan haklarının kıtalararası iletişim ve ulaşımın gelişmesinden sonra dillerden eksik olmayan ‘küreselleşen dünya’da artık kendine önemli bir yer bulması gerekliliğine karşın, ‘insanların ezilmesi’ durumu kendine daima yer bulmaktadır. insan haklarını tamamen hiçe saymak gibi bir kanaat içinde değilim fakat günümüzde insan hayatının değerini bilmemenin, insanlara yeterli hayat standartları sunmamanın geride kalmış bir zihniyet olması gerektiği fikrindeyim. fakat durum ne yazık ki öyle değil. insanların değerinin bilinmemesi, temel ihtiyaçlarını bile gideremedikleri bir dünyada yaşamaktayız ve insanların insan gibi bilinmedikleri bu dünyanın en büyük temsilcileri ise kentler. büyük kentler, milyonları barındıran metropoller…
milyar dolarlık yapıları, tabiri caizse göğe uzanan gökdelenleri barındıran bu görkemli şehirlerin giyecek, yiyecek, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını giderecek durumda olmayan insanları barındırması gerçekten çok trajik bir durum. bizler geliştik, yükseldik, teknolojinin sınır tanımadığı bir zamana eriştik, dünyayı yetersiz görüp uzay için planlar yapmaya başladık. fakat biz bir şeyleri unuttuk. binalarımız, gökdelenlerimiz fütürist bir havada iken, neden hala insanın varlığından bu yana karşılamak zorunda olduğu ihtiyaçları, karşılayamayan insanlar görüyoruz ? bir kısmımız hızla gelişen dünyaya ayak uyduramaması hangi politikanın suçu ?
binalarımızın kentlerimizin görkemli fakat insani duygularımızın hala karanlık çağda olduğu kadar yabani olduğunu söylemek mümkün. görmezden gelmek, yok saymak, çıkarcı olmak, sadece kendi menfaati üzerine düşmek gibi huylarımızdan vazgeçemedik. artık insan daha bireyci, insan ilişkileri soğuk ve de kişiliksizce. dışarıyı umursamamak gibi huylarımız var artık bizim. 19 yy. ın çoğu zaman büyük bir dönüm noktası olduğunu düşünürüm. teknolojimiz, endüstrimiz ne kadar geliştiyse, insanlığımız da o kadar dibe battı.
dünyada adı geçen sayılı şehirlere panoramik fotoğraflardan baktığım zaman göze çarpan görkemli görünüşün arkasında kötü hikayeler barındırdığını düşündüğüm zamanlar oluyor. kentleşmenin gerekliliği bir şeyleri unutmak mıdır acaba ? küçük olan, azınlık olan ne zaman önemliydi bizim dünyamızda ?
kentsel dönüşüm’ ilk bakışta kulağa hoş gelen olumlu yargı barındıran bir kelime. bir şeylerin iyileştirilmesi, yoluna sokulması, çağa ayak uydurmanın bir eylemi. fakat durum düşünüldüğü gibi değil. daha doğrusu bu durum yaşamakta olduğumuz ülke için düşünüldüğü gibi değil. kentsel dönüşüm bir nevi iyileştirmek, insanların ve şehirlerin standartlarını çağa uygun bir biçime getirmek, geliştirmek anlamında kullanılan yeni bir kavram. şehirlerin artık tüm coğrafyayı yutan bir canavar haline geldiği dünyamızda gerekli olduğunu söylemek mümkün ve bu yüzden kentsel dönüşümü eleştirmenin doğru bir yaklaşım olacağı fikrinde değilim. fakat ‘ülkemizdeki kentsel dönüşüm mantığı’ denince eleştirinin pek haksız olacağını düşünmüyorum. dönüşümün ana unsuru olan o beldenin insanları daima dışa itilmekte ve yapılan dönüşüm belde halkını bölgeden kovup alım gücü daha yüksek ailelerin oraya yerleştirilmesinden ibaret. insanların yaşam alanı olarak oraya seçmiş olmaları kimin suçu olabilir ? daha duygusal bir bakış açısıyla baktığımızda o insanlardan çocukluklarını geçirdikleri, arkadaşlıklar kurdukları o mahalle kültüründen bir gün de apar topar kopmalarını beklemek yanlış bir yaklaşım. kentleri yenilemenin bir gereklilik olduğunu söyleyebiliriz ama dönüşüm adı altında kentlerin mahallelerin tarihsel dokularına zarar vermek de farklı bir konu. kısaca belirtmek istediğim, kentsel dönüşüm uygulanması gereken bir sistem fakat doğru uygulanması asıl önemli olan nokta. kenti iyileştirirken, sistem için değersiz görünen insanların hiçe sayılmaması gerekmekte. kentsel dönüşümün amacı şehrin yapısal olarak çağa ayak uydurması olmalı fakat ülkemizde kentsel dönüşüm ne yazık ki bir marka.
milyar dolarlık yapıları, tabiri caizse göğe uzanan gökdelenleri barındıran bu görkemli şehirlerin giyecek, yiyecek, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını giderecek durumda olmayan insanları barındırması gerçekten çok trajik bir durum. bizler geliştik, yükseldik, teknolojinin sınır tanımadığı bir zamana eriştik, dünyayı yetersiz görüp uzay için planlar yapmaya başladık. fakat biz bir şeyleri unuttuk. binalarımız, gökdelenlerimiz fütürist bir havada iken, neden hala insanın varlığından bu yana karşılamak zorunda olduğu ihtiyaçları, karşılayamayan insanlar görüyoruz ? bir kısmımız hızla gelişen dünyaya ayak uyduramaması hangi politikanın suçu ?
binalarımızın kentlerimizin görkemli fakat insani duygularımızın hala karanlık çağda olduğu kadar yabani olduğunu söylemek mümkün. görmezden gelmek, yok saymak, çıkarcı olmak, sadece kendi menfaati üzerine düşmek gibi huylarımızdan vazgeçemedik. artık insan daha bireyci, insan ilişkileri soğuk ve de kişiliksizce. dışarıyı umursamamak gibi huylarımız var artık bizim. 19 yy. ın çoğu zaman büyük bir dönüm noktası olduğunu düşünürüm. teknolojimiz, endüstrimiz ne kadar geliştiyse, insanlığımız da o kadar dibe battı.
dünyada adı geçen sayılı şehirlere panoramik fotoğraflardan baktığım zaman göze çarpan görkemli görünüşün arkasında kötü hikayeler barındırdığını düşündüğüm zamanlar oluyor. kentleşmenin gerekliliği bir şeyleri unutmak mıdır acaba ? küçük olan, azınlık olan ne zaman önemliydi bizim dünyamızda ?
kentsel dönüşüm’ ilk bakışta kulağa hoş gelen olumlu yargı barındıran bir kelime. bir şeylerin iyileştirilmesi, yoluna sokulması, çağa ayak uydurmanın bir eylemi. fakat durum düşünüldüğü gibi değil. daha doğrusu bu durum yaşamakta olduğumuz ülke için düşünüldüğü gibi değil. kentsel dönüşüm bir nevi iyileştirmek, insanların ve şehirlerin standartlarını çağa uygun bir biçime getirmek, geliştirmek anlamında kullanılan yeni bir kavram. şehirlerin artık tüm coğrafyayı yutan bir canavar haline geldiği dünyamızda gerekli olduğunu söylemek mümkün ve bu yüzden kentsel dönüşümü eleştirmenin doğru bir yaklaşım olacağı fikrinde değilim. fakat ‘ülkemizdeki kentsel dönüşüm mantığı’ denince eleştirinin pek haksız olacağını düşünmüyorum. dönüşümün ana unsuru olan o beldenin insanları daima dışa itilmekte ve yapılan dönüşüm belde halkını bölgeden kovup alım gücü daha yüksek ailelerin oraya yerleştirilmesinden ibaret. insanların yaşam alanı olarak oraya seçmiş olmaları kimin suçu olabilir ? daha duygusal bir bakış açısıyla baktığımızda o insanlardan çocukluklarını geçirdikleri, arkadaşlıklar kurdukları o mahalle kültüründen bir gün de apar topar kopmalarını beklemek yanlış bir yaklaşım. kentleri yenilemenin bir gereklilik olduğunu söyleyebiliriz ama dönüşüm adı altında kentlerin mahallelerin tarihsel dokularına zarar vermek de farklı bir konu. kısaca belirtmek istediğim, kentsel dönüşüm uygulanması gereken bir sistem fakat doğru uygulanması asıl önemli olan nokta. kenti iyileştirirken, sistem için değersiz görünen insanların hiçe sayılmaması gerekmekte. kentsel dönüşümün amacı şehrin yapısal olarak çağa ayak uydurması olmalı fakat ülkemizde kentsel dönüşüm ne yazık ki bir marka.
Gündemdeki Haberler